4474. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي خُبَيْبُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَفْصِ بْنِ عَاصِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي فِي الْمَسْجِدِ فَدَعَانِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ أُجِبْهُ، فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي كُنْتُ أُصَلِّي. فَقَالَ " أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ {اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ} ثُمَّ قَالَ لِي لأُعَلِّمَنَّكَ سُورَةً هِيَ أَعْظَمُ السُّوَرِ فِي الْقُرْآنِ قَبْلَ أَنْ تَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ ". ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ قُلْتُ لَهُ أَلَمْ تَقُلْ " لأُعَلِّمَنَّكَ سُورَةً هِيَ أَعْظَمُ سُورَةٍ فِي الْقُرْآنِ ". قَالَ " {الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ} هِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ الَّذِي أُوتِيتُهُ ".
Bize Müsedded anlattı, bize Yahyâ anlattı, o Şu’be’den. (Dedi ki): Bana Hubeyb b. Abdurrahman anlattı, o Hafs b. Âsım’dan, o Ebû Saîd el-Muallâ’dan. Dedi ki: Mescitte namaz kılıyordum. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni çağırdı ancak ona (hemen) cevap vermedim. (Namaz bitince yanına gittim ve): "Ey Allah’ın Resûlü, namaz kılıyordum," dedim. "Allah: 'Allah ve Resûlü sizi çağırdığı zaman onlara icabet edin/uyun!' (Enfâl, 24) buyurmuyor mu?" dedi. Sonra bana: "Sen mescitten çıkmadan önce sana Kur’an’daki surelerin en büyüğünü mutlaka öğreteceğim," buyurdu. Sonra elimden tuttu. Çıkmak istediği sırada ona: "Bana, 'Sana Kur’an’daki surelerin en büyüğünü mutlaka öğreteceğim,' dememiş miydin?" dedim. (Bunun üzerine) şöyle buyurdu: "El-Hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn (Fâtiha Suresi); o, (bana verilen) el-Seb’u’l-Mesânî (tekrarlanan yedi ayet) ve yüce Kur’an’dır."
4475. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ سُمَىٍّ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا قَالَ الإِمَامُ {غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ} فَقُولُوا آمِينَ. فَمَنْ وَافَقَ قَوْلُهُ قَوْلَ الْمَلاَئِكَةِ غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ ".
Bize Abdullah b. Yusuf anlattı, bize Mâlik haber verdi, o Sümeyy’den, o Ebû Sâlih’ten, o Ebû Hureyre’den radıyallahu anh. (Dedi ki): Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İmam 'Gayri’l-mağdûbi aleyhim ve le’d-dâllîn' dediği zaman, siz 'Âmin' deyin. Zira kimin sözü meleklerin sözüne denk gelirse geçmiş günahları bağışlanır."
4476. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَجْتَمِعُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِّنَا فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ أَبُو النَّاسِ، خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ، وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُلِّ شَىْءٍ، فَاشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّكَ حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا. فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ ذَنْبَهُ فَيَسْتَحِي ـ ائْتُوا نُوحًا فَإِنَّهُ أَوَّلُ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ. فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ. وَيَذْكُرُ سُؤَالَهُ رَبَّهُ مَا لَيْسَ لَهُ بِهِ عِلْمٌ فَيَسْتَحِي، فَيَقُولُ ائْتُوا خَلِيلَ الرَّحْمَنِ. فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا كَلَّمَهُ اللَّهُ وَأَعْطَاهُ التَّوْرَاةَ. فَيَأْتُونَهُ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ. وَيَذْكُرُ قَتْلَ النَّفْسِ بِغَيْرِ نَفْسٍ فَيَسْتَحِي مِنْ رَبِّهِ فَيَقُولُ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ، وَكَلِمَةَ اللَّهِ وَرُوحَهُ. فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ، ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا غَفَرَ اللَّهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ. فَيَأْتُونِي فَأَنْطَلِقُ حَتَّى أَسْتَأْذِنَ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ {لِي} فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ رَأْسَكَ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ. فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأَحْمَدُهُ بِتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ، ثُمَّ أَشْفَعُ، فَيَحُدُّ لِي حَدًّا، فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ إِلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي ـ مِثْلَهُ ـ ثُمَّ أَشْفَعُ، فَيَحُدُّ لِي حَدًّا، فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ {ثُمَّ أَعُودُ الثَّالِثَةَ} ثُمَّ أَعُودُ الرَّابِعَةَ فَأَقُولُ مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ وَوَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ " إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ ". يَعْنِي قَوْلَ اللَّهِ تَعَالَى {خَالِدِينَ فِيهَا}.
Bize Müslim b. İbrahim anlattı, bize Hişâm anlattı, bize Katâde anlattı, o Enes’ten radıyallahu anh, o Nebî’den sallallâhu aleyhi ve sellem. Halife (b. Hayyât) bana dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey anlattı, bize Saîd anlattı, o Katâde’den, o Enes’ten radıyallahu anh. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet günü müminler toplanırlar ve: 'Rabbimiz nezdinde (biri aracılığıyla) şefaat dilesek (de bizi bu sıkıntılı durumdan kurtarsa)!' derler. Adem’e aleyhisselâm gelirler ve: 'Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, meleklerini sana secde ettirdi ve sana her şeyin ismini öğretti. Rabb’in katında bize şefaat et de bizi şu bulunduğumuz yerden (sıkıntıdan) kurtarsın' derler. Adem: 'Ben o makamda değilim,' der ve (yasak ağaçtan yiyerek) işlediği günahı zikredip (Rabbinden) utanır. 'Nuh’a gidin; çünkü o, Allah’ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk resuldür,' der. Nuh’a gelirler. O da: 'Ben o makamda değilim,' der ve hakkında bilgisi olmadığı şeyi Rabbinden istemesini zikrederek utanır. 'Siz Halîlurrahmân’a (İbrahim’e) gidin,' der. İbrahim’e gelirler. O da: 'Ben o makamda değilim. Siz Musa’ya gidin. O, Allah’ın kendisiyle konuştuğu ve Tevrat’ı verdiği bir kuldur,' der. Musa’ya gelirler. O da: 'Ben o makamda değilim,' der ve haksız yere (kısas olmaksızın) bir cana kıydığını zikrederek Rabbinden utanır. 'Siz İsa’ya; Allah’ın kulu, resulü, kelimesi ve ruhuna gidin,' der. İsa: 'Ben o makamda değilim. Siz Muhammed’e sallallâhu aleyhi ve sellem; Allah’ın gelmiş geçmiş tüm günahlarını bağışladığı kula gidin,' der. Onlar bana gelirler. Ben de gider, Rabbimin huzuruna girmek için izin isterim. Bana izin verilir. Rabbimi gördüğümde secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (secde halinde) bırakır. Sonra: 'Başını kaldır! İste, verilecek; söyle, dinlenecek; şefaat et, şefaatin kabul edilecek!' denilir. Başımı kaldırırım ve Rabbimin bana öğrettiği övgülerle O’na hamdederim. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır çizilir (belli bir miktar insan bağışlanır). Onları cennete koyarım. Sonra O’na (Rabbime) dönerim. Rabbimi gördüğümde —önceki gibi (secde ederim)—. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır çizilir. Onları cennete koyarım. Sonra üçüncü kez dönerim. Sonra dördüncü kez dönerim ve: 'Ateşte, Kur’an’ın hapsettiklerinden ve ebedi kalması vacip olanlardan başka kimse kalmadı,' derim." Ebû Abdurrahman (Buhârî) dedi ki: "Kur’an’ın hapsettikleri", Allah Teâlâ’nın "Orada ebedi kalıcıdırlar" (Hûd, 107 vb.) ayetini ifade eder.
4477. Hadis
حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُرَحْبِيلَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَىُّ الذَّنْبِ أَعْظَمُ عِنْدَ اللَّهِ قَالَ " أَنْ تَجْعَلَ لِلَّهِ نِدًّا وَهْوَ خَلَقَكَ ". قُلْتُ إِنَّ ذَلِكَ لَعَظِيمٌ، قُلْتُ ثُمَّ أَىُّ قَالَ " وَأَنْ تَقْتُلَ وَلَدَكَ تَخَافُ أَنْ يَطْعَمَ مَعَكَ ". قُلْتُ ثُمَّ أَىُّ قَالَ " أَنْ تُزَانِيَ حَلِيلَةَ جَارِكَ ".
Bana Osman b. Ebî Şeybe anlattı, bize Cerîr anlattı, o Mansûr’dan, o Ebû Vâil’den, o Amr b. Şurahbîl’den, o Abdullah’tan (İbn Mesud’dan). Dedi ki: Nebî’ye sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah katında hangi günah daha büyüktür?" diye sordum. "Seni yarattığı halde Allah’a şirk (ortak) koşmandır," buyurdu. "Bu gerçekten çok büyüktür," dedim. "Sonra hangisidir?" dedim. "Seninle (yemeğine ortak olup) yer korkusuyla çocuğunu öldürmendir," buyurdu. "Sonra hangisidir?" dedim. "Komşunun karısıyla zina etmendir," buyurdu.
4478. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ حُرَيْثٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ زَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْكَمْأَةُ مِنَ الْمَنِّ، وَمَاؤُهَا شِفَاءٌ لِلْعَيْنِ ".
Bize Ebû Nuaym anlattı, bize Süfyân anlattı, o Abdülmelik’ten, o Amr b. Hureys’ten, o Saîd b. Zeyd’den radıyallahu anh. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Mantar, (Allah’ın İsrailoğulları’na indirdiği) kudret helvasındandır (onun gibi zahmetsiz yetişir). Suyu da göze şifadır."
4479. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قِيلَ لِبَنِي إِسْرَائِيلَ {ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ} فَدَخَلُوا يَزْحَفُونَ عَلَى أَسْتَاهِهِمْ، فَبَدَّلُوا وَقَالُوا حِطَّةٌ، حَبَّةٌ فِي شَعَرَةٍ ".
Bana Muhammed anlattı, bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı, o İbnü’l-Mübârek’ten, o Ma’mer’den, o Hemmâm b. Münebbih’ten, o Ebû Hureyre’den radıyallahu anh. (Dedi ki): Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İsrailoğulları’na: 'Şu kapıdan secde ederek girin ve Hıtta (Bizi bağışla) deyin,' denildi. Onlar ise kalçaları üzerinde sürünerek girdiler ve (sözü) değiştirdiler. 'Hıtta' (yerine) 'bir kıl içindeki tane (buğday)' dediler."
4480. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ بَكْرٍ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ سَمِعَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ، بِقُدُومِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي أَرْضٍ يَخْتَرِفُ، فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنِّي سَائِلُكَ عَنْ ثَلاَثٍ لاَ يَعْلَمُهُنَّ إِلاَّ نَبِيٌّ فَمَا أَوَّلُ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ وَمَا أَوَّلُ طَعَامِ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَمَا يَنْزِعُ الْوَلَدُ إِلَى أَبِيهِ أَوْ إِلَى أُمِّهِ قَالَ " أَخْبَرَنِي بِهِنَّ جِبْرِيلُ آنِفًا ". قَالَ جِبْرِيلُ قَالَ " نَعَمْ ". قَالَ ذَاكَ عَدُوُّ الْيَهُودِ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ. فَقَرَأَ هَذِهِ الآيَةَ {مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ} أَمَّا أَوَّلُ أَشْرَاطِ السَّاعَةِ فَنَارٌ تَحْشُرُ النَّاسَ مِنَ الْمَشْرِقِ إِلَى الْمَغْرِبِ، وَأَمَّا أَوَّلُ طَعَامِ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَزِيَادَةُ كَبِدِ حُوتٍ، وَإِذَا سَبَقَ مَاءُ الرَّجُلِ مَاءَ الْمَرْأَةِ نَزَعَ الْوَلَدَ، وَإِذَا سَبَقَ مَاءُ الْمَرْأَةِ نَزَعَتْ ". قَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ. يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الْيَهُودَ قَوْمٌ بُهُتٌ، وَإِنَّهُمْ إِنْ يَعْلَمُوا بِإِسْلاَمِي قَبْلَ أَنْ تَسْأَلَهُمْ يَبْهَتُونِي. فَجَاءَتِ الْيَهُودُ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَىُّ رَجُلٍ عَبْدُ اللَّهِ فِيكُمْ ". قَالُوا خَيْرُنَا وَابْنُ خَيْرِنَا، وَسَيِّدُنَا وَابْنُ سَيِّدِنَا. قَالَ " أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَسْلَمَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ ". فَقَالُوا أَعَاذَهُ اللَّهُ مِنْ ذَلِكَ. فَخَرَجَ عَبْدُ اللَّهِ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ. فَقَالُوا شَرُّنَا وَابْنُ شَرِّنَا. وَانْتَقَصُوهُ. قَالَ فَهَذَا الَّذِي كُنْتُ أَخَافُ يَا رَسُولَ اللَّهِ.
Bize Abdullah b. Münîr anlattı; o Abdullah b. Bekr’den işitmiş. (Dedi ki): Bize Humeyd anlattı, o Enes’ten. Dedi ki: Abdullah b. Selâm, bir arazide meyve devşirirken Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem (Medine’ye) geldiğini işitti. Hemen Nebî’ye sallallâhu aleyhi ve sellem geldi ve: "Sana, bir peygamberden başkasının bilemeyeceği üç şey soracağım: Kıyamet alametlerinin ilki nedir? Cennet ehlinin (cennete girince) yiyeceği ilk yemek nedir? Çocuk hangi sebeple babasına veya annesine çeker?" dedi. (Nebî): "Bunları Cebrail biraz önce bana haber verdi," buyurdu. Abdullah b. Selâm: "O (Cebrail) mu?" dedi. Nebî: "Evet," buyurdu. Abdullah: "O, melekler arasında Yahudilerin düşmanıdır," dedi. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şu ayeti okudu: "Kim Cebrail’e düşman olursa bilsin ki, onu senin kalbine indiren odur..." (Bakara, 97). Sonra (soruları cevaplamaya devam etti): "Kıyamet alametlerinin ilki, insanları doğudan batıya sürecek olan bir ateştir. Cennet ehlinin yiyeceği ilk yemek, balık ciğerinin (en lezzetli kısmı olan) ziyade kısmıdır (sarkıtıdır). Çocuğun (kime çekeceğine) gelince; eğer erkeğin suyu kadının suyunu geçerse (önce gelirse) çocuk erkeğe çeker. Kadının suyu önce gelirse çocuk kadına çeker." (Bunun üzerine Abdullah b. Selâm): "Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki sen Allah’ın Resûlüsün," dedi. (Sonra şöyle devam etti): "Ey Allah’ın Resûlü! Yahudiler iftiracı/yalan uyduran bir kavimdir. Eğer sen onlara sormadan önce benim Müslüman olduğumu öğrenirlerse bana iftira atarlar." Derken Yahudiler geldi. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: "Abdullah b. Selâm aranızda nasıl bir adamdır?" diye sordu. "O bizim hayırlımız ve hayırlımızın oğludur; efendimiz ve efendimizin oğludur," dediler. Nebî: "Peki, Abdullah b. Selâm Müslüman olursa ne dersiniz?" buyurdu. "Allah onu bundan korusun!" dediler. O sırada Abdullah (saklandığı yerden) çıktı ve: "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve enne Muhammeder Resûlullah," dedi. (Bunu duyan Yahudiler hemen): "O bizim şerlimiz ve şerlimizin oğludur," deyip onu kötülemeye başladılar. Abdullah: "İşte benim korktuğum buydu, Ey Allah’ın Resûlü!" dedi.
4481. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ حَبِيبٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ أَقْرَؤُنَا أُبَىٌّ، وَأَقْضَانَا عَلِيٌّ، وَإِنَّا لَنَدَعُ مِنْ قَوْلِ أُبَىٍّ، وَذَاكَ أَنَّ أُبَيًّا يَقُولُ لاَ أَدَعُ شَيْئًا سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَدْ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى {مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نَنْسَأْهَا}
Bize Amr b. Ali anlattı, bize Yahyâ anlattı, bize Süfyân anlattı, o Habîb’den, o Saîd b. Cübeyr’den, o İbn Abbâs’tan. Dedi ki: Ömer radıyallahu anh şöyle dedi: "Bizim en iyi okuyucumuz (kurrâmız) Übeyy, en iyi hüküm verenimiz (kadımız) ise Ali’dir. (Bununla birlikte) biz Übeyy’in sözünden bir kısmını terk ederiz. Çünkü Übeyy: 'Ben Resûlullah’tan sallallâhu aleyhi ve sellem işittiğim bir şeyi asla bırakmam,' diyor. Oysa Allah Teâlâ: 'Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak...' (Bakara, 106) buyurmuştur."
4482. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " قَالَ اللَّهُ كَذَّبَنِي ابْنُ آدَمَ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذَلِكَ، وَشَتَمَنِي وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذَلِكَ، فَأَمَّا تَكْذِيبُهُ إِيَّاىَ فَزَعَمَ أَنِّي لاَ أَقْدِرُ أَنْ أُعِيدَهُ كَمَا كَانَ، وَأَمَّا شَتْمُهُ إِيَّاىَ فَقَوْلُهُ لِي وَلَدٌ، فَسُبْحَانِي أَنْ أَتَّخِذَ صَاحِبَةً أَوْ وَلَدًا ".
Bize Ebu’l-Yemân anlattı, bize Şuayb haber verdi, o Abdullah b. Ebî Hüseyin’den. (Dedi ki): Bize Nâfi b. Cübeyr anlattı, o İbn Abbâs’tan radıyallahu anhumâ, o Nebî’den sallallâhu aleyhi ve sellem. (Dedi ki): "Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Ademoğlu beni yalanladı; oysa buna hakkı yoktu. Ve bana sövdü; buna da hakkı yoktu. Beni yalanlaması; benim onu (öldükten sonra) ilk yarattığım gibi diriltmeye güç yetiremeyeceğimi iddia etmesidir. Bana sövmesi ise; benim bir evladım olduğunu söylemesidir. Ben bir eş veya evlat edinmekten münezzehim (uzağım)."
4483. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ حُمَيْدٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ وَافَقْتُ اللَّهَ فِي ثَلاَثٍ ـ أَوْ وَافَقَنِي رَبِّي فِي ثَلاَثٍ ـ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، لَوِ اتَّخَذْتَ مَقَامَ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ يَدْخُلُ عَلَيْكَ الْبَرُّ وَالْفَاجِرُ، فَلَوْ أَمَرْتَ أُمَّهَاتِ الْمُؤْمِنِينَ بِالْحِجَابِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ آيَةَ الْحِجَابِ قَالَ وَبَلَغَنِي مُعَاتَبَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بَعْضَ نِسَائِهِ، فَدَخَلْتُ عَلَيْهِنَّ قُلْتُ إِنِ انْتَهَيْتُنَّ أَوْ لَيُبَدِّلَنَّ اللَّهُ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم خَيْرًا مِنْكُنَّ. حَتَّى أَتَيْتُ إِحْدَى نِسَائِهِ، قَالَتْ يَا عُمَرُ، أَمَا فِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا يَعِظُ نِسَاءَهُ حَتَّى تَعِظَهُنَّ أَنْتَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبَدِّلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ} الآيَةَ. وَقَالَ ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ أَخْبَرَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنِي حُمَيْدٌ سَمِعْتُ أَنَسًا عَنْ عُمَرَ
Bize Müsedded tahdis etti, o Yahya b. Saîd'den, o Humeyd'den, o da Enes'ten. Enes dedi ki: Ömer (r.a.) şöyle dedi: "Üç şeyde Rabbime muvafakat ettim —veya Rabbim üç şeyde bana muvafakat etti—: Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Keşke Makâm-ı İbrâhim'i namazgâh edinsen.' (Bunun üzerine ilgili âyet indi). Yine dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Senin huzuruna iyi kişi de giriyor, fâcir de. Müminlerin annelerine emretsen de örtünseler (hicaba girseler).' Bunun üzerine hicab âyeti nâzil oldu. Bir de Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşlerinden bazısına (kıskançlıklarından dolayı) sitem ettiği haberi bana ulaştı. Ben de onların yanına girdim ve dedim ki: 'Ya (bu hallere) bir son verirsiniz ya da Allah, Resûlüne sizden daha hayırlılarını verir.' Nihayet eşlerinden birinin yanına vardım da o dedi ki: 'Ey Ömer! Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'de kadınlarına öğüt verecek (hal) yok mu ki sen onlara öğüt veriyorsun?' Bunun üzerine Allah (şu âyeti) indirdi: {Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, kendini Allah'a teslim eden... eşler verebilir} (et-Tahrîm, 5)." İbn Ebî Meryem dedi ki: Bize Yahya b. Eyyûb haber verdi, bana Humeyd tahdis etti, (o da) Enes'ten (sened ile) şöyle dediğini (nakletti): Ömer'den işittim...
4484. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، أَخْبَرَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " أَلَمْ تَرَىْ أَنَّ قَوْمَكِ بَنَوُا الْكَعْبَةَ وَاقْتَصَرُوا عَنْ قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ ". فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ تَرُدُّهَا عَلَى قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ قَالَ " لَوْلاَ حِدْثَانُ قَوْمِكِ بِالْكُفْرِ ". فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ لَئِنْ كَانَتْ عَائِشَةُ سَمِعَتْ هَذَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا أُرَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَرَكَ اسْتِلاَمَ الرُّكْنَيْنِ اللَّذَيْنِ يَلِيَانِ الْحِجْرَ، إِلاَّ أَنَّ الْبَيْتَ لَمْ يُتَمَّمْ عَلَى قَوَاعِدِ إِبْرَاهِيمَ.
