7371. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ إِسْحَاقَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ صَيْفِيٍّ، عَنْ أَبِي مَعْبَدٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، رضى الله عنهما أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ مُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ.
Ebu Asım bize tahdis etti. Zekeriya b. İshak bize tahdis etti. Yahya b. Abdullah b. Sayfi'den; [o da] Ebu Ma'bed'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Muaz’ı Yemen’e gönderdi.
7372. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ أُمَيَّةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ صَيْفِيٍّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا مَعْبَدٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ لَمَّا بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم مُعَاذًا نَحْوَ الْيَمَنِ قَالَ لَهُ " إِنَّكَ تَقْدَمُ عَلَى قَوْمٍ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ فَلْيَكُنْ أَوَّلَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَى أَنْ يُوَحِّدُوا اللَّهَ تَعَالَى فَإِذَا عَرَفُوا ذَلِكَ فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللَّهَ فَرَضَ عَلَيْهِمْ خَمْسَ صَلَوَاتٍ فِي يَوْمِهِمْ وَلَيْلَتِهِمْ، فَإِذَا صَلُّوا فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّ اللَّهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ زَكَاةً فِي أَمْوَالِهِمْ تُؤْخَذُ مِنْ غَنِيِّهِمْ فَتُرَدُّ عَلَى فَقِيرِهِمْ، فَإِذَا أَقَرُّوا بِذَلِكَ فَخُذْ مِنْهُمْ وَتَوَقَّ كَرَائِمَ أَمْوَالِ النَّاسِ ".
Abdullah b. Ebi'l-Esved bana tahdis etti. Fadl b. el-Ala bize tahdis etti. İsmail b. Ümeyye bize tahdis etti. Yahya b. Abdullah b. Muhammed b. Sayfi'den [naklen]. O, İbn Abbas’ın azatlısı Ebu Ma’bed’i şöyle derken işitmiştir: Ben İbn Abbas’ı şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Muaz’ı Yemen’e gönderdiği zaman ona dedi ki: “Sen Ehli Kitap olan bir topluluğun yanına gidiyorsun. Onları ilk davet edeceğin şey, Allah Teala’yı birlemeleri (tevhid etmeleri) olsun. Şayet bunu kabul ederlerse; onlara, Allah’ın kendilerine gece ve gündüzlerinde beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Eğer namazı kılarlarsa; onlara, Allah’ın mallarında kendilerine zekatı farz kıldığını haber ver. [Bu zekat] zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir. Eğer bunu da kabul ederlerse, onlardan [zekatı] al. Fakat insanların mallarının en gözde olanlarını almaktan sakın!”
7373. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي حَصِينٍ، وَالأَشْعَثِ بْنِ سُلَيْمٍ، سَمِعَا الأَسْوَدَ بْنَ هِلاَلٍ، عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا مُعَاذُ أَتَدْرِي مَا حَقُّ اللَّهِ عَلَى الْعِبَادِ ". قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلاَ يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، أَتَدْرِي مَا حَقُّهُمْ عَلَيْهِ ". قَالَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " أَنْ لاَ يُعَذِّبَهُمْ ".
Muhammed b. Beşşar bize tahdis etti. Gunder bize tahdis etti. Şu'be bize tahdis etti. Ebu Hasin ve Eş'as b. Süleym'den [naklen]. İkisi de Esved b. Hilal'i işitmişlerdir. Muaz b. Cebel'den [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” buyurdu. [Muaz]: “Allah ve Resulü en iyi bilendir,” dedi. [Resulullah]: “O’na ibadet etmeleri ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Peki, [bunu yaparlarsa] onların O’nun üzerindeki hakkı nedir biliyor musun?” buyurdu. [Muaz]: “Allah ve Resulü en iyi bilendir,” dedi. [Resulullah]: “Onlara azap etmemesidir,” buyurdu.
7374. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي صَعْصَعَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، سَمِعَ رَجُلاً، يَقْرَأُ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} يُرَدِّدُهَا، فَلَمَّا أَصْبَحَ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ لَهُ ذَلِكَ، وَكَأَنَّ الرَّجُلَ يَتَقَالُّهَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَتَعْدِلُ ثُلُثَ الْقُرْآنِ ". زَادَ إِسْمَاعِيلُ بْنُ جَعْفَرٍ عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، أَخْبَرَنِي أَخِي، قَتَادَةُ بْنُ النُّعْمَانِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
İsmail bize tahdis etti. Malik bana tahdis etti. Abdurrahman b. Abdullah b. Abdurrahman b. Ebi Sa'sa'a'dan; [o da] babasından; [o da] Ebu Said el-Hudri'den [nakletti] ki: Bir adam, başka bir adamı { قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ } [suresini] okurken işitti; onu [sürekli] tekrar ediyordu. Sabah olunca Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve O’na bunu anlattı. Sanki adam o sureyi azımsıyordu. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Nefsim elinde olan [Allah]’a yemin ederim ki, o [sure] Kur’an’ın üçte birine denktir.” İsmail b. Cafer, Malik’ten; [o] Abdurrahman’dan; [o] babasından; [o] Ebu Said’den [senediyle şu ifadeyi] ziyade etti: [Ebu Said dedi ki]: Kardeşim Katade b. en-Numan bana Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [böyle] haber verdi.
