4580. Hadis
حَدَّثَنِي الصَّلْتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ إِدْرِيسَ، عَنْ طَلْحَةَ بْنِ مُصَرِّفٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاس ٍ ـ رضى الله عنهما ـ {وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ} قَالَ وَرَثَةً. {وَالَّذِينَ عَاقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ} كَانَ الْمُهَاجِرُونَ لَمَّا قَدِمُوا الْمَدِينَةَ يَرِثُ الْمُهَاجِرُ الأَنْصَارِيَّ دُونَ ذَوِي رَحِمِهِ لِلأُخُوَّةِ الَّتِي آخَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمْ فَلَمَّا نَزَلَتْ {وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ} نُسِخَتْ، ثُمَّ قَالَ {وَالَّذِينَ عَاقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ } مِنَ النَّصْرِ، وَالرِّفَادَةِ وَالنَّصِيحَةِ، وَقَدْ ذَهَبَ الْمِيرَاثُ وَيُوصِي لَهُ. سَمِعَ أَبُو أُسَامَةَ إِدْرِيسَ، وَسَمِعَ إِدْرِيسُ طَلْحَةَ.
Bize el-Salt bin Muhammed tahdis etti, bize Ebû Üsâme, İdris'ten, o Talha bin Musarrif'ten, o Saîd bin Cübeyr'den, o da İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [naklen] şöyle dedi: {وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ} “Anne, baba ve akrabaların bıraktıklarından her biri için varisler (Mevâlî) kıldık...” (en-Nisâ, 33) [ayetindeki Mevâlî] \"Varisler (mirasçılar)\" demektir. {وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ} “...Yeminlerinizin bağladığı [ahitleştiğiniz] kimselere de...” (en-Nisâ, 33) [ayeti hakkında ise şöyle dedi:] Muhacirler Medine'ye geldiklerinde kişi, akrabaları (hısımları) bulunmasına rağmen, bir Ensarî'ye Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in aralarında kurduğu kardeşlik (muâhât) sebebiyle varis olurdu. {وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ} “...Her biri için varisler kıldık...” (en-Nisâ, 33) ayeti nâzil olunca bu (kardeşlik yoluyla mirasçılık) hükmü neshedildi (kaldırıldı). Sonra [İbn Abbas]: {وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ} “...Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin...” (en-Nisâ, 33) ayeti [hakkında]; \"[Bu pay] yardımlaşma, nasihat ve destek (yardım) içindir; bu yolla mirasçı olunmaz, ancak onlar için [vasiyet olarak bir pay] tayin edebilir\" dedi.