Bize İsmail tahdis etti, dedi ki: Bana Mâlik tahdis etti, o İbn Şihâb'dan, o Sâlim b. Abdullah'tan; (o da) Abdullah b. Muhammed b. Ebî Bekir'in, Abdullah b. Ömer'e, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zevcesi Aişe radıyallahu anha'dan şöyle haber verdiğini (nakletti): Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Aişe'ye) şöyle buyurdu: "Görmedin mi? Kavmin Kâbe'yi inşa ettiklerinde İbrahim'in (attığı) temellerden kıstılar (bir kısmını dışarıda bıraktılar)." Ben dedim ki: "Ey Allah'ın Resûlü! Onu İbrahim'in temelleri üzerine iade etsen (yeniden öyle yapsan) olmaz mı?" Buyurdu ki: "Eğer kavminin küfürden (cahiliye devrinden) yeni kurtulmuşluğu (yakınlığı devam ediyor) olmasaydı (bunu yapardım)." Abdullah b. Ömer dedi ki: Şayet Aişe bunu Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den işittiyse; ben Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Hicr tarafındaki iki rüknü (köşeyi) istilâm etmeyi (onlara el sürüp selamlamayı) terk etmesini, ancak Beyt'in İbrahim'in temelleri üzerine tamamlanmamış olmasına bağlıyorum (ondan dolayıdır).
4485. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُمَرَ، أَخْبَرَنَا عَلِيُّ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ يَقْرَءُونَ التَّوْرَاةَ بِالْعِبْرَانِيَّةِ، وَيُفَسِّرُونَهَا بِالْعَرَبِيَّةِ لأَهْلِ الإِسْلاَمِ، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُصَدِّقُوا أَهْلَ الْكِتَابِ وَلاَ تُكَذِّبُوهُمْ، وَقُولُوا {آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ} الآيَةَ".
Bize Muhammed b. Beşşâr tahdis etti, bize Osman b. Ömer tahdis etti, bize Ali b. el-Mübârek haber verdi, o Yahya b. Ebî Kesîr'den, o Ebû Seleme'den, o da Ebû Hureyre'den -radıyallahu anh- şöyle dediğini (nakletti): Ehl-i Kitap (Yahudiler), Tevrat'ı İbranice okurlar ve onu Ehl-i İslam (Müslümanlar) için Arapça olarak tefsir ederlerdi (açıklarlardı). Bunun üzerine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Ehl-i Kitabı ne tasdik edin (doğrulayın) ne de yalanlayın. Ve şöyle deyin: {Biz Allah'a ve (bize) indirilene iman ettik...} diye başlayan Âyet(i okuyun)."
4486. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، سَمِعَ زُهَيْرًا، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى إِلَى بَيْتِ الْمَقْدِسِ سِتَّةَ عَشَرَ شَهْرًا أَوْ سَبْعَةَ عَشَرَ شَهْرًا، وَكَانَ يُعْجِبُهُ أَنْ تَكُونَ قِبْلَتُهُ قِبَلَ الْبَيْتِ، وَإِنَّهُ صَلَّى ـ أَوْ صَلاَّهَا ـ صَلاَةَ الْعَصْرِ، وَصَلَّى مَعَهُ قَوْمٌ، فَخَرَجَ رَجُلٌ مِمَّنْ كَانَ صَلَّى مَعَهُ، فَمَرَّ عَلَى أَهْلِ الْمَسْجِدِ وَهُمْ رَاكِعُونَ قَالَ أَشْهَدُ بِاللَّهِ لَقَدْ صَلَّيْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قِبَلَ مَكَّةَ، فَدَارُوا كَمَا هُمْ قِبَلَ الْبَيْتِ، وَكَانَ الَّذِي مَاتَ عَلَى الْقِبْلَةِ قَبْلَ أَنْ تُحَوَّلَ قِبَلَ الْبَيْتِ رِجَالٌ قُتِلُوا لَمْ نَدْرِ مَا نَقُولُ فِيهِمْ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ }
Bize Ebû Nuaym tahdis etti, (o) Züheyr'den işitti(ğini söyledi), o Ebû İshak'tan, o da el-Berâ radıyallahu anh'den (şöyle dediğini nakletti): Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Beytü'l-Makdis'e (Kudüs'e) doğru on altı veya on yedi ay namaz kıldı. (Bununla beraber) kıblesinin (Kâbe'ye) Beyt'e taraf olmasından hoşlanırdı. Derken (bir gün) ikindi namazını (Kâbe'ye doğru) kıldı. Onunla birlikte bir cemaat de kıldı. Onunla namaz kılanlardan bir adam (mescitten) çıktı, (başka) bir mescit halkına -onlar rükûda iken- uğradı ve dedi ki: "Allah için şahitlik ederim ki, ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Mekke'ye (Kâbe'ye) doğru namaz kıldım." Bunun üzerine (o cemaat) oldukları hal üzere (namazı bozmadan) Beyt'e doğru döndüler. Kıble (Kâbe'ye) çevrilmeden önce (Beytü'l-Makdis'e doğru namaz kılarken) ölen -veya öldürülen- bazı kimseler vardı; onlar hakkında ne diyeceğimizi (namazlarının boşa gidip gitmediğini) bilemedik. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: {Allah sizin imanınızı (daha önceki namazlarınızı) zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.} (el-Bakara, 143).
4487. Hadis
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، وَأَبُو أُسَامَةَ ـ وَاللَّفْظُ لِجَرِيرٍ ـ عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، وَقَالَ أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُدْعَى نُوحٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ لَبَّيْكَ وَسَعْدَيْكَ يَا رَبِّ. فَيَقُولُ هَلْ بَلَّغْتَ فَيَقُولُ نَعَمْ. فَيُقَالُ لأُمَّتِهِ هَلْ بَلَّغَكُمْ فَيَقُولُونَ مَا أَتَانَا مِنْ نَذِيرٍ. فَيَقُولُ مَنْ يَشْهَدُ لَكَ فَيَقُولُ مُحَمَّدٌ وَأُمَّتُهُ. فَتَشْهَدُونَ أَنَّهُ قَدْ بَلَّغَ ". {وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا} فَذَلِكَ قَوْلُهُ جَلَّ ذِكْرُهُ {وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا} وَالْوَسَطُ الْعَدْلُ.
Bize Yûsuf b. Râşid tahdis etti, bize Cerîr ve Ebû Üsâme tahdis etti —lafız Cerîr'indir—, o A'meş'ten, o Ebû Sâlih'ten (ve Ebû Üsâme dedi ki: bize Ebû Sâlih tahdis etti), o da Ebû Saîd el-Hudrî'den şöyle dediğini (nakletti): Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet günü Nuh çağrılır. O da: 'Buyur (Rabbim)! Emrine âmâdeyim, hayır senin ellerindedir ey Rabbim!' der. Allah: 'Tebliğ ettin mi?' buyurur. O: 'Evet' der. Bunun üzerine ümmetine: 'Size tebliğ etti mi?' denilir. Onlar: 'Bize hiçbir uyarıcı gelmedi' derler. Allah: 'Senin lehine kim şahitlik eder?' buyurur. Nuh: 'Muhammed ve ümmeti' der. Bunun üzerine siz, onun (risaleti) tebliğ ettiğine şahitlik edersiniz." (Hadisteki) {Ve Resul de sizin üzerinize şahit olsun diye...} (ifadesi buna işarettir). İşte bu, Allah Teâlâ'nın (Celle Zikruhu) şu sözüdür: {İşte böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki insanların üzerine şahitler olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun.} (el-Bakara, 143). "Vasat", "Adl" (adaletli ve hayırlı) demektir.
4488. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ بَيْنَا النَّاسُ يُصَلُّونَ الصُّبْحَ فِي مَسْجِدِ قُبَاءٍ إِذْ جَاءَ جَاءٍ فَقَالَ أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قُرْآنًا أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْكَعْبَةَ فَاسْتَقْبِلُوهَا. فَتَوَجَّهُوا إِلَى الْكَعْبَةِ.
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, o Süfyan'dan, o Abdullah b. Dinar'dan, o İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan. (Dedi ki): "İnsanlar Kuba Mescidi'nde sabah namazını kılarlarken birden onlara biri geldi ve dedi ki: 'Allah, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e Kur'an (ayet) indirdi (ve ona) Kâbe'ye yönelmesi (emredildi); haydi siz de ona yönelin.' Bunun üzerine Kâbe'ye (doğru) döndüler."
4489. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمْ يَبْقَ مِمَّنْ صَلَّى الْقِبْلَتَيْنِ غَيْرِي.
Bize Ali b. Abdullah tahdis etti, bize Mu'temir tahdis etti, o babasından, o Enes radıyallahu anh'den. Şöyle dedi: "(Hayatta olanlar arasında) iki kıbleye de namaz kılan kimselerden benden başkası kalmadı."
4490. Hadis
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ بَيْنَمَا النَّاسُ فِي الصُّبْحِ بِقُبَاءٍ جَاءَهُمْ رَجُلٌ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أُنْزِلَ عَلَيْهِ اللَّيْلَةَ قُرْآنٌ، وَأُمِرَ أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْكَعْبَةَ أَلاَ فَاسْتَقْبِلُوهَا. وَكَانَ وَجْهُ النَّاسِ إِلَى الشَّأْمِ فَاسْتَدَارُوا بِوُجُوهِهِمْ إِلَى الْكَعْبَةِ.
Bize Hâlid b. Mahled tahdis etti, bize Süleyman tahdis etti, bana Abdullah b. Dînâr tahdis etti, [o da] İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [naklederek] şöyle dedi: "İnsanlar Kuba'da sabah [namazı]ndayken onlara bir adam geldi ve dedi ki: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bu gece Kur'an (âyet) indirildi ve Kâbe'ye yönelmesi emredildi. Haydi, siz de ona yönelin!' İnsanların yüzü Şam tarafına doğruydu; [bunun üzerine] yüzlerini Kâbe'ye doğru çevirdiler."
4491. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ بَيْنَا النَّاسُ بِقُبَاءٍ فِي صَلاَةِ الصُّبْحِ إِذْ جَاءَهُمْ آتٍ فَقَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَدْ أُنْزِلَ عَلَيْهِ اللَّيْلَةَ قُرْآنٌ، وَقَدْ أُمِرَ أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْكَعْبَةَ فَاسْتَقْبِلُوهَا. وَكَانَتْ وُجُوهُهُمْ إِلَى الشَّأْمِ فَاسْتَدَارُوا إِلَى الْكَعْبَةِ.
Bize Yahya b. Kaza'a tahdis etti, bize Mâlik tahdis etti, o Abdullah b. Dînâr'dan, [o da] İbn Ömer'den [naklen] dedi ki: "İnsanlar Kuba'da sabah namazındayken onlara biri geldi ve dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bu gece Kur'an (âyet) indirildi ve Kâbe'ye yönelmesi emredildi. Haydi, siz de ona yönelin!' Yüzleri Şam tarafına doğruydu; [bunun üzerine] Kâbe'ye doğru döndüler."
4492. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ صَلَّيْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم نَحْوَ بَيْتِ الْمَقْدِسِ سِتَّةَ عَشَرَ ـ أَوْ سَبْعَةَ عَشَرَ ـ شَهْرًا، ثُمَّ صَرَفَهُ نَحْوَ الْقِبْلَةِ.
Bize Muhammed b. el-Müsennâ tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, o Süfyan'dan, [o da] bana Ebû İshak tahdis etti, [o] dedi ki: el-Berâ radıyallahu anh'den işittim, [o] şöyle dedi: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte on altı —veya on yedi— ay boyunca Beytü'l-Makdis tarafına doğru namaz kıldık. Sonra [Allah] onu Kıble'ye (Kâbe'ye) doğru çevirdi."
4493. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ بَيْنَا النَّاسُ فِي الصُّبْحِ بِقُبَاءٍ إِذْ جَاءَهُمْ رَجُلٌ فَقَالَ أُنْزِلَ اللَّيْلَةَ قُرْآنٌ، فَأُمِرَ أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْكَعْبَةَ، فَاسْتَقْبِلُوهَا. وَاسْتَدَارُوا كَهَيْئَتِهِمْ، فَتَوَجَّهُوا إِلَى الْكَعْبَةِ وَكَانَ وَجْهُ النَّاسِ إِلَى الشَّأْمِ.
Bize Musa b. İsmail tahdis etti, bize Abdülaziz b. Müslim tahdis etti, bize Abdullah b. Dînâr tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan işittim, [o] şöyle diyordu: "İnsanlar Kuba'da sabah [namazı]ndayken onlara bir adam geldi ve dedi ki: 'Bu gece Kur'an (âyet) indirildi ve [Nebi'ye] Kâbe'ye yönelmesi emredildi. Haydi, siz de ona yönelin!' Bunun üzerine [cemaat] oldukları hal üzere döndüler ve Kâbe'ye yöneldiler. İnsanların yüzü [o ana kadar] Şam tarafına doğruydu."
4494. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ بَيْنَمَا النَّاسُ فِي صَلاَةِ الصُّبْحِ بِقُبَاءٍ إِذْ جَاءَهُمْ آتٍ فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أُنْزِلَ عَلَيْهِ اللَّيْلَةَ، وَقَدْ أُمِرَ أَنْ يَسْتَقْبِلَ الْكَعْبَةَ، فَاسْتَقْبِلُوهَا. وَكَانَتْ وُجُوهُهُمْ إِلَى الشَّأْمِ فَاسْتَدَارُوا إِلَى الْقِبْلَةِ.
Bize Kuteybe b. Saîd tahdis etti, o Mâlik'ten, o Abdullah b. Dînâr'dan, [o da] İbn Ömer'den [naklen] dedi ki: "İnsanlar Kuba'da sabah namazındayken onlara biri geldi ve dedi ki: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bu gece (âyet) indirildi ve Kâbe'ye yönelmesi emredildi. Haydi, siz de ona yönelin!' Yüzleri Şam tarafına doğruydu; [bunun üzerine] Kıble'ye doğru döndüler."
4495. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا يَوْمَئِذٍ حَدِيثُ السِّنِّ أَرَأَيْتِ قَوْلَ اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا} فَمَا أُرَى عَلَى أَحَدٍ شَيْئًا أَنْ لاَ يَطَّوَّفَ بِهِمَا. فَقَالَتْ عَائِشَةُ كَلاَّ لَوْ كَانَتْ كَمَا تَقُولُ كَانَتْ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ لاَ يَطَّوَّفَ بِهِمَا، إِنَّمَا أُنْزِلَتْ هَذِهِ الآيَةُ فِي الأَنْصَارِ، كَانُوا يُهِلُّونَ لِمَنَاةَ، وَكَانَتْ مَنَاةُ حَذْوَ قُدَيْدٍ، وَكَانُوا يَتَحَرَّجُونَ أَنْ يَطُوفُوا بَيْنَ الصَّفَا وَالْمَرْوَةِ، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ سَأَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا}
Bize Abdullah b. Yûsuf tahdis etti, bize Mâlik haber verdi, o Hişâm b. Urve'den, o da babasından [naklen] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Aişe radıyallahu anha'ya —o günlerde yaşım henüz küçüktü— şöyle dedim: "Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın: {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا} “Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın nişanelerindendir. Kim Beyt'i hacceder veya umre yaparsa, o ikisini tavaf etmesinde (sa’y yapmasında) kendisine bir günah yoktur” (el-Bakara, 158) sözü hakkında ne dersin? [Bu ifadeye göre] o ikisini tavaf etmeyen kimse üzerine bir günah görmüyorum." Aişe radıyallahu anha dedi ki: "Hayır, [öyle değil]! Eğer senin dediğin gibi olsaydı, [ayet] 'O ikisini tavaf etmemesinde bir günah yoktur' şeklinde olurdu. Gerçek şu ki, bu ayet Ensar hakkında indirildi. Onlar [Cahiliye devrinde] Kudeyd hizasındaki Menât [putu] için ihrama girerlerdi ve Safa ile Merve arasında sa'y etmeyi [tavaf etmeyi] günah sayarlardı. İslam gelince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bunu sordular. Bunun üzerine Allah: {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا} “Şüphesiz Safa ile Merve, Allah'ın nişanelerindendir. Kim Beyt'i hacceder veya umre yaparsa, o ikisini tavaf etmesinde (sa’y yapmasında) kendisine bir günah yoktur” (el-Bakara, 158) [ayetini] indirdi."
4496. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ الصَّفَا، وَالْمَرْوَةِ،. فَقَالَ كُنَّا نَرَى أَنَّهُمَا مِنْ أَمْرِ الْجَاهِلِيَّةِ، فَلَمَّا كَانَ الإِسْلاَمُ أَمْسَكْنَا عَنْهُمَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ } إِلَى قَوْلِهِ {أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا}.
Bize Muhammed b. Yûsuf tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, o Âsım b. Süleyman'dan [naklen] dedi ki: Enes b. Mâlik radıyallahu anh'e Safa ile Merve'yi sordum. [Enes] şöyle dedi: "Biz o ikisinin [Safa ve Merve arasında sa’y etmenin] Cahiliye işlerinden olduğunu düşünürdük. İslam gelince o ikisinden uzak durduk. Bunun üzerine Allah Teâlâ: {إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ} “Şüphesiz Safa ile Merve...” (el-Bakara, 158) [mealinden] {أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا} “...o ikisini tavaf etmesinde [bir günah yoktur]” (el-Bakara, 158) [ifadesine kadar olan ayeti] indirdi."
4497. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم كَلِمَةً وَقُلْتُ أُخْرَى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ مَاتَ وَهْوَ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ نِدًّا دَخَلَ النَّارَ ". وَقُلْتُ أَنَا مَنْ مَاتَ وَهْوَ لاَ يَدْعُو لِلَّهِ نِدًّا دَخَلَ الْجَنَّةَ.
Bize Abdân tahdis etti, o Ebû Hamza'dan, o A'meş'ten, o Şakîk'ten, o da Abdullah [b. Mes'ûd]'dan [naklen] şöyle dedi: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir söz söyledi, ben de başka bir söz söyledim. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Kim Allah'tan başka birini [O'na] nid (ortak/denk) koşarak ölürse cehenneme girer' buyurdu. Ben de: 'Kim de Allah'a hiçbir şeyi nid (ortak/denk) koşmadan ölürse cennete girer' dedim."
4498. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ كَانَ فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ الْقِصَاصُ، وَلَمْ تَكُنْ فِيهِمُ الدِّيَةُ فَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى لِهَذِهِ الأُمَّةِ {كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالأُنْثَى بِالأُنْثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ} فَالْعَفْوُ أَنْ يَقْبَلَ الدِّيَةَ فِي الْعَمْدِ {فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ} يَتَّبِعُ بِالْمَعْرُوفِ وَيُؤَدِّي بِإِحْسَانٍ، {ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ} وَرَحْمَةٌ مِمَّا كُتِبَ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ. {فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ} قَتَلَ بَعْدَ قَبُولِ الدِّيَةِ.
Bize el-Humeydî tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, bize Amr tahdis etti, [o] dedi ki: Mücâhid'den işittim, [o] dedi ki: İbn Abbâs radıyallahu anhuma'dan işittim, [o] şöyle diyordu: "İsrailoğulları'nda kısas vardı [fakat] onlarda diyet yoktu. Bunun üzerine Allah Teâlâ bu ümmete şöyle buyurdu: {كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالأُنْثَى بِالأُنْثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ} “Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (kısas edilir). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa...” (el-Bakara, 178). [Ayetten murat edilen] 'Affetmek'; kasten adam öldürmede diyet kabul etmektir. {فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ} “...artık masiyet gütmeden hakkaniyetle (diyeti) talep etmek ve borçlunun da ona güzellikle ödeme yapmasıdır.” (el-Bakara, 178) [Yani davacı] güzellikle talep eder, [borçlu da] güzellikle öder. {ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ} “İşte bu, Rabbinizden bir hafifletmedir” (el-Bakara, 178). Yani sizden öncekilere yazılan [farz kılınan] şeye nazaran bir rahmettir. {فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ} “Kim bundan sonra tecavüzde bulunursa [haddi aşarsa], onun için elem dolu bir azap vardır.” (el-Bakara, 178). [Ayetten murat]; diyeti kabul ettikten sonra [katili] öldürmektir."
4499. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، أَنَّ أَنَسًا، حَدَّثَهُمْ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ".
Bize Muhammed b. Abdullah el-Ensârî tahdis etti, bize Humeyd tahdis etti, Enes [b. Mâlik] onlara [naklederek] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın kitabının [hükmü] kısastır."
4500. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ بَكْرٍ السَّهْمِيَّ، حَدَّثَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ الرُّبَيِّعَ، عَمَّتَهُ كَسَرَتْ ثَنِيَّةَ جَارِيَةٍ، فَطَلَبُوا إِلَيْهَا الْعَفْوَ فَأَبَوْا، فَعَرَضُوا الأَرْشَ فَأَبَوْا، فَأَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبَوْا إِلاَّ الْقِصَاصَ، فَأَمَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِالْقِصَاصِ، فَقَالَ أَنَسُ بْنُ النَّضْرِ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَتُكْسَرُ ثَنِيَّةُ الرُّبَيِّعِ لاَ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ لاَ تُكْسَرُ ثَنِيَّتُهَا. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَنَسُ كِتَابُ اللَّهِ الْقِصَاصُ ". فَرَضِيَ الْقَوْمُ فَعَفَوْا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ مَنْ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ ".
