5251. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا، ثُمَّ لِيُمْسِكْهَا حَتَّى تَطْهُرَ ثُمَّ تَحِيضَ، ثُمَّ تَطْهُرَ، ثُمَّ إِنْ شَاءَ أَمْسَكَ بَعْدُ وَإِنْ شَاءَ طَلَّقَ قَبْلَ أَنْ يَمَسَّ، فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ ".
Bize İsmail bin Abdullah tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Mâlik tahdis etti, [o] Nâfi'den, [o] Abdullah bin Ömer [radıyallahu anhumâ]'dan [naklederek]; o, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer bin el-Hattâb bu durumu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ona emret, karısına dönsün (rücû etsin). Sonra temizleninceye kadar onu tutsun. Sonra [tekrar] hayız görsün, sonra [tekrar] temizlensin. Bundan sonra dilerse onu tutsun, dilerse [cinsel ilişkide] dokunmadan önce boşasın. İşte bu, Allah'ın kadınların kendisi için boşanmasını emrettiği iddedir.”
5252. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، قَالَ طَلَّقَ ابْنُ عُمَرَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ، فَذَكَرَ عُمَرُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " لِيُرَاجِعْهَا ". قُلْتُ تُحْتَسَبُ قَالَ " فَمَهْ ". وَعَنْ قَتَادَةَ عَنْ يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ " مُرْهُ فَلْيُرَاجِعْهَا ". قُلْتُ تُحْتَسَبُ قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ.
Bize Süleyman bin Harb tahdis etti, [o] bize Şu'be tahdis etti, [o] Enes bin Sîrîn'den; [o] dedi ki: İbn Ömer [radıyallahu anhumâ]'yı işittim, şöyle dedi: İbn Ömer karısını hayızlı iken boşadı. Bunun üzerine Ömer, durumu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattı. [Nebi]: “Ona [karısına] dönsün” buyurdu. Ben [Enes bin Sîrîn]: “Bu [boşama] sayılır mı?” dedim. O [İbn Ömer]: “Ya ne olacaktı?” dedi. Katâde'den, [o] Yunus bin Cübeyr'den, [o] İbn Ömer'den [nakledildiğine göre] şöyle demiştir: [Nebi]: “Ona emret, [karısına] dönsün” buyurdu. Ben [Yunus]: “Bu [boşama] sayılır mı?” dedim. O [İbn Ömer]: “Ya aciz kalıp ahmaklık ettiyse [sayılmayacak mıydı]?” dedi.
5253. Hadis
وَقَالَ أَبُو مَعْمَرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ حُسِبَتْ عَلَىَّ بِتَطْلِيقَةٍ.
Ebû Ma'mer dedi ki: Bize Abdulvâris tahdis etti, [o] bize Eyyûb tahdis etti, [o] Saîd bin Cübeyr'den, [o] İbn Ömer [radıyallahu anhumâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: “[Hayızlı iken yaptığım o boşama] bana bir talâk (boşama) olarak sayıldı.”
5254. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، قَالَ سَأَلْتُ الزُّهْرِيَّ أَىُّ أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم اسْتَعَاذَتْ مِنْهُ قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ ابْنَةَ الْجَوْنِ لَمَّا أُدْخِلَتْ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَدَنَا مِنْهَا قَالَتْ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ. فَقَالَ لَهَا " لَقَدْ عُذْتِ بِعَظِيمٍ، الْحَقِي بِأَهْلِكِ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ رَوَاهُ حَجَّاجُ بْنُ أَبِي مَنِيعٍ عَنْ جَدِّهِ عَنِ الزُّهْرِيِّ أَنَّ عُرْوَةَ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَائِشَةَ قَالَتْ.
Bize el-Humeydî tahdis etti, [o] bize el-Velîd tahdis etti, [o] bize el-Evzâî tahdis etti, [o] dedi ki: ez-Zührî'ye, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımlarından hangisinin ondan Allah'a sığındığını sordum. Dedi ki: Bana Urve, Âişe [radıyallahu anhâ]'dan haber verdi; el-Cevn'in kızı, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdirilip [Nebi] ona yaklaşınca, kadın: “Senden Allah'a sığınırım” dedi. Bunun üzerine [Nebi] ona: “Sen çok yüce bir makama sığındın. Ailenin yanına git [boşandın!]” buyurdu. Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: Bunu Haccâc bin Ebû Menî', dedesinden, [o] ez-Zührî'den, [o da] Urve'nin kendisine [şöyle] haber verdiğini rivayet etmiştir: Âişe dedi ki... [diye hadisi zikretmiştir].
5255. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ غَسِيلٍ، عَنْ حَمْزَةَ بْنِ أَبِي أُسَيْدٍ، عَنْ أَبِي أُسَيْدٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَرَجْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى انْطَلَقْنَا إِلَى حَائِطٍ يُقَالُ لَهُ الشَّوْطُ، حَتَّى انْتَهَيْنَا إِلَى حَائِطَيْنِ فَجَلَسْنَا بَيْنَهُمَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اجْلِسُوا هَا هُنَا ". وَدَخَلَ وَقَدْ أُتِيَ بِالْجَوْنِيَّةِ، فَأُنْزِلَتْ فِي بَيْتٍ فِي نَخْلٍ فِي بَيْتٍ أُمَيْمَةُ بِنْتُ النُّعْمَانِ بْنِ شَرَاحِيلَ وَمَعَهَا دَايَتُهَا حَاضِنَةٌ لَهَا، فَلَمَّا دَخَلَ عَلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " هَبِي نَفْسَكِ لِي ". قَالَتْ وَهَلْ تَهَبُ الْمَلِكَةُ نَفْسَهَا لِلسُّوقَةِ. قَالَ فَأَهْوَى بِيَدِهِ يَضَعُ يَدَهُ عَلَيْهَا لِتَسْكُنَ فَقَالَتْ أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْكَ. فَقَالَ " قَدْ عُذْتِ بِمَعَاذٍ ". ثُمَّ خَرَجَ عَلَيْنَا، فَقَالَ " يَا أَبَا أُسَيْدٍ اكْسُهَا رَازِقِيَّتَيْنِ وَأَلْحِقْهَا بِأَهْلِهَا".
Bize Ebû Nuaym tahdis etti, [o] bize Abdurrahman bin el-Gasîl tahdis etti, [o] Hamza bin Ebû Üseyd'den, [o] Ebû Üseyd [radıyallahu anh]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte çıktık, 'Şavt' denilen bir bahçeye kadar gittik. İki duvarın arasına varınca [orada] oturduk. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Siz burada oturun” buyurdu ve [içeri] girdi. el-Cevniyye (Cevn kabilesinden olan kadın) getirilmiş ve hurmalık içindeki bir eve, Ümeyme bint en-Nu'mân bin Şerâhîl'in evine indirilmişti. Yanında dadısı da vardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onun yanına girince: “Kendini bana hibe et (bağışla)” buyurdu. Kadın: “Bir kraliçe, kendini bir halka (avamdan birine) bağışlar mı hiç?” dedi. [Nebi] sakinleşsin diye elini onun üzerine koymak için uzatınca kadın: “Senden Allah'a sığınırım” dedi. Bunun üzerine [Nebi]: “Sen [çok büyük] bir sığınağa sığındın” buyurdu. Sonra yanımıza çıktı ve: “Ey Ebû Üseyd! Buna iki Râzikî (beyaz keten) elbise giydir ve onu ailesine ulaştır” buyurdu.
5256. Hadis
وَقَالَ الْحُسَيْنُ بْنُ الْوَلِيدِ النَّيْسَابُورِيُّ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، وَأَبِي، أُسَيْدٍ قَالاَ تَزَوَّجَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أُمَيْمَةَ بِنْتَ شَرَاحِيلَ، فَلَمَّا أُدْخِلَتْ عَلَيْهِ بَسَطَ يَدَهُ إِلَيْهَا فَكَأَنَّهَا كَرِهَتْ ذَلِكَ فَأَمَرَ أَبَا أُسَيْدٍ أَنْ يُجَهِّزَهَا وَيَكْسُوَهَا ثَوْبَيْنِ رَازِقِيَّيْنِ.
Hüseyin bin el-Velîd en-Nîsâbûrî dedi ki: Abdurrahman'dan, [o] Abbas bin Sehl'den, [o] babasından ve Ebû Üseyd'den [naklederek]; onlar şöyle demişlerdir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Ümeyme bint Şerâhîl ile evlendi. Kadın onun yanına girdirilince [Nebi] elini ona doğru uzattı. Kadın bundan hoşlanmamış gibi davrandı. Bunun üzerine [Nebi], Ebû Üseyd'e onu hazırlamasını (donatmasını) ve ona iki Râzikî (beyaz keten) elbise giydirmesini emretti.
5257. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ أَبِي الْوَزِيرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، عَنْ حَمْزَةَ، عَنْ أَبِيهِ، وَعَنْ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، بِهَذَا.
Bize Abdullah bin Muhammed tahdis etti, [o] bize İbrahim bin Ebi'l-Vezîr tahdis etti, [o] bize Abdurrahman tahdis etti, [o] Hamza'dan, [o] babasından ve Abbas bin Sehl bin Sa'd'dan, [o] babasından bu [hadis] hakkında [naklederek aynı haberi vermiştir].
5258. Hadis
حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي غَلاَّبٍ، يُونُسَ بْنِ جُبَيْرٍ قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ. فَقَالَ تَعْرِفُ ابْنَ عُمَرَ إِنَّ ابْنَ عُمَرَ طَلَّقَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ فَأَتَى عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا فَإِذَا طَهُرَتْ فَأَرَادَ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا، قُلْتُ فَهَلْ عَدَّ ذَلِكَ طَلاَقًا قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ.
Bize Haccâc bin Minhâl tahdis etti, [o] bize Hemmâm bin Yahya tahdis etti, [o] Katâde'den, [o] Ebû Gallâb'dan [yani] Yûnus bin Cübeyr'den; o şöyle demiştir: İbn Ömer'e sordum: “Bir kişi karısını hayızlı iken boşarsa [ne olur]?” Dedi ki: “Sen İbn Ömer'i tanır mısın? İbn Ömer karısını hayızlı iken boşadı. Ömer Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip bu durumu anlattı. [Nebi] ona, karısına dönmesini emretti. Kadın temizlenince, eğer onu boşamak isterse [o zaman] boşasın.” [Yûnus] dedi ki: “Peki [Nebi] bunu bir talâk (boşama) saydı mı?” [İbn Ömer]: “Ya aciz kalıp ahmaklık ettiyse [sayılmayacak mıydı]?” dedi.
5259. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ السَّاعِدِيَّ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُوَيْمِرًا الْعَجْلاَنِيَّ جَاءَ إِلَى عَاصِمِ بْنِ عَدِيٍّ الأَنْصَارِيِّ، فَقَالَ لَهُ يَا عَاصِمُ أَرَأَيْتَ رَجُلاً وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً، أَيَقْتُلُهُ فَتَقْتُلُونَهُ، أَمْ كَيْفَ يَفْعَلُ سَلْ لِي يَا عَاصِمُ عَنْ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَأَلَ عَاصِمٌ عَنْ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسَائِلَ وَعَابَهَا حَتَّى كَبُرَ عَلَى عَاصِمٍ مَا سَمِعَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَجَعَ عَاصِمٌ إِلَى أَهْلِهِ جَاءَ عُوَيْمِرٌ فَقَالَ يَا عَاصِمُ مَاذَا قَالَ لَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَاصِمٌ لَمْ تَأْتِنِي بِخَيْرٍ، قَدْ كَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسْأَلَةَ الَّتِي سَأَلْتُهُ عَنْهَا. قَالَ عُوَيْمِرٌ وَاللَّهِ لاَ أَنْتَهِي حَتَّى أَسْأَلَهُ عَنْهَا فَأَقْبَلَ عُوَيْمِرٌ حَتَّى أَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَسَطَ النَّاسِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ رَجُلاً وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً، أَيَقْتُلُهُ فَتَقْتُلُونَهُ، أَمْ كَيْفَ يَفْعَلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ أَنْزَلَ اللَّهُ فِيكَ وَفِي صَاحِبَتِكَ فَاذْهَبْ فَأْتِ بِهَا ". قَالَ سَهْلٌ فَتَلاَعَنَا وَأَنَا مَعَ النَّاسِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا فَرَغَا قَالَ عُوَيْمِرٌ كَذَبْتُ عَلَيْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنْ أَمْسَكْتُهَا، فَطَلَّقَهَا ثَلاَثًا قَبْلَ أَنْ يَأْمُرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَكَانَتْ تِلْكَ سُنَّةُ الْمُتَلاَعِنَيْنِ.
Bize Abdullah bin Yusuf tahdis etti, [o] bize Mâlik haber verdi, [o] İbn Şihâb'dan; [ona göre] Sehl bin Sa'd es-Sâidî kendisine şöyle haber vermiştir: Uveymir el-Aclânî, Âsım bin Adiy el-Ensârî'ye gelerek ona şöyle dedi: “Ey Âsım! Ne dersin, bir adam karısının yanında bir adam bulsa, onu öldürürse siz de onu öldürür müsünüz? Yoksa ne yapar? Ey Âsım! Benim için bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sor.” Âsım bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bu sorulardan hoşlanmadı ve ayıpladı. Öyle ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den işittikleri Âsım'a ağır geldi. Âsım ailesine dönünce Uveymir geldi ve “Ey Âsım! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sana ne dedi?” diye sordu. Âsım ona: “Bana hayırlı bir haber getirmedin. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine sorduğum meseleden hoşlanmadı” dedi. Uveymir: “Vallahi bunu kendisine sormadan bırakmam” dedi. Uveymir [gitti ve] insanlar arasındayken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. “Ey Allah'ın Resûlü! Ne buyurusunuz, bir adam karısının yanında bir adam bulsa, onu öldürürse siz de onu öldürür müsünüz? Yoksa ne yapar?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah senin ve karın hakkında [vahiy] indirdi. Git onu getir” buyurdu. Sehl dedi ki: Ben de insanların arasındayken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzurunda lânetleştiler. [Lânetleşmeyi] bitirdiklerinde Uveymir: “Ey Allah'ın Resûlü! Eğer onu tutarsam ona iftira atmış olurum” dedi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine emretmeden önce onu üç talâkla boşadı. İbn Şihâb dedi ki: İşte lânetleşenlerin sünneti (hükmü) böyle oldu.
5260. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ امْرَأَةَ رِفَاعَةَ الْقُرَظِيِّ جَاءَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ رِفَاعَةَ طَلَّقَنِي فَبَتَّ طَلاَقِي، وَإِنِّي نَكَحْتُ بَعْدَهُ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الزَّبِيرِ الْقُرَظِيَّ، وَإِنَّمَا مَعَهُ مِثْلُ الْهُدْبَةِ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَعَلَّكِ تُرِيدِينَ أَنْ تَرْجِعِي إِلَى رِفَاعَةَ، لاَ، حَتَّى يَذُوقَ عُسَيْلَتَكِ وَتَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ ".
Bize Saîd bin Ufeyr tahdis etti, [o] dedi ki: Bana el-Leys tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Ukayl tahdis etti, [o] İbn Şihâb'dan; [ona göre] Urve bin ez-Zübeyr kendisine şöyle haber vermiştir: Âişe kendisine şöyle haber vermiştir: Rifâa el-Kurazî'nin karısı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Rifâa beni boşadı, boşamayı da kesin ve nihaî yaptı (bette talâkı). Ondan sonra Abdurrahman bin ez-Zübeyr el-Kurazî ile evlendim. Fakat onun yanındaki [şey], şu elbise saçağı gibidir [cinsel iktidarı yoktur]” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sen herhalde Rifâa'ya dönmek istiyorsun. Hayır, [yeni kocan] senin balçığından tadıncaya, sen de onun balçığından tadıncaya kadar (cinsel ilişkiye girmeden) olmaz!” buyurdu.
5261. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي الْقَاسِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَجُلاً، طَلَّقَ امْرَأَتَهُ ثَلاَثًا، فَتَزَوَّجَتْ فَطَلَّقَ فَسُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَتَحِلُّ لِلأَوَّلِ قَالَ " لاَ، حَتَّى يَذُوقَ عُسَيْلَتَهَا كَمَا ذَاقَ الأَوَّلُ ".
Bana Muhammed bin Beşşâr tahdis etti, [o] bize Yahya tahdis etti, [o] Ubeydullah'tan; [o] dedi ki: Bana Kâsım bin Muhammed tahdis etti, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek]; bir adam karısını üç defa boşadı. Kadın [başkasıyla] evlendi, [sonra o ikinci koca da] boşadı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “Bu kadın ilk kocasına helal olur mu?” diye soruldu. [Nebi]: “Hayır, [ikinci koca] birincinin tattığı gibi kadının balçığından tadıncaya kadar olmaz” buyurdu.
5262. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ خَيَّرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاخْتَرْنَا اللَّهَ وَرَسُولَهُ، فَلَمْ يَعُدَّ ذَلِكَ عَلَيْنَا شَيْئًا.
Bize Ömer bin Hafs tahdis etti, [o] bize babam tahdis etti, [o] bize el-A'meş tahdis etti, [o] bize Müslim (bin Sabîh) tahdis etti, [o] Mesruk'tan, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi [dünya ile ahiret arasında] muhayyer bıraktı (seçme hakkı verdi). Biz de Allah'ı ve Resûlü'nü seçtik. [Resûlullah] bunu bizim aleyhimize hiçbir şey (talâk) saymadı.
5263. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَامِرٌ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنِ الْخِيَرَةِ،، فَقَالَتْ خَيَّرَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَفَكَانَ طَلاَقًا قَالَ مَسْرُوقٌ لاَ أُبَالِي أَخَيَّرْتُهَا وَاحِدَةً أَوْ مِائَةً بَعْدَ أَنْ تَخْتَارَنِي.
