6918. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ} شَقَّ ذَلِكَ عَلَى أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَالُوا أَيُّنَا لَمْ يَلْبِسْ إِيمَانَهُ بِظُلْمٍ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهُ لَيْسَ بِذَاكَ، أَلاَ تَسْمَعُونَ إِلَى قَوْلِ لُقْمَانَ {إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ}".
Kuteybe b. Said bize tahdis etti, Cerir bize tahdis etti; A'meş’ten; İbrahim’den; Alkame’den; Abdullah (b. Mesud) radıyallahu anh’tan [naklederek]. Dedi ki: Şu ayet indiği zaman: { İman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar... } (En'am, 82), bu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabına ağır geldi ve: “Hangimiz imanına zulüm karıştırmadı ki?” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “O (sandığınız gibi) değildir. Lokman’ın sözünü işitmiyor musunuz: { ...Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür. } (Lokman, 13)” buyurdu.
6919. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ، حَدَّثَنَا الْجُرَيْرِيُّ، وَحَدَّثَنِي قَيْسُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا سَعِيدٌ الْجُرَيْرِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِيهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَكْبَرُ الْكَبَائِرِ الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ، وَعُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ، وَشَهَادَةُ الزُّورِ، وَشَهَادَةُ الزُّورِ ـ ثَلاَثًا ـ أَوْ قَوْلُ الزُّورِ ". فَمَا زَالَ يُكَرِّرُهَا حَتَّى قُلْنَا لَيْتَهُ سَكَتَ.
Müsedded bize tahdis etti, Bişr b. el-Mufaddal bize tahdis etti, el-Cüreyrî bize tahdis etti; (tahvîl-i senedle) Kays b. Hafs da bana tahdis etti, İsmâil b. İbrahim bize tahdis etti, Saîd el-Cüreyrî bize haber verdi, Abdurrahman b. Ebî Bekre bize tahdis etti; [o da] babası radıyallahu anh'tan; şöyle dedi: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Büyük günahların en büyüğü: Allah'a şirk koşmak, anne-babaya asi olmak ve yalan şahitliktir; yalan şahitliktir!" —bunu üç defa söyledi— "yahut yalan sözdür." Bunu o kadar tekrarlamaya devam etti ki biz: "Keşke sussa" dedik.
6920. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شَيْبَانُ، عَنْ فِرَاسٍ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا الْكَبَائِرُ قَالَ " الإِشْرَاكُ بِاللَّهِ ". قَالَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ " ثُمَّ عُقُوقُ الْوَالِدَيْنِ ". قَالَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ " الْيَمِينُ الْغَمُوسُ ". قُلْتُ وَمَا الْيَمِينُ الْغَمُوسُ قَالَ " الَّذِي يَقْتَطِعُ مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا كَاذِبٌ ".
Muhammed b. Hüseyin b. İbrahim bana tahdis etti, Ubeydullah bize haber verdi, Şeyban bize haber verdi; Firâs’tan; Şa'bî’den; Abdullah b. Amr radıyallahu anhumâ’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir bedevi geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü! Büyük günahlar nelerdir?” dedi. (Efendimiz): “Allah’a şirk koşmaktır” buyurdu. “Sonra hangisidir?” dedi. “Sonra ana-babaya isyan etmektir” buyurdu. “Sonra hangisidir?” dedi. “Yemin-i gamûs'tur” buyurdu. (Ravi dedi ki): “Yemin-i gamûs nedir?” dedim. “Yalan olduğu halde, Müslüman bir kişinin malını (haksız yere) koparıp almak (için yapılan yemin)dir” buyurdu.
6921. Hadis
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، وَالأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنُؤَاخَذُ بِمَا عَمِلْنَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ قَالَ " مَنْ أَحْسَنَ فِي الإِسْلاَمِ لَمْ يُؤَاخَذْ بِمَا عَمِلَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ، وَمَنْ أَسَاءَ فِي الإِسْلاَمِ أُخِذَ بِالأَوَّلِ وَالآخِرِ ".
Hallad b. Yahya bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti; Mansur’dan ve A'meş’ten; Ebu Vail’den; İbn Mesud radıyallahu anh’tan [naklederek]. Dedi ki: Bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Cahiliye döneminde yaptıklarımızdan sorumlu tutulacak mıyız?” diye sordu. (Efendimiz): “Kim İslam’da iyi (muhsin) olursa (samimiyetle İslam’ı yaşarsa), cahiliyede yaptıklarından sorumlu tutulmaz. Kim de İslam’da kötülük ederse (İslam’a girip murted olursa veya nifak çıkarırsa), hem evvelkilerden (cahiliye yaptıklarından) hem de sonrakilerden (İslam’da yaptıklarından) sorumlu tutulur” buyurdu.
6922. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، مُحَمَّدُ بْنُ الْفَضْلِ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ عِكْرِمَةَ، قَالَ أُتِيَ عَلِيٌّ ـ رضى الله عنه ـ بِزَنَادِقَةٍ فَأَحْرَقَهُمْ فَبَلَغَ ذَلِكَ ابْنَ عَبَّاسٍ فَقَالَ لَوْ كُنْتُ أَنَا لَمْ أُحْرِقْهُمْ لِنَهْىِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَقَتَلْتُهُمْ لِقَوْلِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ بَدَّلَ دِينَهُ فَاقْتُلُوهُ ".