Bana Abdullah b. Münîr tahdis etti, [o] Abdullah b. Bekr es-Sehmî'den işitti, [o da] bize Humeyd tahdis etti, o Enes'ten [naklen] şöyle dedi: "Halası er-Rubeyyi', [bir kavgada] bir cariyenin ön dişini kırmıştı. [Ailesi] onlardan affetmelerini istediler [fakat] onlar yanaşmadılar. Bu defa arş (yaralama tazminatı) teklif ettiler, yine yanaşmadılar. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldiler; [karşı taraf] kısas yapılmasından başka bir şeyi kabul etmedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de kısasa hükmetti. Enes b. en-Nadr: 'Ey Allah'ın Resûlü! er-Rubeyyi'in ön dişi mi kırılacak? Hayır, seni hak ile gönderen [Allah]'a yemin olsun ki, onun dişi kırılmayacak!' dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ey Enes! Allah'ın kitabının [hükmü] kısastır' buyurdu. Nihayet o kavim razı olup affettiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de şöyle buyurdu: 'Şüphesiz Allah'ın öyle kulları vardır ki, [bir konu üzerine] Allah'a yemin etse, Allah onu yemininde haklı çıkarır.'"
4501. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ عَاشُورَاءُ يَصُومُهُ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ قَالَ " مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لَمْ يَصُمْهُ ".
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, o Ubeydullah'tan, [o] dedi ki: Nâfi' bana haber verdi, o İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [naklederek] şöyle dedi: "Âşûrâ [gününde], Cahiliye ehli oruç tutardı. Ramazan [orucu farz kılınan ayet] nâzil olunca [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem]: 'Dileyen o gün oruç tutsun, dileyen de tutmasın' buyurdu."
4502. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَ عَاشُورَاءُ يُصَامُ قَبْلَ رَمَضَانَ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ قَالَ " مَنْ شَاءَ صَامَ، وَمَنْ شَاءَ أَفْطَرَ ".
Bize Abdullah b. Muhammed tahdis etti, bize İbn Uyeyne tahdis etti, o ez-Zührî'den, o Urve'den, o da Aişe radıyallahu anha'dan [naklederek] şöyle dedi: "Âşûrâ [orucu], Ramazan [orucu farz kılınmadan] önce tutulurdu. Ramazan [orucuyla ilgili ayet] nâzil olunca [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem]: 'Dileyen [Âşûrâ günü] oruç tutsun, dileyen de tutmasın' buyurdu."
4503. Hadis
حَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ دَخَلَ عَلَيْهِ الأَشْعَثُ وَهْوَ يَطْعَمُ فَقَالَ الْيَوْمُ عَاشُورَاءُ. فَقَالَ كَانَ يُصَامُ قَبْلَ أَنْ يَنْزِلَ رَمَضَانُ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ تُرِكَ، فَادْنُ فَكُلْ.
Bana Mahmud tahdis etti, bize Ubeydullah haber verdi, o İsrail'den, o Mansur'dan, o İbrahim'den, o Alkame'den, o da Abdullah [b. Mes'ûd]'dan [naklen] şöyle dedi: el-Eş’as, Abdullah [b. Mes'ûd] yemek yerken onun yanına girdi. [el-Eş’as]: "Bugün Âşûrâ [günüdür]" dedi. [Abdullah] şöyle dedi: "[Âşûrâ], Ramazan [orucu] nâzil olmadan önce tutulurdu. Ramazan [orucu farz kılınan ayet] nâzil olunca [farziyeti] bırakıldı. Haydi, gel de [sen de] ye!"
4504. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ يَوْمُ عَاشُورَاءَ تَصُومُهُ قُرَيْشٌ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصُومُهُ، فَلَمَّا قَدِمَ الْمَدِينَةَ صَامَهُ وَأَمَرَ بِصِيَامِهِ، فَلَمَّا نَزَلَ رَمَضَانُ كَانَ رَمَضَانُ الْفَرِيضَةَ، وَتُرِكَ عَاشُورَاءُ، فَكَانَ مَنْ شَاءَ صَامَهُ، وَمَنْ شَاءَ لَمْ يَصُمْهُ.
Bana Muhammed b. el-Müsennâ tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, bize Hişâm tahdis etti, [o] dedi ki: Babam bana haber verdi, o Aişe radıyallahu anha'dan [naklederek] şöyle dedi: "Âşûrâ günü, Cahiliye'de Kureyş'in oruç tuttuğu bir gündü. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de o gün oruç tutardı. Medine'ye gelince [yine o gün] oruç tuttu ve [başkalarına da] tutulmasını emretti. Ramazan [orucuyla ilgili ayet] nâzil olunca; Ramazan [ayı artık] farz olan [oruç ayı] oldu ve Âşûrâ [orucunun farziyeti] bırakıldı. Artık dileyen o gün [Âşûrâ günü] oruç tutardı, dileyen de tutmazdı."
4505. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ، عَنْ عَطَاءٍ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقْرَأُ {وَعَلَى الَّذِينَ يُطَوَّقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ }. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لَيْسَتْ بِمَنْسُوخَةٍ، هُوَ الشَّيْخُ الْكَبِيرُ وَالْمَرْأَةُ الْكَبِيرَةُ لاَ يَسْتَطِيعَانِ أَنْ يَصُومَا، فَلْيُطْعِمَانِ مَكَانَ كُلِّ يَوْمٍ مِسْكِينًا.
Bana İshak tahdis etti, bize Ravh haber verdi, bize Zekeriyyâ b. İshak tahdis etti, bize Amr b. Dînâr tahdis etti, o Atâ'dan [naklen] dedi ki: İbn Abbâs'tan [şöyle] okurken işitti(m): {وَعَلَى الَّذِينَ يُطَوَّقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ} “(Oruç tutmaya) gücü yetmeyenlere (bir de takatleri tükenecek olanlara) bir yoksulu doyuracak kadar fidye gerekir” (el-Bakara, 184). İbn Abbâs [şöyle] dedi: "Bu [ayet] mensuh (hükmü kaldırılmış) değildir. O [ayet]; oruç tutmaya güç yetiremeyen yaşlı erkek ve yaşlı kadın hakkındadır. Onlar [tuttukları] her günün yerine bir yoksulu doyururlar."
4506. Hadis
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ قَرَأَ {فِدْيَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ} قَالَ هِيَ مَنْسُوخَةٌ.
Bize Ayyâş b. el-Velîd tahdis etti, bize Abdülalâ tahdis etti, bize Ubeydullah tahdis etti, o Nâfi'den, o da İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [naklen] şöyle dedi: [İbn Ömer] {فِدْيَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ} “...bir yoksul doyumu fidye vermesi gerekir” (el-Bakara, 184) şeklinde okudu ve: "O [ayet başındaki hüküm], mensuhtur (hükmü kaldırılmıştır)" dedi.
4507. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ مُضَرَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ بُكَيْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ عَنْ سَلَمَةَ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ {وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ} كَانَ مَنْ أَرَادَ أَنْ يُفْطِرَ وَيَفْتَدِيَ حَتَّى نَزَلَتِ الآيَةُ الَّتِي بَعْدَهَا فَنَسَخَتْهَا. مَاتَ بُكَيْرٌ قَبْلَ يَزِيدَ.
Bize Kuteybe tahdis etti, bize Bekr b. Mudar tahdis etti, o Amr b. el-Hâris'ten, o Bukeyr b. Abdullah'tan, o Seleme b. el-Ekva'ın azatlısı Yezîd'den, o da Seleme'den [naklen] şöyle dedi: {وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ} “(Oruç tutmaya) gücü yetmeyenlerin bir yoksul doyumu fidye vermesi gerekir” (el-Bakara, 184) [ayeti] nâzil olduğu zaman; [oruç tutmak yerine] oruç tutmamayı ve fidye vermeyi dileyen [öyle yapardı]. Nihayet ondan sonraki ayet nâzil oldu ve onu [önceki hükmü] neshetti (kaldırdı). Bukeyr, Yezîd'den önce öldü.
4508. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا شُرَيْحُ بْنُ مَسْلَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ ـ رضى الله عنه ـ. لَمَّا نَزَلَ صَوْمُ رَمَضَانَ كَانُوا لاَ يَقْرَبُونَ النِّسَاءَ رَمَضَانَ كُلَّهُ، وَكَانَ رِجَالٌ يَخُونُونَ أَنْفُسَهُمْ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {عَلِمَ اللَّهُ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ أَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ}.
Bize Ubeydullah, İsrail'den [naklen] tahdis etti, o Ebû İshak'tan, o el-Berâ'dan. [Başka bir senedle:] Bize Ahmed b. Osman tahdis etti, bize Şureyh b. Mesleme tahdis etti, [o] dedi ki: Bana İbrahim b. Yûsuf, babasından, o Ebû İshak'tan [naklederek] dedi ki: el-Berâ radıyallahu anh'den işittim, [o şöyle dedi]: "Ramazan orucu [hükmü] nâzil olduğu zaman, Ramazan ayı boyunca kadınlara yaklaşmazlardı (ilişkiye girmezlerdi). Ancak bazı adamlar kendilerine hakim olamayıp nefislerine hıyanet ediyorlardı. Bunun üzerine Allah: {عَلِمَ اللَّهُ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَخْتَانُونَ أَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ} “Allah, nefsinize hıyanet etmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti” (el-Bakara, 187) [ayetini] indirdi."
4509. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيٍّ، قَالَ أَخَذَ عَدِيٌّ عِقَالاً أَبْيَضَ وَعِقَالاً أَسْوَدَ حَتَّى كَانَ بَعْضُ اللَّيْلِ نَظَرَ فَلَمْ يَسْتَبِينَا، فَلَمَّا أَصْبَحَ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، جَعَلْتُ تَحْتَ وِسَادَتِي. قَالَ " إِنَّ وِسَادَكَ إِذًا لَعَرِيضٌ أَنْ كَانَ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ وَالأَسْوَدُ تَحْتَ وِسَادَتِكَ ".
Bize Musa b. İsmail tahdis etti, bize Ebû Avâne tahdis etti, o Husayn'dan, o eş-Şa'bî'den, o da Adî [b. Hâtim]'den [naklen] şöyle dedi: Adî [b. Hâtim], bir beyaz ikâl (bağ/ip) ve bir siyah ikâl aldı. Gecenin bir vakti olduğunda [onlara] baktı fakat ikisi birbirinden ayırt edilemiyordu. Sabah olunca [durumu Resûlullah'a anlatıp]: "Ey Allah'ın Resûlü! [Onları] yastığımın altına koymuştum" dedi. Resûlullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: "Eğer o beyaz ve siyah iplik senin yastığının altındaysa, o zaman senin yastığın gerçekten çok genişmiş!" buyurdu.
4510. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُطَرِّفٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ أَهُمَا الْخَيْطَانِ قَالَ " إِنَّكَ لَعَرِيضُ الْقَفَا إِنْ أَبْصَرْتَ الْخَيْطَيْنِ ". ثُمَّ قَالَ " لاَ بَلْ هُوَ سَوَادُ اللَّيْلِ وَبَيَاضُ النَّهَارِ ".
Bize Kuteybe b. Saîd tahdis etti, bize Cerîr tahdis etti, o Mutarrif'ten, o eş-Şa'bî'den, o da Adî b. Hâtim radıyallahu anh'den [naklen] şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resûlü! Beyaz iplik siyah iplikten [ayrılması meselesi] nedir? Bunlar gerçekten iki iplik mi?" dedim. Resûlullah [sallallâhu aleyhi ve sellem]: "Eğer o iki ipliği [bu şekilde] görüyorsan, o zaman senin ensen gerçekten çok genişmiş!" buyurdu. Sonra [şöyle] buyurdu: "Hayır, aksine o; gecenin siyahlığı ve gündüzün beyazlığıdır."
4511. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو غَسَّانَ، مُحَمَّدُ بْنُ مُطَرِّفٍ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ وَأُنْزِلَتْ {وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ} وَلَمْ يُنْزَلْ {مِنَ الْفَجْرِ} وَكَانَ رِجَالٌ إِذَا أَرَادُوا الصَّوْمَ رَبَطَ أَحَدُهُمْ فِي رِجْلَيْهِ الْخَيْطَ الأَبْيَضَ وَالْخَيْطَ الأَسْوَدَ، وَلاَ يَزَالُ يَأْكُلُ حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَهُ رُؤْيَتُهُمَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ بَعْدَهُ {مِنَ الْفَجْرِ} فَعَلِمُوا أَنَّمَا يَعْنِي اللَّيْلَ مِنَ النَّهَارِ.
Bize İbn Ebû Meryem tahdis etti, bize Ebû Gassân Muhammed b. Mutarrif tahdis etti, [o] dedi ki: Ebû Hâzim bana tahdis etti, o Sehl b. Sa'd'dan [naklen] şöyle dedi: {وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الأَسْوَدِ} “...fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden sizin için ayırt edilinceye kadar yiyin için” (el-Bakara, 187) [ayeti] nâzil oldu fakat {مِنَ الْفَجْرِ} “...fecirden (ayrılıncaya)” (el-Bakara, 187) [kısmı henüz] nâzil olmamıştı. Bazı adamlar oruç tutmak istediklerinde ayaklarına bir beyaz iplik bir de siyah iplik bağlarlar ve o ikisini [bakıp] görene kadar yemeye devam ederlerdi. Bunun üzerine Allah ondan sonra {مِنَ الْفَجْرِ} “...fecirden (fecirle birlikte)” [ifadesini] nâzil etti. Böylece [bununla] gündüzün [beyazlığının] geceden [siyahlığından ayrılmasının] kastedildiğini anladılar."
4512. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ إِسْرَائِيلَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ كَانُوا إِذَا أَحْرَمُوا فِي الْجَاهِلِيَّةِ أَتَوُا الْبَيْتَ مِنْ ظَهْرِهِ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا}
Bize Ubeydullah b. Musa tahdis etti, o İsrail'den, o Ebû İshak'tan, o da el-Berâ'dan [naklen] şöyle dedi: "[Müşrikler] Cahiliye devrinde ihrama girdikleri zaman, [evlerine] arka tarafından girerlerdi. Bunun üzerine Allah: {وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا} “...Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir. Fakat iyilik, (haramdan) sakınan kimsenin iyiliğidir. Evlere kapılarından girin...” (el-Bakara, 189) [ayetini] indirdi."
4513. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَتَاهُ رَجُلاَنِ فِي فِتْنَةِ ابْنِ الزُّبَيْرِ فَقَالاَ إِنَّ النَّاسَ قَدْ ضُيِّعُوا، وَأَنْتَ ابْنُ عُمَرَ وَصَاحِبُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَمَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَخْرُجَ فَقَالَ يَمْنَعُنِي أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ دَمَ أَخِي. فَقَالاَ أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ {وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ } فَقَالَ قَاتَلْنَا حَتَّى لَمْ تَكُنْ فِتْنَةٌ، وَكَانَ الدِّينُ لِلَّهِ، وَأَنْتُمْ تُرِيدُونَ أَنْ تُقَاتِلُوا حَتَّى تَكُونَ فِتْنَةٌ، وَيَكُونَ الدِّينُ لِغَيْرِ اللَّهِ. وَزَادَ عُثْمَانُ بْنُ صَالِحٍ عَنِ ابْنِ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي فُلاَنٌ، وَحَيْوَةُ بْنُ شُرَيْحٍ، عَنْ بَكْرِ بْنِ عَمْرٍو الْمَعَافِرِيِّ، أَنَّ بُكَيْرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَهُ عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى ابْنَ عُمَرَ فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ مَا حَمَلَكَ عَلَى أَنْ تَحُجَّ عَامًا وَتَعْتَمِرَ عَامًا، وَتَتْرُكَ الْجِهَادَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ، وَقَدْ عَلِمْتَ مَا رَغَّبَ اللَّهُ فِيهِ قَالَ يَا ابْنَ أَخِي بُنِيَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ إِيمَانٍ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَالصَّلاَةِ الْخَمْسِ، وَصِيَامِ رَمَضَانَ، وَأَدَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ. قَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَلاَ تَسْمَعُ مَا ذَكَرَ اللَّهُ فِي كِتَابِهِ {وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا} {إِلَى أَمْرِ اللَّهِ} {قَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ} قَالَ فَعَلْنَا عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ الإِسْلاَمُ قَلِيلاً، فَكَانَ الرَّجُلُ يُفْتَنُ فِي دِينِهِ إِمَّا قَتَلُوهُ، وَإِمَّا يُعَذِّبُوهُ، حَتَّى كَثُرَ الإِسْلاَمُ فَلَمْ تَكُنْ فِتْنَةٌ. قَالَ فَمَا قَوْلُكَ فِي عَلِيٍّ وَعُثْمَانَ قَالَ أَمَّا عُثْمَانُ فَكَأَنَّ اللَّهَ عَفَا عَنْهُ، وَأَمَّا أَنْتُمْ فَكَرِهْتُمْ أَنْ تَعْفُوا عَنْهُ، وَأَمَّا عَلِيٌّ فَابْنُ عَمِّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَخَتَنُهُ. وَأَشَارَ بِيَدِهِ فَقَالَ هَذَا بَيْتُهُ حَيْثُ تَرَوْنَ.
Bize Muhammed b. Beşşâr tahdis etti, bize Abdülvehhâb tahdis etti, bize Ubeydullah tahdis etti, o Nâfi'den, o da İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [naklen] şöyle dedi: İbnü'z-Zübeyr fitnesi (iç savaşı) sırasında iki adam İbn Ömer radıyallahu anhuma'ya gelerek: "İnsanlar helak oldu (fitneye düştü). Sen ise İbn Ömer'sin ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in sahabesisin. Seni [bu savaşa] çıkmaktan alıkoyan nedir?" dediler. [İbn Ömer]: "Allah'ın, kardeşimin kanını [dökmemi] haram kılması beni alıkoyuyor" dedi. O iki adam: "Allah: {وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ} “...Fitne ortadan kalkıncaya kadar onlarla savaşın” (el-Bakara, 193) buyurmadı mı?" dediler. [İbn Ömer] şöyle cevap verdi: "Biz fitne ortadan kalkıncaya ve din [yalnızca] Allah'ın oluncaya kadar savaştık. Siz ise fitne çıkıncaya ve din Allah'tan başkasının oluncaya kadar savaşmak istiyorsunuz!" Osman b. Sâlih, İbn Vehb'den [şu ziyadeyi] ekledi: Filân [şahıs] ve Hayve b. Şureyh bana haber verdi, o Bekr b. Amr el-Maâfirî'den, Bukeyr b. Abdullah ona Nâfi'den [naklederek] tahdis etti ki; bir adam İbn Ömer'e gelip: "Ey Ebû Abdurrahman! Seni bir yıl hac, bir yıl umre yapmaya ve Allah azze ve celle yolunda cihadı terk etmeye sevk eden nedir? Halbuki sen Allah'ın cihada ne kadar teşvik ettiğini biliyorsun" dedi. [İbn Ömer]: "Ey kardeşimin oğlu! İslam beş [esas] üzerine kurulmuştur: Allah'a ve Resûlüne iman, beş [vakit] namaz, Ramazan orucu, zekatın verilmesi ve Beyt'in haccı" dedi. O adam: "Ey Ebû Abdurrahman! Allah'ın kitabında zikrettiği şu ayetleri duymuyor musun: {وَإِنْ طَائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اقْتَتَلُوا فَأَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا} “Eğer müminlerden iki grup birbiriyle vuruşursa aralarını düzeltin...” (el-Hucurât, 9) [ayetinden] {إِلَى أَمْرِ اللَّهِ} “...Allah'ın emrine (dönünceye kadar)” [ifadesine kadar] ve {قَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ} “...Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın” (el-Bakara, 193) [ayetlerini]?" dedi. [İbn Ömer] şöyle dedi: "Biz [bu savaşı] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında yaptık. O zaman Müslümanlar azdı. Bir adam dini sebebiyle fitneye düşürülürdü; ya onu öldürürlerdi ya da ona azap ederlerdi. Nihayet Müslümanlar çoğaldı ve fitne kalmadı." O adam: "Ali ve Osman hakkında ne dersin?" diye sordu. [İbn Ömer]: "Osman'a gelince; sanki Allah onu affetti [fakat] siz onu affetmekten hoşlanmadınız. Ali'ye gelince; o Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in amcasının oğlu ve damadıdır" dedi ve eliyle [bir yere] işaret ederek: "Gördüğünüz işte şu onun evidir" dedi.
4516. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سُلَيْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ، {وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلاَ تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ} قَالَ نَزَلَتْ فِي النَّفَقَةِ.
Bize İshak tahdis etti, bize en-Nadr haber verdi, bize Şu'be tahdis etti, o Süleyman'dan [naklen] dedi ki: Ebû Vâil'den işittim, o Huzeyfe'den [naklen] şöyle dedi: {وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلاَ تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ} “Allah yolunda harcayın (infak edin); kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın...” (el-Bakara, 195). [Huzeyfe şöyle] dedi: "Bu [ayet], [Allah yolunda yapılacak] infak (harcama) hakkında nâzil oldu."
4517. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الأَصْبَهَانِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَعْقِلٍ، قَالَ قَعَدْتُ إِلَى كَعْبِ بْنِ عُجْرَةَ فِي هَذَا الْمَسْجِدِ ـ يَعْنِي مَسْجِدَ الْكُوفَةِ ـ فَسَأَلْتُهُ عَنْ فِدْيَةٌ مِنْ صِيَامٍ فَقَالَ حُمِلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالْقَمْلُ يَتَنَاثَرُ عَلَى وَجْهِي فَقَالَ " مَا كُنْتُ أُرَى أَنَّ الْجَهْدَ قَدْ بَلَغَ بِكَ هَذَا، أَمَا تَجِدُ شَاةً ". قُلْتُ لاَ. قَالَ " صُمْ ثَلاَثَةَ أَيَّامٍ، أَوْ أَطْعِمْ سِتَّةَ مَسَاكِينَ، لِكُلِّ مِسْكِينٍ نِصْفُ صَاعٍ مِنْ طَعَامٍ، وَاحْلِقْ رَأْسَكَ ". فَنَزَلَتْ فِيَّ خَاصَّةً وَهْىَ لَكُمْ عَامَّةً.