Bize Müsedded tahdis etti, [o] bize Yahya tahdis etti, [o] İsmail'den, [o] bize Âmir (eş-Şa'bî)'den tahdis etti, [o] Mesruk'tan [naklederek]; o şöyle demiştir: Âişe'ye muhayyer bırakılma (hıyerat) konusunu sordum. Dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bizi muhayyer bıraktı, [fakat biz onu seçtik] bu bir boşama mı oldu?” Mesruk dedi ki: “O beni seçtikten sonra, onu bir defa mı yüz defa mı muhayyer bıraktığıma aldırmam.”
5264. Hadis
وَقَالَ اللَّيْثُ عَنْ نَافِعٍ، كَانَ ابْنُ عُمَرَ إِذَا سُئِلَ عَمَّنْ طَلَّقَ ثَلاَثًا قَالَ لَوْ طَلَّقْتَ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَنِي بِهَذَا، فَإِنْ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا حَرُمَتْ حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَكَ.
Leys, Nâfi'den [şöyle nakletti]: İbn Ömer, üç talâkla boşayan kimse hakkında sorulduğu zaman şöyle derdi: “Eğer bir veya iki defa boşasaydın [dönme imkânın olurdu]. Çünkü Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bana bunu emretti. Fakat eğer onu üç talâkla boşadıysan, o kadın senden başka bir koca ile evleninceye kadar sana haram olur.”
5265. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ طَلَّقَ رَجُلٌ امْرَأَتَهُ فَتَزَوَّجَتْ زَوْجًا غَيْرَهُ فَطَلَّقَهَا، وَكَانَتْ مَعَهُ مِثْلُ الْهُدْبَةِ فَلَمْ تَصِلْ مِنْهُ إِلَى شَىْءٍ تُرِيدُهُ، فَلَمْ يَلْبَثْ أَنْ طَلَّقَهَا فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ زَوْجِي طَلَّقَنِي، وَإِنِّي تَزَوَّجْتُ زَوْجًا غَيْرَهُ فَدَخَلَ بِي، وَلَمْ يَكُنْ مَعَهُ إِلاَّ مِثْلُ الْهُدْبَةِ فَلَمْ يَقْرَبْنِي إِلاَّ هَنَةً وَاحِدَةً، لَمْ يَصِلْ مِنِّي إِلَى شَىْءٍ، فَأَحِلُّ لِزَوْجِي الأَوَّلِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَحِلِّينَ لِزَوْجِكِ الأَوَّلِ حَتَّى يَذُوقَ الآخَرُ عُسَيْلَتَكِ، وَتَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ ".
Bize Muhammed tahdis etti, [o] bize Ebû Muâviye tahdis etti, [o] bize Hişâm bin Urve tahdis etti, [o] babasından, [o] Âişe'den [naklederek]; o şöyle demiştir: Bir adam karısını [üç talakla] boşadı. Kadın ondan başka bir koca ile evlendi, o da onu boşadı. [İkinci koca] elbise saçağı gibiydi [iktidarsızdı]. Kadın ondan arzuladığı şeye ulaşamamıştı. Çok geçmeden adam onu boşadı. Kadın Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek: “Ey Allah'ın Resûlü! Kocam beni [üç talakla] boşadı. Ondan başka bir koca ile evlendim, o da benimle gerdeğe girdi. Fakat onun yanındaki [şey], şu elbise saçağı gibidir. Bana sadece bir kez yaklaştı, benden bir şeye ulaşamadı. İlk kocama helal olur muyum?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Diğeri (ikinci koca) senin balçığından tadıncaya, sen de onun balçığından tadıncaya kadar (cinsel ilişkiye girmeden) ilk kocana helal olmazsın” buyurdu.
5266. Hadis
حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ صَبَّاحٍ، سَمِعَ الرَّبِيعَ بْنَ نَافِعٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ يَعْلَى بْنِ حَكِيمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ إِذَا حَرَّمَ امْرَأَتَهُ لَيْسَ بِشَىْءٍ. وَقَالَ {لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ}
Bana el-Hasen bin Sabbâh tahdis etti, [o] er-Rabî' bin Nâfi'den işitmiş, [o] bize Muâviye tahdis etti, [o] Yahya bin Ebî Kesîr'den, [o] Ya'lâ bin Hakîm'den, [o] Saîd bin Cübeyr'den [naklederek]; ona haber verdiğine göre o İbn Abbas'ı şöyle derken işitmiştir: “Kişi karısını kendisine haram kılarsa, bu bir şey değildir (boşama sayılmaz, yemin kefareti gerekir).” Ve şu ayeti okudu: {Andolsun ki Resûlullah'ta sizin için güzel bir örnek vardır.} [Ahzâb: 21]
5267. Hadis
حَدَّثَنِي الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ صَبَّاحٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ زَعَمَ عَطَاءٌ أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَمْكُثُ عِنْدَ زَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ، وَيَشْرَبُ عِنْدَهَا عَسَلاً، فَتَوَاصَيْتُ أَنَا وَحَفْصَةُ أَنَّ أَيَّتَنَا دَخَلَ عَلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلْتَقُلْ إِنِّي أَجِدُ مِنْكَ رِيحَ مَغَافِيرَ، أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَدَخَلَ عَلَى إِحْدَاهُمَا فَقَالَتْ لَهُ ذَلِكَ، فَقَالَ " لاَ بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً عِنْدَ زَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ وَلَنْ أَعُودَ لَهُ ". فَنَزَلَتْ {يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} إِلَى {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ} لِعَائِشَةَ وَحَفْصَةَ {وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ} لِقَوْلِهِ " بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً ".
Bana el-Hasen bin Muhammed bin Sabbâh tahdis etti, [o] bize Haccâc tahdis etti, [o] İbn Cüreyc'den; [o] dedi ki: Atâ, Ubeyd bin Umeyr'i şöyle derken işittiğini iddia etti: Âişe [radıyallahu anhâ]'yı işittim, [şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Zeyneb bint Cahş'ın yanında kalır ve orada bal şerbeti içerdi. Ben ve Hafsa, [Nebi] hangimizin yanına girerse ona şöyle desin diye anlaştık: “Senden meğâfir kokusu alıyorum. Meğâfir mi yedin?” [Nebi] ikisinden birinin yanına girdi, o da kendisine bunu söyledi. [Nebi]: “Hayır, bilakis Zeyneb bint Cahş'ın yanında bal şerbeti içtim. Bir daha asla içmeyeceğim” buyurdu. Bunun üzerine {Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?} ayetinden {Eğer ikiniz de Allah'a tövbe ederseniz...} [Tahrim: 1-4] ayetine kadar [olan kısım] Âişe ve Hafsa hakkında indi. {Hani Peygamber eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti...} [Tahrim: 3] ayeti de onun “Bilakis bal şerbeti içtim” sözü hakkında indi.
5268. Hadis
حَدَّثَنَا فَرْوَةُ بْنُ أَبِي الْمَغْرَاءِ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُحِبُّ الْعَسَلَ وَالْحَلْوَاءَ، وَكَانَ إِذَا انْصَرَفَ مِنَ الْعَصْرِ دَخَلَ عَلَى نِسَائِهِ، فَيَدْنُو مِنْ إِحْدَاهُنَّ، فَدَخَلَ عَلَى حَفْصَةَ بِنْتِ عُمَرَ، فَاحْتَبَسَ أَكْثَرَ مَا كَانَ يَحْتَبِسُ، فَغِرْتُ فَسَأَلْتُ عَنْ ذَلِكَ فَقِيلَ لِي أَهْدَتْ لَهَا امْرَأَةٌ مِنْ قَوْمِهَا عُكَّةً مِنْ عَسَلٍ، فَسَقَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مِنْهُ شَرْبَةً، فَقُلْتُ أَمَا وَاللَّهِ لَنَحْتَالَنَّ لَهُ. فَقُلْتُ لِسَوْدَةَ بِنْتِ زَمْعَةَ إِنَّهُ سَيَدْنُو مِنْكِ، فَإِذَا دَنَا مِنْكِ فَقُولِي أَكَلْتَ مَغَافِيرَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ لاَ. فَقُولِي لَهُ مَا هَذِهِ الرِّيحُ الَّتِي أَجِدُ مِنْكَ فَإِنَّهُ سَيَقُولُ لَكِ سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ فَقُولِي لَهُ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ. وَسَأَقُولُ ذَلِكَ، وَقُولِي أَنْتِ يَا صَفِيَّةُ ذَاكِ. قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ قَامَ عَلَى الْبَابِ، فَأَرَدْتُ أَنْ أُبَادِيَهُ بِمَا أَمَرْتِنِي بِهِ فَرَقًا مِنْكِ، فَلَمَّا دَنَا مِنْهَا قَالَتْ لَهُ سَوْدَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَكَلْتَ مَغَافِيرَ قَالَ " لاَ ". قَالَتْ فَمَا هَذِهِ الرِّيحُ الَّتِي أَجِدُ مِنْكَ. قَالَ " سَقَتْنِي حَفْصَةُ شَرْبَةَ عَسَلٍ ". فَقَالَتْ جَرَسَتْ نَحْلُهُ الْعُرْفُطَ فَلَمَّا دَارَ إِلَىَّ قُلْتُ لَهُ نَحْوَ ذَلِكَ، فَلَمَّا دَارَ إِلَى صَفِيَّةَ قَالَتْ لَهُ مِثْلَ ذَلِكَ فَلَمَّا دَارَ إِلَى حَفْصَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ أَسْقِيكَ مِنْهُ. قَالَ " لاَ حَاجَةَ لِي فِيهِ ". قَالَتْ تَقُولُ سَوْدَةُ وَاللَّهِ لَقَدْ حَرَمْنَاهُ. قُلْتُ لَهَا اسْكُتِي.
Bize Ferve bin Ebi'l-Mağrâ tahdis etti, [o] bize Ali bin Müshir tahdis etti, [o] Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem balı ve tatlıyı severdi. İkindi namazından dönünce hanımlarının yanına girer ve onlardan birine yaklaşır[ak onunla vakit geçirir]di. Bir defasında Hafsa bint Ömer'in yanına girdi ve her zaman kaldığından daha fazla kaldı. Ben [bunu] kıskandım ve sebebini sordum. Bana denildi ki: “Kavminden bir kadın ona bir tulum bal hediye etmiş, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ondan şerbet sunmuş.” Ben de: “Vallahi biz [bunu engellemek için] ona bir hile kuracağız” dedim. Sevde bint Zem'a'ya dedim ki: “[Nebi] sana yaklaşacaktır. Sana yaklaştığı zaman ona: ‘Meğâfir mi yedin?’ de. O sana: ‘Hayır’ diyecektir. Sen de ona: ‘Peki senden duyduğum bu koku nedir?’ de. O sana: ‘Hafsa bana bal şerbeti içirdi’ diyecektir. Sen ona: ‘[Demek ki] onun arıları urfut ağacı yayılmış’ de. Ben de aynı şeyi söyleyeceğim. Ey Safiyye! Sen de böyle söyle.” [Âişe devamla] dedi ki: Sevde şöyle derdi: “Vallahi [korkumdan], senin bana emrettiğin şeyi, o henüz kapıda dururken ona söylemek istedim.” [Nebi] onun yanına yaklaşınca Sevde ona: “Ey Allah'ın Resûlü! Meğâfir mi yedin?” dedi. [Nebi]: “Hayır” dedi. Sevde: “Peki senden duyduğum bu koku nedir?” dedi. [Nebi]: “Hafsa bana bal şerbeti içirdi” dedi. Sevde: “[Demek ki] onun arıları urfut ağacı yayılmış” dedi. [Nebi] bana geldiğinde ben de ona benzer şeyler söyledim. Safiyye'ye geldiğinde o da benzer şeyler söyledi. [Nebi tekrar] Hafsa'ya geldiğinde, Hafsa: “Ey Allah'ın Resûlü! Sana ondan içireyim mi?” dedi. [Nebi]: “Ona ihtiyacım yok” buyurdu. [Âişe devamla] dedi ki: Sevde şöyle diyordu: “Vallahi onu [baldan] mahrum ettik.” Ben ona: “Sus!” dedim.
5269. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ اللَّهَ تَجَاوَزَ عَنْ أُمَّتِي مَا حَدَّثَتْ بِهِ أَنْفُسَهَا، مَا لَمْ تَعْمَلْ أَوْ تَتَكَلَّمْ ". قَالَ قَتَادَةُ إِذَا طَلَّقَ فِي نَفْسِهِ فَلَيْسَ بِشَىْءٍ.
Bize Müslim bin İbrahim tahdis etti, [o] bize Hişâm tahdis etti, [o] bize Katâde tahdis etti, [o] Zürâre bin Evfâ'dan, [o] Ebû Hureyre [radıyallahu anh]'dan [naklederek]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah, ümmetimi, içlerinden geçirdikleri şeylerden dolayı -bunları yapmadıkları veya dilleriyle söylemedikleri sürece- muaheze etmemiştir (bağışlamıştır).” Katâde dedi ki: “Kişi içinden [karısını] boşarsa bu bir şey (boşama) sayılmaz.”
5270. Hadis
حَدَّثَنَا أَصْبَغُ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَسْلَمَ أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ إِنَّهُ قَدْ زَنَى. فَأَعْرَضَ عَنْهُ، فَتَنَحَّى لِشِقِّهِ الَّذِي أَعْرَضَ فَشَهِدَ عَلَى نَفْسِهِ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ، فَدَعَاهُ فَقَالَ " هَلْ بِكَ جُنُونٌ هَلْ أُحْصِنْتَ ". قَالَ نَعَمْ. فَأَمَرَ بِهِ أَنْ يُرْجَمَ بِالْمُصَلَّى، فَلَمَّا أَذْلَقَتْهُ الْحِجَارَةُ جَمَزَ حَتَّى أُدْرِكَ بِالْحَرَّةِ فَقُتِلَ.
Bize Asbağ tahdis etti, [o] bize İbn Vehb haber verdi, [o] Yûnus'tan, [o] İbn Şihâb'dan; [ona göre] Ebû Seleme kendisine Câbir'den şöyle haber vermiştir: Eslem kabilesinden bir adam, mescitteyken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve zina ettiğini söyledi. [Nebi] ondan yüz çevirdi. Adam, [Nebi'nin] yüzünü çevirdiği tarafa geçerek kendi aleyhine dört defa şahitlik etti. [Nebi] onu çağırdı ve: “Sende delilik var mı? Evli misin (muhsan mısın)?” dedi. Adam: “Evet” dedi. [Nebi] onun Musallâ'da (namazgâhta) recmedilmesini emretti. Taşlar canını yakınca kaçtı, fakat Harre mevkiinde yakalanıp öldürüldü.
5271. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَسَعِيدُ بْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ أَتَى رَجُلٌ مِنْ أَسْلَمَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ فِي الْمَسْجِدِ فَنَادَاهُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الأَخِرَ قَدْ زَنَى ـ يَعْنِي نَفْسَهُ ـ فَأَعْرَضَ عَنْهُ فَتَنَحَّى لِشِقِّ وَجْهِهِ الَّذِي أَعْرَضَ قِبَلَهُ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ الأَخِرَ قَدْ زَنَى فَأَعْرَضَ عَنْهُ فَتَنَحَّى لِشِقِّ وَجْهِهِ الَّذِي أَعْرَضَ قِبَلَهُ فَقَالَ لَهُ ذَلِكَ فَأَعْرَضَ عَنْهُ فَتَنَحَّى لَهُ الرَّابِعَةَ، فَلَمَّا شَهِدَ عَلَى نَفْسِهِ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ دَعَاهُ فَقَالَ " هَلْ بِكَ جُنُونٌ ". قَالَ لاَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اذْهَبُوا بِهِ فَارْجُمُوهُ ". وَكَانَ قَدْ أُحْصِنَ. وَعَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي مَنْ، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ، قَالَ كُنْتُ فِيمَنْ رَجَمَهُ فَرَجَمْنَاهُ بِالْمُصَلَّى بِالْمَدِينَةِ، فَلَمَّا أَذْلَقَتْهُ الْحِجَارَةُ جَمَزَ حَتَّى أَدْرَكْنَاهُ بِالْحَرَّةِ، فَرَجَمْنَاهُ حَتَّى مَاتَ.
Bize Ebû'l-Yemân tahdis etti, [o] bize Şuayb haber verdi, [o] ez-Zührî'den; [o] dedi ki: Bana Ebû Seleme bin Abdurrahman ve Saîd bin el-Müseyyeb haber verdi ki; Ebû Hureyre şöyle demiştir: Eslem kabilesinden bir adam, mescitteyken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve ona seslenerek: “Ey Allah'ın Resûlü! Öteki kişi -yani kendisi- zina etti” dedi. [Nebi] ondan yüz çevirdi. Adam, [Nebi'nin] yüzünü çevirdiği tarafa geçerek: “Ey Allah'ın Resûlü! Öteki kişi zina etti” dedi. [Nebi] ondan yüz çevirdi. Adam, [Nebi'nin] yüzünü çevirdiği tarafa geçerek bunu ona [tekrar] söyledi. [Nebi yine] ondan yüz çevirdi. Adam dördüncü defa onun karşısına geçti. Kendi aleyhine dört defa şahitlik edince [Nebi] onu çağırdı ve: “Sende delilik var mı?” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onu götürün ve recmedin” buyurdu. Adam evliydi (muhsan idi). ez-Zührî'den [nakledildiğine göre]; o şöyle demiştir: Bana Câbir bin Abdullah el-Ensârî'yi işiten kişi haber verdi ki [Câbir] şöyle demiştir: Ben onu recmedenler arasındaydım. Medine'deki Musallâ'da (namazgâhta) onu recmettik. Taşlar canını yakınca kaçtı. Harre mevkiinde ona yetiştik ve ölene kadar onu recmettik.