7375. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا عَمْرٌو، عَنِ ابْنِ أَبِي هِلاَلٍ، أَنَّ أَبَا الرِّجَالِ، مُحَمَّدَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ حَدَّثَهُ عَنْ أُمِّهِ، عَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَكَانَتْ فِي حَجْرِ عَائِشَةَ زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم عَنْ عَائِشَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ رَجُلاً عَلَى سَرِيَّةٍ، وَكَانَ يَقْرَأُ لأَصْحَابِهِ فِي صَلاَتِهِ فَيَخْتِمُ بِ ـ {قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ} فَلَمَّا رَجَعُوا ذَكَرُوا ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " سَلُوهُ لأَىِّ شَىْءٍ يَصْنَعُ ذَلِكَ ". فَسَأَلُوهُ فَقَالَ لأَنَّهَا صِفَةُ الرَّحْمَنِ، وَأَنَا أُحِبُّ أَنْ أَقْرَأَ بِهَا. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَخْبِرُوهُ أَنَّ اللَّهَ يُحِبُّهُ ".
Ahmed b. Salih bize tahdis etti. İbn Vehb bize tahdis etti. Amr bize tahdis etti. İbn Ebi Hilal'den [naklen]. Ebu'r-Rical Muhammed b. Abdurrahman ona tahdis etti. Annesi Amre bint Abdurrahman'dan [naklen]. —O, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Aişe'nin himayesindeydi.— Aişe'den [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir adamı bir seriyyenin başına gönderdi. O adam, ashabına namaz kıldırırken okuyor ve [okuyuşunu her defasında] { قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ } ile bitiriyordu. Döndükleri zaman, bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e zikrettiler. [Resulullah]: “Ona sorun; bunu ne sebeple yapıyor?” buyurdu. Ona sordular, o da şöyle dedi: “Çünkü o, Rahman’ın sıfatıdır. Ve ben onu okumayı seviyorum.” Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ona haber verin ki, Allah da onu seviyor,” buyurdu.
7376. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، وَأَبِي، ظَبْيَانَ عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَرْحَمُ اللَّهُ مَنْ لاَ يَرْحَمُ النَّاسَ ".
Muhammed bize tahdis etti. Ebu Muaviye bize haber verdi. A'meş'ten; [o da] Zeyd b. Vehb ve Ebu Zabyan'dan; [onlar da] Cerir b. Abdullah'tan [naklettiler]. O dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”
7377. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو النُّعْمَانِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ النَّهْدِيِّ، عَنْ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ رَسُولُ إِحْدَى بَنَاتِهِ يَدْعُوهُ إِلَى ابْنِهَا فِي الْمَوْتِ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ارْجِعْ فَأَخْبِرْهَا أَنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ، وَلَهُ مَا أَعْطَى، وَكُلُّ شَىْءٍ عِنْدَهُ بِأَجَلٍ مُسَمًّى، فَمُرْهَا فَلْتَصْبِرْ وَلْتَحْتَسِبْ ". فَأَعَادَتِ الرَّسُولَ أَنَّهَا أَقْسَمَتْ لَتَأْتِيَنَّهَا، فَقَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَامَ مَعَهُ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، فَدُفِعَ الصَّبِيُّ إِلَيْهِ وَنَفْسُهُ تَقَعْقَعُ كَأَنَّهَا فِي شَنٍّ فَفَاضَتْ عَيْنَاهُ فَقَالَ لَهُ سَعْدٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " هَذِهِ رَحْمَةٌ جَعَلَهَا اللَّهُ فِي قُلُوبِ عِبَادِهِ، وَإِنَّمَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ الرُّحَمَاءَ ".
Ebu'n-Numan bize tahdis etti. Hammad b. Zeyd bize tahdis etti. Asım el-Ahvel'den; [o da] Ebu Osman en-Nehdi'den; [o da] Usame b. Zeyd'den [nakletti]. O dedi ki: Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındayken, kızlarından birinin elçisi O’na geldi; O’nu, ölmek üzere olan oğluna çağırıyordu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Dön ve ona haber ver ki: Aldığı da Allah’ındır, verdiği de O’nundur. Ve O’nun katında her şey belli bir ecel iledir. Ona emret; sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin,” buyurdu. Fakat kızı elçiyi tekrar gönderdi ve O’nun mutlaka gelmesi için yemin etti. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kalktı; O’nunla birlikte Sa'd b. Ubade ve Muaz b. Cebel de kalktı. Çocuk O’na verildi. Çocuğun nefesi, eski bir kırba içindeymiş gibi hırıltılı çıkıyordu. (Peygamberin) gözleri yaşardı. Sa'd O’na: “Ey Allah’ın Resulü! [Bu nedir]?” dedi. Buyurdu ki: “Bu, Allah’ın kullarının kalbine koyduğu bir rahmettir. Allah, kullarından ancak merhametli olanlara merhamet eder.”
