Tevhid Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

7410. Hadis

حَدَّثَنِي مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ يَجْمَعُ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا‏.‏ فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ يَا آدَمُ أَمَا تَرَى النَّاسَ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُلِّ شَىْءٍ، شَفِّعْ لَنَا إِلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا‏.‏ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكَ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا نُوحًا، فَإِنَّهُ أَوَّلُ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ‏.‏ فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ خَلِيلَ الرَّحْمَنِ‏.‏ فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطَايَاهُ الَّتِي أَصَابَهَا ـ وَلَكِنِ ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا أَتَاهُ اللَّهُ التَّوْرَاةَ وَكَلَّمَهُ تَكْلِيمًا ـ فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ وَكَلِمَتَهُ وَرُوحَهُ‏.‏ فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ‏.‏ فَيَأْتُونِي فَأَنْطَلِقُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ لَهُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ لِي ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ‏.‏ فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا رَبِّي ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، قُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَأَقُولُ يَا رَبِّ مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ وَوَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ ‏"‏‏.‏ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ شَعِيرَةً، ثُمَّ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ بُرَّةً، ثُمَّ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ‏.‏ وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مَا يَزِنُ مِنَ الْخَيْرِ ذَرَّةً ‏"‏‏.‏

Muaz b. Fadale bize tahdis etti. Hişam bize tahdis etti. Katade'den; [o] Enes'ten [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, Kıyamet günü müminleri toplar. Onlar şöyle derler: ‘Bizi şu bulunduğumuz yerden (bu sıkıntıdan) kurtarması için Rabbimiz katında birini şefaatçi kılsak!’ Bunun üzerine Adem’e gelirler ve: ‘Ey Adem! İnsanların halini görüyorsun! Allah seni eliyle (biyedihi) yarattı, meleklerini sana secde ettirdi ve sana her şeyin ismini öğretti. Bizi şu bulunduğumuz yerden kurtarması için Rabbimiz katında bize şefaat et,’ derler. [Adem] onlara: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve işlediği hatasını onlara zikreder. ‘Lakin siz Nuh’a gidin; çünkü o, Allah’ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk resuldür,’ der. Nuh’a giderler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve işlediği hatasını zikreder. ‘Lakin siz İbrahim’e, Halilurrahman’a gidin,’ der. İbrahim’e giderler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve işlediği hatalarını zikreder. ‘Lakin siz Musa’ya gidin; o, Allah’ın kendisine Tevrat verdiği ve kendisiyle (teklim ederek) konuştuğu bir kuldur,’ der. Musa’ya giderler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve işlediği hatasını zikreder. ‘Lakin siz İsa’ya gidin; o, Allah’ın kulu, Resulü, Kelimesi ve Ruhu’dur,’ der. İsa’ya giderler. O da: ‘Ben o makamda değilim. Lakin siz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidin; o, gelmiş ve geçmiş günahları bağışlanmış bir kuldur,’ der. Nihayet bana gelirler. Ben de gider, Rabbimin huzuruna çıkmak için izin isterim; bana izin verilir. Rabbimi gördüğüm zaman O’na secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (secdede) bırakır. Sonra: ‘Kalk ey Muhammed! Söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben de Rabbimin bana öğrettiği hamdler ile O’na hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır konulur (bir miktar insanı kurtarmama izin verilir); ben de onları Cennete sokarım. Sonra dönerim. Rabbimi gördüğüm zaman [yine] secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (secdede) bırakır. Sonra: ‘Kalk ey Muhammed! Söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben de Rabbimin bana öğrettiği hamdler ile O’na hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır konulur; ben de onları Cennete sokarım. Sonra dönerim. Rabbimi gördüğüm zaman [yine] secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (secdede) bırakır. Sonra: ‘Kalk ey Muhammed! Söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben de Rabbimin bana öğrettiği hamdler ile O’na hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır konulur; ben de onları Cennete sokarım. Sonra dönerim ve: ‘Ya Rabbi! Cehennemde, Kur’an’ın hapsettiği ve ebedi kalması vacip olanlardan başka kimse kalmadı,’ derim.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [devamla] buyurdu ki: “Kim ‘La ilahe illallah’ demişse ve kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca hayır varsa, Cehennemden çıkar. Sonra kim ‘La ilahe illallah’ demişse ve kalbinde bir buğday tanesi ağırlığınca hayır varsa, Cehennemden çıkar. Sonra kim ‘La ilahe illallah’ demişse ve kalbinde zerre ağırlığınca hayır varsa, Cehennemden çıkar.”