5273. Hadis
حَدَّثَنَا أَزْهَرُ بْنُ جَمِيلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ،. أَنَّ امْرَأَةَ، ثَابِتِ بْنِ قَيْسٍ أَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ ثَابِتُ بْنُ قَيْسٍ مَا أَعْتُبُ عَلَيْهِ فِي خُلُقٍ وَلاَ دِينٍ، وَلَكِنِّي أَكْرَهُ الْكُفْرَ فِي الإِسْلاَمِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَتَرُدِّينَ عَلَيْهِ حَدِيقَتَهُ ". قَالَتْ نَعَمْ. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اقْبَلِ الْحَدِيقَةَ وَطَلِّقْهَا تَطْلِيقَةً ". قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ لَا يُتَابَعُ فِيهِ عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ
Bize Ezher bin Cemîl tahdis etti, [o] bize Abdulvehhâb es-Sekafî tahdis etti, [o] bize Hâlid tahdis etti, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas'tan [naklederek]; Sâbit bin Kays'ın karısı Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah'ın Resûlü! Sâbit bin Kays'ın ne huyunu ne de dindarlığını ayıplıyorum. Fakat ben İslam'da küfre (nankörlüğe/kocaya itaatsizliğe) düşmekten hoşlanmıyorum.” Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ona bahçesini geri verir misin?” buyurdu. Kadın: “Evet” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [Sâbit'e]: “Bahçeyi kabul et ve onu bir talâkla boşa” buyurdu. Ebû Abdullah [Buhârî] dedi ki: Bu hadiste [“bir talâkla boşa” ifadesinde] İbn Abbas'a mutâbaat edilmemiştir (tek kalmıştır).
5274. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ الْوَاسِطِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، أَنَّ أُخْتَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أُبَىٍّ، بِهَذَا، وَقَالَ " تَرُدِّينَ حَدِيقَتَهُ ". قَالَتْ نَعَمْ. فَرَدَّتْهَا وَأَمَرَهُ يُطَلِّقْهَا. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ طَهْمَانَ عَنْ خَالِدٍ عَنْ عِكْرِمَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَطَلِّقْهَا.
Bize İshâk el-Vâsıtî tahdis etti, [o] bize Hâlid tahdis etti, [o] Hâlid el-Hazzâ'dan, [o] İkrime'den [naklederek]; Abdullah bin Übeyy'in kız kardeşi hakkında bu hadisi rivayet etti ve [Nebi'nin]: “Bahçesini ona geri veriyorsun [değil mi?]” buyurduğunu, kadının “Evet” dediğini, bunun üzerine bahçeyi geri verdiğini ve [Nebi'nin] kocasına onu bojeamasını emrettiğini [nakletti]. İbrahim bin Tahmân, Hâlid'den, [o] İkrime'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek hadisi]: “Ve onu boşa” [lafzıyla rivayet etmiştir].
5275. Hadis
وَعَنِ ابْنِ أَبِي تَمِيمَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةُ ثَابِتِ بْنِ قَيْسٍ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي لاَ أَعْتُبُ عَلَى ثَابِتٍ فِي دِينٍ وَلاَ خُلُقٍ، وَلَكِنِّي لاَ أُطِيقُهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَتَرُدِّينَ عَلَيْهِ حَدِيقَتَهُ ". قَالَتْ نَعَمْ.
İbn Ebî Temîme'den, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas'tan [naklederek]; o şöyle demiştir: Sâbit bin Kays'ın karısı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek: “Ey Allah'ın Resûlü! Sâbit'in ne dindarlığını ne de huyunu ayıplıyorum. Fakat ben ona [katlanmaya] güç yetiremiyorum” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ona bahçesini geri verir misin?” buyurdu. Kadın: “Evet” dedi.
5276. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ الْمُخَرِّمِيُّ، حَدَّثَنَا قُرَادٌ أَبُو نُوحٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهما قَالَ جَاءَتِ امْرَأَةُ ثَابِتِ بْنِ قَيْسِ بْنِ شَمَّاسٍ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَنْقِمُ عَلَى ثَابِتٍ فِي دِينٍ وَلاَ خُلُقٍ، إِلاَّ أَنِّي أَخَافُ الْكُفْرَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَتَرُدِّينَ عَلَيْهِ حَدِيقَتَهُ ". فَقَالَتْ نَعَمْ. فَرَدَّتْ عَلَيْهِ، وَأَمَرَهُ فَفَارَقَهَا.
Bize Muhammed bin Abdullah bin el-Mübârek el-Muharrimî tahdis etti, [o] bize Kurâd Ebû Nûh tahdis etti, [o] bize Cerîr bin Hâzim tahdis etti, [o] Eyyûb'dan, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas [radıyallahu anhumâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Sâbit bin Kays bin Şemmâs'ın karısı Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek: “Ey Allah'ın Resûlü! Sâbit'in ne dindarlığını ne de huyunu ayıplıyorum (hoşlanmadığım bir şeyi yok). Ancak ben [kocaya itaatsizlik edip] küfre (nankörlüğe) düşmekten korkuyorum” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ona bahçesini geri verir misin?” buyurdu. Kadın: “Evet” dedi. Bunun üzerine bahçeyi ona geri verdi ve [Nebi Sâbit'e] emretti, o da ondan ayrıldı.
5277. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، أَنَّ جَمِيلَةَ، فَذَكَرَ الْحَدِيثَ.
Bize Süleyman tahdis etti, [o] bize Hammâd tahdis etti, [o] Eyyûb'dan, [o] İkrime'den [naklederek]; Cemîle (bint Abdullah bin Übeyy) hakkında... deyip [önceki] hadisi zikretti.
5278. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ بَنِي الْمُغِيرَةِ اسْتَأْذَنُوا فِي أَنْ يَنْكِحَ عَلِيٌّ ابْنَتَهُمْ، فَلاَ آذَنُ ".
Bize Ebu'l-Velîd tahdis etti, [o] bize el-Leys tahdis etti, [o] İbn Ebî Müleyke'den, [o] el-Misver bin Mahrame'den [naklederek]; o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: “Benû Muğîre, Ali'nin kendi kızlarıyla evlenmesi için izin istediler. Ben izin vermem!”
5279. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَ فِي بَرِيرَةَ ثَلاَثُ سُنَنٍ، إِحْدَى السُّنَنِ أَنَّهَا أُعْتِقَتْ، فَخُيِّرَتْ فِي زَوْجِهَا. وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ ". وَدَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالْبُرْمَةُ تَفُورُ بِلَحْمٍ، فَقُرِّبَ إِلَيْهِ خُبْزٌ وَأُدْمٌ مِنْ أُدْمِ الْبَيْتِ فَقَالَ " أَلَمْ أَرَ الْبُرْمَةَ فِيهَا لَحْمٌ ". قَالُوا بَلَى، وَلَكِنْ ذَلِكَ لَحْمٌ تُصُدِّقَ بِهِ عَلَى بَرِيرَةَ، وَأَنْتَ لاَ تَأْكُلُ الصَّدَقَةَ. قَالَ " عَلَيْهَا صَدَقَةٌ، وَلَنَا هَدِيَّةٌ ".
Bize İsmail bin Abdullah tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Mâlik tahdis etti, [o] Rabîa bin Ebî Abdurrahman'dan, [o] Kâsım bin Muhammed'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Berîre'de üç sünnet (hüküm) vardır: [Birincisi;] o azat edildi ve kocası [ile evliliğini sürdürme veya ayrılma] konusunda muhayyer bırakıldı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [ikinci olarak]: “Velâ hakkı, azat edene aittir” buyurdu. [Üçüncüsü ise şudur:] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [eve] girdi. Tencere etle kaynıyordu. Kendisine ekmek ve evdeki katıktan getirildi. Buyurdu ki: “Tencerede et görmemiş miydim?” Dediler ki: “Evet, fakat o Berîre'ye sadaka olarak verilen ettir. Sen ise sadaka yemezsin.” Buyurdu ki: “O [et] onun için sadaka, bizim için ise hediyedir.”
5280. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، وَهَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ رَأَيْتُهُ عَبْدًا يَعْنِي زَوْجَ بَرِيرَةَ.
Bize Ebu'l-Velîd tahdis etti, [o] bize Şu'be ve Hemmâm tahdis etti, [onlar] Katâde'den, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas'tan [naklederek]; o şöyle demiştir: “Onu -yani Berîre'nin kocasını- bir köle olarak gördüm.”
5281. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ ذَاكَ مُغِيثٌ عَبْدُ بَنِي فُلاَنٍ ـ يَعْنِي زَوْجَ بَرِيرَةَ ـ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ يَتْبَعُهَا فِي سِكَكِ الْمَدِينَةِ، يَبْكِي عَلَيْهَا.
Bize Abdulahla bin Hammâd tahdis etti, [o] bize Vuheyb tahdis etti, [o] bize Eyyûb tahdis etti, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas'tan [naklederek]; o şöyle demiştir: “O, Benû falanın kölesi Muğîs idi -yani Berîre'nin kocası-. Onun, Medine sokaklarında [Berîre'nin] arkasından giderek onun için ağlayışı hâlâ gözümün önündedir.”
5282. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ زَوْجُ بَرِيرَةَ عَبْدًا أَسْوَدَ يُقَالُ لَهُ مُغِيثٌ، عَبْدًا لِبَنِي فُلاَنٍ، كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ يَطُوفُ وَرَاءَهَا فِي سِكَكِ الْمَدِينَةِ.
Bize Kuteybe bin Saîd tahdis etti, [o] bize Abdulvehhâb tahdis etti, [o] Eyyûb'dan, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas [radıyallahu anhumâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: “Berîre'nin kocası, Benû falanın kölesi olan ve kendisine Muğîs denilen siyahî bir köle idi. Medine sokaklarında [Berîre'nin] arkasından dolaşışı hâlâ gözümün önündedir.”
5283. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ زَوْجَ، بَرِيرَةَ كَانَ عَبْدًا يُقَالُ لَهُ مُغِيثٌ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَيْهِ يَطُوفُ خَلْفَهَا يَبْكِي، وَدُمُوعُهُ تَسِيلُ عَلَى لِحْيَتِهِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعَبَّاسٍ " يَا عَبَّاسُ أَلاَ تَعْجَبُ مِنْ حُبِّ مُغِيثٍ بَرِيرَةَ، وَمِنْ بُغْضِ بَرِيرَةَ مُغِيثًا ". فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ رَاجَعْتِهِ ". قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ تَأْمُرُنِي قَالَ " إِنَّمَا أَنَا أَشْفَعُ ". قَالَتْ لاَ حَاجَةَ لِي فِيهِ.
Bize Muhammed tahdis etti, [o] bize Abdulvehhâb haber verdi, [o] bize Hâlid tahdis etti, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas'tan [naklederek]; Berîre'nin kocası, kendisine Muğîs denilen bir köle idi. Onun, [Berîre'nin] arkasından dolaşarak ağlayışı ve gözyaşlarının sakalına akışı hâlâ gözümün önündedir. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Abbas'a: “Ey Abbas! Muğîs'in Berîre'ye sevgisine, Berîre'nin de Muğîs'e nefretine şaşmaz mısın?” buyurdu. [Sonra] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [Berîre'ye]: “Keşke ona dönsen!” buyurdu. Kadın: “Ey Allah'ın Resûlü! Bana emrediyor musun?” dedi. [Nebi]: “Ben sadece aracılık (şefaat) ediyorum” buyurdu. Kadın: “Ona ihtiyacım yok” dedi.
5284. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، أَنَّ عَائِشَةَ، أَرَادَتْ أَنْ تَشْتَرِيَ، بَرِيرَةَ، فَأَبَى مَوَالِيهَا إِلاَّ أَنْ يَشْتَرِطُوا الْوَلاَءَ، فَذَكَرَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " اشْتَرِيهَا وَأَعْتِقِيهَا، فَإِنَّمَا الْوَلاَءُ لِمَنْ أَعْتَقَ ". وَأُتِيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِلَحْمٍ فَقِيلَ إِنَّ هَذَا مَا تُصُدِّقَ عَلَى بَرِيرَةَ، فَقَالَ " هُوَ لَهَا صَدَقَةٌ، وَلَنَا هَدِيَّةٌ ". حَدَّثَنَا آدَمُ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ وَزَادَ فَخُيِّرَتْ مِنْ زَوْجِهَا.
Bize Abdullah bin Recâ tahdis etti, [o] bize Şu'be haber verdi, [o] Hakem'den, [o] İbrahim'den, [o] Esved'den [naklederek]; Âişe, Berîre'yi satın almak istedi. Fakat efendileri, velâ hakkının kendilerine ait olması şartını koştular. [Âişe] bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e zikretti. [Nebi] şöyle buyurdu: “Onu satın al ve azat et. Çünkü velâ hakkı, azat edene aittir.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e et getirildi ve “Bu, Berîre'ye tasadduk edilen (sadaka olarak verilen) ettir” denildi. Bunun üzerine [Nebi]: “Bu onun için sadaka, bizim için ise hediyedir” buyurdu. Bize Âdem tahdis etti, [o] bize Şu'be tahdis etti ve şunu ekledi: “[Berîre] kocası konusunda muhayyer bırakıldı.”
5285. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، كَانَ إِذَا سُئِلَ عَنْ نِكَاحِ النَّصْرَانِيَّةِ، وَالْيَهُودِيَّةِ، قَالَ إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ الْمُشْرِكَاتِ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ، وَلاَ أَعْلَمُ مِنَ الإِشْرَاكِ شَيْئًا أَكْبَرَ مِنْ أَنْ تَقُولَ الْمَرْأَةُ رَبُّهَا عِيسَى، وَهْوَ عَبْدٌ مِنْ عِبَادِ اللَّهِ.
Bize Kuteybe tahdis etti, [o] bize Leys tahdis etti, [o] Nâfi'den [naklederek]; İbn Ömer kendisine Hıristiyan veya Yahudi bir kadınla evlenmek hakkında sorulduğu zaman şöyle derdi: “Allah müşrik kadınları müminlere haram kılmıştır. Bir kadının, Allah'ın kullarından bir kul olan İsa'nın kendi Rabbi olduğunu söylemesinden daha büyük bir şirk de bilmiyorum.”
5286. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، وَقَالَ، عَطَاءٌ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، كَانَ الْمُشْرِكُونَ عَلَى مَنْزِلَتَيْنِ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَالْمُؤْمِنِينَ، كَانُوا مُشْرِكِي أَهْلِ حَرْبٍ يُقَاتِلُهُمْ وَيُقَاتِلُونَهُ، وَمُشْرِكِي أَهْلِ عَهْدٍ لاَ يُقَاتِلُهُمْ وَلاَ يُقَاتِلُونَهُ، وَكَانَ إِذَا هَاجَرَتِ امْرَأَةٌ مِنْ أَهْلِ الْحَرْبِ لَمْ تُخْطَبْ حَتَّى تَحِيضَ وَتَطْهُرَ، فَإِذَا طَهُرَتْ حَلَّ لَهَا النِّكَاحُ، فَإِنْ هَاجَرَ زَوْجُهَا قَبْلَ أَنْ تَنْكِحَ رُدَّتْ إِلَيْهِ، وَإِنْ هَاجَرَ عَبْدٌ مِنْهُمْ أَوْ أَمَةٌ فَهُمَا حُرَّانِ وَلَهُمَا مَا لِلْمُهَاجِرِينَ. ثُمَّ ذَكَرَ مِنْ أَهْلِ الْعَهْدِ مِثْلَ حَدِيثِ مُجَاهِدٍ وَإِنْ هَاجَرَ عَبْدٌ أَوْ أَمَةٌ لِلْمُشْرِكِينَ أَهْلِ الْعَهْدِ لَمْ يُرَدُّوا، وَرُدَّتْ أَثْمَانُهُمْ.
Bize İbrahim bin Musa tahdis etti, [o] bize Hişâm haber verdi, [o] İbn Cüreyc'den; ve Atâ, İbn Abbas'tan [şöyle nakletti]: Müşrikler, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ve müminler nazarında iki konumdaydı: [Birincisi;] kendileriyle savaşılan ve kendileriyle savaşan “harb ehli” müşrikler. [İkincisi;] kendileriyle savaşılmayan ve kendileriyle savaşmayan “ahid ehli” müşrikler. Harb ehlinden bir kadın hicret ettiği zaman, hayız görüp temizleninceye kadar ona evlenme teklif edilmezdi. Temizlendiği zaman onunla evlenmek helal olurdu. Eğer kadın evlenmeden önce kocası da hicret ederse, kadın kocasına geri verilirdi. Onlardan bir erkek köle veya bir cariye hicret ederse, hür olurlar ve muhacirlerin haklarına sahip olurlardı. Sonra [İbn Abbas], ahid ehli hakkında Mücâhid'in hadisinin benzerini zikretti: Ahid ehli olan müşriklerden bir köle veya cariye [Müslümanlara] hicret ederse geri verilmezler, fakat bedelleri iade edilirdi.
5287. Hadis
وَقَالَ عَطَاءٌ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، كَانَتْ قَرِيبَةُ بِنْتُ أَبِي أُمَيَّةَ عِنْدَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ فَطَلَّقَهَا، فَتَزَوَّجَهَا مُعَاوِيَةُ بْنُ أَبِي سُفْيَانَ، وَكَانَتْ أُمُّ الْحَكَمِ ابْنَةُ أَبِي سُفْيَانَ تَحْتَ عِيَاضِ بْنِ غَنْمٍ الْفِهْرِيِّ فَطَلَّقَهَا، فَتَزَوَّجَهَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُثْمَانَ الثَّقَفِيُّ.
Atâ, İbn Abbas'tan şöyle nakletmiştir: “Karîbe bint Ebî Ümeyye, Ömer bin el-Hattâb'ın nikâhı altındaydı. Ömer onu [Hudeybiye'den sonra müşrik kaldığı için] boşadı. Sonra onunla Muâviye bin Ebî Süfyân evlendi. Ebû Süfyân'ın kızı Ümmü'l-Hakem ise İyâd bin Ğanm el-Fihrî'nin nikâhı altındaydı. O da onu boşadı. Sonra onunla Abdullah bin Osman es-Sekafî evlendi.”