Bize Âdem tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, o Abdurrahman b. el-Asbehânî'den [naklen] dedi ki: Abdullah b. Ma'kıl'dan işittim, [o] şöyle dedi: Ka'b b. Ucre ile bu mescitte –yani Kûfe Mescidi'nde– oturdum. Ona [ayetten murat edilen] oruç fidyesini sordum. [Ka'b] şöyle dedi: "Bitler yüzüme dökülür bir halde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürüldüm. [Resûlullah]: 'Meşakkat ve sıkıntının sana bu dereceye ulaşacağını sanmıyordum. [Fidye için] bir koyun bulabilir misin?' buyurdu. Ben: 'Hayır' dedim. [Resûlullah]: 'Üç gün oruç tut veya altı yoksulu doyur; her bir yoksula yarım sa' (ölçek) yiyecek ver ve başını tıraş et' buyurdu. İşte bu [hükmü içeren ayet], özel olarak benim hakkımda nâzil oldu fakat [hükmü] genel olarak sizin hepimiz içindir."
4518. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عِمْرَانَ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو رَجَاءٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أُنْزِلَتْ آيَةُ الْمُتْعَةِ فِي كِتَابِ اللَّهِ فَفَعَلْنَاهَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، وَلَمْ يُنْزَلْ قُرْآنٌ يُحَرِّمُهُ، وَلَمْ يَنْهَ عَنْهَا حَتَّى مَاتَ قَالَ رَجُلٌ بِرَأْيِهِ مَا شَاءَ.
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, o Ömrân Ebû Bekr'den, o Ebû Recâ'dan, o da İmrân b. Husayn radıyallahu anhuma'dan [naklen] şöyle dedi: "Temettu haccı ayeti Allah'ın kitabında nâzil oldu ve biz onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber yaptık. Onu haram kılan bir Kur'an [ayeti] nâzil olmadı ve [Resûlullah] ölünceye kadar da onu yasaklamadı. [Sonradan] bir adam kendi görüşüne göre dilediğini söyledi."
4519. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَتْ عُكَاظٌ وَمَجَنَّةُ وَذُو الْمَجَازِ أَسْوَاقًا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَتَأَثَّمُوا أَنْ يَتَّجِرُوا فِي الْمَوَاسِمِ فَنَزَلَتْ {لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ} فِي مَوَاسِمِ الْحَجِّ.
Bana Muhammed tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Uyeyne bana haber verdi, o Amr'dan, o da İbn Abbâs radıyallahu anhuma'dan [naklen] şöyle dedi: Ukâz, Mecenne ve Zü'l-Mecâz, Cahiliye devrindeki pazarlardı. [Müslümanlar, İslam'ın ilk yıllarında] hac mevsiminde ticaret yapmayı günah saydılar. Bunun üzerine: {لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ} “Rabbinizin lütfünü (ticaret yaparak rızık) aramanızda size bir günah yoktur” (el-Bakara, 198) [ayeti] hac mevsimleri hakkında nâzil oldu."
4520. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ خَازِمٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ كَانَتْ قُرَيْشٌ وَمَنْ دَانَ دِينَهَا يَقِفُونَ بِالْمُزْدَلِفَةِ، وَكَانُوا يُسَمَّوْنَ الْحُمْسَ، وَكَانَ سَائِرُ الْعَرَبِ يَقِفُونَ بِعَرَفَاتٍ، فَلَمَّا جَاءَ الإِسْلاَمُ أَمَرَ اللَّهُ نَبِيَّهُ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَأْتِيَ عَرَفَاتٍ، ثُمَّ يَقِفَ بِهَا ثُمَّ يُفِيضَ مِنْهَا، فَذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى {ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ}
Bize Ali b. Abdullah tahdis etti, bize Muhammed b. Hâzim tahdis etti, bize Hişâm, babasından, o da Aişe radıyallahu anha'dan [naklen] şöyle dedi: Kureyş ve onlara tabi olanlar (onların dininden olanlar) Müzdelife'de vakfe yaparlardı. Onlara el-Hums (aşırı dindar/mutassıp) denilirdi. Diğer Araplar ise Arafat'ta vakfe yaparlardı. İslam geldiğinde Allah, Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem'e Arafat'a gelmesini, sonra orada vakfe yapmasını, ardından da oradan [diğer insanlarla birlikte] akın etmesini emretti. İşte Allah Teâlâ'nın: {ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ} “Sonra insanların aktığı (akın ettiği) yerden siz de akın edin” (el-Bakara, 199) kavli budur."
4521. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ، حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، أَخْبَرَنِي كُرَيْبٌ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ يَطَوَّفُ الرَّجُلُ بِالْبَيْتِ مَا كَانَ حَلاَلاً حَتَّى يُهِلَّ بِالْحَجِّ، فَإِذَا رَكِبَ إِلَى عَرَفَةَ فَمَنْ تَيَسَّرَ لَهُ هَدِيَّةٌ مِنَ الإِبِلِ أَوِ الْبَقَرِ أَوِ الْغَنَمِ، مَا تَيَسَّرَ لَهُ مِنْ ذَلِكَ أَىَّ ذَلِكَ شَاءَ، غَيْرَ إِنْ لَمْ يَتَيَسَّرْ لَهُ فَعَلَيْهِ ثَلاَثَةُ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ، وَذَلِكَ قَبْلَ يَوْمِ عَرَفَةَ، فَإِنْ كَانَ آخِرُ يَوْمٍ مِنَ الأَيَّامِ الثَّلاَثَةِ يَوْمَ عَرَفَةَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْهِ، ثُمَّ لِيَنْطَلِقْ حَتَّى يَقِفَ بِعَرَفَاتٍ مِنْ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى أَنْ يَكُونَ الظَّلاَمُ، ثُمَّ لِيَدْفَعُوا مِنْ عَرَفَاتٍ إِذَا أَفَاضُوا مِنْهَا حَتَّى يَبْلُغُوا جَمْعًا الَّذِي يُتَبَرَّرُ فِيهِ، ثُمَّ لِيَذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا، أَوْ أَكْثِرُوا التَّكْبِيرَ وَالتَّهْلِيلَ قَبْلَ أَنْ تُصْبِحُوا ثُمَّ أَفِيضُوا، فَإِنَّ النَّاسَ كَانُوا يُفِيضُونَ، وَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى {ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} حَتَّى تَرْمُوا الْجَمْرَةَ.
Bana Muhammed b. Ebû Bekr tahdis etti, bize Fudayl b. Süleyman tahdis etti, bize Mûsâ b. Ukbe tahdis etti, [o] dedi ki: Kureyb bana haber verdi, o da İbn Abbâs'tan [naklen] şöyle dedi: Kişi, [umre yapıp] ihramdan çıkmış (helal) haldeyken, hac için telbiye getirinceye (ihrama girinceye) kadar Beyt'i tavaf edebilir. Arafat'a doğru yola çıktığında, imkanı olan deve, sığır veya koyundan dilediği bir kurbanlığı (hedy) keser. Eğer buna imkan bulamazsa, hac sırasında üç gün oruç tutması gerekir. Bu [oruç], Arife gününden öncedir. Eğer bu üç günlük sürenin sonuncusu Arife gününe denk gelirse [tutmasında] bir sakınca yoktur. Sonra yola devam edip ikindi namazından hava kararana kadar Arafat'ta vakfe yapar. Ardından Arafat'tan ayrılıp akın ettiklerinde, [Cemrelerin] hayır ve bereketiyle ulaşıldığı bir yer olan Cem'e (Müzdelife'ye) varıncaya kadar devam ederler. Orada Allah'ı çokça zikretsinler veya sabahlamadan önce tekbirleri ve tehlilleri (lâ ilâhe illâllah zikrini) çoğaltsınlar. Sonra [mina/cemrelere doğru] akın edin. Çünkü [geçmişte de] insanlar [böyle] akın ederlerdi. Nitekim Allah Teâlâ: {ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “Sonra insanların aktığı yerden siz de akın edin ve Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir” (el-Bakara, 199) buyurmuştur. [Bu süreç] siz [Mina'da] cemreyi taşlayıncaya kadar [devam eder]."
4522. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ".
Bize Ebû Ma'mer tahdis etti, bize Abdülvâris tahdis etti, o Abdülazîz'den, o da Enes [b. Mâlik]'ten [naklen] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle derdi: “Allah'ım! Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.”
4523. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، تَرْفَعُهُ قَالَ " أَبْغَضُ الرِّجَالِ إِلَى اللَّهِ الأَلَدُّ الْخَصِمُ ". وَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Bize Kabîsa tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, o İbn Cüreyc'den, o İbn Ebû Müleyke'den, o da Aişe [radıyallahu anha]'dan merfû olarak [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu] nakletti: “Allah'a en sevimsiz (buğzedilen) kişi, düşmanlıkta aşırı giden ve [haksız yere] çokça tartışan (eleddü’l-hasım) kimsedir.” Abdullah [b. Mesleme] [şöyle] dedi: Bize Süfyan tahdis etti, İbn Cüreyc bana tahdis etti, o İbn Ebû Müleyke'den, o Aişe radıyallahu anha'dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen aynı hadisi haber verdi].
4524. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، يَقُولُ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ {حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا} خَفِيفَةً، ذَهَبَ بِهَا هُنَاكَ، وَتَلاَ {حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلاَ إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ} فَلَقِيتُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ فَذَكَرْتُ لَهُ ذَلِكَ فَقَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ مَعَاذَ اللَّهِ، وَاللَّهِ مَا وَعَدَ اللَّهُ رَسُولَهُ مِنْ شَىْءٍ قَطُّ إِلاَّ عَلِمَ أَنَّهُ كَائِنٌ قَبْلَ أَنْ يَمُوتَ، وَلَكِنْ لَمْ يَزَلِ الْبَلاَءُ بِالرُّسُلِ حَتَّى خَافُوا أَنْ يَكُونَ مَنْ مَعَهُمْ يُكَذِّبُونَهُمْ، فَكَانَتْ تَقْرَؤُهَا {وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِّبُوا} مُثَقَّلَةً.
Bize İbrahim b. Mûsâ tahdis etti, bize Hişâm haber verdi, o İbn Cüreyc'den, [o] dedi ki: Ebû Müleyke'den şöyle derken işittim: İbn Abbâs radıyallahu anhuma, {حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا} “Öyle ki, resûller ümitlerini kesecek hale gelip de yalanlandıklarını [veya kendilerine yalan söylendiğini] sandıkları zaman...” (Yûsuf, 110) ayetini [yalanlanmak/küżibû manasında] hafif (şeddesiz) okuyor ve [ayetle] şu manaya gidiyordu (işaret ediyordu). Sonra: {حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلاَ إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ} “...Nihayet peygamber ve beraberindeki müminler: 'Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?' diyecek kadar (zorlandılar). Şunu iyi bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır” (el-Bakara, 214) ayetini okudu. Urve b. ez-Zübeyr ile karşılaştım ve ona bunu zikrettim. O şöyle dedi: Aişe: 'Maazallah (Allah korusun)! Vallahi Allah, Resûlüne vadedttiği her şeyin o ölmeden önce mutlaka gerçekleşeceğini bildirmiştir. Ancak [buradaki durum şudur ki]; resûller üzerindeki fitne ve belalar o kadar devam etti ki, yanlarındaki kimselerin kendilerini yalanlamasından korktular' dedi. Bu sebeple Aişe [ayeti] {وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِّبُوا} “...yalanlandıklarını sandılar” [manasında] şeddeli (küżżibû) olarak okuyordu."
4526. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عَوْنٍ، عَنْ نَافِعٍ، قَالَ كَانَ ابْنُ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ إِذَا قَرَأَ الْقُرْآنَ لَمْ يَتَكَلَّمْ حَتَّى يَفْرُغَ مِنْهُ، فَأَخَذْتُ عَلَيْهِ يَوْمًا، فَقَرَأَ سُورَةَ الْبَقَرَةِ حَتَّى انْتَهَى إِلَى مَكَانٍ قَالَ تَدْرِي فِيمَا أُنْزِلَتْ. قُلْتُ لاَ. قَالَ أُنْزِلَتْ فِي كَذَا وَكَذَا. ثُمَّ مَضَى. وَعَنْ عَبْدِ الصَّمَدِ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، {فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ} قَالَ يَأْتِيهَا فِي. رَوَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ نَافِعٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ.
Bize İshak tahdis etti, bize en-Nadr b. Şümeyl haber verdi, bize İbn Avn haber verdi, o Nâfi'den [naklen] şöyle dedi: İbn Ömer radıyallahu anhuma Kur’ân okuduğu zaman, bitirene kadar konuşmazdı. Bir gün [onun bu halini gözeterek] Kur'ân okumasını takip ettim. Bakara Sûresi'ni okudu, nihayet bir yere (ayetteki bir ifadeye) vardığında [bana]: "Bu ayetin ne hakkında nâzil olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Ben: "Hayır" dedim. [İbn Ömer]: "Şöyle şöyle [bir durum] hakkında nâzil oldu" dedi ve sonra [kirişine/okumasına] devam etti. Abdüssamed'den [naklen:] babam bana tahdis etti, Eyyûb bana tahdis etti, o Nâfi'den, o da İbn Ömer [radıyallahu anhuma]'dan: {فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ} “...Ekininize dilediğiniz şekilde varın” (el-Bakara, 223) ayeti hakkında; [İbn Ömer, kişinin eşine] arkadan (dübürden) yaklaşabileceğini söyledi. Bu [hadisi ayrıca] Muhammed b. Yahya b. Saîd, babasından, o Ubeydullah'tan, o Nâfi'den, o da İbn Ömer'den rivayet etmiştir.
4528. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كَانَتِ الْيَهُودُ تَقُولُ إِذَا جَامَعَهَا مِنْ وَرَائِهَا جَاءَ الْوَلَدُ أَحْوَلَ. فَنَزَلَتْ {نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ}
Bize Ebû Nuaym tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, o İbnü'l-Münkedir'den [naklen] dedi ki: Câbir radıyallahu anh'tan işittim, [o] şöyle diyordu: Yahudiler: '[Erkek, eşine] arkadan yaklaştığında çocuk şaşı doğar' derlerdi. Bunun üzerine: {نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ} “Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. O halde ekinliğinize dilediğiniz gibi varın” (el-Bakara, 223) ayeti nâzil oldu."
4529. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، حَدَّثَنَا عَبَّادُ بْنُ رَاشِدٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَعْقِلُ بْنُ يَسَارٍ، قَالَ كَانَتْ لِي أُخْتٌ تُخْطَبُ إِلَىَّ. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، حَدَّثَنِي مَعْقِلُ بْنُ يَسَارٍ،. حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الْحَسَنِ، أَنَّ أُخْتَ، مَعْقِلِ بْنِ يَسَارٍ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا، فَتَرَكَهَا حَتَّى انْقَضَتْ عِدَّتُهَا، فَخَطَبَهَا فَأَبَى مَعْقِلٌ، فَنَزَلَتْ {فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ أَنْ يَنْكِحْنَ أَزْوَاجَهُنَّ}.
Bize Ubeydullah b. Saîd tahdis etti, bize Ebû Âmir el-Akadî tahdis etti, bize Abbâd b. Râşid tahdis etti, bize el-Hasen tahdis etti, [o] dedi ki: Ma'kıl b. Yesâr bana tahdis etti, [o] şöyle dedi: Benim bir kız kardeşim vardı ve ona dünürcü geliniyordu. (İbrahim, Yûnus'tan, o el-Hasen'den nakletti ki: Ma'kıl b. Yesâr bana tahdis etti.) Bize Ebû Ma'mer tahdis etti, bize Abdülvâris tahdis etti, bize Yûnus, el-Hasen'den [naklen] tahdis etti ki; Ma'kıl b. Yesâr'ın kız kardeşini kocası boşamıştı. Onu [tekrar nikahlamak için dünürcü gelmeyip] bıraktı, nihayet iddeti (bekleme süresi) sona erdi. [Sonra eski kocası tekrar] dünürcü oldu fakat Ma'kıl [ona vermeye] yanaşmadı. Bunun üzerine: {فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ أَنْ يَنْكِحْنَ أَزْوَاجَهُنَّ} “...Eski kocalarıyla nikahlanmalarına engel olmayın (onlara baskı yapmayın -adhl-)” (el-Bakara, 232) ayeti nâzil oldu."
4530. Hadis
حَدَّثَنِي أُمَيَّةُ بْنُ بِسْطَامٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ حَبِيبٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ قُلْتُ لِعُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} قَالَ قَدْ نَسَخَتْهَا الآيَةُ الأُخْرَى فَلِمَ تَكْتُبُهَا أَوْ تَدَعُهَا قَالَ يَا ابْنَ أَخِي، لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْهُ مِنْ مَكَانِهِ.
Bana Ümeyye b. Bistâm tahdis etti, bize Yezîd b. Zurey' tahdis etti, o Habîb'den, o da İbn Ebû Müleyke'den [naklen] şöyle dedi: İbnü'z-Zübeyr şöyle dedi: Osman b. Affân'a: “{وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} ‘İçinizden ölenlerin geride bıraktığı eşleri...’ (el-Bakara, 240) [ayeti hakkında]; onu diğer ayet neshetmişken (hükmünü kaldırmışken) neden hala [Mushaf'a] yazıyor veya [orada] bırakıyorsun?” dedim. [Osman b. Affân]: “Ey kardeşimin oğlu! [Mushaf'taki] hiçbir şeyi yerinden değiştiremem” dedi.
4531. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا رَوْحٌ، حَدَّثَنَا شِبْلٌ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} قَالَ كَانَتْ هَذِهِ الْعِدَّةُ تَعْتَدُّ عِنْدَ أَهْلِ زَوْجِهَا وَاجِبٌ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لأَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ} قَالَ جَعَلَ اللَّهُ لَهَا تَمَامَ السَّنَةِ سَبْعَةَ أَشْهُرٍ وَعِشْرِينَ لَيْلَةً وَصِيَّةً، إِنْ شَاءَتْ سَكَنَتْ فِي وَصِيَّتِهَا، وَإِنْ شَاءَتْ خَرَجَتْ، وَهْوَ قَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى {غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ} فَالْعِدَّةُ كَمَا هِيَ وَاجِبٌ عَلَيْهَا. زَعَمَ ذَلِكَ عَنْ مُجَاهِدٍ. وَقَالَ عَطَاءٌ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ نَسَخَتْ هَذِهِ الآيَةُ عِدَّتَهَا عِنْدَ أَهْلِهَا، فَتَعْتَدُّ حَيْثُ شَاءَتْ، وَهْوَ قَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى {غَيْرَ إِخْرَاجٍ}. قَالَ عَطَاءٌ إِنْ شَاءَتِ اعْتَدَّتْ عِنْدَ أَهْلِهِ وَسَكَنَتْ فِي وَصِيَّتِهَا، وَإِنْ شَاءَتْ خَرَجَتْ لِقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ}. قَالَ عَطَاءٌ ثُمَّ جَاءَ الْمِيرَاثُ فَنَسَخَ السُّكْنَى فَتَعْتَدُّ حَيْثُ شَاءَتْ، وَلاَ سُكْنَى لَهَا. وَعَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يُوسُفَ حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ بِهَذَا. وَعَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ عَنْ عَطَاءٍ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ نَسَخَتْ هَذِهِ الآيَةُ عِدَّتَهَا فِي أَهْلِهَا، فَتَعْتَدُّ حَيْثُ شَاءَتْ لِقَوْلِ اللَّهِ {غَيْرَ إِخْرَاجٍ} نَحْوَهُ.
Bize İshak tahdis etti, bize Ravh tahdis etti, bize Şibl tahdis etti, o İbn Ebû Necîh'ten, o da Mücâhid'den: {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} “İçinizden ölenlerin geride bıraktığı eşleri...” (el-Bakara, 240) [ayeti hakkında] şöyle dedi: Bu iddet (bekleme süresi), [eskiden kadının] vefat eden kocasının ailesinin yanında beklemesini zorunlu kılıyordu. Bunun üzerine Allah: {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لأَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ} “İçinizden ölüp de geride eşler bırakanlar, eşlerinin (evlerinden) çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Eğer kendileri çıkarlarsa, onların kendileri hakkında yaptıklarından (meşru hareketlerinden) size bir günah yoktur” (el-Bakara, 240) ayetini indirdi. [Mücâhid] şöyle dedi: Allah, o kadın için senenin geri kalanını [yani dört ay on günden sonraki] yedi ay yirmi geceyi vasiyet olarak belirledi. Eğer [kadın vasiyet edilen o evde] kalmak isterse kalır, çıkmak isterse çıkardı. Nitekim Allah Teâlâ'nın: {غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ} “...çıkarılmaksızın... Eğer kendileri çıkarlarsa size bir günah yoktur” kavli budur. [Ancak asıl dört ay on günlük] iddet ise kadına [bir vecibe olarak] vacip kılındığı gibidir. (Mücâhid'den böyle nakledilmiştir.) Atâ [şöyle] dedi: İbn Abbâs: 'Bu ayet, kadının [kocasının] ailesi yanında beklemesi hükmünü neshetti (kaldırdı); artık kadın dilediği yerde iddet bekler' dedi. Allah Teâlâ'nın: {غَيْرَ إِخْرَاجٍ} “...çıkarılmaksızın” kavli budur. Atâ [şöyle] dedi: [Kadın] dilerse kocasının ailesi yanında iddetini geçirir ve kendisine vasiyet edilen o yerde kalırdı; dilerse de Allah Teâlâ'nın: {فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ} “...onların yaptıklarından size bir günah yoktur” kavli gereği çıkardı. Atâ [devamla] şöyle dedi: Sonra miras [ayetleri] geldi ve evde kalma (süknâ) hükmünü neshetti. Artık [kadın] dilediği yerde iddet bekler ve [miras aldığı için ayrıca bir] kalma hakkı (süknâ) ona [vacip] olmaz. (Bu hadisi ayrıca Muhammed b. Yûsuf, Verkā'dan, o İbn Ebû Necîh'ten, o da Mücâhid'den nakletmiştir. İbn Ebû Necîh de Atâ'dan, o da İbn Abbâs'tan naklen: 'Bu ayet, kadının iddetini ailesi yanında geçirme hükmünü neshetti; artık o, Allah'ın {غَيْرَ إِخْرَاجٍ} kavli gereği dilediği yerde iddet bekler' dediğini benzer şekilde haber vermiştir.)