Ebu’n-Numan Muhammed b. el-Fadl bize tahdis etti, Hammad b. Zeyd bize tahdis etti; Eyyub’dan; İkrime’den [naklederek]. Dedi ki: Ali radıyallahu anh’a zındıklar getirildi. O da onları yaktı. Bu İbn Abbas’a ulaştı. O şöyle dedi: “Ben olsaydım onları yakmazdım. Çünkü Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in (bundan) nehyi vardır. (Ancak) onları elbette öldürürdüm. Çünkü Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Kim dinini değiştirirse onu öldürün’ buyurdu.”
6923. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ قُرَّةَ بْنِ خَالِدٍ، حَدَّثَنِي حُمَيْدُ بْنُ هِلاَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ أَقْبَلْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَمَعِي رَجُلاَنِ مِنَ الأَشْعَرِيِّينَ، أَحَدُهُمَا عَنْ يَمِينِي، وَالآخَرُ عَنْ يَسَارِي وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَاكُ فَكِلاَهُمَا سَأَلَ. فَقَالَ " يَا أَبَا مُوسَى ". أَوْ " يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ". قَالَ قُلْتُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا أَطْلَعَانِي عَلَى مَا فِي أَنْفُسِهِمَا، وَمَا شَعَرْتُ أَنَّهُمَا يَطْلُبَانِ الْعَمَلَ. فَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى سِوَاكِهِ تَحْتِ شَفَتِهِ قَلَصَتْ فَقَالَ " لَنْ ـ أَوْ ـ لاَ نَسْتَعْمِلُ عَلَى عَمَلِنَا مَنْ أَرَادَهُ، وَلَكِنِ اذْهَبْ أَنْتَ يَا أَبَا مُوسَى ـ أَوْ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ ـ إِلَى الْيَمَنِ ". ثُمَّ أَتْبَعَهُ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، فَلَمَّا قَدِمَ عَلَيْهِ أَلْقَى لَهُ وِسَادَةً قَالَ انْزِلْ، وَإِذَا رَجُلٌ عِنْدَهُ مُوثَقٌ. قَالَ مَا هَذَا قَالَ كَانَ يَهُودِيًّا فَأَسْلَمَ ثُمَّ تَهَوَّدَ. قَالَ اجْلِسْ. قَالَ لاَ أَجْلِسُ حَتَّى يُقْتَلَ. قَضَاءُ اللَّهِ وَرَسُولِهِ. ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، فَأَمَرَ بِهِ فَقُتِلَ، ثُمَّ تَذَاكَرْنَا قِيَامَ اللَّيْلِ، فَقَالَ أَحَدُهُمَا أَمَّا أَنَا فَأَقُومُ وَأَنَامُ، وَأَرْجُو فِي نَوْمَتِي مَا أَرْجُو فِي قَوْمَتِي.
Müsedded bize tahdis etti, Yahya bize tahdis etti; Kurre b. Halid’den. Humeyd b. Hilal bana tahdis etti, Ebu Bürde bize tahdis etti; Ebu Musa’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldim. Yanımda Eşarilerden iki adam vardı. Biri sağımda, diğeri solumdaydı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem misvak kullanıyordu. İkisi de (idarecilik) istediler. (Efendimiz): “Ey Ebu Musa!” —veya “Ey Abdullah b. Kays!”— buyurdu. Dedim ki: “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, içlerindekini bana açmadılar ve onların iş (görev) isteyeceklerini hissetmedim.” (Efendimiz) dudağının altındaki misvak (yukarı) çekilmiş (dudağı kıvrılmış) haldeyken ona bakıyor gibiyim. Şöyle buyurdu: “Biz işimize (görevimize), onu isteyen kimseyi asla tayin etmeyiz (veya etmeyeceğiz). Lakin sen git ey Ebu Musa —veya ey Abdullah b. Kays— Yemen'e!” Sonra Muaz b. Cebel’i onun peşinden gönderdi. (Muaz), onun (Ebu Musa'nın) yanına gelince, (Ebu Musa) ona bir yastık attı ve: “İn (otur)” dedi. O sırada yanında bağlanmış bir adam vardı. (Muaz): “Bu nedir?” dedi. (Ebu Musa): “Yahudi idi, Müslüman oldu, sonra tekrar Yahudi oldu (mürted)” dedi. (Muaz): “Otur” dedi. (Ebu Musa, Muaz'a): “(Hayır) o öldürülünceye kadar oturmam. (Bu) Allah ve Resulünün hükmüdür” dedi —üç defa (tekrarladı)—. Bunun üzerine (Ebu Musa) emretti ve o öldürüldü. Sonra gece kıyamını (namazını) müzakere ettik. Onlardan biri: “Bana gelince; ben (gecenin bir kısmında) kalkarım, (bir kısmında) uyurum. Ve uykumda da kalkışımda (ibadetimden) umduğum sevabı umarım” dedi.