5288. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ،. وَقَالَ إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي يُونُسُ، قَالَ ابْنُ شِهَابٍ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كَانَتِ الْمُؤْمِنَاتُ إِذَا هَاجَرْنَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَمْتَحِنُهُنَّ بِقَوْلِ اللَّهِ تَعَالَى {يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا جَاءَكُمُ الْمُؤْمِنَاتُ مُهَاجِرَاتٍ فَامْتَحِنُوهُنَّ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ قَالَتْ عَائِشَةُ فَمَنْ أَقَرَّ بِهَذَا الشَّرْطِ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ فَقَدْ أَقَرَّ بِالْمِحْنَةِ، فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَقْرَرْنَ بِذَلِكَ مِنْ قَوْلِهِنَّ قَالَ لَهُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " انْطَلِقْنَ فَقَدْ بَايَعْتُكُنَّ "، لاَ وَاللَّهِ مَا مَسَّتْ يَدُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدَ امْرَأَةٍ قَطُّ، غَيْرَ أَنَّهُ بَايَعَهُنَّ بِالْكَلاَمِ، وَاللَّهِ مَا أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى النِّسَاءِ إِلاَّ بِمَا أَمَرَهُ اللَّهُ يَقُولُ لَهُنَّ إِذَا أَخَذَ عَلَيْهِنَّ " قَدْ بَايَعْتُكُنَّ ". كَلاَمًا.
Bize İbn Bükeyr tahdis etti, [o] bize Leys tahdis etti, [o] Ukayl'den, [o] İbn Şihâb'dan. Ve İbrahim bin el-Münzir dedi ki: Bana İbn Vehb tahdis etti, [o] bana Yûnus tahdis etti, [o] İbn Şihâb'dan; [ona göre] Urve bin ez-Zübeyr kendisine şöyle haber vermiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Âişe [radıyallahu anhâ] şöyle demiştir: “Mümin kadınlar Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e hicret ettikleri zaman, Allah Teâlâ'nın şu kavli ile imtihan edilirlerdi: {Ey iman edenler! Mümin kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde onları imtihan edin...} [Mümtehine: 10] ayetinin sonuna kadar...” Âişe [devamla] şöyle dedi: “Mümin kadınlardan kim bu şartı kabul ederse, imtihanı kabul etmiş sayılırdı. Onlar bunu sözlü olarak ikrar edince, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: ‘Gidin, sizin biatinizi kabul ettim’ buyururdu. Hayır, vallahi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in eli asla bir kadının eline değmemiştir. O, kadınlardan biati ancak sözle almıştır. Vallahi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadınlardan, Allah'ın kendisine emrettiğinden başkasını [şart olarak] almadı. Onlardan biat aldığı zaman [sadece] sözle: ‘Biatinizi kabul ettim’ buyururdu.”
5289. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أَبِي أُوَيْسٍ، عَنْ أَخِيهِ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ حُمَيْدٍ الطَّوِيلِ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ آلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ نِسَائِهِ، وَكَانَتِ انْفَكَّتْ رِجْلُهُ فَأَقَامَ فِي مَشْرُبَةٍ لَهُ تِسْعًا وَعِشْرِينَ، ثُمَّ نَزَلَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ آلَيْتَ شَهْرًا. فَقَالَ " الشَّهْرُ تِسْعٌ وَعِشْرُونَ ".
Bize İsmail bin Ebî Üveys tahdis etti, [o] kardeşinden, [o] Süleyman'dan, [o] Humeyd et-Tavîl'den; o Enes bin Mâlik'i şöyle derken işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarına yaklaşmamaya yemin etti (îlâ yaptı). Ayağı incinmişti. Kendi çardağında yirmi dokuz gün kaldı, sonra indi. Dediler ki: “Ey Allah'ın Resûlü! Bir aylığına yemin etmiştin?” Buyurdu ki: “Ay, yirmi dokuz gündür.”
5290. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ، رضى الله عنهما كَانَ يَقُولُ فِي الإِيلاَءِ الَّذِي سَمَّى اللَّهُ لاَ يَحِلُّ لأَحَدٍ بَعْدَ الأَجَلِ إِلاَّ أَنْ يُمْسِكَ بِالْمَعْرُوفِ، أَوْ يَعْزِمَ بِالطَّلاَقِ، كَمَا أَمَرَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ.
Bize Kuteybe tahdis etti, [o] bize Leys tahdis etti, [o] Nâfi'den [naklederek]; İbn Ömer [radıyallahu anhumâ], Allah'ın isimlendirdiği gibi yapılan îlâ [yemini] hakkında şöyle derdi: “[Dört aylık] bekleme süresi bittikten sonra hiç kimse için [hanımıyla ilgili] bir tasarrufta bulunmak helal olmaz. Ancak Allah azze ve celle'nin emrettiği gibi ya iyilikle tutar (evliliğe devam eder) ya da boşamaya azmeder.”
5291. Hadis
وَقَالَ لِي إِسْمَاعِيلُ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، إِذَا مَضَتْ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ يُوقَفُ حَتَّى يُطَلِّقَ، وَلاَ يَقَعُ عَلَيْهِ الطَّلاَقُ حَتَّى يُطَلِّقَ. وَيُذْكَرُ ذَلِكَ عَنْ عُثْمَانَ وَعَلِيٍّ وَأَبِي الدَّرْدَاءِ وَعَائِشَةَ وَاثْنَىْ عَشَرَ رَجُلاً مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İsmail bana şöyle dedi: Bana Mâlik tahdis etti, [o] Nâfi'den, [o] İbn Ömer'den [naklederek]; o şöyle demiştir: “[Îlâ yapan kimse için] dört ay geçince, boşayıncaya kadar [hapisle] durdurulur (kocayı tercihe zorlamak için). O boşamadıkça [otomatik olarak] boşama gerçekleşmez.” Bu [görüş], Osman, Ali, Ebû'd-Derdâ, Âişe ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından on iki kişiden de zikredilmiştir.
5292. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ عَنْ ضَالَّةِ الْغَنَمِ فَقَالَ " خُذْهَا، فَإِنَّمَا هِيَ لَكَ أَوْ لأَخِيكَ أَوْ لِلذِّئْبِ ". وَسُئِلَ عَنْ ضَالَّةِ الإِبِلِ، فَغَضِبَ وَاحْمَرَّتْ وَجْنَتَاهُ، وَقَالَ " مَا لَكَ وَلَهَا، مَعَهَا الْحِذَاءُ وَالسِّقَاءُ، تَشْرَبُ الْمَاءَ، وَتَأْكُلُ الشَّجَرَ، حَتَّى يَلْقَاهَا رَبُّهَا ". وَسُئِلَ عَنِ اللُّقَطَةِ فَقَالَ " اعْرِفْ وِكَاءَهَا وَعِفَاصَهَا، وَعَرِّفْهَا سَنَةً، فَإِنْ جَاءَ مَنْ يَعْرِفُهَا، وَإِلاَّ فَاخْلِطْهَا بِمَالِكَ ". قَالَ سُفْيَانُ فَلَقِيتُ رَبِيعَةَ بْنَ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ ـ قَالَ سُفْيَانُ وَلَمْ أَحْفَظْ عَنْهُ شَيْئًا غَيْرَ هَذَا ـ فَقُلْتُ أَرَأَيْتَ حَدِيثَ يَزِيدَ مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ فِي أَمْرِ الضَّالَّةِ، هُوَ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ قَالَ نَعَمْ. قَالَ يَحْيَى وَيَقُولُ رَبِيعَةُ عَنْ يَزِيدَ مَوْلَى الْمُنْبَعِثِ عَنْ زَيْدِ بْنِ خَالِدٍ. قَالَ سُفْيَانُ فَلَقِيتُ رَبِيعَةَ فَقُلْتُ لَهُ.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti, [o] Yahya bin Saîd'den, [o] el-Münbais'in azatlısı Yezîd'den [naklederek]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e yitik koyun hakkında soruldu. Buyurdu ki: “Onu al. O ya senin, ya kardeşinin ya da kurdundur.” Yitik deve hakkında soruldu. [Nebi] öfkelendi ve yanakları kızardı. Buyurdu ki: “Ondan sana ne! Onun su kabı ve ayakkabısı (ayağının dayanıklılığı) yanındadır. Suyunu içer, ağacını (otunu) yer. Rabbi (sahibi) onu buluncaya kadar [kendi başına yaşar].” Buluntu eşya (lukata) hakkında soruldu. Buyurdu ki: “Bağını ve kabını tanı (özelliklerini belle). Onu bir sene tanıt/ilan et. Sahibi gelirse [verirsin], aksi takdirde onu kendi malına karıştır.” Süfyân dedi ki: Rabîa bin Ebî Abdurrahman ile karşılaştım -Süfyân şöyle dedi: Ondan bundan başka bir şey ezberlemedim- ve: “Yezîd Mevle'l-Münbais'in yitik mallar hakkındaki hadisine ne dersin, o Zeyd bin Hâlid'den midir?” dedim. “Evet” dedi. Yahya dedi ki: Rabîa, Yezîd Mevle'l-Münbais'ten, [o da] Zeyd bin Hâlid'den [naklederek] söylüyordu. Süfyân dedi ki: Rabîa ile karşılaştım ve ona [bunu] söyledim.
5293. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنْ خَالِدٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ طَافَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَعِيرِهِ، وَكَانَ كُلَّمَا أَتَى عَلَى الرُّكْنِ أَشَارَ إِلَيْهِ، وَكَبَّرَ. وَقَالَتْ زَيْنَبُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فُتِحَ مِنْ رَدْمِ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مِثْلُ هَذِهِ ". وَعَقَدَ تِسْعِينَ.
Bize Abdullah bin Muhammed tahdis etti, [o] bize Ebû Âmir Abdulmelik bin Amr tahdis etti, [o] bize İbrahim tahdis etti, [o] Hâlid'den, [o] İkrime'den, [o] İbn Abbas'tan [naklederek]; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devesi üzerindeyken tavaf etti. Köşeye (Hacerü'l-Esved'e) her geldiğinde oraya işaret etti ve tekbir getirdi. Zeyneb dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ye'cûc ve Me'cûc'un seddinden şunun gibi bir delik açıldı.” Ve [eliyle] doksan [sayısına delalet eden bir] işaret yaptı (baş parmağı ile işaret parmağını halka yaptı).
5294. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ عَلْقَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم " فِي الْجُمُعَةِ سَاعَةٌ لاَ يُوَافِقُهَا مُسْلِمٌ قَائِمٌ يُصَلِّي، فَسَأَلَ اللَّهَ خَيْرًا، إِلاَّ أَعْطَاهُ ". وَقَالَ بِيَدِهِ، وَوَضَعَ أَنْمَلَتَهُ عَلَى بَطْنِ الْوُسْطَى وَالْخِنْصَرِ. قُلْنَا يُزَهِّدُهَا.
Bize Müsedded tahdis etti, [o] bize Bişr bin el-Mufaddal tahdis etti, [o] bize Seleme bin Alkame tahdis etti, [o] Muhammed bin Sîrîn'den, [o] Ebû Hureyre'den [naklederek]; o şöyle demiştir: Ebu'l-Kâsım sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cuma gününde bir saat vardır ki, bir Müslüman namaz kılarken o saate denk gelir de Allah'tan bir hayır isterse, [Allah] mutlaka ona [istediğini] verir.” Ve eliyle işaret ederek parmak ucunu orta parmağı ile serçe parmağının (veya yüzük parmağının) karnına koydu. Biz, “[Eliyle] o vaktin azlığını (kısalığını) gösteriyor” dedik.
5295. Hadis
وَقَالَ الأُوَيْسِيُّ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ شُعْبَةَ بْنِ الْحَجَّاجِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ عَدَا يَهُودِيٌّ فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى جَارِيَةٍ، فَأَخَذَ أَوْضَاحًا كَانَتْ عَلَيْهَا وَرَضَخَ رَأْسَهَا، فَأَتَى بِهَا أَهْلُهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْىَ فِي آخِرِ رَمَقٍ، وَقَدْ أُصْمِتَتْ، فَقَالَ لَهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ قَتَلَكِ فُلاَنٌ ". لِغَيْرِ الَّذِي قَتَلَهَا، فَأَشَارَتْ بِرَأْسِهَا أَنْ لاَ، قَالَ فَقَالَ لِرَجُلٍ آخَرَ غَيْرِ الَّذِي قَتَلَهَا، فَأَشَارَتْ أَنْ لاَ، فَقَالَ " فَفُلاَنٌ ". لِقَاتِلِهَا فَأَشَارَتْ أَنْ نَعَمْ، فَأَمَرَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرُضِخَ رَأْسُهُ بَيْنَ حَجَرَيْنِ.
Uveysî şöyle dedi: Bize İbrahim bin Sa'd tahdis etti, [o] Şu'be bin el-Haccâc'dan, [o] Hişâm bin Zeyd'den, [o] Enes bin Mâlik'ten [naklederek]; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bir Yahudi bir kız çocuğuna saldırdı. Üzerindeki gümüş takıları (evdâh) aldı ve başını taşla ezdi. Ailesi onu, son nefesini vermek üzereyken ve dili tutulmuş bir halde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Seni kim öldürdü? Falan mı?” diyerek onu öldürenin dışında birini sordu. Kız başıyla “Hayır” diye işaret etti. Sonra [Nebi], onu öldürenin dışında başka bir adamı sordu. Kız yine [başıyla] “Hayır” diye işaret etti. Sonra [Nebi]: “Peki falan mı?” diyerek katilini sordu. Kız “Evet” diye işaret etti. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem emretti ve o Yahudi'nin başı iki taş arasında ezildi.
5296. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْفِتْنَةُ مِنْ هَا هُنَا ". وَأَشَارَ إِلَى الْمَشْرِقِ.
Bize Kabîsa tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti, [o] Abdullah bin Dînâr'dan, [o] İbn Ömer [radıyallahu anhumâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i: “Fitne işte şuradandır” buyururken işittim. Ve doğu tarafına işaret etti.
5297. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ الشَّيْبَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى، قَالَ كُنَّا فِي سَفَرٍ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا غَرَبَتِ الشَّمْسُ قَالَ لِرَجُلٍ " انْزِلْ فَاجْدَحْ لِي ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ أَمْسَيْتَ. ثُمَّ قَالَ " انْزِلْ فَاجْدَحْ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَوْ أَمْسَيْتَ إِنَّ عَلَيْكَ نَهَارًا. ثُمَّ قَالَ " انْزِلْ فَاجْدَحْ ". فَنَزَلَ فَجَدَحَ لَهُ فِي الثَّالِثَةِ، فَشَرِبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ أَوْمَأَ بِيَدِهِ إِلَى الْمَشْرِقِ فَقَالَ " إِذَا رَأَيْتُمُ اللَّيْلَ قَدْ أَقْبَلَ مِنْ هَا هُنَا فَقَدْ أَفْطَرَ الصَّائِمُ ".
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, [o] bize Cerîr bin Abdulhamîd tahdis etti, [o] Ebû İshâk eş-Şeybânî'den, [o] Abdullah bin Ebî Evfâ'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferdeydik. Güneş batınca [Nebi] bir adama: “İn de benim için kavut (sevîk) karıştır” buyurdu. Adam: “Ey Allah'ın Resûlü! Keşke akşam olmasını [iyice] bekleseydin” dedi. Sonra [Nebi tekrar]: “İn ve karıştır” buyurdu. Adam: “Ey Allah'ın Resûlü! Keşke akşam olmasını bekleseydin, daha gündüz aydınlığı var” dedi. [Nebi] tekrar: “İn ve karıştır” buyurdu. Adam indi ve üçüncüde onun için kavut karıştırdı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [onu] içti, sonra eliyle doğu tarafına işaret ederek şöyle buyurdu: “Gecenin şuradan yönelip geldiğini gördüğünüz zaman oruçlu iftar etmiştir.”
5298. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَمْنَعَنَّ أَحَدًا مِنْكُمْ نِدَاءُ بِلاَلٍ ـ أَوْ قَالَ أَذَانُهُ ـ مِنْ سَحُورِهِ، فَإِنَّمَا يُنَادِي أَوْ قَالَ يُؤَذِّنُ لِيَرْجِعَ قَائِمُكُمْ ". وَلَيْسَ أَنْ يَقُولَ كَأَنَّهُ يَعْنِي الصُّبْحَ أَوِ الْفَجْرَ، وَأَظْهَرَ يَزِيدُ يَدَيْهِ ثُمَّ مَدَّ إِحْدَاهُمَا مِنَ الأُخْرَى.
Bize Abdullah bin Mesleme tahdis etti, [o] bize Yezîd bin Zürey' tahdis etti, [o] Süleyman et-Teymî'den, [o] Ebû Osman'dan, [o] Abdullah bin Mesud [radıyallahu anh]'tan; [o] şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bilal'in nidası -veya ezanı- sizden hiçbirinizi sahur yemeğinden alıkoymasın. Çünkü o, teheccüd kılanınızın [namazı bitirip] dönmesi, [uyuyanınızın uyanması] için nida eder -veya ezan okur-.” [Fecir/Sabah vakti], şöyle şöyle demek değildir -bununla sabahı veya fecri kastetmiştir-. Ve Yezîd [bunu tarif etmek için] ellerini açtı, sonra birini diğerinden yana doğru uzattı (yatay olarak işarette bulundu).