7378. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " مَا أَحَدٌ أَصْبَرُ عَلَى أَذًى سَمِعَهُ مِنَ اللَّهِ، يَدَّعُونَ لَهُ الْوَلَدَ، ثُمَّ يُعَافِيهِمْ وَيَرْزُقُهُمْ ".
Abdan bize tahdis etti. Ebu Hamza'dan; [o da] A'meş'ten; [o da] Said b. Cübeyr'den; [o da] Ebu Abdurrahman es-Sülemi'den; [o da] Ebu Musa el-Eş'ari'den [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İşittiği eziyete karşı Allah’tan daha sabırlı olan kimse yoktur. (Müşrikler) O’na çocuk isnat ederler; sonra (buna rağmen) O, onlara afiyet verir ve onları rızıklandırır.”
7379. Hadis
حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَفَاتِيحُ الْغَيْبِ خَمْسٌ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ اللَّهُ، لاَ يَعْلَمُ مَا تَغِيضُ الأَرْحَامُ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَا فِي غَدٍ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَتَى يَأْتِي الْمَطَرُ أَحَدٌ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ تَدْرِي نَفْسٌ بِأَىِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِلاَّ اللَّهُ، وَلاَ يَعْلَمُ مَتَى تَقُومُ السَّاعَةُ إِلاَّ اللَّهُ ".
Halid b. Mahled bize tahdis etti. Süleyman b. Bilal bize tahdis etti. Abdullah b. Dinar bana tahdis etti. İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [naklen]. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Gaybın anahtarları beştir; onları Allah’tan başkası bilmez: Rahimlerin neyi eksilttiğini Allah’tan başkası bilmez. Yarın ne olacağını Allah’tan başkası bilmez. Yağmurun ne zaman geleceğini Allah’tan başka kimse bilmez. Hiçbir nefis hangi yerde öleceğini bilmez; ancak Allah [bilir]. Ve Kıyametin ne zaman kopacağını Allah’tan başkası bilmez.”
7380. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ مَنْ حَدَّثَكَ أَنَّ مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم رَأَى رَبَّهُ فَقَدْ كَذَبَ وَهْوَ يَقُولُ {لاَ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ} وَمَنْ حَدَّثَكَ أَنَّهُ يَعْلَمُ الْغَيْبَ فَقَدْ كَذَبَ، وَهْوَ يَقُولُ لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلاَّ اللَّهُ.
Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti. Süfyan bize tahdis etti. İsmail'den; [o da] Şa'bi'den; [o da] Mesruk'tan; [o da] Aişe radıyallahu anha'dan [nakletti]. O dedi ki: “Kim sana Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in Rabbini gördüğünü söylerse, muhakkak yalan söylemiştir. Oysa O (Allah) şöyle buyuruyor: { لاَ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ } ‘Gözler O’nu idrak edemez.’ Ve kim sana O’nun (Peygamberin) gaybı bildiğini söylerse, muhakkak yalan söylemiştir. Oysa O (Allah) şöyle buyuruyor: ‘Gaybı Allah’tan başkası bilmez.’”
7381. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا مُغِيرَةُ، حَدَّثَنَا شَقِيقُ بْنُ سَلَمَةَ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كُنَّا نُصَلِّي خَلْفَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَنَقُولُ السَّلاَمُ عَلَى اللَّهِ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّلاَمُ وَلَكِنْ قُولُوا التَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَوَاتُ وَالطَّيِّبَاتُ، السَّلاَمُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِيُّ وَرَحْمَةُ اللَّهِ وَبَرَكَاتُهُ، السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللَّهِ الصَّالِحِينَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ".
Ahmed b. Yunus bize tahdis etti. Züheyr bize tahdis etti. Muğire bize tahdis etti. Şakik b. Seleme bize tahdis etti [ve] dedi ki: Abdullah şöyle dedi: “Biz Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in arkasında namaz kılıyor ve: ‘Allah’a selam olsun,’ diyorduk. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz Allah, Selam’ın ta kendisidir. Lakin şöyle deyin: Tahiyyat, salavat ve tayyibat Allah’a aittir. Ey Nebi! Selam, Allah’ın rahmeti ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah’ın salih kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur; yine şahitlik ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Resulüdür.’”
7382. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَقْبِضُ اللَّهُ الأَرْضَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَيَطْوِي السَّمَاءَ بِيَمِينِهِ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَيْنَ مُلُوكُ الأَرْضِ ". وَقَالَ شُعَيْبٌ وَالزُّبَيْدِيُّ وَابْنُ مُسَافِرٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ يَحْيَى عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ أَبِي سَلَمَةَ.