4532. Hadis
حَدَّثَنَا حِبَّانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ جَلَسْتُ إِلَى مَجْلِسٍ فِيهِ عُظْمٌ مِنَ الأَنْصَارِ وَفِيهِمْ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي لَيْلَى، فَذَكَرْتُ حَدِيثَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ فِي شَأْنِ سُبَيْعَةَ بِنْتِ الْحَارِثِ، فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ وَلَكِنَّ عَمَّهُ كَانَ لاَ يَقُولُ ذَلِكَ. فَقُلْتُ إِنِّي لَجَرِيءٌ إِنْ كَذَبْتُ عَلَى رَجُلٍ فِي جَانِبِ الْكُوفَةِ. وَرَفَعَ صَوْتَهُ، قَالَ ثُمَّ خَرَجْتُ فَلَقِيتُ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ أَوْ مَالِكَ بْنَ عَوْفٍ قُلْتُ كَيْفَ كَانَ قَوْلُ ابْنِ مَسْعُودٍ فِي الْمُتَوَفَّى عَنْهَا زَوْجُهَا وَهْىَ حَامِلٌ فَقَالَ قَالَ ابْنُ مَسْعُودٍ أَتَجْعَلُونَ عَلَيْهَا التَّغْلِيظَ، وَلاَ تَجْعَلُونَ لَهَا الرُّخْصَةَ لَنَزَلَتْ سُورَةُ النِّسَاءِ الْقُصْرَى بَعْدَ الطُّولَى. وَقَالَ أَيُّوبُ عَنْ مُحَمَّدٍ لَقِيتُ أَبَا عَطِيَّةَ مَالِكَ بْنَ عَامِرٍ.
Bize Hibbân tahdis etti, bize Abdullah [b. el-Mübârek] tahdis etti, bize Abdullah b. Avn haber verdi, o Muhammed b. Sîrîn'den [naklen] şöyle dedi: Ensar'dan ileri gelenlerin bulunduğu bir mecliste oturdum. Aralarında Abdurrahman b. Ebû Leylâ da vardı. [Orada] Abdullah b. Utbe'nin, Subey’a bint el-Hâris [hadisesi] hakkındaki hadisini zikrettim. Bunun üzerine Abdurrahman: 'Fakat onun amcası –yani İbn Mes'ûd– böyle demezdi' dedi. Ben: 'Kûfe taraflarında olan bir adam adına [bilerek] yalan söyleyecek kadar cüretkar biri miyim?!' diyerek sesimi yükselttim. [Muhammed b. Sîrîn] dedi ki: Sonra [meclisten] çıktım; Mālik b. Āmir veya Mālik b. Avf ile karşılaştım. Ona: 'İbn Mes'ûd'un, kocası ölen hamile kadın hakkındaki görüşü nasıldı?' diye sordum. O: 'İbn Mes'ûd: (Siz o kadına [iki iddetten uzun olanını bekleterek] zorluk mu çıkarıyorsunuz da ona bir ruhsat tanımıyorsunuz? Doğrusu [Talâk Sûresi olan] Kısa Nisâ Sûresi, Uzun [Nisâ Sûresi]'nden sonra nâzil olmuştur) dedi' diye cevap verdi. (Eyyûb, Muhammed [b. Sîrîn]'den şöyle nakletti: Ebû Atıyye Mālik b. Āmir ile karşılaştım.)
4533. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ قَالَ هِشَامٌ حَدَّثَنَا قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ عَنْ عَبِيدَةَ عَنْ عَلِيٍّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَوْمَ الْخَنْدَقِ " حَبَسُونَا عَنْ صَلاَةِ الْوُسْطَى حَتَّى غَابَتِ الشَّمْسُ مَلأَ اللَّهُ قُبُورَهُمْ وَبُيُوتَهُمْ أَوْ أَجْوَافَهُمْ ـ شَكَّ يَحْيَى ـ نَارًا ".
Bize Abdullah b. Muhammed tahdis etti, bize Yezîd tahdis etti, bize Hişâm, Muhammed'den, o Abîde'den, o da Ali radıyallahu anh'tan [naklen] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in [şöyle buyurduğunu] haber verdi. Bana Abdurrahman tahdis etti, bize Yahya b. Saîd tahdis etti. Hişâm bize tahdis etti, o Muhammed'den, o Abîde'den, o da Ali radıyallahu anh'tan [naklen] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hendek Günü şöyle buyurdu: “Güneş batana kadar bizi orta namazdan (salâtü'l-vustâ) alıkoydular. Allah onların kabirlerini ve evlerini –veya karınlarını (Yahya tereddüt etti)– ateşle doldursun!”
4534. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنِ الْحَارِثِ بْنِ شُبَيْلٍ، عَنْ أَبِي عَمْرٍو الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ كُنَّا نَتَكَلَّمُ فِي الصَّلاَةِ يُكَلِّمُ أَحَدُنَا أَخَاهُ فِي حَاجَتِهِ حَتَّى نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ} فَأُمِرْنَا بِالسُّكُوتِ.
Bize Müsedded tahdis etti, bize Yahya tahdis etti, o İsmâil b. Ebû Hâlid'den, o el-Hâris b. Şübeyl'den, o Ebû Amr eş-Şeybânî'den, o da Zeyd b. Erkam'dan [naklen] şöyle dedi: Namazda konuşurduk; birimiz ihtiyacı hakkında arkadaşıyla (kardeşiyle) konuşurdu. Nihayet: {حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلاَةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ} “Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a derin bir saygı ve itaatle (kunût ederek) durun” (el-Bakara, 238) ayeti nâzil oldu ve [bunun üzerine] bize [namazda] susmamız emredildi."
4535. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ كَانَ إِذَا سُئِلَ عَنْ صَلاَةِ الْخَوْفِ قَالَ يَتَقَدَّمُ الإِمَامُ وَطَائِفَةٌ مِنَ النَّاسِ فَيُصَلِّي بِهِمِ الإِمَامُ رَكْعَةً، وَتَكُونُ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْعَدُوِّ لَمْ يُصَلُّوا، فَإِذَا صَلَّوُا الَّذِينَ مَعَهُ رَكْعَةً اسْتَأْخَرُوا مَكَانَ الَّذِينَ لَمْ يُصَلُّوا وَلاَ يُسَلِّمُونَ، وَيَتَقَدَّمُ الَّذِينَ لَمْ يُصَلُّوا فَيُصَلُّونَ مَعَهُ رَكْعَةً، ثُمَّ يَنْصَرِفُ الإِمَامُ وَقَدْ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، فَيَقُومُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنَ الطَّائِفَتَيْنِ فَيُصَلُّونَ لأَنْفُسِهِمْ رَكْعَةً بَعْدَ أَنْ يَنْصَرِفَ الإِمَامُ، فَيَكُونُ كُلُّ وَاحِدٍ مِنَ الطَّائِفَتَيْنِ قَدْ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، فَإِنْ كَانَ خَوْفٌ هُوَ أَشَدَّ مِنْ ذَلِكَ صَلَّوْا رِجَالاً، قِيَامًا عَلَى أَقْدَامِهِمْ، أَوْ رُكْبَانًا مُسْتَقْبِلِي الْقِبْلَةِ أَوْ غَيْرَ مُسْتَقْبِلِيهَا. قَالَ مَالِكٌ قَالَ نَافِعٌ لاَ أُرَى عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ذَكَرَ ذَلِكَ إِلاَّ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.
Bize Abdullah b. Yûsuf tahdis etti, bize Mâlik tahdis etti, o Nâfi'den [naklen] şöyle dedi: Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma'ya korku namazı (salâtü'l-havf) sorulduğunda şöyle derdi: İmam ve insanlardan bir grup öne geçer; imam onlara bir rekat kıldırır. Diğer bir grup ise kendileriyle düşman arasında kalarak henüz namaza durmazlar. İmamla beraber olanlar bir rekatı kıldıktan sonra, henüz namaz kılmayanların yerine geçerler ancak selam vermezler. [Daha sonra] namaz kılmayanlar öne gelip imamla beraber bir rekat kılarlar. Ardından imam [onlara toplamda] iki rekat kıldırmış olarak namazdan ayrılır. Sonra her iki grup da kalkıp imam ayrıldıktan sonra kendi başlarına birer rekat daha kılarlar. Böylece her iki gruptan her biri ikişer rekat kılmış olur. Şayet korku bundan (bu şekilde kılmaktan) daha şiddetliyse, yaya (ricâlen) olarak ayakta veya binek üzerinde (rukbânen), kıbleye yönelerek yahut yönelmeyerek namazlarını kılarlar. Mâlik şöyle dedi: Nâfi' dedi ki: 'Öyle sanıyorum ki Abdullah b. Ömer bunu ancak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] zikretmiştir.'
4536. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ الأَسْوَدِ، وَيَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَبِيبُ بْنُ الشَّهِيدِ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ قَالَ ابْنُ الزُّبَيْرِ قُلْتُ لِعُثْمَانَ هَذِهِ الآيَةُ الَّتِي فِي الْبَقَرَةِ {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} إِلَى قَوْلِهِ {غَيْرَ إِخْرَاجٍ} قَدْ نَسَخَتْهَا الأُخْرَى، فَلِمَ تَكْتُبُهَا قَالَ تَدَعُهَا. يَا ابْنَ أَخِي لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْهُ مِنْ مَكَانِهِ. قَالَ حُمَيْدٌ أَوْ نَحْوَ هَذَا.
Bana Abdullah b. Ebû'l-Esved tahdis etti, bize Humeyd b. el-Esved ve Yezîd b. Zurey' tahdis ettiler, her ikisi [şöyle] dediler: Bize Habîb b. eş-Şehîd, İbn Ebû Müleyke'den [naklen] tahdis etti, [o] şöyle dedi: İbnü'z-Zübeyr şöyle dedi: Osman [b. Affân]'a: “Bakara Sûresi'ndeki: {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} ‘İçinizden ölenlerin geride bıraktığı eşleri...’ (el-Bakara, 240) [ayetinden] {غَيْرَ إِخْرَاجٍ} ‘...evlerinden çıkarılmaksızın’ kavline kadar [olan bu ayeti]; diğer [ayet] neshetmişken (hükmünü kaldırmışken) neden hala [Mushaf'a] yazıyorsun (onun yazılı kalmasına izin veriyorsun)?” dedim. [Osman b. Affân]: “Ey kardeşimin oğlu! [Kur'ân'dan] hiçbir şeyi yerinden değiştiremem” dedi. (Humeyd [b. el-Esved] de bunun benzerini veya buna yakın bir söz zikretmiştir.)
4537. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَسَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " نَحْنُ أَحَقُّ بِالشَّكِّ مِنْ إِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ {رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي}"
Bize Ahmed b. Sâlih tahdis etti, bize İbn Vehb tahdis etti, Yûnus bana haber verdi, o İbn Şihâb'dan, o Ebû Seleme ve Saîd'den, onlar da Ebû Hüreyre radıyallahu anh'tan [naklen] şöyle dediler: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biz şüphe etmeye [–eğer şüphe edilecekse–] İbrahim'den daha layığız. Hani o: {رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي} ‘Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!’ demişti. (Allah): ‘İnanmadın mı?’ buyurdu. (İbrahim): ‘Hayır (inandım), ancak kalbim mutmain olsun (yatışsın) diye’ dedi (el-Bakara, 260).”
4538. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، يُحَدِّثُ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ،. قَالَ وَسَمِعْتُ أَخَاهُ أَبَا بَكْرِ بْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ يَوْمًا لأَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِيمَ تَرَوْنَ هَذِهِ الآيَةَ نَزَلَتْ {أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ} قَالُوا اللَّهُ أَعْلَمُ. فَغَضِبَ عُمَرُ فَقَالَ قُولُوا نَعْلَمُ أَوْ لاَ نَعْلَمُ. فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فِي نَفْسِي مِنْهَا شَىْءٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ. قَالَ عُمَرُ يَا ابْنَ أَخِي قُلْ وَلاَ تَحْقِرْ نَفْسَكَ. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ ضُرِبَتْ مَثَلاً لِعَمَلٍ. قَالَ عُمَرُ أَىُّ عَمَلٍ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لِعَمَلٍ. قَالَ عُمَرُ لِرَجُلٍ غَنِيٍّ يَعْمَلُ بِطَاعَةِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ، ثُمَّ بَعَثَ اللَّهُ لَهُ الشَّيْطَانَ فَعَمِلَ بِالْمَعَاصِي حَتَّى أَغْرَقَ أَعْمَالَهُ. {فَصُرْهُنَّ} قَطِّعْهُنَّ.
Bize İbrahim tahdis etti, Hişâm haber verdi, o İbn Cüreyc'den, [o] dedi ki: Abdullah b. Ebû Müleyke'den işittim ki o, İbn Abbâs'tan nakille tahdis ediyordu. [İbn Ebû Müleyke] şöyle dedi: Kardeşi Ebû Bekr b. Ebû Müleyke'nin de Ubeyd b. Umeyr'den naklini işittim, [o] şöyle dedi: Ömer radıyallahu anh bir gün Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabına: “{أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ} ‘Herhangi biriniz ister mi ki, kendisinin [bir bahçesi] olsun...’ (el-Bakara, 266) ayetinin ne hakkında nâzil olduğunu düşünüyorsunuz?” diye sordu. Onlar: “Allah daha iyi bilir” dediler. Ömer buna kızdı ve: “Biliyoruz veya bilmiyoruz deyin!” buyurdu. Bunun üzerine İbn Abbâs: “Ey Müminlerin Emiri! Benim zihnimde (gönlümde) bu ayete dair bir şey var” dedi. Ömer: “Ey kardeşimin oğlu! Söyle, kendini küçük görme!” dedi. İbn Abbâs: “Bu [ayet], bir amel için misal olarak verilmiştir” dedi. Ömer: “Hangi amel için?” diye sordu. İbn Abbâs: “Bir amel için işte...” dedi. [Bunun üzerine] Ömer [şöyle açıkladı]: “[Bu], Allah Azze ve Celle'ye itaatle amel eden zengin bir adamın [misalidir ki]; sonra Allah ona şeytanı musallat etti, o da günahlarla amel etti, nihayet [bu günahları onun salih] amellerini boğup yok etti.” [Ayrıca başka bir ayette geçen] {فَصُرْهُنَّ} (fasurhunne) [kelimesi], “onları parçala/kes” (kattı'hunne) manasındadır.
4539. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي مَرْيَمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي شَرِيكُ بْنُ أَبِي نَمِرٍ، أَنَّ عَطَاءَ بْنَ يَسَارٍ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ أَبِي عَمْرَةَ الأَنْصَارِيَّ، قَالاَ سَمِعْنَا أَبَا هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ الْمِسْكِينُ الَّذِي تَرُدُّهُ التَّمْرَةُ وَالتَّمْرَتَانِ وَلاَ اللُّقْمَةُ وَلاَ اللُّقْمَتَانِ. إِنَّمَا الْمِسْكِينُ الَّذِي يَتَعَفَّفُ وَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ يَعْنِي قَوْلَهُ {لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا}"
Bize İbn Ebû Meryem tahdis etti, bize Muhammed b. Ca'fer tahdis etti, Şerîk b. Ebû Nemir bana şöyle haber verdi: Atâ b. Yesâr ve Abdurrahman b. Ebû Amra el-Ensârî, her ikisi de Ebû Hüreyre radıyallahu anh'tan işittiklerini söyleyerek şöyle dediler: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yoksul (miskin), kendisine verilen bir veya iki hurmanın ya da bir veya iki lokmanın geri çevirdiği (yani sadece bunları alarak ihtiyacı karşılanan) kimse değildir. Bilakis asıl yoksul, iffetini koruyarak (insanlardan bir şey istemeyip) hayasını muhafaza eden kimsedir. Dilerseniz [şu ayeti] okuyun: {لاَ يَسْأَلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا} ‘...Yüzsüzlük ederek insanlardan (ısrarla) bir şey istemezler’ (el-Bakara, 273).”
4540. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمَّا نَزَلَتِ الآيَاتُ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ فِي الرِّبَا قَرَأَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى النَّاسِ، ثُمَّ حَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ.
Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs tahdis etti, bize babam tahdis etti, bize el-A'meş tahdis etti, bize Müslim tahdis etti, o Mesrûk'tan, o da Aişe radıyallahu anha'dan [naklen] şöyle dedi: Bakara Sûresi'nin sonundaki faiz (riba) ile ilgili ayetler nâzil olduğunda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları insanlara okudu. Sonra da içki (hamr) ticaretini haram kıldı.
4541. Hadis
حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، سَمِعْتُ أَبَا الضُّحَى، يُحَدِّثُ عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ لَمَّا أُنْزِلَتِ الآيَاتُ الأَوَاخِرُ مِنْ سُورَةِ الْبَقَرَةِ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَلاَهُنَّ فِي الْمَسْجِدِ، فَحَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ.
Bize Bişr b. Hâlid tahdis etti, bize Muhammed b. Ca'fer haber verdi, o Şu'be'den, o Süleyman'dan [naklen] dedi ki: Ebû'd-Duhâ'nın, Mesrûk'tan naklini işittim, o da Aişe radıyallahu anha'dan [naklen] şöyle dedi: Bakara Sûresi'nin son ayetleri nâzil olduğunda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dışarı çıkıp onları mescitte [insanlara] okudu. Sonra da içki (hamr) ticaretini haram kıldı.
4542. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا أُنْزِلَتِ الآيَاتُ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ قَرَأَهُنَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ، وَحَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ.
Bana Muhammed b. Beşşâr tahdis etti, bize Gundar tahdis etti, bize Şu'be tahdis etti, o Mansûr'dan, o Ebû'd-Duhâ'dan, o Mesrûk'tan, o da Aişe radıyallahu anha'dan [naklen] şöyle dedi: Bakara Sûresi'nin son ayetleri nâzil olduğunda, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onları mescitte [insanlara] okudu ve içki (hamr) ticaretini haram kıldı.
4543. Hadis
وَقَالَ لَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا أُنْزِلَتِ الآيَاتُ مِنْ آخِرِ سُورَةِ الْبَقَرَةِ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَهُنَّ عَلَيْنَا، ثُمَّ حَرَّمَ التِّجَارَةَ فِي الْخَمْرِ.
Muhammed b. Yûsuf bize Süfyan'dan, o Mansûr ve el-A'meş'ten, onlar Ebû'd-Duhâ'dan, o Mesrûk'tan, o da Aişe radıyallahu anha'dan [naklen] şöyle dediğini haber verdi: Bakara Sûresi'nin son ayetleri nâzil olduğunda, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kalkıp onları bize okudu ve içki (hamr) ticaretini haram kıldı.
4544. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ بْنُ عُقْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ آخِرُ آيَةٍ نَزَلَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم آيَةُ الرِّبَا.
Bize Kabîsa b. Ukbe tahdis etti, bize Süfyan tahdis etti, o Âsım'dan, o eş-Şa'bî'den, o da İbn Abbâs radıyallahu anhuma'dan [naklen] şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e nâzil olan en son ayet, faiz (riba) ayetidir.
4545. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مِسْكِينٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ مَرْوَانَ الأَصْفَرِ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ ابْنُ عُمَرَ أَنَّهَا قَدْ نُسِخَتْ {وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ} الآيَةَ.
Bize Muhammed tahdis etti, bize en-Nufeylî tahdis etti, bize Miskîn tahdis etti, o Şu'be'den, o Hâlid el-Hazzâ'dan, o Mervân el-Asfar'dan, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından olan bir adamdan –ki o [adam] İbn Ömer'dir– [naklen] şöyle dedi: {وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ} “...İçinizdeki şeyi açığa vursanız da gizleseniz de [Allah sizi onunla hesaba çeker]...” (el-Bakara, 284) ayeti [kendinden sonraki ayetle] neshedilmiştir (hükmü kaldırılmıştır).
4546. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا رَوْحٌ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ مَرْوَانَ الأَصْفَرِ، عَنْ رَجُلٍ، مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ أَحْسِبُهُ ابْنَ عُمَرَ ـ {إِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ} قَالَ نَسَخَتْهَا الآيَةُ الَّتِي بَعْدَهَا.
Bana İshak tahdis etti, bize Ravh haber verdi, bize Şu'be haber verdi, o Hâlid el-Hazzâ'dan, o Mervân el-Asfar'dan, o da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından olan bir adamdan –ki onun İbn Ömer olduğunu sanıyorum– [naklen] şöyle dedi: {إِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ} “...İçinizdeki şeyi açığa vursanız da gizleseniz de [Allah sizi onunla hesaba çeker]...” (el-Bakara, 284) ayetini, kendinden sonraki ayet neshetmiştir (hükmünü kaldırmıştır).
4547. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ التُّسْتَرِيُّ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ تَلاَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَذِهِ الآيَةَ {هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ} إِلَى قَوْلِهِ {أُولُو الأَلْبَابِ} قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ، فَأُولَئِكَ الَّذِينَ سَمَّى اللَّهُ، فَاحْذَرُوهُمْ ".
