6939. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ فُلاَنٍ، قَالَ تَنَازَعَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَحِبَّانُ بْنُ عَطِيَّةَ فَقَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ لِحِبَّانَ لَقَدْ عَلِمْتُ الَّذِي جَرَّأَ صَاحِبَكَ عَلَى الدِّمَاءِ يَعْنِي عَلِيًّا. قَالَ مَا هُوَ لاَ أَبَا لَكَ قَالَ شَىْءٌ سَمِعْتُهُ يَقُولُهُ. قَالَ مَا هُوَ قَالَ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالزُّبَيْرَ وَأَبَا مَرْثَدٍ وَكُلُّنَا فَارِسٌ قَالَ " انْطَلِقُوا حَتَّى تَأْتُوا رَوْضَةَ حَاجٍ ـ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ هَكَذَا قَالَ أَبُو عَوَانَةَ حَاجٍ ـ فَإِنَّ فِيهَا امْرَأَةً مَعَهَا صَحِيفَةٌ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى الْمُشْرِكِينَ فَأْتُونِي بِهَا ". فَانْطَلَقْنَا عَلَى أَفْرَاسِنَا حَتَّى أَدْرَكْنَاهَا حَيْثُ قَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَسِيرُ عَلَى بَعِيرٍ لَهَا، وَكَانَ كَتَبَ إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ بِمَسِيرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِمْ. فَقُلْنَا أَيْنَ الْكِتَابُ الَّذِي مَعَكِ قَالَتْ مَا مَعِي كِتَابٌ. فَأَنَخْنَا بِهَا بَعِيرَهَا، فَابْتَغَيْنَا فِي رَحْلِهَا فَمَا وَجَدْنَا شَيْئًا. فَقَالَ صَاحِبِي مَا نَرَى مَعَهَا كِتَابًا. قَالَ فَقُلْتُ لَقَدْ عَلِمْنَا مَا كَذَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ حَلَفَ عَلِيٌّ وَالَّذِي يُحْلَفُ بِهِ لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لأُجَرِّدَنَّكِ. فَأَهْوَتْ إِلَى حُجْزَتِهَا وَهْىَ مُحْتَجِزَةٌ بِكِسَاءٍ فَأَخْرَجَتِ الصَّحِيفَةَ، فَأَتَوْا بِهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ خَانَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ. دَعْنِي فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا حَاطِبُ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا صَنَعْتَ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَالِي أَنْ لاَ أَكُونَ مُؤْمِنًا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَلَكِنِّي أَرَدْتُ أَنْ يَكُونَ لِي عِنْدَ الْقَوْمِ يَدٌ، يُدْفَعُ بِهَا عَنْ أَهْلِي وَمَالِي، وَلَيْسَ مِنْ أَصْحَابِكَ أَحَدٌ إِلاَّ لَهُ هُنَالِكَ مِنْ قَوْمِهِ مَنْ يَدْفَعُ اللَّهُ بِهِ عَنْ أَهْلِهِ وَمَالِهِ. قَالَ " صَدَقَ، لاَ تَقُولُوا لَهُ إِلاَّ خَيْرًا ". قَالَ فَعَادَ عُمَرُ فَقَالَ يَا رَسُولُ اللَّهِ قَدْ خَانَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ، دَعْنِي فَلأَضْرِبَ عُنُقَهُ. قَالَ " أَوَلَيْسَ مِنْ أَهْلِ بَدْرٍ، وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ اطَّلَعَ عَلَيْهِمْ فَقَالَ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ أَوْجَبْتُ لَكُمُ الْجَنَّةَ ". فَاغْرَوْرَقَتْ عَيْنَاهُ فَقَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ.
Musa b. İsmail bize tahdis etti, Ebu Avane bize tahdis etti; Husayn’dan; falandan (naklederek). Dedi ki: Ebu Abdurrahman (es-Sülemî) ile Hibban b. Atiyye tartıştılar. Ebu Abdurrahman Hibban’a: “Arkadaşının —Ali’yi kastediyor— kan dökme konusunda cüretkar olmasının sebebini (şimdi) bildim” dedi. (Hibban): “Nedir o, babası olasıca?” dedi. “Ondan işittiğim bir şey” dedi. “Nedir o?” dedi. Dedi ki: (Ali şöyle) dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni, Zübeyr’i ve Ebu Mersed’i gönderdi. Hepimiz atlıydık. Buyurdu ki: “Gidin, Ravdatu Hâc’a varıncaya kadar ilerleyin. —Ebu Seleme dedi ki: Ebu Avane böyle ‘Hâc’ dedi.— Çünkü orada yanında Hatib b. Ebi Beltea’dan müşriklere (yazılmış) bir mektup olan bir kadın var. Onu bana getirin.” Atlarımız üzerinde yola çıktık ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bize söylediği yerde ona tutuştuk (yakaladık). Devesi üzerinde gidiyordu. (Hatib), Mekke ehline Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in onlara doğru yola çıktığını yazmıştı. Dedik ki: “Yanındaki mektup nerede?” Dedi ki: “Yanımda mektup yok.” Devesini çöktürdük ve eşyasını (yerdeki semerini/yükünü) aradık, fakat bir şey bulamadık. Arkadaşım: “Onun yanında bir mektup görmüyoruz” dedi. (Ali) dedi ki: Ben dedim ki: “Elbette biliyoruz ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yalan söylemedi.” Sonra Ali yemin etti: “Kendisine yemin edilene andolsun ki, ya mektubu çıkarırsın ya da seni soyarım.” Bunun üzerine (kadın) elbisesine sarınmış olduğu halde, bel bağından (uçkurundan) mektubu çıkardı. Onu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirdiler. Ömer dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! O, Allah’a, Resulüne ve müminlere ihanet etmiştir. Bırak beni boynunu vurayım.” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Hatib! Seni bu yaptğına sevk eden nedir?” buyurdu. Dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Allah’a ve Resulüne iman etmemiş (mümin) olmamam söz konusu değildir (ben müminim). Lakin ben kavmin yanında (Mekkeliler nezdinde) bir iyiliğim (minnetim) olsun istedim ki, onunla ailemi ve malımı savunsunlar (korusunlar). Senin ashabından hiç kimse yoktur ki, orada kavminden, ailesini ve malını savunan (koruyan) kimseler olmasın.” (Efendimiz): “Doğru söyledi. Onun hakkında hayırdan başka bir şey söylemeyin” buyurdu. Dedi ki: Ömer tekrar (söze) döndü ve: “Ey Allah’ın Resulü! O, Allah’a, Resulüne ve müminlere ihanet etmiştir. Bırak beni boynunu vurayım” dedi. (Efendimiz): “O Bedir ehlinden değil midir? Ne bilirsin, belki de Allah onlara (Bedir ehline) muttali olmuş (bakmış) ve: ‘Dilediğinizi yapın, ben size Cenneti vacip kıldım’ buyurmuştur” dedi. Bunun üzerine (Ömer’in) iki gözü yaşardı ve: “Allah ve Resulü en iyi bilendir” dedi.