5299. Hadis
وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ، سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَثَلُ الْبَخِيلِ وَالْمُنْفِقِ كَمَثَلِ رَجُلَيْنِ عَلَيْهِمَا جُبَّتَانِ مِنْ حَدِيدٍ، مِنْ لَدُنْ ثَدْيَيْهِمَا إِلَى تَرَاقِيهِمَا، فَأَمَّا الْمُنْفِقُ فَلاَ يُنْفِقُ شَيْئًا إِلاَّ مَادَّتْ عَلَى جِلْدِهِ حَتَّى تُجِنَّ بَنَانَهُ وَتَعْفُوَ أَثَرَهُ، وَأَمَّا الْبَخِيلُ فَلاَ يُرِيدُ يُنْفِقُ إِلاَّ لَزِمَتْ كُلُّ حَلْقَةٍ مَوْضِعَهَا، فَهْوَ يُوسِعُهَا فَلاَ تَتَّسِعُ ". وَيُشِيرُ بِإِصْبَعِهِ إِلَى حَلْقِهِ.
Ve Leys şöyle dedi: Bana Cafer bin Rabîa tahdis etti, [o] Abdurrahman bin Hürmüz'den; [o] Ebû Hureyre'den işitmiştir; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cimri ile sadaka veren (cömert) kimsenin misali, üzerlerinde memelerinden köprücük kemiklerine kadar demirden iki zırh bulunan iki adamın misali gibidir. Sadaka veren kimse sadaka verdikçe [o zırh] bedeni üzerinde genişler, hatta [o kadar uzar ki] parmak uçlarını örter ve [yürüdüğü zamanki] ayak izlerini siler. Cimriye gelince, o bir şey vermek istediğinde [zırhın] her halkası yerine yapışır kalır. O, bu zırhı genişletmek ister ama zırh genişlemez.” [Bunları söylerken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem] parmağıyla boğazına işaret ediyordu.
5300. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ الأَنْصَارِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ أُخْبِرُكُمْ بِخَيْرِ دُورِ الأَنْصَارِ ". قَالُوا بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " بَنُو النَّجَّارِ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ بَنُو عَبْدِ الأَشْهَلِ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ بَنُو الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ بَنُو سَاعِدَةَ ". ثُمَّ قَالَ بِيَدِهِ، فَقَبَضَ أَصَابِعَهُ، ثُمَّ بَسَطَهُنَّ كَالرَّامِي بِيَدِهِ ثُمَّ قَالَ " وَفِي كُلِّ دُورِ الأَنْصَارِ خَيْرٌ ".
Bize Kuteybe tahdis etti, [o] bize Leys tahdis etti, [o] Yahya bin Saîd el-Ensârî'den; o Enes bin Mâlik'i şöyle derken işitmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Size Ensar yurtlarının en hayırlısını haber vereyim mi?” [Sahabeler]: “Evet, ey Allah'ın Resûlü!” dediler. Buyurdu ki: “Benû Neccâr, sonra onlardan sonra gelenler Benû Abdi'l-Eşhel, sonra onlardan sonra gelenler Benû Hâris bin Hazrec, sonra onlardan sonra gelenler Benû Sâide'dir.” Sonra eliyle [şöyle] yaptı: Parmaklarını yumdu, sonra eliyle [bir şey] atan kimse gibi onları açtı ve şöyle buyurdu: “Ve Ensar yurtlarının hepsinde hayır vardır.”
5301. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ أَبُو حَازِمٍ سَمِعْتُهُ مِنْ، سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ صَاحِبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " بُعِثْتُ أَنَا وَالسَّاعَةَ كَهَذِهِ مِنْ هَذِهِ أَوْ كَهَاتَيْنِ ". وَقَرَنَ بَيْنَ السَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti. Ebû Hâzım dedi ki: Ben onu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından Sehl bin Sa'd es-Sâidî'den şöyle derken işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ben ve Kıyamet, şunun şundan olduğu gibi -veya şu ikisi gibi- gönderildim.” Ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırdı.
5302. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا جَبَلَةُ بْنُ سُحَيْمٍ، سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ، يَقُولُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " الشَّهْرُ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". يَعْنِي ثَلاَثِينَ، ثُمَّ قَالَ " وَهَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا ". يَعْنِي تِسْعًا وَعِشْرِينَ يَقُولُ، مَرَّةً ثَلاَثِينَ وَمَرَّةً تِسْعًا وَعِشْرِينَ.
Bize Âdem tahdis etti, [o] bize Şu'be tahdis etti, [o] bize Cebele bin Süheym tahdis etti. Ben İbn Ömer'i şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ay şöyledir, şöyledir ve şöyledir.” -[Bununla] otuzu kastediyor.- Sonra şöyle buyurdu: “Ve şöyledir, şöyledir ve şöyledir.” -[Bununla] yirmi dokuzu kastediyor.- [Ravi] diyor ki: [Yani ay] bir defa otuz, bir defa yirmi dokuzdur.
5303. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ، قَالَ وَأَشَارَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ نَحْوَ الْيَمَنِ " الإِيمَانُ هَا هُنَا ـ مَرَّتَيْنِ ـ أَلاَ وَإِنَّ الْقَسْوَةَ وَغِلَظَ الْقُلُوبِ فِي الْفَدَّادِينَ حَيْثُ يَطْلُعُ قَرْنَا الشَّيْطَانِ رَبِيعَةَ وَمُضَرَ ".
Bize Muhammed bin el-Müsennâ tahdis etti, [o] bize Yahya bin Saîd tahdis etti, [o] İsmail'den, [o] Kays'tan, [o] Ebû Mes'ûd'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem eliyle Yemen tarafına işaret etti [ve şöyle buyurdu]: “İman işte şuradadır” -iki defa-. “Dikkat edin! Kabalık ve kalp katılığı; Şeytan'ın iki boynuzunun doğduğu yerde, Rabia ve Mudar [kabileleri arasındaki] feddâdîndedir (deve çobanlarındadır).”
5304. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلٍ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ فِي الْجَنَّةِ هَكَذَا ". وَأَشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى، وَفَرَّجَ بَيْنَهُمَا شَيْئًا.
Bize Amr bin Zürâre tahdis etti, [o] bize Abdulaziz bin Ebî Hâzım haber verdi, [o] babasından, [o] Sehl'den [naklederek]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ben ve yetime kefil olan kimse Cennet'te şöyleyiz.” Ve şehadet parmağı ile orta parmağıyla işaret etti ve aralarını biraz açtı.
5305. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ وُلِدَ لِي غُلاَمٌ أَسْوَدُ. فَقَالَ " هَلْ لَكَ مِنْ إِبِلٍ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " مَا أَلْوَانُهَا ". قَالَ حُمْرٌ. قَالَ " هَلْ فِيهَا مِنْ أَوْرَقَ ". قَالَ نَعَمْ. قَالَ " فَأَنَّى ذَلِكَ ". قَالَ لَعَلَّهُ نَزَعَهُ عِرْقٌ. قَالَ " فَلَعَلَّ ابْنَكَ هَذَا نَزَعَهُ ".
Bize Yahya bin Kazaa tahdis etti, [o] bize Mâlik tahdis etti, [o] İbn Şihâb'dan, [o] Saîd bin el-Müseyyeb'den, [o] Ebû Hureyre'den [naklederek]; bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Siyah bir oğlan çocuğum oldu” dedi. [Nebi] şöyle buyurdu: “Senin develerin var mı?” Adam: “Evet” dedi. [Nebi]: “Renkleri nedir?” buyurdu. Adam: “Kırmızı” dedi. [Nebi]: “İçlerinde hiç boz (evrak) olan var mı?” buyurdu. Adam: “Evet” dedi. [Nebi]: “Peki bu nereden [geldi]?” buyurdu. Adam: “Belki [ona] bir damar çekmiştir” dedi. [Nebi]: “İşte belki senin bu oğluna da [bir damar] çekmiştir” buyurdu.
5306. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَجُلاً مِنَ الأَنْصَارِ قَذَفَ امْرَأَتَهُ فَأَحْلَفَهُمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ فَرَّقَ بَيْنَهُمَا.
Bize Musa bin İsmail tahdis etti, [o] bize Cüveyriye tahdis etti, [o] Nâfi'den, [o] Abdullah [radıyallahu anh]'tan [naklederek]; Ensar'dan bir adam karısına zina isnadında bulundu. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem her ikisine de yemin ettirdi, sonra da aralarını ayırdı.
5307. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ هِلاَلَ بْنَ أُمَيَّةَ، قَذَفَ امْرَأَتَهُ، فَجَاءَ فَشَهِدَ وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ". ثُمَّ قَامَتْ فَشَهِدَتْ.
Bana Muhammed bin Beşşâr tahdis etti, [o] bize İbn Ebî Adiy tahdis etti, [o] Hişâm bin Hassân'dan, [o] bize İkrime tahdis etti, [o] İbn Abbas [radıyallahu anhumâ]'dan [naklederek]; Hilâl bin Ümeyye karısına zina isnadında bulundu. Sonra gelip şahitlik etti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Şüphesiz Allah, ikinizden birinin yalancı olduğunu biliyor. Sizden tövbe edecek kimse var mı?” buyuruyordu. Sonra kadın kalktı ve şahitlik etti.
5308. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ السَّاعِدِيَّ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عُوَيْمِرًا الْعَجْلاَنِيَّ جَاءَ إِلَى عَاصِمِ بْنِ عَدِيٍّ الأَنْصَارِيِّ فَقَالَ لَهُ يَا عَاصِمُ أَرَأَيْتَ رَجُلاً وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً، أَيَقْتُلُهُ فَتَقْتُلُونَهُ، أَمْ كَيْفَ يَفْعَلُ سَلْ لِي يَا عَاصِمُ عَنْ ذَلِكَ. فَسَأَلَ عَاصِمٌ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ ذَلِكَ فَكَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسَائِلَ وَعَابَهَا، حَتَّى كَبُرَ عَلَى عَاصِمٍ مَا سَمِعَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا رَجَعَ عَاصِمٌ إِلَى أَهْلِهِ جَاءَهُ عُوَيْمِرٌ فَقَالَ يَا عَاصِمُ مَاذَا قَالَ لَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَاصِمٌ لِعُوَيْمِرٍ لَمْ تَأْتِنِي بِخَيْرٍ، قَدْ كَرِهَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَسْأَلَةَ الَّتِي سَأَلْتُهُ عَنْهَا. فَقَالَ عُوَيْمِرٌ وَاللَّهِ لاَ أَنْتَهِي حَتَّى أَسْأَلَهُ عَنْهَا. فَأَقْبَلَ عُوَيْمِرٌ حَتَّى جَاءَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَسَطَ النَّاسِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ رَجُلاً وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً، أَيَقْتُلُهُ فَتَقْتُلُونَهُ أَمْ كَيْفَ يَفْعَلُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " قَدْ أُنْزِلَ فِيكَ وَفِي صَاحِبَتِكَ فَاذْهَبْ فَأْتِ بِهَا ". قَالَ سَهْلٌ فَتَلاَعَنَا وَأَنَا مَعَ النَّاسِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا فَرَغَا مِنْ تَلاَعُنِهِمَا قَالَ عُوَيْمِرٌ كَذَبْتُ عَلَيْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ أَمْسَكْتُهَا. فَطَلَّقَهَا ثَلاَثًا قَبْلَ أَنْ يَأْمُرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَكَانَتْ سُنَّةَ الْمُتَلاَعِنَيْنِ.
Bize İsmail tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Mâlik tahdis etti, [o] İbn Şihâb'dan; [ona göre] Sehl bin Sa'd es-Sâidî kendisine şunu haber vermiştir: Uveymir el-Aclânî, Âsım bin Adiy el-Ensârî'ye geldi ve ona: “Ey Âsım! Ne dersin; bir adam karısının yanında [yabancı] bir adam bulsa, onu öldürse siz de onu [kısas olarak] öldürür müsünüz? Yoksa nasıl yapar? Benim için bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sor ey Âsım!” dedi. Âsım bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [bu tür] sorulardan hoşlanmadı ve onları ayıpladı. Hatta Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den işittikleri Âsım'a ağır geldi. Âsım ailesine döndüğü zaman Uveymir ona geldi ve: “Ey Âsım! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sana ne dedi?” diye sordu. Âsım, Uveymir'e: “Bana hayır getirmedin. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine sorduğum meşeleden hoşlanmadı” dedi. Uveymir: “Vallahi bunu kendisine soruncaya kadar [peşini] bırakmam” dedi. Uveymir yönelip insanlar arasındayken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Ne dersin; bir adam karısının yanında bir adam bulsa, onu öldürse siz de onu [kısasla] öldürür müsünüz? Yoksa nasıl yapar?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Senin ve eşin hakkında [ayet] indirildi. Git onu getir” buyurdu. Sehl dedi ki: Bunun üzerine lanetleştiler. Ben de insanların arasında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaydım. Lanetleşmelerini bitirince Uveymir: “Ey Allah'ın Resûlü! Eğer onu tutarsam ona yalan söylemiş olurum” dedi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine emretmeden önce onu üç talakla boşadı. İbn Şihâb dedi ki: Bu, lanetleşenlerin sünneti oldu.
5309. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، عَنِ الْمُلاَعَنَةِ، وَعَنِ السُّنَّةِ، فِيهَا عَنْ حَدِيثِ، سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ أَخِي بَنِي سَاعِدَةَ أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ رَجُلاً وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً، أَيَقْتُلُهُ أَمْ كَيْفَ يَفْعَلُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ فِي شَأْنِهِ مَا ذَكَرَ فِي الْقُرْآنِ مِنْ أَمْرِ الْمُتَلاَعِنَيْنِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " قَدْ قَضَى اللَّهُ فِيكَ وَفِي امْرَأَتِكَ ". قَالَ فَتَلاَعَنَا فِي الْمَسْجِدِ وَأَنَا شَاهِدٌ، فَلَمَّا فَرَغَا قَالَ كَذَبْتُ عَلَيْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ أَمْسَكْتُهَا. فَطَلَّقَهَا ثَلاَثًا قَبْلَ أَنْ يَأْمُرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ فَرَغَا مِنَ التَّلاَعُنِ، فَفَارَقَهَا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " ذَاكَ تَفْرِيقٌ بَيْنَ كُلِّ مُتَلاَعِنَيْنِ ". قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَكَانَتِ السُّنَّةُ بَعْدَهُمَا أَنْ يُفَرَّقَ بَيْنَ الْمُتَلاَعِنَيْنِ، وَكَانَتْ حَامِلاً، وَكَانَ ابْنُهَا يُدْعَى لأُمِّهِ، قَالَ ثُمَّ جَرَتِ السُّنَّةُ فِي مِيرَاثِهَا أَنَّهَا تَرِثُهُ وَيَرِثُ مِنْهَا مَا فَرَضَ اللَّهُ لَهُ. قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ فِي هَذَا الْحَدِيثِ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنْ جَاءَتْ بِهِ أَحْمَرَ قَصِيرًا كَأَنَّهُ وَحَرَةٌ، فَلاَ أُرَاهَا إِلاَّ قَدْ صَدَقَتْ وَكَذَبَ عَلَيْهَا، وَإِنْ جَاءَتْ بِهِ أَسْوَدَ أَعْيَنَ ذَا أَلْيَتَيْنِ، فَلاَ أُرَاهُ إِلاَّ قَدْ صَدَقَ عَلَيْهَا ". فَجَاءَتْ بِهِ عَلَى الْمَكْرُوهِ مِنْ ذَلِكَ.
Bize Yahya tahdis etti, [o] bize Abdurrazzak haber verdi, [o] bize İbn Cüreyc haber verdi, [o] dedi ki: Bana İbn Şihâb haber verdi; [o] lanetleşme ve bu konudaki sünnet hakkında, Benû Sâide'nin kardeşi Sehl bin Sa'd'ın hadisinden [naklederek]; Ensar'dan bir adam Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Ne dersin; bir adam karısının yanında bir adam bulsa, onu öldürür mü, yoksa ne yapar?” dedi. Allah, onun durumu hakkında Kur'an'da zikredilen lanetleşenlerin (mütelâinlerin) emriyle ilgili [ayetleri] indirdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah senin ve karın hakkında hükmü verdi” buyurdu. [Sehl] dedi ki: Ben de şahitken Mescid'de lanetleştiler. İkisi [işlerini] bitirince [adam]: “Ey Allah'ın Resûlü! Eğer onu tutarsam ona yalan söylemiş olurum” dedi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisine emretmeden önce, lanetleşmeyi bitirdikleri anda onu üç talakla boşadı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında ondan ayrıldı. [Nebi]: “Bu, her lanetleşen çiftin arasındaki ayrılıktır” buyurdu. İbn Cüreyc dedi ki: İbn Şihâb şöyle dedi: Onlardan sonraki sünnet, lanetleşenlerin arasının ayrılması oldu. Kadın hamileydi. Oğlu annesine nispet edilerek çağrılırdı. [Yine] dedi ki: Sonra o kadının mirası konusundaki sünnet de şöyle cereyan etti: Kadın ona (oğluna) varis olur, oğlu da ondan (annesinden) Allah'ın kendisine farz kıldığı payı miras alır. İbn Cüreyc, İbn Şihâb'dan, [o] bu hadiste Sehl bin Sa'd es-Sâidî'den [naklederek] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer kadın onu (çocuğu) kırmızı, kısa, vahara (keler) gibi getirirse, o zaman kadının doğru söylediğini, adamın ise ona yalan attığını düşünürüm. Ama eğer onu siyah, iri gözlü, iri kalçalı getirirse, o zaman adamın kadın aleyhinde doğru söylediğini düşünürüm.” Nitekim kadın çocuğu, bu [vasıflardan] hoşlanılmayan (adamın iddiasını doğrulayan) şekilde getirdi.