6924. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ لَمَّا تُوُفِّيَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَاسْتُخْلِفَ أَبُو بَكْرٍ، وَكَفَرَ مَنْ كَفَرَ مِنَ الْعَرَبِ، قَالَ عُمَرُ يَا أَبَا بَكْرٍ، كَيْفَ تُقَاتِلُ النَّاسَ، وَقَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أُمِرْتُ أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَقُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. فَمَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. عَصَمَ مِنِّي مَالَهُ وَنَفْسَهُ، إِلاَّ بِحَقِّهِ، وَحِسَابُهُ عَلَى اللَّهِ ". قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَاللَّهِ لأُقَاتِلَنَّ مَنْ فَرَّقَ بَيْنَ الصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ، فَإِنَّ الزَّكَاةَ حَقُّ الْمَالِ، وَاللَّهِ لَوْ مَنَعُونِي عَنَاقًا كَانُوا يُؤَدُّونَهَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَقَاتَلْتُهُمْ عَلَى مَنْعِهَا. قَالَ عُمَرُ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ رَأَيْتُ أَنْ قَدْ شَرَحَ اللَّهُ صَدْرَ أَبِي بَكْرٍ لِلْقِتَالِ فَعَرَفْتُ أَنَّهُ الْحَقُّ.
Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti, Leys bize tahdis etti; Ukayl’den; İbn Şihab’dan; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe bana haber verdi. Ebu Hureyre dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem vefat edip Ebu Bekir halife seçilince ve Araplardan kafir olanlar (dinden dönüp) küfre girince, Ömer: “Ey Ebu Bekir! İnsanlarla nasıl savaşırsın? Halbuki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘İnsanlarla La ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum. Kim La ilahe illallah derse, malını ve canını benden —(İslam’ın) hakkı müstesna— korumuş olur. Hesabı ise Allah’a aittir’ buyurdu” dedi. Ebu Bekir: “Vallahi namazla zekatın arasını ayıranlarla mutlaka savaşacağım. Çünkü zekat malın hakkıdır. Vallahi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ödedikleri bir oğlağı (bile) bana vermeyecek olsalar, (onu) vermedikleri için onlarla savaşırım” dedi. Ömer dedi ki: “Vallahi bunun (başka bir şey değil), ancak Allah’ın, Ebu Bekir’in göğsünü savaş için açtığını gördüm ve bunun hak olduğunu anladım.”
6926. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ أَبُو الْحَسَنِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ زَيْدِ بْنِ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ مَرَّ يَهُودِيٌّ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ السَّامُ عَلَيْكَ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَعَلَيْكَ ". فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَتَدْرُونَ مَا يَقُولُ قَالَ السَّامُ عَلَيْكَ ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَلاَ نَقْتُلُهُ قَالَ " لاَ، إِذَا سَلَّمَ عَلَيْكُمْ أَهْلُ الْكِتَابِ فَقُولُوا وَعَلَيْكُمْ ".
Ebul-Hasen Muhammed b. Mukatil bize tahdis etti, Abdullah bize haber verdi, Şu'be bize haber verdi; Hişam b. Zeyd b. Enes b. Malik’ten. Dedi ki: Enes b. Malik’i şöyle söylerken işittim: Bir Yahudi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e uğradı ve: “es-Sâmü aleyke (Ölüm üzerine olsun)” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ve aleyke (senin de üzerine)” buyurdu. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ne dediğini biliyor musunuz? Ölüm üzerine olsun dedi” buyurdu. (Sahabeler): “Ey Allah’ın Resulü! Onu öldürmeyelim mi?” dediler. (Efendimiz): “Hayır. Kitap ehli size selam verirse, ‘Ve aleyküm’ deyin” buyurdu.
6927. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اسْتَأْذَنَ رَهْطٌ مِنَ الْيَهُودِ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا السَّامُ عَلَيْكَ. فَقُلْتُ بَلْ عَلَيْكُمُ السَّامُ وَاللَّعْنَةُ. فَقَالَ " يَا عَائِشَةُ إِنَّ اللَّهَ رَفِيقٌ يُحِبُّ الرِّفْقَ فِي الأَمْرِ كُلِّهِ ". قُلْتُ أَوَلَمْ تَسْمَعْ مَا قَالُوا قَالَ " قُلْتُ وَعَلَيْكُمْ ".
Ebu Nuaym bize tahdis etti; İbn Uyeyne’den; Zühri’den; Urve’den; Aişe radıyallahu anha’dan [naklederek]. Dedi ki: Yahudilerden bir grup (reht) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanına girmek için izin istedi ve: “es-Sâmü aleyke (Ölüm üzerine olsun)” dediler. Ben de: “Bilakis ölüm ve lanet sizin üzerinize olsun!” dedim. (Efendimiz): “Ey Aişe! Şüphesiz Allah Refîk’tir (yumuşak davranır). Her işte rıfkı (yumuşaklığı) sever” buyurdu. Dedim ki: “Ne dediklerini işitmedin mi?” Buyurdu ki: “Ben de ‘Ve aleyküm’ dedim.”