Bize Abdullah bin Mesleme tahdis etti, bize Yezîd bin İbrâhim eş-Şüsterî, Abdullah bin Ebî Müleyke'den, o el-Kâsım bin Muhammed'den, o da Âişe radıyallahu anhâ'dan [naklen] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem {هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ آيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ أُمُّ الْكِتَابِ وَأُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌ فَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَاءَ تَأْوِيلِهِ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُ إِلَّا اللَّهُ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ آمَنَّا بِهِ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ} “Sana Kitab’ı indiren O’dur. O’nun (Kitab’ın) bir kısmı muhkem ayetlerdir ki bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu (kendi keyiflerine göre) yorumlamak için ondaki müteşâbihlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini (gerçek yorumunu) ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar ise: ‘Biz ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır’ derler. (Bu gerçekleri) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar” (Âl-i İmrân, 7) ayetini okudu. [Âişe devamla] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: \"Ondaki müteşâbihlerin peşine düşenleri gördüğün zaman, işte onlar Allah'ın [ayetlerinde] isimlendirdiği kimselerdir. Onlardan sakının!\"
4548. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنْ مَوْلُودٍ يُولَدُ إِلاَّ وَالشَّيْطَانُ يَمَسُّهُ حِينَ يُولَدُ، فَيَسْتَهِلُّ صَارِخًا مِنْ مَسِّ الشَّيْطَانِ إِيَّاهُ، إِلاَّ مَرْيَمَ وَابْنَهَا ". ثُمَّ يَقُولُ أَبُو هُرَيْرَةَ وَاقْرَءُوا إِنْ شِئْتُمْ {وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ }
Bize İyâd haber verdi, bize İbrâhim haber verdi, bize Muhammed haber verdi, bize Ebû Abdullah [el-Buhârî] şöyle dedi: Bize Abdullah bin Muhammed tahdis etti, bize Abdurrezzâk haber verdi, bize Ma'mer haber verdi, o Hemmâm bin Münebbih'ten, o da Ebû Hüreyre radıyallahu anh'dan [naklen] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: \"Âdemoğullarından doğan her bir çocuğa, doğduğu anda mutlaka şeytan dokunur; çocuk da şeytanın dokunması (teması) sebebiyle haykırarak ağlamaya başlar. [Bundan] Meryem ve onun oğlu müstesnadır.\" Sonra Ebû Hüreyre [ilaveten] dedi ki: İsterseniz [şu ayeti] okuyun: {وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ} “...Doğrusu ben onu da soyunu da kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım” (Âl-i İmrân, 36).
4549. Hadis
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ يَمِينَ صَبْرٍ لِيَقْتَطِعَ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ، لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَصْدِيقَ ذَلِكَ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ. قَالَ فَدَخَلَ الأَشْعَثُ بْنُ قَيْسٍ وَقَالَ مَا يُحَدِّثُكُمْ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ قُلْنَا كَذَا وَكَذَا. قَالَ فِيَّ أُنْزِلَتْ كَانَتْ لِي بِئْرٌ فِي أَرْضِ ابْنِ عَمٍّ لِي قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " بَيِّنَتُكَ أَوْ يَمِينُهُ " فَقُلْتُ إِذًا يَحْلِفَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ وَهْوَ فِيهَا فَاجِرٌ، لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانٌ ".
Haccâc b. Minhâl bize tahdis etti, Ebû Avâne bize tahdis etti; A'meş'ten; [o] Ebû Vâil'den; [o da] Abdullah b. Mes'ûd radıyallahu anh'tan; şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kim bir Müslümanın malını haksızca almak için yalan yere yemin ederse (yemîn-i sabr), Allah'ın huzuruna O kendisine gazap etmiş olduğu halde çıkar." Allah Teâlâ bunu tasdik eden şu âyeti indirdi: {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ} “Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir bedele satanlar var ya, işte onların âhirette hiçbir nasibi yoktur...” (Âl-i İmrân, 77) —âyetin sonuna kadar—. [Râvi] dedi ki: Derken el-Eş'as b. Kays girdi ve: "Ebû Abdurrahman size ne tahdis ediyor?" dedi. "Şöyle şöyle" dedik. Bunun üzerine şöyle dedi: "Bu âyet benim hakkımda nâzil oldu. Amcamın oğluna ait arazide bir kuyum vardı. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ya delilin [olacak] yahut onun yemini' buyurdu. Ben: 'Ey Allah'ın Resûlü, o zaman yemin eder!' dedim. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Kim bir Müslümanın malını haksızca almak için fâcir (yalan yere yemin eden) olduğu halde bir yemîn-i sabr ile yemin ederse, Allah'ın huzuruna O kendisine gazap etmiş olduğu halde çıkar.'"
4551. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ ـ هُوَ ابْنُ أَبِي هَاشِمٍ ـ سَمِعَ هُشَيْمًا، أَخْبَرَنَا الْعَوَّامُ بْنُ حَوْشَبٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَجُلاً، أَقَامَ سِلْعَةً فِي السُّوقِ فَحَلَفَ فِيهَا لَقَدْ أَعْطَى بِهَا مَا لَمْ يُعْطَهُ. لِيُوقِعَ فِيهَا رَجُلاً مِنَ الْمُسْلِمِينَ، فَنَزَلَتْ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً} إِلَى آخِرِ الآيَةِ.
Ali —ki o İbn Ebî Hâşim'dir— bize tahdis etti, Huşeym'den işitmiştir; el-Avvâm b. Havşeb bize haber verdi; İbrahim b. Abdurrahman'dan; [o da] Abdullah b. Ebî Evfâ radıyallahu anhümâ'dan; şöyle demiştir: Bir adam çarşıda bir mal ortaya koydu ve Müslümanlardan bir kimseyi o mala düşürmek (aldatıp satmak) için, o mala aslında verilmemiş bir fiyatın kendisine verildiğine yemin etti. Bunun üzerine: {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا} “Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir bedele satanlar var ya...” (Âl-i İmrân, 77) âyeti —âyetin sonuna kadar— indi.
4552. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيِّ بْنِ نَصْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ امْرَأَتَيْنِ، كَانَتَا تَخْرِزَانِ فِي بَيْتٍ ـ أَوْ فِي الْحُجْرَةِ ـ فَخَرَجَتْ إِحْدَاهُمَا وَقَدْ أُنْفِذَ بِإِشْفًى فِي كَفِّهَا، فَادَّعَتْ عَلَى الأُخْرَى، فَرُفِعَ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ، فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ يُعْطَى النَّاسُ بِدَعْوَاهُمْ لَذَهَبَ دِمَاءُ قَوْمٍ وَأَمْوَالُهُمْ ". ذَكِّرُوهَا بِاللَّهِ وَاقْرَءُوا عَلَيْهَا {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ}. فَذَكَّرُوهَا فَاعْتَرَفَتْ، فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الْيَمِينُ عَلَى الْمُدَّعَى عَلَيْهِ ".
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, bize Cerîr, Mansûr'dan, o Ebû Vâil'den, o da Abdullah [bin Mes'ud] radıyallahu anh'dan [naklen] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: \"Kim bir Müslümanın malını haksız yere almak için bir yemin ederse, Allah'ın huzuruna O kendisinden gazaplı olduğu halde çıkar.\" Sonra [Allah Teâlâ] şu [ayeti] indirdi: {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا} “Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir pahaya değişenler var ya...” (Âl-i İmrân, 77) —ayetin sonuna kadar—.
4553. Hadis
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ مَعْمَرٍ،. وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سُفْيَانَ، مِنْ فِيهِ إِلَى فِيَّ قَالَ انْطَلَقْتُ فِي الْمُدَّةِ الَّتِي كَانَتْ بَيْنِي وَبَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ـ فَبَيْنَا أَنَا بِالشَّأْمِ إِذْ جِيءَ بِكِتَابٍ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِلَى هِرَقْلَ قَالَ وَكَانَ دِحْيَةُ الْكَلْبِيُّ جَاءَ بِهِ فَدَفَعَهُ إِلَى عَظِيمِ بُصْرَى، فَدَفَعَهُ عَظِيمُ بُصْرَى إِلَى ـ هِرَقْلَ ـ قَالَ فَقَالَ هِرَقْلُ هَلْ هَا هُنَا أَحَدٌ مِنْ قَوْمِ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ فَقَالُوا نَعَمْ. قَالَ فَدُعِيتُ فِي نَفَرٍ مِنْ قُرَيْشٍ فَدَخَلْنَا عَلَى هِرَقْلَ، فَأُجْلِسْنَا بَيْنَ يَدَيْهِ فَقَالَ أَيُّكُمْ أَقْرَبُ نَسَبًا مِنْ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ فَقُلْتُ أَنَا. فَأَجْلَسُونِي بَيْنَ يَدَيْهِ، وَأَجْلَسُوا أَصْحَابِي خَلْفِي، ثُمَّ دَعَا بِتُرْجُمَانِهِ فَقَالَ قُلْ لَهُمْ إِنِّي سَائِلٌ هَذَا عَنْ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ، فَإِنْ كَذَبَنِي فَكَذِّبُوهُ. قَالَ أَبُو سُفْيَانَ وَايْمُ اللَّهِ، لَوْلاَ أَنْ يُؤْثِرُوا عَلَىَّ الْكَذِبَ لَكَذَبْتُ. ثُمَّ قَالَ لِتُرْجُمَانِهِ سَلْهُ كَيْفَ حَسَبُهُ فِيكُمْ قَالَ قُلْتُ هُوَ فِينَا ذُو حَسَبٍ. قَالَ فَهَلْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مَلِكٌ قَالَ قُلْتُ لاَ. قَالَ فَهَلْ كُنْتُمْ تَتَّهِمُونَهُ بِالْكَذِبِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ مَا قَالَ قُلْتُ لاَ. قَالَ أَيَتَّبِعُهُ أَشْرَافُ النَّاسِ أَمْ ضُعَفَاؤُهُمْ قَالَ قُلْتُ بَلْ ضُعَفَاؤُهُمْ. قَالَ يَزِيدُونَ أَوْ يَنْقُصُونَ قَالَ قُلْتُ لاَ بَلْ يَزِيدُونَ. قَالَ هَلْ يَرْتَدُّ أَحَدٌ مِنْهُمْ عَنْ دِينِهِ، بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَ فِيهِ، سَخْطَةً لَهُ قَالَ قُلْتُ لاَ. قَالَ فَهَلْ قَاتَلْتُمُوهُ قَالَ قُلْتُ نَعَمْ. قَالَ فَكَيْفَ كَانَ قِتَالُكُمْ إِيَّاهُ قَالَ قُلْتُ تَكُونُ الْحَرْبُ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُ سِجَالاً، يُصِيبُ مِنَّا وَنُصِيبُ مِنْهُ. قَالَ فَهَلْ يَغْدِرُ قَالَ قُلْتُ لاَ وَنَحْنُ مِنْهُ فِي هَذِهِ الْمُدَّةِ لاَ نَدْرِي مَا هُوَ صَانِعٌ فِيهَا. قَالَ وَاللَّهِ مَا أَمْكَنَنِي مِنْ كَلِمَةٍ أُدْخِلُ فِيهَا شَيْئًا غَيْرَ هَذِهِ. قَالَ فَهَلْ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ أَحَدٌ قَبْلَهُ قُلْتُ لاَ. ثُمَّ قَالَ لِتُرْجُمَانِهِ قُلْ لَهُ إِنِّي سَأَلْتُكَ عَنْ حَسَبِهِ فِيكُمْ، فَزَعَمْتَ أَنَّهُ فِيكُمْ ذُو حَسَبٍ، وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ تُبْعَثُ فِي أَحْسَابِ قَوْمِهَا، وَسَأَلْتُكَ هَلْ كَانَ فِي آبَائِهِ مَلِكٌ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ فَقُلْتُ لَوْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مَلِكٌ قُلْتُ رَجُلٌ يَطْلُبُ مُلْكَ آبَائِهِ، وَسَأَلْتُكَ عَنْ أَتْبَاعِهِ أَضُعَفَاؤُهُمْ أَمْ أَشْرَافُهُمْ فَقُلْتَ بَلْ ضُعَفَاؤُهُمْ، وَهُمْ أَتْبَاعُ الرُّسُلِ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ كُنْتُمْ تَتَّهِمُونَهُ بِالْكَذِبِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ مَا قَالَ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ، فَعَرَفْتُ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ لِيَدَعَ الْكَذِبَ عَلَى النَّاسِ ثُمَّ يَذْهَبَ فَيَكْذِبَ عَلَى اللَّهِ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَرْتَدُّ أَحَدٌ مِنْهُمْ عَنْ دِينِهِ بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَ فِيهِ سَخْطَةً لَهُ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ، وَكَذَلِكَ الإِيمَانُ إِذَا خَالَطَ بَشَاشَةَ الْقُلُوبِ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَزِيدُونَ أَمْ يَنْقُصُونَ فَزَعَمْتَ أَنَّهُمْ يَزِيدُونَ، وَكَذَلِكَ الإِيمَانُ حَتَّى يَتِمَّ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ قَاتَلْتُمُوهُ فَزَعَمْتَ أَنَّكُمْ قَاتَلْتُمُوهُ فَتَكُونُ الْحَرْبُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ سِجَالاً، يَنَالُ مِنْكُمْ وَتَنَالُونَ مِنْهُ، وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ تُبْتَلَى، ثُمَّ تَكُونُ لَهُمُ الْعَاقِبَةُ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَغْدِرُ فَزَعَمْتَ أَنَّهُ لاَ يَغْدِرُ، وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ لاَ تَغْدِرُ، وَسَأَلْتُكَ هَلْ قَالَ أَحَدٌ هَذَا الْقَوْلَ قَبْلَهُ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ، فَقُلْتُ لَوْ كَانَ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ أَحَدٌ قَبْلَهُ قُلْتُ رَجُلٌ ائْتَمَّ بِقَوْلٍ قِيلَ قَبْلَهُ. قَالَ ثُمَّ قَالَ بِمَ يَأْمُرُكُمْ قَالَ قُلْتُ يَأْمُرُنَا بِالصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ وَالصِّلَةِ وَالْعَفَافِ. قَالَ إِنْ يَكُ مَا تَقُولُ فِيهِ حَقًّا فَإِنَّهُ نَبِيٌّ، وَقَدْ كُنْتُ أَعْلَمُ أَنَّهُ خَارِجٌ، وَلَمْ أَكُ أَظُنُّهُ مِنْكُمْ، وَلَوْ أَنِّي أَعْلَمُ أَنِّي أَخْلُصُ إِلَيْهِ لأَحْبَبْتُ لِقَاءَهُ، وَلَوْ كُنْتُ عِنْدَهُ لَغَسَلْتُ عَنْ قَدَمَيْهِ، وَلَيَبْلُغَنَّ مُلْكُهُ مَا تَحْتَ قَدَمَىَّ. قَالَ ثُمَّ دَعَا بِكِتَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَهُ، فَإِذَا فِيهِ " بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ، إِلَى هِرَقْلَ عَظِيمِ الرُّومِ، سَلاَمٌ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى، أَمَّا بَعْدُ، فَإِنِّي أَدْعُوكَ بِدِعَايَةِ الإِسْلاَمِ، أَسْلِمْ تَسْلَمْ، وَأَسْلِمْ يُؤْتِكَ اللَّهُ أَجْرَكَ مَرَّتَيْنِ، فَإِنْ تَوَلَّيْتَ فَإِنَّ عَلَيْكَ إِثْمَ الأَرِيسِيِّينَ، وَ{يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللَّهَ} إِلَى قَوْلِهِ {اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ}". فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ قِرَاءَةِ الْكِتَابِ ارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ عِنْدَهُ، وَكَثُرَ اللَّغَطُ، وَأُمِرَ بِنَا فَأُخْرِجْنَا قَالَ فَقُلْتُ لأَصْحَابِي حِينَ خَرَجْنَا لَقَدْ أَمِرَ أَمْرُ ابْنِ أَبِي كَبْشَةَ، أَنَّهُ لَيَخَافُهُ مَلِكُ بَنِي الأَصْفَرِ فَمَا زِلْتُ مُوقِنًا بِأَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سَيَظْهَرُ حَتَّى أَدْخَلَ اللَّهُ عَلَىَّ الإِسْلاَمَ. قَالَ الزُّهْرِيُّ فَدَعَا هِرَقْلُ عُظَمَاءَ الرُّومِ فَجَمَعَهُمْ فِي دَارٍ لَهُ فَقَالَ يَا مَعْشَرَ الرُّومِ، هَلْ لَكُمْ فِي الْفَلاَحِ وَالرَّشَدِ آخِرَ الأَبَدِ، وَأَنْ يَثْبُتَ لَكُمْ مُلْكُكُمْ قَالَ فَحَاصُوا حَيْصَةَ حُمُرِ الْوَحْشِ إِلَى الأَبْوَابِ، فَوَجَدُوهَا قَدْ غُلِقَتْ، فَقَالَ عَلَىَّ بِهِمْ. فَدَعَا بِهِمْ فَقَالَ إِنِّي إِنَّمَا اخْتَبَرْتُ شِدَّتَكُمْ عَلَى دِينِكُمْ، فَقَدْ رَأَيْتُ مِنْكُمُ الَّذِي أَحْبَبْتُ. فَسَجَدُوا لَهُ وَرَضُوا عَنْهُ.
Bize İbrâhim bin Mûsâ tahdis etti, bize Hişâm, İbn Cüreyc'den haber verdi. [Bin Mûsâ devamla] dedi ki: Bana Atâ [bin Ebî Rebâh], Ubeyd bin Umeyr'den haber verdi; o da İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [naklen] şöyle dedi: Ebû Süfyân bin Harb bana haber verdi ki, Herakliyus ona haber gönderip (huzuruna çağırıp) —ki o sırada Ebû Süfyân, Kureyş kervanıyla birlikte Şam'daydı— [şöyle dedi]... (Ebû Süfyân) uzun bir hadis zikrettikten sonra [şöyle devam etti]: [Herakliyus] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in mektubunu istedi ve [mektup] okundu. [Mektupta] şunlar [yazılıydı]: \"Bismillahirrahmânirrahîm. Allah'ın kulu ve elçisi Muhammed'den, Rum'un büyüğü Herakliyus'a... Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun. İmdi; Ben seni İslam'ın davetiyle [İslam'a] çağırıyorum. Müslüman ol ki selâmet bulasın; Müslüman ol ki Allah ecrini iki kat versin. Eğer yüz çevirirsen, şüphesiz halkın (tebaanın) günahı senin boynunadır. {يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللَّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ} “Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da birbirimizi rab edinmeyelim. Eğer yüz çevirirlerse: ‘Şahit olun ki biz Müslümanlarız’ deyin” (Âl-i İmrân, 64).\"
4554. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ كَانَ أَبُو طَلْحَةَ أَكْثَرَ أَنْصَارِيٍّ بِالْمَدِينَةِ نَخْلاً، وَكَانَ أَحَبَّ أَمْوَالِهِ إِلَيْهِ بَيْرُحَاءٍ، وَكَانَتْ مُسْتَقْبِلَةَ الْمَسْجِدِ، وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْخُلُهَا وَيَشْرَبُ مِنْ مَاءٍ فِيهَا طَيِّبٍ، فَلَمَّا أُنْزِلَتْ {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} قَامَ أَبُو طَلْحَةَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ اللَّهَ يَقُولُ {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} وَإِنَّ أَحَبَّ أَمْوَالِي إِلَىَّ بَيْرُحَاءٍ وَإِنَّهَا صَدَقَةٌ لِلَّهِ، أَرْجُو بِرَّهَا وَذُخْرَهَا عِنْدَ اللَّهِ، فَضَعْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ حَيْثُ أَرَاكَ اللَّهُ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بَخْ، ذَلِكَ مَالٌ رَايِحٌ، ذَلِكَ مَالٌ رَايِحٌ، وَقَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ، وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الأَقْرَبِينَ ". قَالَ أَبُو طَلْحَةَ أَفْعَلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَسَمَهَا أَبُو طَلْحَةَ فِي أَقَارِبِهِ وَبَنِي عَمِّهِ. قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ وَرَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ " ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ ". حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ يَحْيَى قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ " مَالٌ رَايِحٌ ".
Bize İshak tahdis etti, bize Ravh haber verdi, bize Mâlik haber verdi, o İshak bin Abdullah bin Ebî Talha'dan [naklen] dedi ki: Enes bin Mâlik radıyallahu anh'ı şöyle derken işittim: Ebû Talha, Medine'deki ensar içerisinde malı (hurmalığı) en çok olan kişiydi. Malları içerisinde ona en sevgilisi de Mescid[-i Nebevî]'nin karşısında bulunan Beyruhâ [bahçesi] idi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem oraya girer ve oradaki hoş (lezzetli) sudan içerdi. Enes [devamla] dedi ki: {لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ} “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz...” (Âl-i İmrân, 92) ayeti nâzil olunca; Ebû Talha, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına kalkıp gelerek şöyle dedi: \"Yâ Resûlallah! Allah Teâlâ Sana: ‘Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe asla eremezsiniz’ buyurdu. Mallarım içerisinde bana en sevgilisi de Beyruhâ'dır. O, Allah için sadakadır. Ben onun Allah katındaki iyiliğini ve ecrini (ahiret azığını) umuyorum. Ey Allah'ın Resûlü! Onu Allah'ın Sana gösterdiği yere sarf et (kullan).\" Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: \"Buh! (Ne güzel!) İşte bu, kazanç getiren bir maldır. İşte bu, kazanç getiren bir maldır. Senin söylediklerini işittim; ben onu (bu bahçeyi) akrabaların arasında paylaştırmanı uygun görüyorum\" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Talha onu akrabaları ve amcaoğulları arasında paylaştırdı.
4555. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ ثُمَامَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ فَجَعَلَهَا لِحَسَّانَ وَأُبِيٍّ، وَأَنَا أَقْرَبُ إِلَيْهِ، وَلَمْ يَجْعَلْ لِي مِنْهَا شَيْئًا.