5310. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ ذُكِرَ التَّلاَعُنُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَاصِمُ بْنُ عَدِيٍّ فِي ذَلِكَ قَوْلاً، ثُمَّ انْصَرَفَ، فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ يَشْكُو إِلَيْهِ أَنَّهُ وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً، فَقَالَ عَاصِمٌ مَا ابْتُلِيتُ بِهَذَا إِلاَّ لِقَوْلِي، فَذَهَبَ بِهِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِالَّذِي وَجَدَ عَلَيْهِ امْرَأَتَهُ وَكَانَ ذَلِكَ الرَّجُلُ مُصْفَرًّا قَلِيلَ اللَّحْمِ سَبْطَ الشَّعَرِ، وَكَانَ الَّذِي ادَّعَى عَلَيْهِ أَنَّهُ وَجَدَهُ عِنْدَ أَهْلِهِ خَدْلاً آدَمَ كَثِيرَ اللَّحْمِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ بَيِّنْ ". فَجَاءَتْ شَبِيهًا بِالرَّجُلِ الَّذِي ذَكَرَ زَوْجُهَا أَنَّهُ وَجَدَهُ، فَلاَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا. قَالَ رَجُلٌ لاِبْنِ عَبَّاسٍ فِي الْمَجْلِسِ هِيَ الَّتِي قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَوْ رَجَمْتُ أَحَدًا بِغَيْرِ بَيِّنَةٍ رَجَمْتُ هَذِهِ ". فَقَالَ لاَ تِلْكَ امْرَأَةٌ كَانَتْ تُظْهِرُ فِي الإِسْلاَمِ السُّوءَ قَالَ أَبُو صَالِحٍ وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ خَدِلاً.
Bize Saîd bin Ufeyr tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Leys tahdis etti, [o] Yahya bin Saîd'den, [o] Abdurrahman bin el-Kâsım'dan, [o] el-Kâsım bin Muhammed'den, [o] İbn Abbas'tan [naklederek]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında lanetleşme (telâun) zikredildi. Âsım bin Adiy bu konuda bir söz söyledi, sonra döndü [gitti]. Derken kavminden bir adam ona geldi ve karısının yanında bir adam bulduğundan şikâyet etti. Âsım: “Bu bela başıma ancak o sözüm yüzünden geldi” dedi. Adamı alıp Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürdü. Adam, karısını üzerinde bulduğu (ilişkide yakaladığı) kişiyi ona haber verdi. O adam (koca); sarı benizli, zayıf (az etli) ve düz saçlıydı. Evinde ailesinin yanında bulduğunu iddia ettiği kişi ise; baldırları dolgun (hadl), esmer (âdem) ve etine dolgun birisiydi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah'ım, [gerçeği] ortaya çıkar!” buyurdu. [Sonunda] kadın, kocasının evde bulduğunu zikrettiği adama benzeyen [bir çocuk] doğurdu. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ikisinin arasında liân yaptırdı. Mecliste bulunan bir adam İbn Abbas'a: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in: ‘Eğer delilsiz birini recmedecek olsaydım, şunu recmederdim’ buyurduğu kadın bu mu?” dedi. [İbn Abbas]: “Hayır, o İslam'da kötülüğü açıktan yapan başka bir kadındı” dedi.
5311. Hadis
حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ قَذَفَ امْرَأَتَهُ فَقَالَ فَرَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ، وَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ". فَأَبَيَا. وَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبُ ". فَأَبَيَا. فَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ " فَأَبَيَا فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا. قَالَ أَيُّوبُ فَقَالَ لِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ إِنَّ فِي الْحَدِيثِ شَيْئًا لاَ أَرَاكَ تُحَدِّثُهُ قَالَ قَالَ الرَّجُلُ مَالِي قَالَ قِيلَ لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَادِقًا فَقَدْ دَخَلْتَ بِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَهْوَ أَبْعَدُ مِنْكَ.
Bana Amr bin Zürâre tahdis etti, [o] bize İsmail haber verdi, [o] Eyyûb'dan, [o] Saîd bin Cübeyr'den [naklederek]; o şöyle demiştir: İbn Ömer'e: “Bir adam karısına zina isnadında bulundu” [dedim]. O da şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Benû Aclân mensubu o iki kişinin arasını ayırdı ve: “Allah, ikinizden birinin yalancı olduğunu biliyor. Sizden tövbe edecek kimse var mı?” buyurdu. İkisi de [itiraftan] kaçındılar. [Nebi tekrar]: “Allah, ikinizden birinin yalancı olduğunu biliyor. Sizden tövbe edecek kimse var mı?” buyurdu. İkisi de kaçındılar. [Nebi tekrar]: “Allah, ikinizden birinin yalancı olduğunu biliyor. Sizden tövbe edecek kimse var mı?” buyurdu. İkisi de kaçındılar. Bunun üzerine [Nebi] ikisinin arasını ayırdı. Eyyûb dedi ki: Amr bin Dînâr bana: “[Bu] hadiste senin anlattığını görmediğim bir şey daha var” dedi. [O da şudur]: Adam: “Malım (verdiğim mehir) ne olacak?” dedi. [Nebi] buyurdu ki: “Sana mal [iadesi] yoktur. Eğer [iddian konusunda] doğru söylüyorsan, onunla gerdeğe girdiğin için [mehir onundur]. Eğer yalancı isen, o zaman o (mehir) senden daha da uzaktır.”
5312. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنِ الْمُتَلاَعِنَيْنِ،، فَقَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِلْمُتَلاَعِنَيْنِ " حِسَابُكُمَا عَلَى اللَّهِ أَحَدُكُمَا كَاذِبٌ، لاَ سَبِيلَ لَكَ عَلَيْهَا ". قَالَ مَالِي قَالَ " لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَدَقْتَ عَلَيْهَا، فَهْوَ بِمَا اسْتَحْلَلْتَ مِنْ فَرْجِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَذَبْتَ عَلَيْهَا، فَذَاكَ أَبْعَدُ لَكَ ". قَالَ سُفْيَانُ حَفِظْتُهُ مِنْ عَمْرٍو. وَقَالَ أَيُّوبُ سَمِعْتُ سَعِيدَ بْنَ جُبَيْرٍ قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ لاَعَنَ امْرَأَتَهُ فَقَالَ بِإِصْبَعَيْهِ ـ وَفَرَّقَ سُفْيَانُ بَيْنَ إِصْبَعَيْهِ السَّبَّابَةِ وَالْوُسْطَى ـ فَرَّقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ، وَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ". ثَلاَثَ مَرَّاتٍ. قَالَ سُفْيَانُ حَفِظْتُهُ مِنْ عَمْرٍو وَأَيُّوبَ كَمَا أَخْبَرْتُكَ.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti, [o] Amr'dan; [o] Saîd bin Cübeyr'den işitmiştir; o şöyle demiştir: İbn Ömer'e lanetleşenler hakkında sordum. Şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem lanetleşen çifte şöyle buyurdu: “Hesabınız Allah'a aittir. İkinizden biri mutlaka yalancıdır. Senin o kadın üzerinde hiçbir yolun yoktur.” Adam: “Malım (ne olacak)?” dedi. [Nebi] buyurdu ki: “Senin için mal yoktur. Eğer onun aleyhinde doğru söylüyorsan, o [mehir], cinsel organını kendine helal kılmana karşılıktır. Eğer onun aleyhinde yalan söylüyorsan, o takdirde o (mal) sana daha da uzaktır.” Süfyân dedi ki: Ben bunu Amr'dan [böyle] ezberledim. Ve Eyyûb şöyle dedi: Ben Saîd bin Cübeyr'i şöyle derken işittim: İbn Ömer'e: “Bir adam karısıyla lanetleşti [durumu nedir]?” dedim. [İbn Ömer] iki parmağıyla işaret etti -Süfyân [bunu tarif ederken] şehadet parmağı ile orta parmağını ayırdı- [ve şöyle dedi]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Benû Aclân mensubu o iki kişinin arasını ayırdı ve: “Allah, ikinizden birinin yalancı olduğunu biliyor. Sizden tövbe edecek kimse var mı?” buyurdu. [Bunu] üç defa [tekrarladı]. Süfyân dedi ki: Ben bunu sana haber verdiğim gibi Amr ve Eyyûb'dan [böyle] ezberledim.
5313. Hadis
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَّقَ بَيْنَ رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ قَذَفَهَا، وَأَحْلَفَهُمَا.
Bana İbrahim bin el-Münzir tahdis etti, [o] bize Enes bin İyâd tahdis etti, [o] Ubeydullah'tan, [o] Nâfi'den [naklederek]; İbn Ömer [radıyallahu anhumâ] kendisine şunu haber vermiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, karısına zina isnadında bulunan bir adamla karısının arasını ayırdı ve onlara yemin ettirdi.
5314. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ لاَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ رَجُلٍ وَامْرَأَةٍ مِنَ الأَنْصَارِ، وَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا.
Bize Müsedded tahdis etti, [o] bize Yahya tahdis etti, [o] Ubeydullah'tan, [o] bana Nâfi' haber verdi, [o] İbn Ömer'den [naklederek]; o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Ensar'dan bir adam ile bir kadın arasında liân yaptırdı ve aralarını ayırdı.
5315. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لاَعَنَ بَيْنَ رَجُلٍ وَامْرَأَتِهِ، فَانْتَفَى مِنْ وَلَدِهَا فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا، وَأَلْحَقَ الْوَلَدَ بِالْمَرْأَةِ.
Bize Yahya bin Bükeyr tahdis etti, [o] bize Mâlik tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Nâfi' tahdis etti, [o] İbn Ömer'den [naklederek]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir adam ile karısı arasında liân yaptırdı. Adam kadının çocuğunu reddetti. Bunun üzerine [Nebi] ikisinin arasını ayırdı ve çocuğu kadına ilhak etti.
5316. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْقَاسِمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّهُ قَالَ ذُكِرَ الْمُتَلاَعِنَانِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَاصِمُ بْنُ عَدِيٍّ فِي ذَلِكَ قَوْلاً، ثُمَّ انْصَرَفَ فَأَتَاهُ رَجُلٌ مِنْ قَوْمِهِ، فَذَكَرَ لَهُ أَنَّهُ وَجَدَ مَعَ امْرَأَتِهِ رَجُلاً، فَقَالَ عَاصِمٌ مَا ابْتُلِيتُ بِهَذَا الأَمْرِ إِلاَّ لِقَوْلِي. فَذَهَبَ بِهِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِالَّذِي وَجَدَ عَلَيْهِ امْرَأَتَهُ، وَكَانَ ذَلِكَ الرَّجُلُ مُصْفَرًّا قَلِيلَ اللَّحْمِ سَبْطَ الشَّعَرِ، وَكَانَ الَّذِي وَجَدَ عِنْدَ أَهْلِهِ آدَمَ خَدْلاً كَثِيرَ اللَّحْمِ جَعْدًا قَطَطًا، فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اللَّهُمَّ بَيِّنْ ". فَوَضَعَتْ شَبِيهًا بِالرَّجُلِ الَّذِي ذَكَرَ زَوْجُهَا أَنَّهُ وَجَدَ عِنْدَهَا، فَلاَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَهُمَا، فَقَالَ رَجُلٌ لاِبْنِ عَبَّاسٍ فِي الْمَجْلِسِ هِيَ الَّتِي قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ رَجَمْتُ أَحَدًا بِغَيْرِ بَيِّنَةٍ لَرَجَمْتُ هَذِهِ ". فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ لاَ تِلْكَ امْرَأَةٌ كَانَتْ تُظْهِرُ السُّوءَ فِي الإِسْلاَمِ.
Bize İsmail tahdis etti, [o] dedi ki: Bana Süleyman bin Bilâl tahdis etti, [o] Yahya bin Saîd'den; [o] dedi ki: Bana Abdurrahman bin el-Kâsım haber verdi, [o] el-Kâsım bin Muhammed'den, [o] İbn Abbas'tan [naklederek]; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında lanetleşenler zikredildi. Âsım bin Adiy bu konuda bir söz söyledi, sonra döndü [gitti]. Derken kavminden bir adam ona geldi ve karısının yanında bir adam bulduğundan bahsetti. Âsım: “Bu bela başıma ancak o sözüm yüzünden geldi” dedi. Adamı alıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e götürdü. Adam, karısını üzerinde bulduğu (ilişkide yakaladığı) kişiyi ona haber verdi. O adam [koca]; sarı benizli, zayıf (az etli) ve düz saçlıydı. Evinde ailesinin yanında bulduğu kişi ise; esmer (âdem), baldırları dolgun (hadl), etine dolgun ve sık kıvırcık saçlıydı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah'ım, [gerçeği] ortaya çıkar!” buyurdu. [Kadın], kocasının yanında bulduğunu zikrettiği adama benzeyen [bir çocuk] doğurdu. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ikisinin arasında liân yaptırdı. Mecliste bulunan bir adam İbn Abbas'a: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in: ‘Eğer delilsiz birini recmedecek olsaydım, şunu recmederdim’ buyurduğu kadın bu mu?” dedi. İbn Abbas: “Hayır, o İslam'da kötülüğü açıktan yapan başka bir kadındı” dedi.
5317. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ رِفَاعَةَ، الْقُرَظِيَّ تَزَوَّجَ امْرَأَةً، ثُمَّ طَلَّقَهَا فَتَزَوَّجَتْ آخَرَ فَأَتَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَتْ لَهُ أَنَّهُ لاَ يَأْتِيهَا، وَإِنَّهُ لَيْسَ مَعَهُ إِلاَّ مِثْلُ هُدْبَةٍ فَقَالَ " لاَ حَتَّى تَذُوقِي عُسَيْلَتَهُ، وَيَذُوقَ عُسَيْلَتَكِ ".
Bize Amr bin Ali tahdis etti, [o] bize Yahya tahdis etti, [o] bize Hişâm tahdis etti, [o] dedi ki: Bana babam tahdis etti, [o] Âişe'den, [o] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek]. [Ayrıca] bize Osman bin Ebî Şeybe tahdis etti, [o] bize Abde tahdis etti, [o] Hişâm'dan, [o] babasından, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek]; Rifâa el-Kurazî bir kadınla evlendi, sonra onu boşadı. Kadın başka biriyle evlendi. Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve o kocasının kendisine yaklaşmadığını ve onun beraberinde sadece elbise saçağı (hüdbe) gibi bir şey olduğunu zikretti. Bunun üzerine [Nebi]: “Hayır, sen onun balcağızından tatmadıkça, o da senin balcağızından tatmadıkça olmaz” buyurdu.
5318. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ رَبِيعَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ هُرْمُزَ الأَعْرَجِ، قَالَ أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ عَنْ أُمِّهَا أُمِّ سَلَمَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ امْرَأَةً مِنْ أَسْلَمَ يُقَالُ لَهَا سُبَيْعَةُ كَانَتْ تَحْتَ زَوْجِهَا، تُوُفِّيَ عَنْهَا وَهْىَ حُبْلَى، فَخَطَبَهَا أَبُو السَّنَابِلِ بْنُ بَعْكَكٍ، فَأَبَتْ أَنْ تَنْكِحَهُ، فَقَالَ وَاللَّهِ مَا يَصْلُحُ أَنْ تَنْكِحِيهِ حَتَّى تَعْتَدِّي آخِرَ الأَجَلَيْنِ. فَمَكُثَتْ قَرِيبًا مِنْ عَشْرِ لَيَالٍ ثُمَّ جَاءَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " انْكِحِي ".
Bize Yahya bin Bükeyr tahdis etti, [o] bize Leys tahdis etti, [o] Cafer bin Rabîa'dan, [o] Abdurrahman bin Hürmüz el-A'rec'den; [o] dedi ki: Bana Ebû Seleme bin Abdurrahman haber verdi; ona da Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb, annesi (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi) Ümmü Seleme'den haber vermiştir ki: Eslem [kabilesinden] Sübey'a denilen bir kadın kocasının nikâhı altındaydı. Kocası vefat ettiğinde kadın hamileydi. Ebu's-Senâbil bin Ba'kek ona talip oldu. Fakat kadın onunla evlenmeyi reddetti. [Ebu's-Senâbil] dedi ki: “Vallahi iki sürenin (iddetlerin) en uzununu tamamlayıncaya kadar evlenmen sahih olmaz.” Kadın on geceye yakın bir süre bekledi, sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. [Nebi]: “Evlen” buyurdu.
5319. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، عَنِ اللَّيْثِ، عَنْ يَزِيدَ، أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، كَتَبَ إِلَيْهِ أَنَّ عُبَيْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَهُ عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ كَتَبَ إِلَى ابْنِ الأَرْقَمِ أَنْ يَسْأَلَ، سُبَيْعَةَ الأَسْلَمِيَّةَ كَيْفَ أَفْتَاهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ أَفْتَانِي إِذَا وَضَعْتُ أَنْ أَنْكِحَ.
Bize Yahya bin Bükeyr tahdis etti, [o] Leys'ten, [o] Yezîd'den [naklederek]; İbn Şihâb ona şöyle yazmıştır: Ubeydullah bin Abdullah kendisine babasından şöyle haber vermiştir: O (babası), İbnü'l-Arkam'a; Sübey'a el-Eslemiyye'ye Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisine nasıl fetva verdiğini sorması için yazı yazdı. [Sübey'a] şöyle dedi: “Bana, doğurduğum zaman evlenebileceğime dair fetva verdi.”
5320. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ الْمِسْوَرِ بْنِ مَخْرَمَةَ، أَنَّ سُبَيْعَةَ الأَسْلَمِيَّةَ، نُفِسَتْ بَعْدَ وَفَاةِ زَوْجِهَا، بِلَيَالٍ فَجَاءَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنَتْهُ أَنْ تَنْكِحَ، فَأَذِنَ لَهَا، فَنَكَحَتْ.
Bize Yahya bin Kazaa tahdis etti, [o] bize Mâlik tahdis etti, [o] Hişâm bin Urve'den, [o] babasından, [o] Misver bin Mahreme'den [naklederek]; Sübey'a el-Eslemiyye, kocasının vefatından birkaç gece sonra doğum yaptı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve evlenmek için ondan izin istedi. [Nebi] ona izin verdi, o da evlendi.