6928. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، وَمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْيَهُودَ إِذَا سَلَّمُوا عَلَى أَحَدِكُمْ إِنَّمَا يَقُولُونَ سَامٌ عَلَيْكَ. فَقُلْ عَلَيْكَ ".
Müsedded bize tahdis etti, Yahya b. Said bize tahdis etti; Süfyan ve Malik b. Enes’ten. (İkisi de) dediler ki: Abdullah b. Dinar bize tahdis etti. Dedi ki: İbn Ömer radıyallahu anhumâ’yı şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Yahudiler sizden birine selam verdiklerinde sadece ‘Sâmün aleyke (Ölüm üzerine olsun)’ derler. Sen de ‘Aleyke (senin üzerine)’ de.”
6929. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي شَقِيقٌ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَحْكِي نَبِيًّا مِنَ الأَنْبِيَاءِ ضَرَبَهُ قَوْمُهُ فَأَدْمَوْهُ، فَهْوَ يَمْسَحُ الدَّمَ عَنْ وَجْهِهِ وَيَقُولُ رَبِّ اغْفِرْ لِقَوْمِي، فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ.
Ömer b. Hafs bize tahdis etti, babam bize tahdis etti, A'meş bize tahdis etti. Dedi ki: Şakîk bana tahdis etti. Dedi ki: Abdullah (b. Mesud) şöyle dedi: Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bakıyor gibiyim; O, Nebilerden bir nebiyi hikaye ediyordu (anlatıyordu). Kavmi onu dövmüş ve kanatmıştı. O ise yüzünden kanı siliyor ve: “Rabbim! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar” diyordu.
6930. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنَا خَيْثَمَةُ، حَدَّثَنَا سُوَيْدُ بْنُ غَفَلَةَ، قَالَ عَلِيٌّ ـ رضى الله عنه ـ إِذَا حَدَّثْتُكُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَدِيثًا فَوَاللَّهِ، لأَنْ أَخِرَّ مِنَ السَّمَاءِ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ أَنْ أَكْذِبَ عَلَيْهِ، وَإِذَا حَدَّثْتُكُمْ فِيمَا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ فَإِنَّ الْحَرْبَ خَدْعَةٌ، وَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " سَيَخْرُجُ قَوْمٌ فِي آخِرِ الزَّمَانِ، حُدَّاثُ الأَسْنَانِ، سُفَهَاءُ الأَحْلاَمِ، يَقُولُونَ مِنْ خَيْرِ قَوْلِ الْبَرِيَّةِ، لاَ يُجَاوِزُ إِيمَانُهُمْ حَنَاجِرَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، فَأَيْنَمَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ، فَإِنَّ فِي قَتْلِهِمْ أَجْرًا لِمَنْ قَتَلَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ömer b. Hafs b. Gıyas bize tahdis etti, babam bize tahdis etti, A'meş bize tahdis etti, Hayseme bize tahdis etti, Süveyd b. Gafele bize tahdis etti. Dedi ki: Ali radıyallahu anh (şöyle) dedi: Size Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den bir hadis anlattığım zaman, vallahi gökten düşmem benim için O’na yalan söylemekten daha sevimlidir. Sizinle aramızdaki (işler) hakkında konuştuğumda ise (durum farklıdır); çünkü harp hiledir. Şüphesiz ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: “Ahir zamanda yaşları genç, akılları kıt (sefih) bir topluluk çıkacaktır. (Onlar) yaratılmışların en hayırlı sözünü söylerler. (Ancak) imanları gırtlaklarını geçmez. Okun avdan (delip) çıkması gibi dinden çıkarlar. Onlarla nerede karşılaşırsanız onları öldürün. Çünkü onları öldürmekte, öldüren kimse için Kıyamet günü ecir vardır.”
6931. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، قَالَ سَمِعْتُ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي مُحَمَّدُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَعَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، أَنَّهُمَا أَتَيَا أَبَا سَعِيدٍ الْخُدْرِيَّ فَسَأَلاَهُ عَنِ الْحَرُورِيَّةِ، أَسَمِعْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ لاَ أَدْرِي مَا الْحَرُورِيَّةُ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَخْرُجُ فِي هَذِهِ الأُمَّةِ ـ وَلَمْ يَقُلْ مِنْهَا ـ قَوْمٌ تَحْقِرُونَ صَلاَتَكُمْ مَعَ صَلاَتِهِمْ، يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ حُلُوقَهُمْ ـ أَوْ حَنَاجِرَهُمْ ـ يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ، فَيَنْظُرُ الرَّامِي إِلَى سَهْمِهِ إِلَى نَصْلِهِ إِلَى رِصَافِهِ، فَيَتَمَارَى فِي الْفُوقَةِ، هَلْ عَلِقَ بِهَا مِنَ الدَّمِ شَىْءٌ ".