Ahmed b. Salih bize tahdis etti. İbn Vehb bize tahdis etti. Yunus bana haber verdi. İbn Şihab'dan [naklen]. Said'den; [o da] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Allah, Kıyamet günü yeri kabzeder ve göğü sağ eliyle dürer. Sonra şöyle buyurur: ‘Melik Benim! Nerede yeryüzünün melikleri?’” Ve Şuayb, Zübeydi, İbn Müsafir ve İshak b. Yahya; Zühri'den; [o da] Ebu Seleme'den [diye rivayet etmişlerdir].
7383. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو مَعْمَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْمُعَلِّمُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ " أَعُوذُ بِعِزَّتِكَ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ، الَّذِي لاَ يَمُوتُ وَالْجِنُّ وَالإِنْسُ يَمُوتُونَ ".
Ebu Ma'mer bize tahdis etti. Abdulvaris bize tahdis etti. Hüseyin el-Muallim bize tahdis etti. Abdullah b. Büreyde bana tahdis etti. Yahya b. Ya'mer'den; [o da] İbn Abbas'tan [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle derdi: “Senden başka ilah olmayan İzzetine sığınırım. Ki Sen ölmezsin; cinler ve insanlar ise ölürler.”
7384. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي الأَسْوَدِ، حَدَّثَنَا حَرَمِيٌّ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُلْقَى فِي النَّارِ ". وَقَالَ لِي خَلِيفَةُ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ حَدَّثَنَا سَعِيدٌ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ. وَعَنْ مُعْتَمِرٍ سَمِعْتُ أَبِي عَنْ قَتَادَةَ عَنْ أَنَسٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَزَالُ يُلْقَى فِيهَا وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ. حَتَّى يَضَعَ فِيهَا رَبُّ الْعَالَمِينَ قَدَمَهُ فَيَنْزَوِي بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ، ثُمَّ تَقُولُ قَدْ قَدْ بِعِزَّتِكَ وَكَرَمِكَ. وَلاَ تَزَالُ الْجَنَّةُ تَفْضُلُ حَتَّى يُنْشِئَ اللَّهُ لَهَا خَلْقًا فَيُسْكِنَهُمْ فَضْلَ الْجَنَّةِ ".
İbn Ebi'l-Esved bize tahdis etti. Haremi bize tahdis etti. Şu'be bize tahdis etti. Katade'den; [o da] Enes'ten; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Cehenneme [insanlar] atılır...” Ve Halife bana dedi ki: Yezid b. Zürey' bize tahdis etti. Said bize tahdis etti. Katade'den; [o da] Enes'ten [nakletti]. Ve Mu'temir'den [naklen]: Babamdan işittim; o Katade'den; o Enes'ten; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “[Cehenneme] sürekli atılır; o ise: ‘Daha var mı?’ der. Nihayet Alemlerin Rabbi ayağını (kademini) onun içine koyar. O zaman Cehennemin bir kısmı diğer kısmına dürülür (toplanır). Sonra: ‘İzzetine ve keremine yemin olsun ki, yetti yetti!’ der. Cennette ise [yer] artmaya (boşluk kalmaya) devam eder. Nihayet Allah onun için bir halk yaratır ve onları Cennetin fazlasına (boş kalan yerine) yerleştirir.”
7385. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو مِنَ اللَّيْلِ " اللَّهُمَّ لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، قَوْلُكَ الْحَقُّ، وَوَعْدُكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ حَقٌّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ أَنَبْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَإِلَيْكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَأَسْرَرْتُ وَأَعْلَنْتُ، أَنْتَ إِلَهِي لاَ إِلَهَ لِي غَيْرُكَ ". حَدَّثَنَا ثَابِتُ بْنُ مُحَمَّدٍ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بِهَذَا وَقَالَ أَنْتَ الْحَقُّ وَقَوْلُكَ الْحَقُّ.
Kabisa bize tahdis etti. Süfyan bize tahdis etti. İbn Cüreyc'den; [o] Süleyman'dan; [o] Tavus'tan; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin şöyle dua ederdi: “Allahım! Hamd Sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin Rabbisin. Hamd Sana mahsustur. Sen göklerin, yerin ve bunlarda bulunanların Kayyumusun (yöneticisisin). Hamd Sana mahsustur. Sen göklerin ve yerin Nurusun. Sözün haktır, vaadin haktır, Sana kavuşmak haktır, Cennet haktır, Cehennem haktır, Kıyamet haktır. Allahım! Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim, Sana yöneldim, Senin [yardımın] ile [düşmanla] mücadele ettim ve [aramızdaki ihtilaflarda] Senin hükmüne başvurdum. Benim geçmiş ve gelecek, gizli ve açık [günahlarımı] bağışla. Sen benim İlahımsın, Senden başka ilahım yoktur.” Sabit b. Muhammed bize tahdis etti. Süfyan bize bunu tahdis etti ve [şöyle] dedi: “[Duada]: ‘Sen Hakk’sın ve sözün haktır,’ [ifadesi vardı].”
