5268. Hadis
حَدَّثَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْعَسَلَ وَالْحَلْوَاءَ، وَكَانَ إِذَا انْصَرَفَ مِنَ الْعَصْرِ دَخَلَ عَلَى نِسَائِهِ، فَيَدْنُو مِنْ إِحْدَاهُنَّ، فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ، فَاحْتَبَسَ أَكْثَرَ مَا كَانَ يَحْتَبِسُ، فَغِرْتُ فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتْ لَهَا امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةً مِنْ عَسَلٍ، فَسَقَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً، فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ. فَقُلْتُ لِسَوْدَةَ بِنْتِ زَمْعَةَ إِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ، فَإِذَا دَنَا مِنْكِ فَقُولِي أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ لاَ. فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ الَّتِي أَجِدُ مِنْكَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ. وَسَأَقُولُ ذَلِكَ، وَقُولِي أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ ذَاكِ. قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ قَامَ عَلَى الْبَابِ، فَأَرَدْتُ أَنْ أُبَادِيَهُ بِمَا أَمَرْتِنِي بِهِ فَرَقًا مِنْكِ، فَلَمَّا دَنَا مِنْهَا قَالَتْ لَهُ سَوْدَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ " لاَ ". قَالَتْ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ الَّتِي أَجِدُ مِنْكَ. قَالَ " سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ ". فَقَالَتْ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ فَلَمَّا دَارَ إِلَىَّ قُلْتُ لَهُ نَحْوَ ذَلِكَ، فَلَمَّا دَارَ إِلَى صَفِيَّةَ قَالَتْ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ فَلَمَّا دَارَ إِلَى حَفْصَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ. قَالَ " لاَ حَاجَةَ لِي فِيهِ ". قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ وَاللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ. قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي.
Bize Ferve bin Ebi'l-Mağrâ tahdis etti, [o] bize Ali bin Müshir tahdis etti, [o] Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem balı ve tatlıyı severdi. İkindi namazından dönünce hanımlarının yanına girer ve onlardan birine yaklaşır[ak onunla vakit geçirir]di. Bir defasında Hafsa bint Ömer'in yanına girdi ve her zaman kaldığından daha fazla kaldı. Ben [bunu] kıskandım ve sebebini sordum. Bana denildi ki: “Kavminden bir kadın ona bir tulum bal hediye etmiş, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ondan şerbet sunmuş.” Ben de: “Vallahi biz [bunu engellemek için] ona bir hile kuracağız” dedim. Sevde bint Zem'a'ya dedim ki: “[Nebi] sana yaklaşacaktır. Sana yaklaştığı zaman ona: ‘Meğâfir mi yedin?’ de. O sana: ‘Hayır’ diyecektir. Sen de ona: ‘Peki senden duyduğum bu koku nedir?’ de. O sana: ‘Hafsa bana bal şerbeti içirdi’ diyecektir. Sen ona: ‘[Demek ki] onun arıları urfut ağacı yayılmış’ de. Ben de aynı şeyi söyleyeceğim. Ey Safiyye! Sen de böyle söyle.” [Âişe devamla] dedi ki: Sevde şöyle derdi: “Vallahi [korkumdan], senin bana emrettiğin şeyi, o henüz kapıda dururken ona söylemek istedim.” [Nebi] onun yanına yaklaşınca Sevde ona: “Ey Allah'ın Resûlü! Meğâfir mi yedin?” dedi. [Nebi]: “Hayır” dedi. Sevde: “Peki senden duyduğum bu koku nedir?” dedi. [Nebi]: “Hafsa bana bal şerbeti içirdi” dedi. Sevde: “[Demek ki] onun arıları urfut ağacı yayılmış” dedi. [Nebi] bana geldiğinde ben de ona benzer şeyler söyledim. Safiyye'ye geldiğinde o da benzer şeyler söyledi. [Nebi tekrar] Hafsa'ya geldiğinde, Hafsa: “Ey Allah'ın Resûlü! Sana ondan içireyim mi?” dedi. [Nebi]: “Ona ihtiyacım yok” buyurdu. [Âişe devamla] dedi ki: Sevde şöyle diyordu: “Vallahi onu [baldan] mahrum ettik.” Ben ona: “Sus!” dedim.