Muhammed b. el-Müsenna bize tahdis etti, Abdulvehhab bize tahdis etti. Dedi ki: Yahya b. Said’i işittim. Dedi ki: Muhammed b. İbrahim bana haber verdi; Ebu Seleme ve Ata b. Yesâr’dan [naklederek]. İkisi Ebu Said el-Hudri’ye geldiler ve ona Harurîleri (Haricîleri) sordular: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den (onlar hakkında bir şey) işittin mi?” Dediler. O da dedi ki: “Haruriyye nedir bilmiyorum. (Ancak) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle derken işittim: Bu ümmetin içinde —‘ümmetten’ demedi— bir topluluk çıkacaktır. (Öyle ibadet ederler ki) onların namazlarının yanında kendi namazınızı küçük görürsünüz. Kur'an okurlar, (fakat) boğazlarını —veya gırtlaklarını— geçmez. Okun avdan (delip) çıkması gibi dinden çıkarlar. Atıcı okuna, demirine (temrenine), sargısına (risâf) bakar; (sonra) kiriş takılan (yukarı) kısmında (fûka) tereddüt eder; acaba orada kandan bir şey takılmış mıdır (diye)?”
6932. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ، أَنَّ أَبَاهُ، حَدَّثَهُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ ـ وَذَكَرَ الْحَرُورِيَّةَ ـ فَقَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ ".
Yahya b. Süleyman bize tahdis etti. İbn Vehb bana tahdis etti. Dedi ki: Ömer bana tahdis etti; babasından; Abdullah b. Ömer’den [naklederek]. O (Abdullah), Harurîleri zikretti ve dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Okun avdan (delip) çıkması gibi İslam’dan çıkarlar.”
6933. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقْسِمُ جَاءَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ ذِي الْخُوَيْصِرَةِ التَّمِيمِيُّ فَقَالَ اعْدِلْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. فَقَالَ " وَيْلَكَ مَنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ أَعْدِلْ ". قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ دَعْنِي أَضْرِبْ عُنُقَهُ. قَالَ " دَعْهُ فَإِنَّ لَهُ أَصْحَابًا يَحْقِرُ أَحَدُكُمْ صَلاَتَهُ مَعَ صَلاَتِهِ، وَصِيَامَهُ مَعَ صِيَامِهِ، يَمْرُقُونَ مِنَ الدِّينِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يُنْظَرُ فِي قُذَذِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، يُنْظَرُ فِي نَصْلِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ فِي رِصَافِهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، ثُمَّ يُنْظَرُ فِي نَضِيِّهِ فَلاَ يُوجَدُ فِيهِ شَىْءٌ، قَدْ سَبَقَ الْفَرْثَ وَالدَّمَ، آيَتُهُمْ رَجُلٌ إِحْدَى يَدَيْهِ ـ أَوْ قَالَ ثَدْيَيْهِ ـ مِثْلُ ثَدْىِ الْمَرْأَةِ ـ أَوْ قَالَ مِثْلُ الْبَضْعَةِ ـ تَدَرْدَرُ، يَخْرُجُونَ عَلَى حِينِ فُرْقَةٍ مِنَ النَّاسِ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ أَشْهَدُ سَمِعْتُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَشْهَدُ أَنَّ عَلِيًّا قَتَلَهُمْ وَأَنَا مَعَهُ، جِيءَ بِالرَّجُلِ عَلَى النَّعْتِ الَّذِي نَعَتَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم. قَالَ فَنَزَلَتْ فِيهِ {وَمِنْهُمْ مَنْ يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ}.
Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti, Hişam bize tahdis etti, Ma'mer bize haber verdi; Zühri’den; Ebu Seleme’den; Ebu Said’den [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem (ganimet) taksim ederken Abdullah b. Zilkıveysıra et-Temîmî geldi ve: “Adil ol ey Allah’ın Resulü!” dedi. (Efendimiz): “Yazıklar olsun sana! Eğer ben adil olmazsam kim adil olur?” buyurdu. Ömer b. el-Hattab: “Bırak beni onun boynunu vurayım” dedi. (Efendimiz) buyurdu ki: “Onu bırak. Çünkü onun öyle arkadaşları vardır ki, sizden biri kendi namazını onların namazının yanında, orucunu onların orucunun yanında küçük görür. Okun avdan (delip) çıkması gibi dinden çıkarlar. (Okun) tüylerine (kuzaz) bakılır, orada bir şey (kan izi) bulunmaz. Demirine (nasl) bakılır, orada bir şey bulunmaz. Sonra sargısına (risâf) bakılır, orada bir şey bulunmaz. Sonra çubuğuna (nadiyy) bakılır, orada bir şey bulunmaz. (Ok) işkembe (fers) ve kana (bulaşmadan onlardan) öne geçip gitmiştir (o kadar hızlı delip geçmiştir). Onların alameti; ellerinden —veya memelerinden— biri kadın memesi gibi —veya sallanan bir et parçası gibi— olan ve (haber verildikçe) hareket eden (titreyen) bir adamdır. İnsanların tefrikaya düştüğü bir zamanda ortaya çıkarlar.” Ebu Said dedi ki: “Ben (bunu) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den işittiğime şahitlik ederim. Ve yine şahitlik ederim ki, Ali onları öldürdü ve ben de onunla beraberdim. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in tarif ettiği vasıfta o adam getirildi.” (Ravi) dedi ki: { İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar vardır. } (Tevbe, 58) ayeti onun hakkında indi.