7386. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ كُنَّا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي سَفَرٍ فَكُنَّا إِذَا عَلَوْنَا كَبَّرْنَا فَقَالَ " ارْبَعُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ، فَإِنَّكُمْ لاَ تَدْعُونَ أَصَمَّ وَلاَ غَائِبًا، تَدْعُونَ سَمِيعًا بَصِيرًا قَرِيبًا ". ثُمَّ أَتَى عَلَىَّ وَأَنَا أَقُولُ فِي نَفْسِي لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ. فَقَالَ لِي " يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ قَيْسٍ قُلْ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ. فَإِنَّهَا كَنْزٌ مِنْ كُنُوزِ الْجَنَّةِ ". أَوْ قَالَ أَلاَ أَدُلُّكَ بِهِ.
Süleyman b. Harb bize tahdis etti. Hammad b. Zeyd bize tahdis etti. Eyyub'dan; [o] Ebu Osman'dan; [o da] Ebu Musa'dan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir seferdeydik. Yüksek bir yere çıktığımızda tekbir getiriyorduk. [Resulullah] şöyle buyurdu: “Kendinize acıyın (sesinizi yükseltip kendinizi zorlamayın). Zira siz sağır olan ve gaip olan (burada bulunmayan) birine dua etmiyorsunuz; siz işiten, gören ve yakın olan [Allah]’a dua ediyorsunuz.” Sonra [Resulullah] yanıma geldi; ben içimden: “La havle ve la kuvvete illa billah (Güç ve kuvvet ancak Allah iledir),” diyordum. Bana: “Ey Abdullah b. Kays! ‘La havle ve la kuvvete illa billah’ de. Çünkü o, Cennet hazinelerinden bir hazinedir,” buyurdu. —Veya: “Sana onu göstereyim mi?” dedi.—
7387. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنِي ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، عَنْ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي الْخَيْرِ، سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَمْرٍو، أَنَّ أَبَا بَكْرٍ الصِّدِّيقَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَا رَسُولَ اللَّهِ عَلِّمْنِي دُعَاءً أَدْعُو بِهِ فِي صَلاَتِي. قَالَ " قُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْمًا كَثِيرًا، وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ، فَاغْفِرْ لِي مِنْ عِنْدِكَ مَغْفِرَةً، إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ ".
Yahya b. Süleyman bize tahdis etti. İbn Vehb bana tahdis etti. Amr bana haber verdi. Yezid'den; [o] Ebu'l-Hayr'dan [naklen]. O, Abdullah b. Amr'ı şöyle işitmiştir: Ebu Bekir es-Sıddık radıyallahu anh Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “Ey Allah’ın Resulü! Bana namazımda yapacağım bir dua öğret,” dedi. [Resulullah] buyurdu ki: “Şöyle de: Allahım! Şüphesiz ben nefsime çok zulmettim. Günahları ancak Sen bağışlarsın. Beni kendi katından bir mağfiretle bağışla. Şüphesiz Sen, Gafur’sun (çok bağışlayansın), Rahim’sin (çok merhamet edensin).”
7389. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي عُرْوَةُ، أَنَّ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ حَدَّثَتْهُ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ جِبْرِيلَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ نَادَانِي قَالَ إِنَّ اللَّهَ قَدْ سَمِعَ قَوْلَ قَوْمِكَ وَمَا رَدُّوا عَلَيْكَ ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. İbn Vehb bize haber verdi. Yunus bana haber verdi. İbn Şihab'dan [naklen]. Urve bana tahdis etti. Aişe radıyallahu anha ona tahdis edip dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cebrail aleyhisselam bana seslendi ve şöyle dedi: ‘Muhakkak ki Allah, kavminin sana söylediğini ve sana verdikleri cevabı işitti.’”
7390. Hadis
حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مَعْنُ بْنُ عِيسَى، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الْمَوَالِي، قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ الْمُنْكَدِرِ، يُحَدِّثُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الْحَسَنِ يَقُولُ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ السَّلَمِيُّ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعَلِّمُ أَصْحَابَهُ الاِسْتِخَارَةَ فِي الأُمُورِ كُلِّهَا، كَمَا يُعَلِّمُ السُّورَةَ مِنَ الْقُرْآنِ يَقُولُ " إِذَا هَمَّ أَحَدُكُمْ بِالأَمْرِ فَلْيَرْكَعْ رَكْعَتَيْنِ مِنْ غَيْرِ الْفَرِيضَةِ ثُمَّ لِيَقُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ، وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ، وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ، وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ، اللَّهُمَّ فَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ هَذَا الأَمْرَ ـ ثُمَّ تُسَمِّيهِ بِعَيْنِهِ ـ خَيْرًا لِي فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ ـ قَالَ أَوْ فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي ـ فَاقْدُرْهُ لِي، وَيَسِّرْهُ لِي، ثُمَّ بَارِكْ لِي فِيهِ، اللَّهُمَّ وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّهُ شَرٌّ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي ـ أَوْ قَالَ فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ ـ فَاصْرِفْنِي عَنْهُ، وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ، ثُمَّ رَضِّنِي بِهِ ".