5321. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا مَالِكٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُحَمَّدٍ، أَنَّهُ سَمِعَهُ يَذْكُرُ، أَنَّ يَحْيَى بْنَ سَعِيدِ بْنِ الْعَاصِ، طَلَّقَ بِنْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَكَمِ، فَانْتَقَلَهَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، فَأَرْسَلَتْ عَائِشَةُ أُمُّ الْمُؤْمِنِينَ إِلَى مَرْوَانَ وَهْوَ أَمِيرُ الْمَدِينَةِ اتَّقِ اللَّهَ وَارْدُدْهَا إِلَى بَيْتِهَا. قَالَ مَرْوَانُ فِي حَدِيثِ سُلَيْمَانَ إِنَّ عَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ الْحَكَمِ غَلَبَنِي. وَقَالَ الْقَاسِمُ بْنُ مُحَمَّدٍ أَوَمَا بَلَغَكِ شَأْنُ فَاطِمَةَ بِنْتِ قَيْسٍ قَالَتْ لاَ يَضُرُّكَ أَنْ لاَ تَذْكُرَ حَدِيثَ فَاطِمَةَ. فَقَالَ مَرْوَانُ بْنُ الْحَكَمِ إِنْ كَانَ بِكِ شَرٌّ فَحَسْبُكِ مَا بَيْنَ هَذَيْنِ مِنَ الشَّرِّ.
Bize İsmail tahdis etti, [o] bize Mâlik tahdis etti, [o] Yahya bin Saîd'den, [o] el-Kâsım bin Muhammed'den [naklederek]; o şöyle zikredildiğini işitmiştir: Yahya bin Saîd bin el-Âs, Abdurrahman bin el-Hakem'in kızını boşadı. Bunun üzerine Abdurrahman kızını (evinden alıp başka yere) taşıdı. Müminlerin Annesi Âişe, Medine Valisi olan Mervân'a: “Allah'tan kork ve onu evine geri döndür” diye haber gönderdi. Mervân, Süleyman'ın hadisinde: “Abdurrahman bin el-Hakem (beni dinlemedi) bana galip geldi” dedi. el-Kâsım bin Muhammed [Âişe'ye]: “Sana Fâtıma bint Kays'ın durumu ulaşmadı mı?” deyince, Âişe: “Fâtıma'nın hadisini zikretmemenin sana bir zararı olmaz [zikretme]” dedi. Mervân bin el-Hakem [Âişe'ye]: “Eğer sende bir şer (bu konuyu dert etme) varsa, bu ikisi arasındaki şer (geçimsizlik) sana yeter” dedi.
5323. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ مَا لِفَاطِمَةَ أَلاَ تَتَّقِي اللَّهَ، يَعْنِي فِي قَوْلِهَا لاَ سُكْنَى وَلاَ نَفَقَةَ
Bize Muhammed bin Beşşâr tahdis etti, [o] bize Gundar tahdis etti, [o] bize Şu'be tahdis etti, [o] Abdurrahman bin el-Kâsım'dan, [o] babasından, [o] Âişe'den [naklederek]; O şöyle demiştir: “Fatıma'nın nesi var? Allah'tan korkmuyor mu?” -[Sözüyle Fatıma'nın] “Sükna (barınma) ve nafaka yoktur” sözünü kastediyor.-
5325. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَبَّاسٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْقَاسِمِ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ لِعَائِشَةَ أَلَمْ تَرَيْنَ إِلَى فُلاَنَةَ بِنْتِ الْحَكَمِ طَلَّقَهَا زَوْجُهَا الْبَتَّةَ فَخَرَجَتْ. فَقَالَتْ بِئْسَ مَا صَنَعَتْ. قَالَ أَلَمْ تَسْمَعِي فِي قَوْلِ فَاطِمَةَ قَالَتْ أَمَا إِنَّهُ لَيْسَ لَهَا خَيْرٌ فِي ذِكْرِ هَذَا الْحَدِيثِ. وَزَادَ ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ عَنْ هِشَامٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَابَتْ عَائِشَةُ أَشَدَّ الْعَيْبِ وَقَالَتْ إِنَّ فَاطِمَةَ كَانَتْ فِي مَكَانٍ وَحِشٍ فَخِيفَ عَلَى نَاحِيَتِهَا، فَلِذَلِكَ أَرْخَصَ لَهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم.
Bize Amr bin Abbâs tahdis etti, [o] bize İbn Mehdî tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti, [o] Abdurrahman bin el-Kâsım'dan, [o] babasından [naklederek]; Urve bin ez-Zübeyr, Âişe'ye şöyle dedi: “Hâkem'in kızı falan kadını duymadın mı? Kocası onu kesin olarak boşadı, o da (evden) çıktı.” Âişe: “Ne kötü bir iş yaptı” dedi. Urve: “Fâtıma'nın sözünü işitmedin mi?” dedi. Âişe: “Şunu bil ki, bu hadisi zikretmekte onun için hiçbir hayır yoktur” dedi. İbn Ebî'z-Zinâd, Hişâm'dan, [o] babasından [naklederek şunu] ekledi: Âişe [böyle yapanı] şiddetle ayıpladı ve şöyle dedi: “Fatıma ıssız bir yerdeydi ve güvenliğinden endişe edildi; işte bu yüzden Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona (evden çıkması için) ruhsat verdi.”
5327. Hadis
وَحَدَّثَنِي حِبَّانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، أَنَّ عَائِشَةَ، أَنْكَرَتْ ذَلِكَ عَلَى فَاطِمَةَ.
Bana Hibbân tahdis etti, [o] bize Abdullah haber verdi, [o] bize İbn Cüreyc haber verdi, [o] İbn Şihâb'dan, [o] Urve'den [naklederek]; Âişe, Fatıma'nın bu (görüşünü) kabul etmedi.
5329. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ لَمَّا أَرَادَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَنْفِرَ إِذَا صَفِيَّةُ عَلَى باب خِبَائِهَا كَئِيبَةً، فَقَالَ لَهَا " عَقْرَى ـ أَوْ حَلْقَى ـ إِنَّكِ لَحَابِسَتُنَا أَكُنْتِ أَفَضْتِ يَوْمَ النَّحْرِ ". قَالَتْ نَعَمْ. قَالَ " فَانْفِرِي إِذًا ".
Bize Süleyman bin Harb tahdis etti, [o] bize Şu'be tahdis etti, [o] Hakem'den, [o] İbrahim'den, [o] Esved'den, [o] Âişe [radıyallahu anhâ]'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (Mina'dan) ayrılmak istediği sırada, Safiyye çadırının kapısında hüzünlü bir halde duruyordu. [Nebi] ona: “Akrâ, halkâ! (Vay başımıza gelenler!) Sen bizi mutlaka alıkoyacaksın. Sen Kurban Bayramı günü (İfada) tavafını yaptın mı?” buyurdu. Safiyye: “Evet” dedi. [Nebi]: “O halde (haydi) yola çık” buyurdu.
5330. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الْحَسَنِ، قَالَ زَوَّجَ مَعْقِلٌ أُخْتَهُ فَطَلَّقَهَا تَطْلِيقَةً.
Bana Muhammed tahdis etti, [o] bize Abdulvehhab haber verdi, [o] bize Yunus tahdis etti, [o] Hasan'dan [naklederek]; o şöyle demiştir: Ma'kıl [bin Yesâr] kız kardeşini evlendirdi, (kocası) onu bir talakla boşadı.
5331. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ، أَنَّ مَعْقِلَ بْنَ يَسَارٍ، كَانَتْ أُخْتُهُ تَحْتَ رَجُلٍ فَطَلَّقَهَا، ثُمَّ خَلَّى عَنْهَا حَتَّى انْقَضَتْ عِدَّتُهَا، ثُمَّ خَطَبَهَا فَحَمِيَ مَعْقِلٌ مِنَ ذَلِكَ أَنَفًا فَقَالَ خَلَّى عَنْهَا وَهْوَ يَقْدِرُ عَلَيْهَا، ثُمَّ يَخْطُبُهَا فَحَالَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلاَ تَعْضُلُوهُنَّ} إِلَى آخِرِ الآيَةِ، فَدَعَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَ عَلَيْهِ، فَتَرَكَ الْحَمِيَّةَ وَاسْتَقَادَ لأَمْرِ اللَّهِ.
Bana Muhammed bin el-Müsennâ tahdis etti, [o] bize Abdul-A'lâ tahdis etti, [o] bize Saîd tahdis etti, [o] Katâde'den, [o] Hasan tahdis etti; Ma'kıl bin Yesâr'dan [naklederek]: Onun kız kardeşi bir adamla evliydi. Adam onu boşadı, sonra iddeti bitinceye kadar onu kendi haline bıraktı. Sonra (eski kocası) ona [yeniden] talip oldu. Ma'kıl buna karşı gurur yaptı ve öfkelendi. Dedi ki: “Ona gücü yeterken (iddet süresince geri dönebilecekken) onu bıraktı, sonra [şimdi] ona talip mi oluyor?” Ve onunla kız kardeşinin arasına girdi. Bunun üzerine Allah: {Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman... onlara engel olmayın} ayetini sonuna kadar indirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu çağırdı ve [ayeti] ona okudu. O da gururunu bıraktı ve Allah'ın emrine boyun eğdi.
5332. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، أَنَّ ابْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ـ رضى الله عنهما ـ طَلَّقَ امْرَأَةً لَهُ وَهْىَ حَائِضٌ تَطْلِيقَةً وَاحِدَةً، فَأَمَرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يُرَاجِعَهَا، ثُمَّ يُمْسِكَهَا حَتَّى تَطْهُرَ، ثُمَّ تَحِيضَ عِنْدَهُ حَيْضَةً أُخْرَى، ثُمَّ يُمْهِلَهَا حَتَّى تَطْهُرَ مِنْ حَيْضِهَا، فَإِنْ أَرَادَ أَنْ يُطَلِّقَهَا فَلْيُطَلِّقْهَا حِينَ تَطْهُرُ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُجَامِعَهَا، فَتِلْكَ الْعِدَّةُ الَّتِي أَمَرَ اللَّهُ أَنْ تُطَلَّقَ لَهَا النِّسَاءُ. وَكَانَ عَبْدُ اللَّهِ إِذَا سُئِلَ عَنْ ذَلِكَ قَالَ لأَحَدِهِمْ إِنْ كُنْتَ طَلَّقْتَهَا ثَلاَثًا فَقَدْ حَرُمَتْ عَلَيْكَ، حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ. وَزَادَ فِيهِ غَيْرُهُ عَنِ اللَّيْثِ حَدَّثَنِي نَافِعٌ قَالَ ابْنُ عُمَرَ لَوْ طَلَّقْتَ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ، فَإِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَنِي بِهَذَا.
Bize Kuteybe tahdis etti, [o] bize Leys tahdis etti, [o] Nâfi'den [naklederek]; İbn Ömer bin el-Hattâb [radıyallahu anhumâ] bir karısını hayızlı iken bir talakla boşadı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona; karısına dönmesini, sonra temizleninceye kadar onu [nikâhında] tutmasını, sonra onun yanında tekrar hayız görüp sonra hayzından temizleninceye kadar mühlet vermesini emretti. [Bundan sonra] eğer onu boşamak isterse, onunla cinsel ilişkiye girmeden önce temiz olduğu sırada boşasın. İşte bu, Allah'ın kadınların kendisi için [gözetilerek] boşanmasını emrettiği iddettir. Abdullah, bu konuda kendisine soru sorulduğu zaman birine şöyle derdi: “Eğer onu üç talakla boşadıysan, başka bir koca ile evleninceye kadar o sana haram olmuştur.” Başkası [Leys'ten rivayetle hadise şunu] ziyade etti: Bana Nâfi' tahdis etti, [o] dedi ki: İbn Ömer: “Eğer bir veya iki defa boşadıysan [dönebilirsin], çünkü Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bana bunu emretti” dedi.
5333. Hadis
حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِيرِينَ، حَدَّثَنِي يُونُسُ بْنُ جُبَيْرٍ، سَأَلْتُ ابْنَ عُمَرَ فَقَالَ طَلَّقَ ابْنُ عُمَرَ امْرَأَتَهُ وَهْىَ حَائِضٌ، فَسَأَلَ عُمَرُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَمَرَهُ أَنْ يُرَاجِعَهَا، ثُمَّ يُطَلِّقَ مِنْ قُبُلِ عِدَّتِهَا، قُلْتُ فَتَعْتَدُّ بِتِلْكَ التَّطْلِيقَةِ قَالَ أَرَأَيْتَ إِنْ عَجَزَ وَاسْتَحْمَقَ.
Bize Haccâc tahdis etti, [o] bize Yezîd bin İbrahim tahdis etti, [o] bize Muhammed bin Sîrîn tahdis etti, [o] bana Yunus bin Cübeyr tahdis etti; İbn Ömer'e sordum. Dedi ki: İbn Ömer karısını hayızlı iken boşadı. Ömer bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordu. [Nebi] ona; karısına dönmesini, sonra iddetinin başlangıcında (temizliğinde) onu boşamasını emretti. Ben: “O talak (sayıya) dâhil edilir mi?” dedim. [İbn Ömer]: “Ne dersin, ya aciz kalır ve ahmaklık ederse [sayılmayacak mı]?” dedi.
5334. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أَبِي سَلَمَةَ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ هَذِهِ الأَحَادِيثَ الثَّلاَثَةَ، قَالَتْ زَيْنَبُ دَخَلْتُ عَلَى أُمِّ حَبِيبَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ أَبُوهَا أَبُو سُفْيَانَ بْنُ حَرْبٍ، فَدَعَتْ أُمُّ حَبِيبَةَ بِطِيبٍ فِيهِ صُفْرَةٌ خَلُوقٌ أَوْ غَيْرُهُ فَدَهَنَتْ مِنْهُ جَارِيَةً، ثُمَّ مَسَّتْ بِعَارِضَيْهَا، ثُمَّ قَالَتْ وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ، غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ، إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ".
Bize Abdullah bin Yûsuf tahdis etti, [o] bize Mâlik haber verdi, [o] Abdullah bin Ebî Bekir bin Muhammed bin Amr bin Hazm'den, [o] Humeyd bin Nâfi'den, [o] Ebû Seleme'nin kızı Zeyneb'den [naklederek]; Zeyneb ona bu üç hadisi haber vermiştir. Zeyneb dedi ki: Babası Ebû Süfyân bin Harb vefat ettiği zaman Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Ümmü Habîbe'nin yanına girdim. Ümmü Habîbe, içinde sarılık bulunan -halûk veya başkası- bir koku istedi. Ondan bir cariye(ye) sürdü, sonra [kendi] yanaklarına sürdü. Sonra dedi ki: “Vallahi benim kokuya hiç ihtiyacım yok, ancak ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir ölü için üç geceden fazla yas tutması helal olmaz; ancak koca için dört ay on gün [yas tutması] müstesnadır.”
5335. Hadis
قَالَتْ زَيْنَبُ فَدَخَلْتُ عَلَى زَيْنَبَ ابْنَةِ جَحْشٍ حِينَ تُوُفِّيَ أَخُوهَا، فَدَعَتْ بِطِيبٍ فَمَسَّتْ مِنْهُ، ثُمَّ قَالَتْ أَمَا وَاللَّهِ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ غَيْرَ أَنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عَلَى الْمِنْبَرِ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثِ لَيَالٍ إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ".
Zeyneb dedi ki: Erkek kardeşi vefat ettiği zaman Zeyneb bint Cahş'ın yanına girdim. [Zeyneb] koku istedi ve ondan [üzerine] sürdü. Sonra dedi ki: “Vallahi benim kokuya hiç ihtiyacım yok, ancak ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerinde şöyle derken işittim: Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir ölü için üç geceden fazla yas tutması helal olmaz; ancak koca için dört ay on gün müstesnadır.”
5336. Hadis
قَالَتْ زَيْنَبُ وَسَمِعْتُ أُمَّ سَلَمَةَ، تَقُولُ جَاءَتِ امْرَأَةٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ ابْنَتِي تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا وَقَدِ اشْتَكَتْ عَيْنَهَا أَفَتَكْحُلُهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ ". مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا كُلَّ ذَلِكَ يَقُولُ لاَ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا هِيَ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ، وَقَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ فِي الْجَاهِلِيَّةِ تَرْمِي بِالْبَعَرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ ".
Zeyneb dedi ki: Ve ben Ümmü Seleme'yi şöyle derken işittim: Bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve: “Ey Allah'ın Resûlü! Kızımın kocası vefat etti. Gözü de ağrılandı. Ona sürme çekebilir mi?” dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Hayır” buyurdu. [Kadın bunu] iki veya üç defa [tekrarladı]. Her defasında [Nebi]: “Hayır” diyordu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bu [süre] sadece dört ay on gündür. Oysa Cahiliye döneminde biriniz sene dolunca tezek atardı.”
5337. Hadis
قَالَ حُمَيْدٌ فَقُلْتُ لِزَيْنَبَ وَمَا تَرْمِي بِالْبَعَرَةِ عَلَى رَأْسِ الْحَوْلِ فَقَالَتْ زَيْنَبُ كَانَتِ الْمَرْأَةُ إِذَا تُوُفِّيَ عَنْهَا زَوْجُهَا دَخَلَتْ حِفْشًا، وَلَبِسَتْ شَرَّ ثِيَابِهَا، وَلَمْ تَمَسَّ طِيبًا حَتَّى تَمُرَّ بِهَا سَنَةٌ، ثُمَّ تُؤْتَى بِدَابَّةٍ حِمَارٍ أَوْ شَاةٍ أَوْ طَائِرٍ فَتَفْتَضُّ بِهِ، فَقَلَّمَا تَفْتَضُّ بِشَىْءٍ إِلاَّ مَاتَ، ثُمَّ تَخْرُجُ فَتُعْطَى بَعَرَةً فَتَرْمِي، ثُمَّ تُرَاجِعُ بَعْدُ مَا شَاءَتْ مِنْ طِيبٍ أَوْ غَيْرِهِ. سُئِلَ مَالِكٌ مَا تَفْتَضُّ بِهِ قَالَ تَمْسَحُ بِهِ جِلْدَهَا.