6934. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، حَدَّثَنَا يُسَيْرُ بْنُ عَمْرٍو، قَالَ قُلْتُ لِسَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ هَلْ سَمِعْتَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي الْخَوَارِجِ شَيْئًا قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ ـ وَأَهْوَى بِيَدِهِ قِبَلَ الْعِرَاقِ ـ " يَخْرُجُ مِنْهُ قَوْمٌ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ تَرَاقِيَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ ".
Musa b. İsmail bize tahdis etti, Abdulvahid bize tahdis etti, Şeybanî bize tahdis etti, Yuseyr b. Amr bize tahdis etti. Dedi ki: Sehl b. Huneyf’e sordum: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’i Hariciler hakkında bir şey söylerken işittin mi?” Dedi ki: O’nu şöyle derken işittim —ve eliyle Irak tarafını işaret etti—: “Oradan bir topluluk çıkacak. Kur'an okuyacaklar (fakat) köprücük kemiklerini (gırtlaklarını) geçmeyecek. Okun avdan (delip) çıkması gibi İslam’dan çıkacaklar.”
6935. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيٌّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَقْتَتِلَ فِئَتَانِ دَعْوَاهُمَا وَاحِدَةٌ ".
Ali bize tahdis etti, Süfyan bize tahdis etti, Ebu'z-Zinad bize tahdis etti; A'mec’ten; Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan [naklederek]. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Davaları (çağrıları/dinleri) bir olan iki (büyük İslam) grubu (birbiriyle) savaşmadıkça Kıyamet kopmaz.”
6936. Hadis
قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ الْمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، وَعَبْدَ الرَّحْمَنِ بْنَ عَبْدٍ الْقَارِيَّ، أَخْبَرَاهُ أَنَّهُمَا، سَمِعَا عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ فِي حَيَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَمَعْتُ لِقِرَاءَتِهِ، فَإِذَا هُوَ يَقْرَؤُهَا عَلَى حُرُوفٍ كَثِيرَةٍ لَمْ يُقْرِئْنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَذَلِكَ، فَكِدْتُ أُسَاوِرُهُ فِي الصَّلاَةِ فَانْتَظَرْتُهُ حَتَّى سَلَّمَ، ثُمَّ لَبَّبْتُهُ بِرِدَائِهِ أَوْ بِرِدَائِي فَقُلْتُ مَنْ أَقْرَأَكَ هَذِهِ السُّورَةَ قَالَ أَقْرَأَنِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ لَهُ كَذَبْتَ فَوَاللَّهِ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقْرَأَنِي هَذِهِ السُّورَةَ الَّتِي سَمِعْتُكَ تَقْرَؤُهَا. فَانْطَلَقْتُ أَقُودُهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ بِسُورَةِ الْفُرْقَانِ عَلَى حُرُوفٍ لَمْ تُقْرِئْنِيهَا، وَأَنْتَ أَقْرَأْتَنِي سُورَةَ الْفُرْقَانِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَرْسِلْهُ يَا عُمَرُ، اقْرَأْ يَا هِشَامُ ". فَقَرَأَ عَلَيْهِ الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ يَقْرَؤُهَا. قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَكَذَا أُنْزِلَتْ ". ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ يَا عُمَرُ ". فَقَرَأْتُ فَقَالَ " هَكَذَا أُنْزِلَتْ ". ثُمَّ قَالَ " إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ ".
Ebu Abdullah (Buhari) dedi ki: Leys dedi ki; Yunus bana tahdis etti; İbn Şihab’dan. Urve b. Zübeyr bana haber verdi ki, Misver b. Mahreme ve Abdurrahman b. Abdulkâri ona haber vermişler; ikisi Ömer b. el-Hattab’ı şöyle derken işitmişler: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in hayatında Hişam b. Hakim’i Furkan suresini okurken işittim. Okuyuşunu dinledim. Bir de baktım ki o, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bana okutmadığı (öğretmediği) pek çok harf (vecih) üzere okuyor. Namazda neredeyse üzerine atılacaktım. Selam verene kadar (sabredip) onu bekledim. Sonra ridasından —veya ridamdan— tutup yakasına yapıştım ve: “Bu sureyi sana kim okuttu?” dedim. “Onu bana Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem okuttu” dedi. Ona dedim ki: “Yalan söyledin! Vallahi senin okuduğunu duyduğum bu sureyi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana (farklı şekilde) okuttu.” Onu çekip Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e götürdüm. Dedim ki: “Ey Allah’ın Resulü! Ben bunu Furkan suresini, senin bana okutmadığın harfler (kıraat vecihleri) üzere okurken işittim. Halbuki Furkan suresini bana sen okuttun.” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onu bırak ey Ömer! Oku ey Hişam!” buyurdu. (Hişam) O’na, kendisinden okurken duyduğum kıraati okudu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Böyle indirildi” buyurdu. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Oku ey Ömer!” buyurdu. Ben de okudum. “Böyle indirildi” buyurdu. Sonra şöyle buyurdu: “Şüphesiz bu Kur'an yedi harf üzere indirilmiştir. Ondan kolayınıza geleni okuyun.”