İbrahim b. Münzir bana tahdis etti. Ma'n b. İsa bize tahdis etti. Abdurrahman b. Ebi'l-Mevali bana tahdis etti [ve] dedi ki: Muhammed b. el-Münkedir'i Abdullah b. el-Hasan'a [şöyle] tahdis ederken işittim: Cabir b. Abdullah es-Sülemi bana haber verdi [ve] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ashabına, Kur’an’dan bir sure öğretir gibi bütün işlerde istihare yapmayı öğretirdi. [Ve] şöyle buyururdu: “Sizden biri bir iş yapmaya niyetlendiği zaman, farzın dışında iki rekat namaz kılsın ve sonra şöyle desin: Allahım! İlmine güvenerek Senden hayırlısını istiyorum, kudretine dayanarak Senden güç istiyorum ve Senin büyük lütfûndan [hayır] diliyorum. Çünkü Senin her şeye gücün yeter, benim yetmez; Sen her şeyi bilirsin, ben bilmem. Sen gaybları en iyi bilensin (Allamu’l-Guyub). Allahım! Eğer bu işin —sonra o işi ismen zikredersin— benim için dinim, yaşantım ve işimin sonu hakkında —veya şöyle dedi: dünya ve ahiretim hakkında— hayırlı olduğunu biliyorsan, onu bana takdir et ve bana kolaylaştır. Sonra onu benim için bereketli kıl. Allahım! Eğer bu işin benim için dinim, yaşantım ve işimin sonu hakkında —veya şöyle dedi: dünya ve ahiretim hakkında— şerli olduğunu biliyorsan, beni ondan, onu da benden uzaklaştır. Ve hayır nerede ise bana onu takdir et, sonra beni ona razı kıl.”
7391. Hadis
حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنِ ابْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أَكْثَرُ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَحْلِفُ " لاَ وَمُقَلِّبِ الْقُلُوبِ ".
Said b. Süleyman bana tahdis etti. İbnü'l-Mübarek'ten; [o] Musa b. Ukbe'den; [o] Salim'den; [o da] Abdullah'tan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem en çok şöyle yemin ederdi: “Hayır! Kalpleri çevirene (Mukallibu'l-Kulub) yemin olsun ki...”
7392. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ لِلَّهِ تِسْعَةً وَتِسْعِينَ اسْمًا مِائَةً إِلاَّ وَاحِدًا، مَنْ أَحْصَاهَا دَخَلَ الْجَنَّةَ ". {أَحْصَيْنَاهُ} حَفِظْنَاهُ.
Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. Şuayb bize haber verdi. Ebu'z-Zinad bize tahdis etti. A'rec'den; [o da] Ebu Hureyre'den [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın doksan dokuz —yüzden bir eksik— ismi vardır. Kim bunları sayarsa (ihsa) Cennete girer.” { أَحْصَيْنَاهُ } [Kavlinin manası]: “Biz onu hıfzettik (saydık, koruduk),” [demektir].
7393. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا جَاءَ أَحَدُكُمْ فِرَاشَهُ فَلْيَنْفُضْهُ بِصَنِفَةِ ثَوْبِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ، وَلْيَقُلْ بِاسْمِكَ رَبِّ وَضَعْتُ جَنْبِي وَبِكَ أَرْفَعُهُ، إِنْ أَمْسَكْتَ نَفْسِي فَاغْفِرْ لَهَا، وَإِنْ أَرْسَلْتَهَا فَاحْفَظْهَا بِمَا تَحْفَظُ بِهِ عِبَادَكَ الصَّالِحِينَ ". تَابَعَهُ يَحْيَى وَبِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَزَادَ زُهَيْرٌ وَأَبُو ضَمْرَةَ وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ زَكَرِيَّاءَ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. وَرَوَاهُ ابْنُ عَجْلاَنَ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Abdulaziz b. Abdullah bize tahdis etti. Malik bana tahdis etti. Said b. Ebi Said el-Makburi'den; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Sizden biri yatağına geldiği zaman, elbisesinin ucuyla onu üç defa çırpsın ve şöyle desin: Bismike Rabbi (Rabbim senin isminle) yanımı [yatağa] koydum ve seninle kaldırırım. Eğer nefsimi tutarsan (canımı alırsan) onu bağışla. Eğer onu salıverirsen (yaşatırsan), salih kullarını koruduğun şeyle onu da koru.” Yahya ve Bişr b. el-Mufaddal; Ubeydullah'tan; [o] Said'den; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [rivayetle] ona (Malik'e) tabi oldular. Züheyr, Ebu Damre ve İsmail b. Zekeriya; Ubeydullah'tan; [o] Said'den; [o] babasından; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [senediyle] ziyade ettiler. Bunu İbn Aclan; Said'den; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [diye] rivayet etti.
7394. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ، عَنْ رِبْعِيٍّ، عَنْ حُذَيْفَةَ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَوَى إِلَى فِرَاشِهِ قَالَ " اللَّهُمَّ بِاسْمِكَ أَحْيَا وَأَمُوتُ ". وَإِذَا أَصْبَحَ قَالَ " الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ ".