Muhammed b. Abdullah el-Ensârî bize tahdis etti; dedi ki: Babam bana Sümâme'den tahdis etti; [o da] Enes radıyallahu anh'tan; şöyle dedi: [Ebû Talha o arazisini] Hassân ile Übey'e verdi; oysa ben ona [neseben] daha yakındım, fakat bana ondan hiçbir şey vermedi.
4556. Hadis
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَبُو ضَمْرَةَ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ الْيَهُودَ، جَاءُوا إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِرَجُلٍ مِنْهُمْ وَامْرَأَةٍ قَدْ زَنَيَا، فَقَالَ لَهُمْ " كَيْفَ تَفْعَلُونَ بِمَنْ زَنَى مِنْكُمْ ". قَالُوا نُحَمِّمُهُمَا وَنَضْرِبُهُمَا. فَقَالَ " لاَ تَجِدُونَ فِي التَّوْرَاةِ الرَّجْمَ ". فَقَالُوا لاَ نَجِدُ فِيهَا شَيْئًا. فَقَالَ لَهُمْ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ كَذَبْتُمْ {فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ} فَوَضَعَ مِدْرَاسُهَا الَّذِي يُدَرِّسُهَا مِنْهُمْ كَفَّهُ عَلَى آيَةِ الرَّجْمِ، فَطَفِقَ يَقْرَأُ مَا دُونَ يَدِهِ وَمَا وَرَاءَهَا، وَلاَ يَقْرَأُ آيَةَ الرَّجْمِ، فَنَزَعَ يَدَهُ عَنْ آيَةِ الرَّجْمِ فَقَالَ مَا هَذِهِ فَلَمَّا رَأَوْا ذَلِكَ قَالُوا هِيَ آيَةُ الرَّجْمِ. فَأَمَرَ بِهِمَا فَرُجِمَا قَرِيبًا مِنْ حَيْثُ مَوْضِعُ الْجَنَائِزِ عِنْدَ الْمَسْجِدِ، فَرَأَيْتُ صَاحِبَهَا يَجْنَأُ عَلَيْهَا يَقِيهَا الْحِجَارَةَ.
İbrahim b. el-Münzir bana tahdis etti, Ebû Damre bize tahdis etti, Mûsâ b. Ukbe bize tahdis etti; Nâfi'den; [o da] Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan; Yahudiler, içlerinden zina etmiş bir adam ile bir kadını Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdiler. [Resûlullah] onlara: "İçinizden zina eden kimseye ne yaparsınız?" buyurdu. Onlar: "Yüzlerini karalarız (kömür süreriz) ve onları döveriz" dediler. [Resûlullah]: "Tevrat'ta recim cezasını bulmuyor musunuz?" buyurdu. Onlar: "Orada hiçbir şey bulamıyoruz" dediler. Abdullah b. Selâm onlara: "Yalan söylediniz! {فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ} ‘Eğer doğru sözlü iseniz Tevrat'ı getirin de onu okuyun!’ (Âl-i İmrân, 93)" dedi. Bunun üzerine içlerinden Tevrat'ı tedris eden (okutan) din adamı elini recim âyetinin üzerine koydu; elinin önündekini ve gerisindekini okumaya başladı, fakat recim âyetini okumuyordu. [Abdullah b. Selâm] onun elini recim âyetinin üzerinden çekip: "Bu nedir?" dedi. Bunu görünce: "O recim âyetidir" dediler. Bunun üzerine [Nebî] onlar hakkında [recim] emri verdi ve mescidin yanındaki cenaze konulan yere yakın bir yerde taşlandılar (recmedildiler). Erkeğin, kadını taşlardan korumak için üzerine kapandığını gördüm.
4557. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ مَيْسَرَةَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَة َ ـ رضى الله عنه ـ {كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ} قَالَ خَيْرَ النَّاسِ لِلنَّاسِ، تَأْتُونَ بِهِمْ فِي السَّلاَسِلِ فِي أَعْنَاقِهِمْ حَتَّى يَدْخُلُوا فِي الإِسْلاَمِ.
Bize Muhammed bin Yûsuf tahdis etti, Süfyân'dan, o Meysere'den, o Ebû Hâzim'den, o da Ebû Hüreyre radıyallahu anh'dan [naklen] {كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ} “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz...” (Âl-i İmrân, 110) ayeti hakkında şöyle dedi: \"[Yani] insanlar için insanların en hayırlısısınız. Onları [maddi veya manevi] zincirler (kelepçeler) içerisinde boyunlarından tutup getirirsiniz, nihayet Müslüman olurlar.\"
4558. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّه ِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ فِينَا نَزَلَتْ {إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلاَ وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا} قَالَ نَحْنُ الطَّائِفَتَانِ بَنُو حَارِثَةَ وَبَنُو سَلِمَةَ، وَمَا نُحِبُّ ـ وَقَالَ سُفْيَانُ مَرَّةً وَمَا يَسُرُّنِي ـ أَنَّهَا لَمْ تُنْزَلْ لِقَوْلِ اللَّهِ {وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا}
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, bize Süfyân tahdis etti. [Ali bin Abdullah devamla] dedi ki: Amr [bin Dînâr] şöyle dedi: Câbir bin Abdullah radıyallahu anhümâ'yı [şu ayet hakkında] şöyle derken işittim: {إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلاَ وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا} “Hani sizden iki takım korkup bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi...” (Âl-i İmrân, 122). [Câbir] dedi ki: \"Bu ayet bizim hakkımızda —Benu Selime ve Benu Hârise [kabileleri] hakkında— nâzil oldu. Allah Teâlâ: ‘Halbuki Allah onların yardımcısı idi’ buyurduğu için [bu ayetin bizim hakkımızda nüzulünden] dolayı mahzun olmayız (hoşnutsuzluk duymayız).\"
4559. Hadis
حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرُّكُوعِ فِي الرَّكْعَةِ الآخِرَةِ مِنَ الْفَجْرِ يَقُولُ " اللَّهُمَّ الْعَنْ فُلاَنًا وَفُلاَنًا وَفُلاَنًا ". بَعْدَ مَا يَقُولُ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ رَبَّنَا وَلَكَ الْحَمْدُ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ {لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ} إِلَى قَوْلِهِ {فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ}. رَوَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ رَاشِدٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ.
Bize Hibbân bin Mûsâ tahdis etti, bize Abdullah haber verdi, bize Ma'mer haber verdi, ez-Zührî'den, o Sâlim bin Abdullah'tan, o da babasından [Abdullah bin Ömer'den] radıyallahu anhümâ [naklen] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, sabah namazının son rekatında rükûdan başını kaldırdığında: \"Allahümme-l'an (Allah'ım lanet et) filancayı ve filancayı\" diyerek bazı kimselere beddua ederken işitildi. [Bu bedduası,] \"Semi'allâhu limen hamideh, Rabbenâ ve leke'l-hamd\" dedikten sonraydı. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu [ayeti] indirdi: {لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ} “O (Allah), ya onların tövbesini kabul eder veya onlara azap eder; çünkü onlar zalimlerdir. Bu konuda senin yapabileceğin bir şey yoktur” (Âl-i İmrân, 128).
4560. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، وَأَبِي، سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَدْعُوَ عَلَى أَحَدٍ أَوْ يَدْعُوَ لأَحَدٍ قَنَتَ بَعْدَ الرُّكُوعِ، فَرُبَّمَا قَالَ إِذَا قَالَ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ، اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، اللَّهُمَّ أَنْجِ الْوَلِيدَ بْنَ الْوَلِيدِ، وَسَلَمَةَ بْنَ هِشَامٍ، وَعَيَّاشَ بْنَ أَبِي رَبِيعَةَ، اللَّهُمَّ اشْدُدْ وَطْأَتَكَ عَلَى مُضَرَ وَاجْعَلْهَا سِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ ". يَجْهَرُ بِذَلِكَ وَكَانَ يَقُولُ فِي بَعْضِ صَلاَتِهِ فِي صَلاَةِ الْفَجْرِ " اللَّهُمَّ الْعَنْ فُلاَنًا وَفُلاَنًا ". لأَحْيَاءٍ مِنَ الْعَرَبِ، حَتَّى أَنْزَلَ اللَّهُ {لَيْسَ لَكَ مِنَ الأَمْرِ شَىْءٌ} الآيَةَ.
Mûsâ b. İsmâil bize tahdis etti, İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti, İbn Şihâb bize tahdis etti; Saîd b. el-Müseyyeb ile Ebû Seleme b. Abdurrahman'dan; [onlar da] Ebû Hüreyre radıyallahu anh'tan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir kimsenin aleyhine yahut lehine dua etmek istediğinde rükûdan sonra kunut yapardı. Çoğu kere "Semi'allâhu limen hamideh, Allâhümme Rabbenâ leke'l-hamd" dedikten sonra: "Allâhümme enci'l-Velîde bne'l-Velîd, ve Selemete bne Hişâm, ve Ayyâşe bne Ebî Rebîah. Allâhümmeşdüd vat'eteke alâ Mudar vec'alhâ sinîne kesinî Yûsuf (Allah'ım! Velîd b. el-Velîd'i, Seleme b. Hişâm'ı ve Ayyâş b. Ebî Rebîa'yı kurtar. Allah'ım! Mudar kabilesi üzerine baskını (azabını) şiddetlendir ve onların üzerindeki bu baskıyı Yûsuf'un [kıtlık] yılları gibi yıllar kıl)" buyurur ve bunu sesli söylerdi. Sabah namazındaki bazı namazlarında ise bazı Arap kabileleri için: "Allah'ım! Filana ve filana lanet et!" derdi. Nihayet Allah Teâlâ: {لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ} “Bu konuda senin yapabileceğin bir şey yoktur...” (Âl-i İmrân, 128) âyetini indirdi.
4561. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ جَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى الرَّجَّالَةِ يَوْمَ أُحُدٍ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ جُبَيْرٍ، وَأَقْبَلُوا مُنْهَزِمِينَ، فَذَاكَ إِذْ يَدْعُوهُمُ الرَّسُولُ فِي أُخْرَاهُمْ، وَلَمْ يَبْقَ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ اثْنَىْ عَشَرَ رَجُلاً.
Bize Amr bin Hâlid tahdis etti, bize Zuheyr tahdis etti, bize Ebû İshak tahdis etti [naklen] dedi ki: Berâ bin Âzib radıyallahu anhümâ'yı [şöyle] derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Uhud gününde Abdullah bin Cübeyr'i piyadelerin (okçuların) başına komutan olarak atadı. Onlar (Müslümanların başına gelenler) gelince, Müslümanlar bozguna uğrayıp geri çekildiler. İşte o sırada Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arkalarından onları çağırıyordu. [O gün] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte sadece on iki adam kalmıştı.
4562. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ أَبُو يَعْقُوبَ، حَدَّثَنَا حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ، أَنَّ أَبَا طَلْحَةَ، قَالَ غَشِيَنَا النُّعَاسُ وَنَحْنُ فِي مَصَافِّنَا يَوْمَ أُحُدٍ ـ قَالَ ـ فَجَعَلَ سَيْفِي يَسْقُطُ مِنْ يَدِي وَآخُذُهُ، وَيَسْقُطُ وَآخُذُهُ.
Bize İshak bin İbrâhim bin Abdurrahman Ebû Ya'kûb tahdis etti, bize Hüseyin bin Muhammed tahdis etti, bize Şeybân, Katâde'den tahdis etti, bize Enes [naklen] tahdis etti ki: Ebû Talha [şöyle] dedi: Uhud günü biz saflarımızdayken üzerimize bir uyuklama (nuâs) çöktü. [Öyle ki] kılıcım elimden düşüyor, onu geri alıyordum; [tekrar] düşüyor, [tekrar] geri alıyordum.
4563. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ ـ أُرَاهُ قَالَ ـ حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، {حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ} قَالَهَا إِبْرَاهِيمُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ حِينَ أُلْقِيَ فِي النَّارِ، وَقَالَهَا مُحَمَّدٌ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَالُوا {إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ}
Bize Ahmed bin Yûnus tahdis etti, bize Ebû Ahvas, Ebû İshak'tan, o Ebû Vâil'den, o da Abdullah [bin Mes'ud] radıyallahu anh'dan [naklen] şöyle dedi: {إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ} “...İnsanlar size karşı toplandılar; onlardan korkun!..” (Âl-i İmrân, 173) ayeti [hakkında] şöyle dedi: \"(Bu sözü söyleyen) Nuaym bin Mes'ud idi.\"
4564. Hadis
حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِسْرَائِيلُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ آخِرَ قَوْلِ إِبْرَاهِيمَ حِينَ أُلْقِيَ فِي النَّارِ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ.
Bize Mâlik bin İsmâil tahdis etti, bize İsrâil, Ebû Hasîn'den, o Ebü'd-Duhâ'dan, o da İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [naklen] şöyle dedi: İbrahim'in ateşe atıldığı zamanki son sözü: \"Hasbiyallâhu ve ni'me'l-vekil (Allah bana yeter, O ne güzel vekildir)\" idi.
4565. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُنِيرٍ، سَمِعَ أَبَا النَّضْرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ ـ هُوَ ابْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَلَمْ يُؤَدِّ زَكَاتَهُ، مُثِّلَ لَهُ مَالُهُ شُجَاعًا أَقْرَعَ، لَهُ زَبِيبَتَانِ يُطَوَّقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يَأْخُذُ بِلِهْزِمَتَيْهِ ـ يَعْنِي بِشِدْقَيْهِ ـ يَقُولُ أَنَا مَالُكَ أَنَا كَنْزُكَ ". ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ {وَلاَ يَحْسِبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ.
Bize Abdullah bin Münîr tahdis etti, Ebû Nadhr'dan işittiğini söyledi, bize Abdurrahman bin Abdullah bin Dînâr, babasından, o Ebû Sâlih'ten, o da Ebû Hüreyre radıyallahu anh'dan [naklen] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: \"Allah kime mal verir de o malının zekatını vermezse; [o mal] kıyamet gününde onun için, üzerinden tüyleri dökülmüş iki siyah benekli (yahut iki boynuzlu) çok zehirli bir yılan haline getirilir; kıyamet günü onun boynuna dolanır (tasma yapılır). Sonra (yılan) onun çenelerinden tutar, sonra: ‘Ben senin malınım, ben senin hazinenim!’ der.\" Sonra [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şu] ayeti okudu: {وَلاَ يَحْسِبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ} “Allah'ın kendi lütfundan verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır...” (Âl-i İmrân, 180).
4566. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَكِبَ عَلَى حِمَارٍ عَلَى قَطِيفَةٍ فَدَكِيَّةٍ، وَأَرْدَفَ أُسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ وَرَاءَهُ، يَعُودُ سَعْدَ بْنَ عُبَادَةَ فِي بَنِي الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ قَبْلَ وَقْعَةِ بَدْرٍ ـ قَالَ ـ حَتَّى مَرَّ بِمَجْلِسٍ فِيهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ، ابْنُ سَلُولَ، وَذَلِكَ قَبْلَ أَنْ يُسْلِمَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ فَإِذَا فِي الْمَجْلِسِ أَخْلاَطٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَالْمُشْرِكِينَ عَبَدَةِ الأَوْثَانِ وَالْيَهُودِ وَالْمُسْلِمِينَ، وَفِي الْمَجْلِسِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَوَاحَةَ، فَلَمَّا غَشِيَتِ الْمَجْلِسَ عَجَاجَةُ الدَّابَّةِ خَمَّرَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ أَنْفَهُ بِرِدَائِهِ، ثُمَّ قَالَ لاَ تُغَبِّرُوا عَلَيْنَا. فَسَلَّمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهِمْ ثُمَّ وَقَفَ فَنَزَلَ فَدَعَاهُمْ إِلَى اللَّهِ، وَقَرَأَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنَ، فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ أَيُّهَا الْمَرْءُ، إِنَّهُ لاَ أَحْسَنَ مِمَّا تَقُولُ، إِنْ كَانَ حَقًّا، فَلاَ تُؤْذِينَا بِهِ فِي مَجْلِسِنَا، ارْجِعْ إِلَى رَحْلِكَ، فَمَنْ جَاءَكَ فَاقْصُصْ عَلَيْهِ. فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَوَاحَةَ بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَاغْشَنَا بِهِ فِي مَجَالِسِنَا، فَإِنَّا نُحِبُّ ذَلِكَ. فَاسْتَبَّ الْمُسْلِمُونَ وَالْمُشْرِكُونَ وَالْيَهُودُ حَتَّى كَادُوا يَتَثَاوَرُونَ، فَلَمْ يَزَلِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُخَفِّضُهُمْ حَتَّى سَكَنُوا، ثُمَّ رَكِبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم دَابَّتَهُ فَسَارَ حَتَّى دَخَلَ عَلَى سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا سَعْدُ أَلَمْ تَسْمَعْ مَا قَالَ أَبُو حُبَابٍ ". يُرِيدُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ " قَالَ كَذَا وَكَذَا ". قَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، اعْفُ عَنْهُ وَاصْفَحْ عَنْهُ، فَوَالَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ، لَقَدْ جَاءَ اللَّهُ بِالْحَقِّ الَّذِي أَنْزَلَ عَلَيْكَ، لَقَدِ اصْطَلَحَ أَهْلُ هَذِهِ الْبُحَيْرَةِ عَلَى أَنْ يُتَوِّجُوهُ فَيُعَصِّبُونَهُ بِالْعِصَابَةِ، فَلَمَّا أَبَى اللَّهُ ذَلِكَ بِالْحَقِّ الَّذِي أَعْطَاكَ اللَّهُ شَرِقَ بِذَلِكَ، فَذَلِكَ فَعَلَ بِهِ ما رَأَيْتَ. فَعَفَا عَنْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَصْحَابُهُ يَعْفُونَ عَنِ الْمُشْرِكِينَ وَأَهْلِ الْكِتَابِ كَمَا أَمَرَهُمُ اللَّهُ، وَيَصْبِرُونَ عَلَى الأَذَى قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ {وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا أَذًى كَثِيرًا } الآيَةَ، وَقَالَ اللَّهُ {وَدَّ كَثِيرٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًا مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِهِمْ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ، وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَتَأَوَّلُ الْعَفْوَ مَا أَمَرَهُ اللَّهُ بِهِ، حَتَّى أَذِنَ اللَّهُ فِيهِمْ، فَلَمَّا غَزَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَدْرًا، فَقَتَلَ اللَّهُ بِهِ صَنَادِيدَ كُفَّارِ قُرَيْشٍ قَالَ ابْنُ أُبَىٍّ ابْنُ سَلُولَ، وَمَنْ مَعَهُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ، وَعَبَدَةِ الأَوْثَانِ هَذَا أَمْرٌ قَدْ تَوَجَّهَ. فَبَايَعُوا الرَّسُولَ صلى الله عليه وسلم عَلَى الإِسْلاَمِ فَأَسْلَمُوا.
Bize Ebü'l-Yemân tahdis etti, bize Şuayb, ez-Zührî'den haber verdi [naklen] dedi ki: Bana Urve bin ez-Zübeyr haber verdi ki, Usâme bin Zeyd radıyallahu anhümâ ona şöyle haber verdi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Bedir vakasından önce, hastalanan Sa'd bin Ubâde'yi ziyaret etmek için semerli bir merkebe bindi ve Usâme bin Zeyd'i —ki o zaman [henüz] bir gençti— arkasına bindirdi. Nihayet içinde Müslümanların, müşriklerin (putperestlerin) ve Yahudilerin bir arada bulunduğu karışık bir meclise (topluluğa) uğradı. O topluluk içinde Abdullah bin Übey bin Selül de vardı. Meclisi merkebe binmiş haldeki toz bulutu kaplayınca, Abdullah bin Übey elbisesiyle burnunu kapattı ve: \"Bizi toz içinde bırakmayın!\" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara selam verdi, sonra durdu ve devesinden inip onları Allah'a davet etti ve onlara Kur'an okudu. Abdullah bin Übey ona: \"Ey adam! Eğer bu söylediklerin hak (gerçek) ise, bundan daha güzeli olamazdı. Ama bizim meclislerimizde bize bunlarla eza verme (rahatsız etme). Evine git, sana gelene bunları anlat\" dedi. Bunun üzerine Müslümanlar, Yahudiler ve müşrikler birbirlerine sövmeye başladılar, nihayet birbirlerine girişeceklerdi (kavga edeceklerdi). Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise onları yatıştırmaya çalışıyordu (söndürüyordu). Sonra [Resûlullah] bineğine binip oradan ayrıldı ve Sa'd bin Ubâde'nin yanına girdi. [Usâme] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabı, Allah Teâlâ'nın emrettiği üzere müşrikleri ve kitap ehlini affediyor ve onların eziyetlerine sabrediyorlardı. Allah Teâlâ [bu hususta] şöyle buyurmuştu: {وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا أَذًى كَثِيرًا} “...Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan birçok üzücü sözler işiteceksiniz...” (Âl-i İmrân, 186) ayetini [okudu].
4567. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي زَيْدُ بْنُ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رِجَالاً مِنَ الْمُنَافِقِينَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْغَزْوِ تَخَلَّفُوا عَنْهُ، وَفَرِحُوا بِمَقْعَدِهِمْ خِلاَفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اعْتَذَرُوا إِلَيْهِ وَحَلَفُوا، وَأَحَبُّوا أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا، فَنَزَلَتْ {لاَ يَحْسِبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ} الآيَةَ.
Bize Saîd bin Ebî Merryem tahdis etti, bize Muhammed bin Ca'fer haber verdi, bana Zeyd bin Eslem'den, o Atâ bin Yesâr'dan, o da Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'dan [naklen] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde münafıklardan bazı adamlar vardı ki, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem savaşa (gazveye) çıktığında ondan geri kalırlar ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e muhalefet ederek (savaşa gitmeyip) oturdukları için sevinirlerdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [savaştan] döndüğünde ise ona mazeretler beyan ederler ve [yalan yere] yemin ederlerdi. Üstelik yapmadıkları işler (kahramanlıklar) sebebiyle övülmeyi de severlerdi. Bunun üzerine şu [ayet] nâzil oldu: {لاَ يَحْسِبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا} “Ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananların... [azaptan kurtulacaklarını sanma]” (Âl-i İmrân, 188) —ayetin sonuna kadar—.