6937. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، ح حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، رضى الله عنه قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ} شَقَّ ذَلِكَ عَلَى أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَقَالُوا أَيُّنَا لَمْ يَظْلِمْ نَفْسَهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ كَمَا تَظُنُّونَ. إِنَّمَا هُوَ كَمَا قَالَ لُقْمَانُ لاِبْنِهِ {يَا بُنَىَّ لاَ تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ}".
İshak b. İbrahim bize tahdis etti, Vekî bize haber verdi. H. Ve Yahya bize tahdis etti, Vekî bize tahdis etti; A'meş’ten; İbrahim’den; Alkame’den; Abdullah radıyallahu anh’tan [naklederek]. Dedi ki: Şu ayet indiği zaman: { İman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar... } (En'am, 82), bu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabına ağır geldi ve: “Hangimiz nefsine zulmetmeyiz ki (zulmetmedik ki)?” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sandığınız gibi değildir. O ancak Lokman’ın oğluna dediği gibidir: { Yavrum! Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür } (Lokman, 13)” buyurdu.
6938. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي مَحْمُودُ بْنُ الرَّبِيعِ، قَالَ سَمِعْتُ عِتْبَانَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ غَدَا عَلَىَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَجُلٌ أَيْنَ مَالِكُ بْنُ الدُّخْشُنِ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَّا ذَلِكَ مُنَافِقٌ لاَ يُحِبُّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ تَقُولُوهُ يَقُولُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ يَبْتَغِي. بِذَلِكَ وَجْهَ اللَّهِ ". قَالَ بَلَى. قَالَ " فَإِنَّهُ لاَ يُوَافَى عَبْدٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِهِ إِلاَّ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ النَّارَ ".
Abdan bize tahdis etti, Abdullah bize haber verdi, Ma'mer bize haber verdi; Zühri’den; Mahmud b. er-Rebî bana haber verdi. Dedi ki: İtban b. Malik’i şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sabahleyin bana geldi. Bir adam: “Malik b. ed-Duhşun nerededir?” dedi. Bizden bir adam: “O münafıktır, Allah ve Resulünü sevmez” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Öyle söyleme; görmüyor musun o, Allah’ın rızasını (vechini) isteyerek La ilahe illallah diyor?” buyurdu. (Adam): “Evet (öyledir)” dedi. (Efendimiz): “Kıyamet günü bir kul bununla (bu sözle Allah'ın huzuruna) gelirse, Allah mutlaka ona ateşi haram kılar” buyurdu.
6939. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ فُلاَنٍ، قَالَ تَنَازَعَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَحِبَّانُ بْنُ عَطِيَّةَ فَقَالَ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ لِحِبَّانَ لَقَدْ عَلِمْتُ الَّذِي جَرَّأَ صَاحِبَكَ عَلَى الدِّمَاءِ يَعْنِي عَلِيًّا. قَالَ مَا هُوَ لاَ أَبَا لَكَ قَالَ شَىْءٌ سَمِعْتُهُ يَقُولُهُ. قَالَ مَا هُوَ قَالَ بَعَثَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالزُّبَيْرَ وَأَبَا مَرْثَدٍ وَكُلُّنَا فَارِسٌ قَالَ " انْطَلِقُوا حَتَّى تَأْتُوا رَوْضَةَ حَاجٍ ـ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ هَكَذَا قَالَ أَبُو عَوَانَةَ حَاجٍ ـ فَإِنَّ فِيهَا امْرَأَةً مَعَهَا صَحِيفَةٌ مِنْ حَاطِبِ بْنِ أَبِي بَلْتَعَةَ إِلَى الْمُشْرِكِينَ فَأْتُونِي بِهَا ". فَانْطَلَقْنَا عَلَى أَفْرَاسِنَا حَتَّى أَدْرَكْنَاهَا حَيْثُ قَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَسِيرُ عَلَى بَعِيرٍ لَهَا، وَكَانَ كَتَبَ إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ بِمَسِيرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَيْهِمْ. فَقُلْنَا أَيْنَ الْكِتَابُ الَّذِي مَعَكِ قَالَتْ مَا مَعِي كِتَابٌ. فَأَنَخْنَا بِهَا بَعِيرَهَا، فَابْتَغَيْنَا فِي رَحْلِهَا فَمَا وَجَدْنَا شَيْئًا. فَقَالَ صَاحِبِي مَا نَرَى مَعَهَا كِتَابًا. قَالَ فَقُلْتُ لَقَدْ عَلِمْنَا مَا كَذَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ حَلَفَ عَلِيٌّ وَالَّذِي يُحْلَفُ بِهِ لَتُخْرِجِنَّ الْكِتَابَ أَوْ لأُجَرِّدَنَّكِ. فَأَهْوَتْ إِلَى حُجْزَتِهَا وَهْىَ مُحْتَجِزَةٌ بِكِسَاءٍ فَأَخْرَجَتِ الصَّحِيفَةَ، فَأَتَوْا بِهَا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عُمَرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَدْ خَانَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ. دَعْنِي فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا حَاطِبُ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا صَنَعْتَ ". قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَالِي أَنْ لاَ أَكُونَ مُؤْمِنًا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَلَكِنِّي أَرَدْتُ أَنْ يَكُونَ لِي عِنْدَ الْقَوْمِ يَدٌ، يُدْفَعُ بِهَا عَنْ أَهْلِي وَمَالِي، وَلَيْسَ مِنْ أَصْحَابِكَ أَحَدٌ إِلاَّ لَهُ هُنَالِكَ مِنْ قَوْمِهِ مَنْ يَدْفَعُ اللَّهُ بِهِ عَنْ أَهْلِهِ وَمَالِهِ. قَالَ " صَدَقَ، لاَ تَقُولُوا لَهُ إِلاَّ خَيْرًا ". قَالَ فَعَادَ عُمَرُ فَقَالَ يَا رَسُولُ اللَّهِ قَدْ خَانَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالْمُؤْمِنِينَ، دَعْنِي فَلأَضْرِبَ عُنُقَهُ. قَالَ " أَوَلَيْسَ مِنْ أَهْلِ بَدْرٍ، وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ اللَّهَ اطَّلَعَ عَلَيْهِمْ فَقَالَ اعْمَلُوا مَا شِئْتُمْ فَقَدْ أَوْجَبْتُ لَكُمُ الْجَنَّةَ ". فَاغْرَوْرَقَتْ عَيْنَاهُ فَقَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ.
Musa b. İsmail bize tahdis etti, Ebu Avane bize tahdis etti; Husayn’dan; falandan (naklederek). Dedi ki: Ebu Abdurrahman (es-Sülemî) ile Hibban b. Atiyye tartıştılar. Ebu Abdurrahman Hibban’a: “Arkadaşının —Ali’yi kastediyor— kan dökme konusunda cüretkar olmasının sebebini (şimdi) bildim” dedi. (Hibban): “Nedir o, babası olasıca?” dedi. “Ondan işittiğim bir şey” dedi. “Nedir o?” dedi. Dedi ki: (Ali şöyle) dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni, Zübeyr’i ve Ebu Mersed’i gönderdi. Hepimiz atlıydık. Buyurdu ki: “Gidin, Ravdatu Hâc’a varıncaya kadar ilerleyin. —Ebu Seleme dedi ki: Ebu Avane böyle ‘Hâc’ dedi.— Çünkü orada yanında Hatib b. Ebi Beltea’dan müşriklere (yazılmış) bir mektup olan bir kadın var. Onu bana getirin.” Atlarımız üzerinde yola çıktık ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in bize söylediği yerde ona tutuştuk (yakaladık). Devesi üzerinde gidiyordu. (Hatib), Mekke ehline Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in onlara doğru yola çıktığını yazmıştı. Dedik ki: “Yanındaki mektup nerede?” Dedi ki: “Yanımda mektup yok.” Devesini çöktürdük ve eşyasını (yerdeki semerini/yükünü) aradık, fakat bir şey bulamadık. Arkadaşım: “Onun yanında bir mektup görmüyoruz” dedi. (Ali) dedi ki: Ben dedim ki: “Elbette biliyoruz ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yalan söylemedi.” Sonra Ali yemin etti: “Kendisine yemin edilene andolsun ki, ya mektubu çıkarırsın ya da seni soyarım.” Bunun üzerine (kadın) elbisesine sarınmış olduğu halde, bel bağından (uçkurundan) mektubu çıkardı. Onu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirdiler. Ömer dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! O, Allah’a, Resulüne ve müminlere ihanet etmiştir. Bırak beni boynunu vurayım.” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Hatib! Seni bu yaptğına sevk eden nedir?” buyurdu. Dedi ki: “Ey Allah’ın Resulü! Allah’a ve Resulüne iman etmemiş (mümin) olmamam söz konusu değildir (ben müminim). Lakin ben kavmin yanında (Mekkeliler nezdinde) bir iyiliğim (minnetim) olsun istedim ki, onunla ailemi ve malımı savunsunlar (korusunlar). Senin ashabından hiç kimse yoktur ki, orada kavminden, ailesini ve malını savunan (koruyan) kimseler olmasın.” (Efendimiz): “Doğru söyledi. Onun hakkında hayırdan başka bir şey söylemeyin” buyurdu. Dedi ki: Ömer tekrar (söze) döndü ve: “Ey Allah’ın Resulü! O, Allah’a, Resulüne ve müminlere ihanet etmiştir. Bırak beni boynunu vurayım” dedi. (Efendimiz): “O Bedir ehlinden değil midir? Ne bilirsin, belki de Allah onlara (Bedir ehline) muttali olmuş (bakmış) ve: ‘Dilediğinizi yapın, ben size Cenneti vacip kıldım’ buyurmuştur” dedi. Bunun üzerine (Ömer’in) iki gözü yaşardı ve: “Allah ve Resulü en iyi bilendir” dedi.