Müslim bize tahdis etti. Şu'be bize tahdis etti. Abdulmelik'ten; [o] Rib'i'den; [o da] Huzeyfe'den [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yatağına girdiği zaman: “Allahım! Senin isminle yaşar ve ölürüm,” derdi. Sabah olunca da: “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Dönüş (nüşur) ancak O’nadır,” derdi.
7395. Hadis
حَدَّثَنَا سَعْدُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ رِبْعِيِّ بْنِ حِرَاشٍ، عَنْ خَرَشَةَ بْنِ الْحُرِّ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَخَذَ مَضْجَعَهُ مِنَ اللَّيْلِ قَالَ " بِاسْمِكَ نَمُوتُ وَنَحْيَا، فَإِذَا اسْتَيْقَظَ قَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَحْيَانَا بَعْدَ مَا أَمَاتَنَا وَإِلَيْهِ النُّشُورُ ".
Sa'd b. Hafs bize tahdis etti. Şeyban bize tahdis etti. Mansur'dan; [o] Rib'i b. Hiraş'tan; [o] Haraşe b. el-Hurr'dan; [o da] Ebu Zer'den [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin yatağına girdiği zaman: “Bismike (Senin isminle) ölür ve diriliriz,” derdi. Uyandığı zaman ise: “Bizi öldürdükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Dönüş (nüşur) ancak O’nadır,” derdi.
7396. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَأْتِيَ أَهْلَهُ فَقَالَ بِاسْمِ اللَّهِ، اللَّهُمَّ جَنِّبْنَا الشَّيْطَانَ، وَجَنِّبِ الشَّيْطَانَ مَا رَزَقْتَنَا. فَإِنَّهُ إِنْ يُقَدَّرْ بَيْنَهُمَا وَلَدٌ فِي ذَلِكَ لَمْ يَضُرُّهُ شَيْطَانٌ أَبَدًا ".
Kuteybe b. Said bize tahdis etti. Cerir bize tahdis etti. Mansur'dan; [o] Salim'den; [o] Küreyb'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. O dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Eğer sizden biri, eşine yaklaşmak istediği zaman: ‘Bismillah (Allah’ın adıyla). Allahım! Bizi şeytandan uzaklaştır, şeytanı da bize rızık olarak verdiğin [çocuktan] uzaklaştır,’ derse; şayet aralarında bu ilişkiden dolayı bir çocuk takdir edilirse, şeytan ona asla zarar veremez.”
7397. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا فُضَيْلٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ هَمَّامٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ أُرْسِلُ كِلاَبِي الْمُعَلَّمَةَ. قَالَ " إِذَا أَرْسَلْتَ كِلاَبَكَ الْمُعَلَّمَةَ وَذَكَرْتَ اسْمَ اللَّهِ فَأَمْسَكْنَ فَكُلْ، وَإِذَا رَمَيْتَ بِالْمِعْرَاضِ فَخَزَقَ فَكُلْ ".
Abdullah b. Mesleme bize tahdis etti. Fudayl bize tahdis etti. Mansur'dan; [o] İbrahim'den; [o] Hemmam'dan; [o da] Adiy b. Hatim'den [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e sordum: “Eğitilmiş köpeklerimi salıyorum,” dedim. O da: “Eğitilmiş köpeklerini saldığın ve [salarken] Allah’ın ismini andığın zaman, [şayet avı senin için] tutarlarsa ye. Eğer [avı] mirad (uçları sivri olmayan ok) ile vurursan ve o da [avı] delerse [yine] ye,” buyurdu.
7398. Hadis
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو خَالِدٍ الأَحْمَرُ، قَالَ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ عُرْوَةَ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ هُنَا أَقْوَامًا حَدِيثًا عَهْدُهُمْ بِشِرْكٍ، يَأْتُونَا بِلُحْمَانٍ لاَ نَدْرِي يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا أَمْ لاَ. قَالَ " اذْكُرُوا أَنْتُمُ اسْمَ اللَّهِ وَكُلُوا ". تَابَعَهُ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ وَالدَّرَاوَرْدِيُّ وَأُسَامَةُ بْنُ حَفْصٍ.
Yusuf b. Musa bize tahdis etti. Ebu Halid el-Ahmer bize tahdis etti. [O] dedi ki: Hişam b. Urve'yi; babasından; [o] Aişe'den tahdis ederken işittim. [Aişe] dedi ki: [Sahabiler] dediler ki: “Ey Allah’ın Resulü! Burada şirki (küfrü) yeni terk etmiş bazı kavimler var. Bize et getiriyorlar; [keserken] üzerine Allah’ın ismini zikredip zikretmediklerini bilmiyoruz.” [Resulullah]: “Siz Allah’ın ismini zikredin ve yiyin,” buyurdu. Muhammed b. Abdurrahman, Deraverdi ve Usame b. Hafs; ona (Ebu Halid'e) tabi oldular.
7399. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ ضَحَّى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِكَبْشَيْنِ، يُسَمِّي وَيُكَبِّرُ.
Hafs b. Ömer bize tahdis etti. Hişam bize tahdis etti. Katade'den; [o] Enes'ten [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem iki koç kurban etti; [keserken] besmele çekiyor ve tekbir getiriyordu.