4568. Hadis
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ مَرْوَانَ قَالَ لِبَوَّابِهِ اذْهَبْ يَا رَافِعُ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فَقُلْ لَئِنْ كَانَ كُلُّ امْرِئٍ فَرِحَ بِمَا أُوتِيَ، وَأَحَبَّ أَنْ يُحْمَدَ بِمَا لَمْ يَفْعَلْ، مُعَذَّبًا، لَنُعَذَّبَنَّ أَجْمَعُونَ. فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَمَا لَكُمْ وَلِهَذِهِ إِنَّمَا دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَهُودَ فَسَأَلَهُمْ عَنْ شَىْءٍ، فَكَتَمُوهُ إِيَّاهُ، وَأَخْبَرُوهُ بِغَيْرِهِ، فَأَرَوْهُ أَنْ قَدِ اسْتَحْمَدُوا إِلَيْهِ بِمَا أَخْبَرُوهُ عَنْهُ فِيمَا سَأَلَهُمْ، وَفَرِحُوا بِمَا أُوتُوا مِنْ كِتْمَانِهِمْ، ثُمَّ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ {وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ} كَذَلِكَ حَتَّى قَوْلِهِ {يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا}. تَابَعَهُ عَبْدُ الرَّزَّاقِ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ. حَدَّثَنَا ابْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا الْحَجَّاجُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ مَرْوَانَ بِهَذَا.
İbrahim b. Mûsâ bana tahdis etti, Hişâm bize haber verdi; İbn Cüreyc'in kendilerine haber verdiğine göre İbn Ebî Müleyke'den; ona Alkame b. Vakkâs haber vermiş ki Mervân kapıcısına: "Ey Râfi'! İbn Abbas'a git ve: 'Şayet elde ettiği şeye sevinen ve yapmadığı şeyle övülmeyi seven her insan azap görecekse, hepimiz mutlaka azap göreceğiz demektir!' de" dedi. Bunun üzerine İbn Abbas şöyle dedi: "Bu âyetle sizin ne alakanız var? Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem Yahudileri çağırıp onlara bir şeyi sormuştu; onlar ise bunu ondan gizleyip başka bir şey haber verdiler. Kendilerine sorduğu şey hakkında ona verdikleri bu haberle onun nezdinde övgü kazanmak istediklerini gösterdiler ve gizledikleri bu şey sebebiyle elde ettiklerine sevindiler." Sonra İbn Abbas: {وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ} “Hani Allah, kitap verilenlerden söz almıştı...” (Âl-i İmrân, 187) âyetinden itibaren {يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا} “...ettiklerine sevinen ve yapmadıklarıyla övülmeyi sevenler...” (Âl-i İmrân, 188) âyetine kadar okudu. Abdürrezzâk da İbn Cüreyc'den bunu mütâbaa etti. İbn Mukâtil bize tahdis etti, el-Haccâc bize İbn Cüreyc'den haber verdi; İbn Ebî Müleyke bana Humeyd b. Abdurrahman b. Avf'tan haber verdi; o da Mervân'dan bunu haber vermiştir.
4569. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بِتُّ عِنْدَ خَالَتِي مَيْمُونَةَ، فَتَحَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ أَهْلِهِ سَاعَةً ثُمَّ رَقَدَ، فَلَمَّا كَانَ ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ قَعَدَ فَنَظَرَ إِلَى السَّمَاءِ فَقَالَ {إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لأُولِي الأَلْبَابِ}، ثُمَّ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَاسْتَنَّ، فَصَلَّى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، ثُمَّ أَذَّنَ بِلاَلٌ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى الصُّبْحَ.
Bize Saîd bin Ebî Merryem tahdis etti, bize Muhammed bin Ca'fer haber verdi, bana Şerîk bin Abdullah bin Ebî Nemir, Kureyb'den, o da İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [naklen] şöyle dedi: Teyzem Meymûne'nin yanında bir gece kaldım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin kalktı; namaza başlayacağı zaman abdestini tazeledi (abdest aldı). Sonra [şu] ayeti okudu: {إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لأُولِي الأَلْبَابِ} “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için deliller vardır” (Âl-i İmrân, 190) —sürenin sonuna kadar—.
4570. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ مَخْرَمَةَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ بِتُّ عِنْدَ خَالَتِي مَيْمُونَةَ فَقُلْتُ لأَنْظُرَنَّ إِلَى صَلاَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَطُرِحَتْ لِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وِسَادَةٌ، فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي طُولِهَا، فَجَعَلَ يَمْسَحُ النَّوْمَ عَنْ وَجْهِهِ، ثُمَّ قَرَأَ الآيَاتِ الْعَشْرَ الأَوَاخِرَ مِنْ آلِ عِمْرَانَ حَتَّى خَتَمَ، ثُمَّ أَتَى شَنًّا مُعَلَّقًا، فَأَخَذَهُ فَتَوَضَّأَ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي، فَقُمْتُ فَصَنَعْتُ مِثْلَ مَا صَنَعَ ثُمَّ جِئْتُ فَقُمْتُ إِلَى جَنْبِهِ، فَوَضَعَ يَدَهُ عَلَى رَأْسِي، ثُمَّ أَخَذَ بِأُذُنِي، فَجَعَلَ يَفْتِلُهَا، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ صَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَوْتَرَ.
Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Abdurrahman b. Mehdî bize tahdis etti; Mâlik b. Enes'ten; [o] Mahrame b. Süleyman'dan; [o] Kureyb'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan; şöyle dedi: Teyzem Meymûne'nin yanında geceledim ve: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in namazına mutlaka bakacağım" dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem için bir yastık serildi; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun uzunlamasına uyudu. [Uyanınca] uykuyu yüzünden eliyle silmeye başladı; sonra Âl-i İmrân sûresinin son on âyetini sonuna kadar okudu. Sonra asılı duran eski bir kırbaya vardı, onu alıp abdest aldı. Sonra namaz kılmaya durdu. Ben de kalkıp onun yaptığının aynısını yaptım; sonra gelip yanına durdum. Elini başımın üzerine koydu, sonra kulağımdan tutup onu bükmeye başladı. Sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât kıldı; sonra da vitir namazı kıldı.
4571. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ مَخْرَمَةَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبَّاسٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، بَاتَ عِنْدَ مَيْمُونَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْىَ خَالَتُهُ قَالَ فَاضْطَجَعْتُ فِي عَرْضِ الْوِسَادَةِ، وَاضْطَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَهْلُهُ فِي طُولِهَا، فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى انْتَصَفَ اللَّيْلُ، أَوْ قَبْلَهُ بِقَلِيلٍ، أَوْ بَعْدَهُ بِقَلِيلٍ، ثُمَّ اسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَعَلَ يَمْسَحُ النَّوْمَ عَنْ وَجْهِهِ بِيَدَيْهِ، ثُمَّ قَرَأَ الْعَشْرَ الآيَاتِ الْخَوَاتِمَ مِنْ سُورَةِ آلِ عِمْرَانَ، ثُمَّ قَامَ إِلَى شَنٍّ مُعَلَّقَةٍ فَتَوَضَّأَ مِنْهَا، فَأَحْسَنَ وُضُوءَهُ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي، فَصَنَعْتُ مِثْلَ مَا صَنَعَ، ثُمَّ ذَهَبْتُ فَقُمْتُ إِلَى جَنْبِهِ، فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى رَأْسِي، وَأَخَذَ بِأُذُنِي بِيَدِهِ الْيُمْنَى يَفْتِلُهَا، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَوْتَرَ، ثُمَّ اضْطَجَعَ حَتَّى جَاءَهُ الْمُؤَذِّنُ، فَقَامَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ خَفِيفَتَيْنِ، ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى الصُّبْحَ.
Ali b. Abdullah bize tahdis etti, Ma'n b. Îsâ bize tahdis etti, Mâlik bize tahdis etti; Mahrame b. Süleyman'dan; [o] Abdullah b. Abbas'ın azatlısı Kureyb'den; ona Abdullah b. Abbas haber vermiş ki kendisi, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi olan teyzesi Meymûne'nin yanında geceledi. Dedi ki: Ben yastığın enlemesine yattım; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile eşi ise uzunlamasına yattılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin yarısına kadar veya bundan biraz önce yahut biraz sonra uyudu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem uyandı; elleriyle uykuyu yüzünden silmeye başladı. Sonra Âl-i İmrân sûresinin son on âyetini okudu. Sonra asılı eski bir kırbaya kalkıp ondan güzelce abdest aldı. Sonra namaz kılmaya durdu. Ben de onun yaptığının aynısını yaptım. Sonra gidip yanına durdum. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sağ elini başımın üzerine koydu ve sağ eliyle kulağımdan tutup onu büktü. Sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât kıldı; sonra vitir kıldı. Sonra müezzin gelene kadar yattı. Müezzin gelince kalkıp iki hafif rekât [sabah sünnetini] kıldı, sonra çıkıp sabah namazını kıldırdı.
4572. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ مَخْرَمَةَ بْنِ سُلَيْمَانَ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ أَنَّ ابْنَ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، بَاتَ عِنْدَ مَيْمُونَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَهْىَ خَالَتُهُ قَالَ فَاضْطَجَعْتُ فِي عَرْضِ الْوِسَادَةِ، وَاضْطَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَهْلُهُ فِي طُولِهَا، فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى إِذَا انْتَصَفَ اللَّيْلُ، أَوْ قَبْلَهُ بِقَلِيلٍ، أَوْ بَعْدَهُ بِقَلِيلٍ، اسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجَلَسَ يَمْسَحُ النَّوْمَ عَنْ وَجْهِهِ بِيَدِهِ، ثُمَّ قَرَأَ الْعَشْرَ الآيَاتِ الْخَوَاتِمَ مِنْ سُورَةِ آلِ عِمْرَانَ، ثُمَّ قَامَ إِلَى شَنٍّ مُعَلَّقَةٍ فَتَوَضَّأَ مِنْهَا، فَأَحْسَنَ وُضُوءَهُ، ثُمَّ قَامَ يُصَلِّي. قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَقُمْتُ فَصَنَعْتُ مِثْلَ مَا صَنَعَ، ثُمَّ ذَهَبْتُ فَقُمْتُ إِلَى جَنْبِهِ، فَوَضَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى رَأْسِي، وَأَخَذَ بِأُذُنِي الْيُمْنَى يَفْتِلُهَا، فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ أَوْتَرَ ثُمَّ، اضْطَجَعَ حَتَّى جَاءَهُ الْمُؤَذِّنُ، فَقَامَ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ خَفِيفَتَيْنِ، ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى الصُّبْحَ.
Kuteybe b. Saîd bize tahdis etti; Mâlik'ten; [o] Mahrame b. Süleyman'dan; [o] İbn Abbas'ın azatlısı Kureyb'den; ona İbn Abbas radıyallahu anhümâ haber vermiş ki kendisi, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi olan teyzesi Meymûne'nin yanında geceledi. Dedi ki: Ben yastığın enlemesine yattım; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile eşi ise uzunlamasına yattılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin yarısı oluncaya veya bundan biraz önce yahut biraz sonra uyudu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem uyandı, oturup eliyle uykuyu yüzünden sildi. Sonra Âl-i İmrân sûresinin son on âyetini okudu. Sonra asılı eski bir kırbaya kalkıp ondan güzelce abdest aldı. Sonra namaz kılmaya durdu. İbn Abbas dedi ki: Ben de kalkıp onun yaptığının aynısını yaptım. Sonra gidip yanına durdum. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sağ elini başımın üzerine koydu ve sağ kulağımdan tutup onu büktü. Sonra iki rekât kıldı, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât, sonra iki rekât kıldı; sonra vitir kıldı. Sonra müezzin gelene kadar yattı. Müezzin gelince kalkıp iki hafif rekât kıldı, sonra çıkıp sabah namazını kıldırdı.
4573. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رَجُلاً، كَانَتْ لَهُ يَتِيمَةٌ فَنَكَحَهَا، وَكَانَ لَهَا عَذْقٌ، وَكَانَ يُمْسِكُهَا عَلَيْهِ، وَلَمْ يَكُنْ لَهَا مِنْ نَفْسِهِ شَىْءٌ فَنَزَلَتْ فِيهِ {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى} أَحْسِبُهُ قَالَ كَانَتْ شَرِيكَتَهُ فِي ذَلِكَ الْعَذْقِ وَفِي مَالِهِ.
İbrahim b. Mûsâ bize tahdis etti, Hişâm bize haber verdi; İbn Cüreyc'den; dedi ki: Hişâm b. Urve bana babasından haber verdi; [o da] Âişe radıyallahu anhâ'dan; şöyle demiştir: Bir adamın yanında yetim bir kız vardı ve adam onunla evlendi. Kızın bir hurmalığı (azk) vardı; adam o hurmalığı elinde tutmak için kızı nikahında tutuyor, fakat kendisinin ona karşı gönlünde hiçbir meyli bulunmuyordu. İşte onun hakkında: {وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى} “Eğer yetimler hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız...” (en-Nisâ, 3) âyeti indi. [Râvi] zannedersem şöyle dedi: Kız o hurmalıkta ve adamın malında onun ortağı idi.
4574. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَأَلَ عَائِشَةَ عَنْ قَوْلِ اللَّهِ، تَعَالَى {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى}. فَقَالَتْ يَا ابْنَ أُخْتِي، هَذِهِ الْيَتِيمَةُ تَكُونُ فِي حَجْرِ وَلِيِّهَا، تَشْرَكُهُ فِي مَالِهِ وَيُعْجِبُهُ مَالُهَا وَجَمَالُهَا، فَيُرِيدُ وَلِيُّهَا أَنْ يَتَزَوَّجَهَا، بِغَيْرِ أَنْ يُقْسِطَ فِي صَدَاقِهَا، فَيُعْطِيَهَا مِثْلَ مَا يُعْطِيهَا غَيْرُهُ، فَنُهُوا عَنْ أَنْ يَنْكِحُوهُنَّ، إِلاَّ أَنْ يُقْسِطُوا لَهُنَّ، وَيَبْلُغُوا لَهُنَّ أَعْلَى سُنَّتِهِنَّ فِي الصَّدَاقِ، فَأُمِرُوا أَنْ يَنْكِحُوا مَا طَابَ لَهُمْ مِنَ النِّسَاءِ سِوَاهُنَّ. قَالَ عُرْوَةُ قَالَتْ عَائِشَةُ وَإِنَّ النَّاسَ اسْتَفْتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ هَذِهِ الآيَةِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَيَسْتَفْتُونَكَ فِي النِّسَاءِ} قَالَتْ عَائِشَةُ وَقَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى فِي آيَةٍ أُخْرَى {وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ} رَغْبَةُ أَحَدِكُمْ عَنْ يَتِيمَتِهِ حِينَ تَكُونُ قَلِيلَةَ الْمَالِ وَالْجَمَالِ قَالَتْ فَنُهُوا أَنْ يَنْكِحُوا عَنْ مَنْ رَغِبُوا فِي مَالِهِ وَجَمَالِهِ فِي يَتَامَى النِّسَاءِ، إِلاَّ بِالْقِسْطِ، مِنْ أَجْلِ رَغْبَتِهِمْ عَنْهُنَّ إِذَا كُنَّ قَلِيلاَتِ الْمَالِ وَالْجَمَالِ.
Bize Abdülaziz bin Abdullah tahdis etti, bize İbrahim bin Sa'd, babasından, o babasından [İbrahim’in dedesi İbrahim bin Abdurrahman’dan] haber verdi; o da orman yolunda (el-Gâbe) iken Urve bin ez-Zübeyr'e bu ayeti [en-Nisâ, 3] sormuştu. Bunun üzerine Urve, o (Urve) Urve bin ez-Zübeyr idi, müminlerin annesi Âişe radıyallahu anhâ'ya Allah Teâlâ'nın: {وَإِنْ خِفْتُمْ أَنْ لاَ تُقْسِطُوا فِي الْيَتَامَى} “Eğer yetimler hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız...” (en-Nisâ, 3) ayetini sormuştu. Âişe şöyle dedi: \"Ey kız kardeşimin oğlu! Bu (ayetten kastedilen); velisinin himayesinde bulunan, velisinin onun malına ve güzelliğine ilgi duyduğu yetim bir kızdır. Velisi, onunla [kendi malına katarak] evlenmek ister, ancak başkalarının vermesi gereken normal mehri vermeksizin, mehri konusunda ona adaletsizlik yapmayı kasteder. İşte bu durumdaki kişilerin, [bu yetim kızlarla] mehirlerini tam verip onlara adaletli davranmadıkça evlenmeleri yasaklanmış ve kendilerine hoş gelen diğer kadınlarla evlenmeleri emredilmiştir.\"
4575. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى {وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ} أَنَّهَا نَزَلَتْ فِي مَالِ الْيَتِيمِ إِذَا كَانَ فَقِيرًا، أَنَّهُ يَأْكُلُ مِنْهُ مَكَانَ قِيَامِهِ عَلَيْهِ، بِمَعْرُوفٍ.
Bize İshak [bin Mansur] tahdis etti, bize Abdullah bin Nemir tahdis etti, bize Hişâm, babasından, o da Âişe radıyallahu anhâ'dan [naklen şu ayet hakkında] şöyle dedi: {وَمَنْ كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ وَمَنْ كَانَ فَقِيرًا فَلْيأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِ} “...Zengin olan iffetli davranmaya çalışsın, yoksul olan da örfe uygun şekilde yesin...” (en-Nisâ, 6). Âişe: \"Bu ayet, bir yetimin malı başında veli olup onun malını ıslah eden ve koruyan kimse hakkında nâzil oldu; eğer [o veli] muhtaç (fakir) ise ondan [hizmetine karşılık] bilinen oranda (örfe uygun bir miktarda) yer\" dedi.
4576. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ الأَشْجَعِيُّ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنِ الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ {وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ} قَالَ هِيَ مُحْكَمَةٌ وَلَيْسَتْ بِمَنْسُوخَةٍ. تَابَعَهُ سَعِيدٌ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.
Bize Ahmed bin Humeyd tahdis etti, bize Ubeydullah el-Eşcaî haber verdi, Süfyân'dan, o eş-Şeybânî'den, o İkrime'den, o da İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan [naklen şu ayet hakkında] şöyle dedi: {وَإِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ أُولُو الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينُ} “Miras taksiminde (kendilerine pay düşmeyen) akrabalar, yetimler ve fakirler hazır bulunurlarsa...” (en-Nisâ, 8) ayeti [hakkında] şöyle dedi: \"Bu ayet muhkemdir (hükmü geçerlidir), neshedilmemiştir (yürürlükten kaldırılmamıştır).\" Saîd de [bu hadisi] İbn Abbas'tan [naklen rivayet ederek el-Eşcaî'ye] mütâbaat etti.
4577. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ مُنْكَدِرٍ، عَنْ جَابِرٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ عَادَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ فِي بَنِي سَلِمَةَ مَاشِيَيْنِ فَوَجَدَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لاَ أَعْقِلُ، فَدَعَا بِمَاءٍ فَتَوَضَّأَ مِنْهُ، ثُمَّ رَشَّ عَلَىَّ، فَأَفَقْتُ فَقُلْتُ مَا تَأْمُرُنِي أَنْ أَصْنَعَ فِي مَالِي يَا رَسُولَ اللَّهِ فَنَزَلَتْ {يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ}
Bize İbrahim bin Mûsâ tahdis etti, bize Hişâm haber verdi ki, İbn Cüreyh onlara haber vermiş [naklen] dedi ki: Bana Atâ, Câbir bin Abdullah radıyallahu anhümâ'dan haber verdi [naklen] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebû Bekir, yürüyerek Benu Seleme [kabilesine] beni ziyarete geldiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni [hastalıktan dolayı] baygın bir halde buldu. Su istedi ve abdest aldı, sonra (o abdest suyundan) üzerime serpti; bunun üzerine kendime geldim. \"Ya Resûlullah! Malım hakkında nasıl hüküm vereyim (mirasımı nasıl paylaştırayım)?\" diye sordum. Bunun üzerine: {يُوصِيكُمُ اللَّهُ فِي أَوْلاَدِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ} “Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe kadının payının iki katı [miras vermenizi] emreder...” (en-Nisâ, 11) ayeti nâzil oldu.
4578. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، عَنْ وَرْقَاءَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ الْمَالُ لِلْوَلَدِ، وَكَانَتِ الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ، فَنَسَخَ اللَّهُ مِنْ ذَلِكَ مَا أَحَبَّ، فَجَعَلَ لِلذَّكَرِ مِثْلَ حَظِّ الأُنْثَيَيْنِ، وَجَعَلَ لِلأَبَوَيْنِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسَ وَالثُّلُثَ، وَجَعَلَ لِلْمَرْأَةِ الثُّمُنَ وَالرُّبُعَ، وَلِلزَّوْجِ الشَّطْرَ وَالرُّبُعَ.
Muhammed b. Yûsuf bize tahdis etti; Varkâ'dan; [o] İbn Ebî Necîh'ten; [o] Atâ'dan; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan; şöyle dedi: [Önceleri miras olarak kalan] mal evlada aitti; vasiyet ise anne-babaya yapılırdı. Allah bundan dilediği hükmü neshetti (kaldırdı) da erkeğe iki dişinin payı kadar pay verdi; anne-babanın her biri için altıda bir ve üçte bir kıldı; kadın (eş) için sekizde bir ve dörtte bir kıldı; koca için ise yarım ve dörtte bir kıldı.