Humeyd dedi ki: Zeyneb'e: “Sene sonunda tezek atması nedir?” dedim. Zeyneb şöyle dedi: [Cahiliye'de] kadının kocası vefat ettiği zaman daracık bir çadıra girer, en kötü elbiselerini giyer, üzerinden bir sene geçinceye kadar kokuya dokunmazdı. Sonra ona bir hayvan -eşek, koyun veya kuş- getirilir, o da vücudunu ona sürterdi. -Vücudunu bir şeye sürterdi de o hayvan ölmeden kurtulursa, bu çok nadir olurdu-. Sonra çadırdan çıkar, kendisine bir tezek verilir, o da onu atardı. Sonra koku veya dilediği şeyleri kullanmaya dönerdi. Mâlik'e: “Onunla sürtünmesi (iftidad) nedir?” diye soruldu. O da: “Onunla cildini siler” dedi.
5338. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ بْنُ أَبِي إِيَاسٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّهَا، أَنَّ امْرَأَةً، تُوُفِّيَ زَوْجُهَا فَخَشُوا عَلَى عَيْنَيْهَا فَأَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَأْذَنُوهُ فِي الْكُحْلِ فَقَالَ " لاَ تَكَحَّلْ قَدْ كَانَتْ إِحْدَاكُنَّ تَمْكُثُ فِي شَرِّ أَحْلاَسِهَا أَوْ شَرِّ بَيْتِهَا، فَإِذَا كَانَ حَوْلٌ فَمَرَّ كَلْبٌ رَمَتْ بِبَعَرَةٍ، فَلاَ حَتَّى تَمْضِيَ أَرْبَعَةُ أَشْهُرٍ وَعَشْرٌ ".
Bize Âdem bin Ebî İyâs tahdis etti, [o] bize Şu'be tahdis etti, [o] bize Humeyd bin Nâfi' tahdis etti, [o] Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb'den, [o] annesinden [naklederek]; Bir kadının kocası vefat etmişti. (Ailesi) onun gözlerinden endişe ettiler ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip sürme [çekmek] için ondan izin istediler. [Nebi] şöyle buyurdu: “Sürme çekmesin! (Oysa) biriniz en kötü elbiseleri içinde veya evinin en kötü yerinde beklerdi. Sene dolup da bir köpek geçtiğinde bir tezek atardı. Hayır, dört ay on gün geçinceye kadar [sürme çekemez].”
5339. Hadis
وَسَمِعْتُ زَيْنَبَ ابْنَةَ أُمِّ سَلَمَةَ، تُحَدِّثُ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ مُسْلِمَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ فَوْقَ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ، إِلاَّ عَلَى زَوْجِهَا أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ".
Ve ben Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb'i, Ümmü Habîbe'den [naklederek] şöyle anlatırken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah'a ve ahiret gününe iman eden Müslüman bir kadının, üç günden fazla yas tutması helal olmaz; ancak kocası için dört ay on gün müstesnadır.”
5340. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرٌ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ عَلْقَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَتْ أُمُّ عَطِيَّةَ نُهِينَا أَنْ نُحِدَّ أَكْثَرَ مِنْ ثَلاَثٍ إِلاَّ بِزَوْجٍ.
Bize Müsedded tahdis etti, [o] bize Bişr tahdis etti, [o] bize Seleme bin Alkame tahdis etti, [o] Muhammed bin Sîrîn'den [naklederek]; Ümmü Atiyye şöyle demiştir: Biz, bir kocadan başkası için üç günden fazla yas tutmaktan nehyedildik.
5341. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ حَفْصَةَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ كُنَّا نُنْهَى أَنْ نُحِدَّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ، إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا، وَلاَ نَكْتَحِلَ، وَلاَ نَطَّيَّبَ، وَلاَ نَلْبَسَ ثَوْبًا مَصْبُوغًا، إِلاَّ ثَوْبَ عَصْبٍ، وَقَدْ رُخِّصَ لَنَا عِنْدَ الطُّهْرِ إِذَا اغْتَسَلَتْ إِحْدَانَا مِنْ مَحِيضِهَا فِي نُبْذَةٍ مِنْ كُسْتِ أَظْفَارٍ، وَكُنَّا نُنْهَى عَنِ اتِّبَاعِ الْجَنَائِزِ.
Bana Abdullah bin Abdulvehhab tahdis etti, [o] bize Hammad bin Zeyd tahdis etti, [o] Eyyûb'dan, [o] Hafsa'dan, [o] Ümmü Atiyye'den [naklederek]; o şöyle demiştir: Biz, bir ölünün arkasından üç günden fazla yas tutmaktan nehyedildik. Ancak koca için dört ay on gün [yas tutmak] müstesnadır. [Ayrıca yas süresince] sürme çekmekten, koku sürünmekten ve 'asb' (Yemen kumaşı) elbisesi hariç boyalı elbise giymekten [nehyedildik]. Temizlendiğimiz zaman, birimiz hayzından dolayı yıkandığı vakit Kust ve Azfâr(dan mamul tütsü)den bir parça kullanmamıza ruhsat verildi. Biz cenazeleri takip etmekten de nehyedildik.
5342. Hadis
حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ دُكَيْنٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ السَّلاَمِ بْنُ حَرْبٍ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ حَفْصَةَ، عَنْ أُمِّ عَطِيَّةَ، قَالَتْ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ أَنْ تُحِدَّ فَوْقَ ثَلاَثٍ، إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ، فَإِنَّهَا لاَ تَكْتَحِلُ وَلاَ تَلْبَسُ ثَوْبًا مَصْبُوغًا إِلاَّ ثَوْبَ عَصْبٍ ".
Bize el-Fadl bin Dukeyn tahdis etti, [o] bize Abdusselâm bin Harb tahdis etti, [o] Hişâm'dan, [o] Hafsa'dan, [o] Ümmü Atiyye'den [naklederek]; o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, üç günden fazla yas tutması helal olmaz; ancak koca(sı) müstesnadır. Muhakkak ki o [kadın, koca için yas tutarken] sürme çekmez ve 'asb' elbisesi hariç boyalı elbise giymez.”
5343. Hadis
وَقَالَ الأَنْصَارِيُّ حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَتْنَا حَفْصَةُ، حَدَّثَتْنِي أُمُّ عَطِيَّةَ، نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَلاَ تَمَسَّ طِيبًا إِلاَّ أَدْنَى طُهْرِهَا إِذَا طَهُرَتْ، نُبْذَةً مِنْ قُسْطٍ وَأَظْفَارٍ ". قَالَ أَبُو عَبْد اللَّهِ الْقُسْطُ وَالْكُسْتُ مِثْلُ الْكَافُورِ وَالْقَافُورِ
el-Ensârî dedi ki: Bize Hişâm tahdis etti, bize Hafsa tahdis etti, bana Ümmü Atiyye tahdis etti; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [yas tutan kadını bazı şeylerden] nehyetti [ve şöyle buyurdu]: “Temizlendiği zaman temizliğinin hemen başında Kust ve Azfâr(dan mamul tütsü)den bir parça müstesna, kokuya dokunmasın.” Ebû Abdullah dedi ki: el-Kust ve el-Küst; kâfûr ve kâfûr (kelimeleri) gibidir.
5344. Hadis
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، أَخْبَرَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، حَدَّثَنَا شِبْلٌ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا} قَالَ كَانَتْ هَذِهِ الْعِدَّةُ تَعْتَدُّ عِنْدَ أَهْلِ زَوْجِهَا وَاجِبًا، فَأَنْزَلَ اللَّهُ {وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لأَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ} قَالَ جَعَلَ اللَّهُ لَهَا تَمَامَ السَّنَةِ سَبْعَةَ أَشْهُرٍ وَعِشْرِينَ لَيْلَةً وَصِيَّةً إِنْ شَاءَتْ سَكَنَتْ فِي وَصِيَّتِهَا، وَإِنْ شَاءَتْ خَرَجَتْ، وَهْوَ قَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى {غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ} فَالْعِدَّةُ كَمَا هِيَ، وَاجِبٌ عَلَيْهَا، زَعَمَ ذَلِكَ عَنْ مُجَاهِدٍ. وَقَالَ عَطَاءٌ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ نَسَخَتْ هَذِهِ الآيَةُ عِدَّتَهَا عِنْدَ أَهْلِهَا، فَتَعْتَدُّ حَيْثُ شَاءَتْ، وَقَوْلُ اللَّهِ تَعَالَى {غَيْرَ إِخْرَاجٍ}. وَقَالَ عَطَاءٌ إِنْ شَاءَتِ اعْتَدَّتْ عِنْدَ أَهْلِهَا، وَسَكَنَتْ فِي وَصِيَّتِهَا، وَإِنْ شَاءَتْ خَرَجَتْ لِقَوْلِ اللَّهِ {فَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ}. قَالَ عَطَاءٌ ثُمَّ جَاءَ الْمِيرَاثُ فَنَسَخَ السُّكْنَى، فَتَعْتَدُّ حَيْثُ شَاءَتْ، وَلاَ سُكْنَى لَهَا.
Bana İshak bin Mansûr tahdis etti, [o] bize Ravh bin Ubâde haber verdi, [o] bize Şibl tahdis etti, [o] İbn Ebî Necîh'ten, [o] Mücâhid'den; {Sizden vefat edip de geride eşler bırakanlar...} ayetleri hakkında dedi ki: “Bu iddetin kocasının ailesinin yanında geçirilmesi vacipti. Sonra Allah: {Sizden vefat edip de geride eşler bırakanlar, eşlerine, evlerinden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Şayet (kendiliklerinden) çıkarlarsa, kendileri hakkında yaptıkları meşru işlerden dolayı size bir günah yoktur} ayetini indirdi.” Mücâhid dedi ki: “Allah senenin tamamını -yedi ay yirmi geceyi-, (ek bir) vasiyet kıldı. Dilerse vasiyetinde (hakkını kullanarak evde) oturur, dilerse çıkar. Bu, Yüce Allah'ın: {...çıkarılmaksızın... Şayet çıkarlarsa, size bir günah yoktur} kavlidir. Yani iddet (dört ay on gün) olduğu gibidir, bu ona vaciptir.” Atâ dedi ki: İbn Abbâs şöyle dedi: “Bu ayet, kadının ailesi yanındaki iddetini neshetti. Artık o dilediği yerde iddet bekler. —Bu, Yüce Allah'ın: {çıkarılmaksızın...} kavli(nin hükmü)dür.—” Atâ dedi ki: “Dilerse ailesinin yanında iddet bekler ve vasiyetinde (hakkıyla) oturur; dilerse çıkar. Çünkü Allah: {Şayet çıkarlarsa, ... size bir günah yoktur} buyurmaktadır.” Atâ dedi ki: “Sonra miras (hükmü) geldi ve sükna (evde oturma hakkını) neshetti. Artık o dilediği yerde iddet bekler, onun için (zorunlu) sükna yoktur.”
5345. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَمْرِو بْنِ حَزْمٍ، حَدَّثَنِي حُمَيْدُ بْنُ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ ابْنَةِ أُمِّ سَلَمَةَ، عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ ابْنَةِ أَبِي سُفْيَانَ، لَمَّا جَاءَهَا نَعِيُّ أَبِيهَا دَعَتْ بِطِيبٍ، فَمَسَحَتْ ذِرَاعَيْهَا وَقَالَتْ مَا لِي بِالطِّيبِ مِنْ حَاجَةٍ. لَوْلاَ أَنِّي سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَحِلُّ لاِمْرَأَةٍ تُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ تُحِدُّ عَلَى مَيِّتٍ فَوْقَ ثَلاَثٍ، إِلاَّ عَلَى زَوْجٍ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا ".
Bize Muhammed bin Kesîr tahdis etti, [o] Süfyân'dan, [o] Abdullah bin Ebî Bekir bin Amr bin Hazm'den, [o] bana Humeyd bin Nâfi' tahdis etti, [o] Ümmü Seleme'nin kızı Zeyneb'den, [o] Ebû Süfyân'ın kızı Ümmü Habîbe'den [naklederek]; Babasının vefat haberi kendisine geldiği zaman [Ümmü Habîbe] koku istedi, kollarına sürdü ve şöyle dedi: “Benim kokuya hiç ihtiyacım yok. Ancak ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle derken işittim: Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, bir ölüye üç günden fazla yas tutması helal olmaz; ancak kocası için dört ay on gün müstesnadır.”
5346. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ، وَحُلْوَانِ الْكَاهِنِ، وَمَهْرِ الْبَغِيِّ.
Bize Ali bin Abdullah tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti, [o] Zührî'den, [o] Ebû Bekir bin Abdurrahman'dan, [o] Ebû Mes'ûd [radıyallahu anh]'den [naklederek]; o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem; köpek bedelinden, kâhinin ücretinden ve zina kazancından (mehir-i bağîden) nehyetti.
5347. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا عَوْنُ بْنُ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ لَعَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم الْوَاشِمَةَ، وَالْمُسْتَوْشِمَةَ، وَآكِلَ الرِّبَا وَمُوكِلَهُ، وَنَهَى عَنْ ثَمَنِ الْكَلْبِ، وَكَسْبِ الْبَغِيِّ، وَلَعَنَ الْمُصَوِّرِينَ.
Bize Âdem tahdis etti, [o] bize Şu'be tahdis etti, [o] bize Avn bin Ebî Cuhayfe tahdis etti, [o] babasından [naklederek]; o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem; dövme yapana, dövme yaptırana, faiz yiyene ve yedirene lanet etti. Köpek bedelinden ve fahişe kazancından nehyetti ve tasvir yapanlara lanet etti.
5348. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْجَعْدِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُحَادَةَ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، نَهَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنْ كَسْبِ الإِمَاءِ.
Bize Ali bin el-Ca'd tahdis etti, [o] bize Şu'be haber verdi, [o] Muhammed bin Cuhâde'den, [o] Ebû Hâzim'den, [o] Ebû Hureyre'den [naklederek]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem cariyelerin (fuhuş yoluyla elde ettikleri) kazancından nehyetti.
5349. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا إِسْمَاعِيلُ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عُمَرَ رَجُلٌ قَذَفَ امْرَأَتَهُ فَقَالَ فَرَّقَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ أَخَوَىْ بَنِي الْعَجْلاَنِ وَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ". فَأَبَيَا، فَقَالَ " اللَّهُ يَعْلَمُ أَنَّ أَحَدَكُمَا كَاذِبٌ، فَهَلْ مِنْكُمَا تَائِبٌ ". فَأَبَيَا، فَفَرَّقَ بَيْنَهُمَا. قَالَ أَيُّوبُ فَقَالَ لِي عَمْرُو بْنُ دِينَارٍ فِي الْحَدِيثِ شَىْءٌ لاَ أَرَاكَ تُحَدِّثُهُ قَالَ قَالَ الرَّجُلُ مَالِي. قَالَ " لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَادِقًا فَقَدْ دَخَلْتَ بِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَاذِبًا فَهْوَ أَبْعَدُ مِنْكَ ".
Bize Amr bin Zürâre tahdis etti, bize İsmail haber verdi, [o] Eyyûb'dan, [o] Saîd bin Cübeyr'den [naklederek]; o şöyle demiştir: İbn Ömer'e: “Bir adam karısına zina isnadında bulundu [ne olur?]” dedim. Şöyle dedi: Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem, Benî el-Aclân'dan iki kişiyi (eşleri) birbirinden ayırdı ve: “Allah biliyor ki sizden biri yalancıdır; tevbe edecek olanınız var mı?” buyurdu. İkisi de kaçındılar. [Nebi tekrar]: “Allah biliyor ki sizden biri yalancıdır; tevbe edecek olanınız var mı?” buyurdu. Yine kaçındılar. Bunun üzerine [Nebi] ikisini birbirinden ayırdı. Eyyûb dedi ki: Amr bin Dînâr bana dedi ki: “Hadiste bir şey var ki, senin onu anlattığını görmüyorum.” [Eyyûb, Amr'a İbn Ömer hadisinin devamını şöyle] anlattı: Adam: “Malım (verdiğim mehir) ne olacak?” dedi. [Nebi]: “Senin için mal yoktur. Eğer doğru söylüyorsan, onunla gerdeğe girmiş oldun. Eğer yalancı isen, o (mal) sana daha da uzaktır” buyurdu.
5350. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِلْمُتَلاَعِنَيْنِ " حِسَابُكُمَا عَلَى اللَّهِ، أَحَدُكُمَا كَاذِبٌ، لاَ سَبِيلَ لَكَ عَلَيْهَا ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَالِي. قَالَ " لاَ مَالَ لَكَ، إِنْ كُنْتَ صَدَقْتَ عَلَيْهَا، فَهْوَ بِمَا اسْتَحْلَلْتَ مِنْ فَرْجِهَا، وَإِنْ كُنْتَ كَذَبْتَ عَلَيْهَا، فَذَاكَ أَبْعَدُ وَأَبْعَدُ لَكَ مِنْهَا ".
Bize Kuteybe bin Saîd tahdis etti, [o] bize Süfyân tahdis etti, [o] Amr'dan, [o] Saîd bin Cübeyr'den, [o] İbn Ömer'den [naklederek]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, lanetleşen iki kişiye şöyle buyurdu: “Hesabınız Allah'a aittir. İkinizden biri mutlaka yalancıdır. [Ey koca!] Senin kadın üzerinde bir hakkın yoktur.” Adam: “Ey Allah'ın Resûlü! Malım (mehirim) ne olacak?” dedi. [Nebi] buyurdu ki: “Senin için mal yoktur. Eğer [zina isnadında] doğru söylüyorsan, o [mehir], onun ferini kendine helal kılmana karşılıktır. Eğer ona karşı yalan söylüyorsan, o mal sana bundan daha da uzaktır.”