7400. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ جُنْدَبٍ، أَنَّهُ شَهِدَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ النَّحْرِ صَلَّى ثُمَّ خَطَبَ فَقَالَ " مَنْ ذَبَحَ قَبْلَ أَنْ يُصَلِّيَ فَلْيَذْبَحْ مَكَانَهَا أُخْرَى، وَمَنْ لَمْ يَذْبَحْ فَلْيَذْبَحْ بِاسْمِ اللَّهِ ".
Hafs b. Ömer bize tahdis etti. Şu'be bize tahdis etti. Esved b. Kays'tan; [o] Cündeb'den [nakletti] ki: O, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e kurban günü şahit oldu. [Nebi] namaz kıldı, sonra hutbe verdi ve şöyle buyurdu: “Kim namaz kılmadan önce kestiyse, onun yerine bir başkasını kessin. Kim de kesmediyse, Allah’ın ismini anarak (Bismillah diyerek) kessin.”
7401. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا وَرْقَاءُ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَحْلِفُوا بِآبَائِكُمْ، وَمَنْ كَانَ حَالِفًا فَلْيَحْلِفْ بِاللَّهِ ".
Ebu Nuaym bize tahdis etti. Verka bize tahdis etti. Abdullah b. Dinar'dan; [o] İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Babalarınız üzerine yemin etmeyin. Kim yemin edecekse Allah üzerine yemin etsin.”
7402. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو بْنُ أَبِي سُفْيَانَ بْنِ أَسِيدِ بْنِ جَارِيَةَ الثَّقَفِيُّ ـ حَلِيفٌ لِبَنِي زُهْرَةَ وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَشْرَةً مِنْهُمْ خُبَيْبٌ الأَنْصَارِيُّ، فَأَخْبَرَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عِيَاضٍ أَنَّ ابْنَةَ الْحَارِثِ أَخْبَرَتْهُ أَنَّهُمْ حِينَ اجْتَمَعُوا اسْتَعَارَ مِنْهَا مُوسَى يَسْتَحِدُّ بِهَا، فَلَمَّا خَرَجُوا مِنَ الْحَرَمِ لِيَقْتُلُوهُ قَالَ خُبَيْبٌ الأَنْصَارِيُّ وَلَسْتُ أُبَالِي حِينَ أُقْتَلُ مُسْلِمًا ** عَلَى أَيِّ شِقٍّ كَانَ لِلَّهِ مَصْرَعِي وَذَلِكَ فِي ذَاتِ الإِلَهِ وَإِنْ يَشَأْ ** يُبَارِكْ عَلَى أَوْصَالِ شِلْوٍ مُمَزَّعِ فَقَتَلَهُ ابْنُ الْحَارِثِ فَأَخْبَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم أَصْحَابَهُ خَبَرَهُمْ يَوْمَ أُصِيبُوا.
Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. Şuayb bize haber verdi. Zühri'den [naklen]. Amr b. Ebi Süfyan b. Esid b. Cariye es-Sekafi —Beni Zühre'nin müttefiki ve Ebu Hureyre'nin ashabındandı— bana haber verdi ki; Ebu Hureyre şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, içlerinde Hubeyb el-Ensari’nin de bulunduğu on kişi gönderdi. Ubeydullah b. İyad bana haber verdi ki; Haris’in kızı kendisine şöyle haber vermiştir: Onlar (müşrikler Hubeyb’i öldürmek için) toplandıkları zaman, [Hubeyb] etek tıraşı olmak için ondan (Haris’in kızından) bir ustura ödünç istedi. Onu öldürmek için Harem bölgesinden çıkardıklarında, Hubeyb el-Ensari şöyle dedi: “Müslüman olarak öldürüldükten sonra hiç umurumda değil; Yanımın (bedenimin) hangi tarafı üzere Allah için yere serildiğim. Bu (ölümüm) Allah’ın Zat’ı (rızası) uğrundadır; eğer O dilerse, Parçalanmış cesedin uzuvlarına bereket verir.” Sonra Haris’in oğlu onu öldürdü. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, öldürüldükleri gün onların haberini ashabına bildirdi.
7403. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا مِنْ أَحَدٍ أَغْيَرُ مِنَ اللَّهِ، مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ حَرَّمَ الْفَوَاحِشَ، وَمَا أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَيْهِ الْمَدْحُ مِنَ اللَّهِ ".
Ömer b. Hafs b. Giyas bize tahdis etti. Babam bize tahdis etti. A'meş bize tahdis etti. Şakik'ten; [o] Abdullah'tan; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Allah’tan daha kıskanç (gayretli) kimse yoktur; bundan dolayı fuhşiyatı (çirkin işleri) haram kılmıştır. Ve övgünün kendisine Allah kadar sevimli geldiği başka kimse yoktur.”
7404. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَمَّا خَلَقَ اللَّهُ الْخَلْقَ كَتَبَ فِي كِتَابِهِ ـ هُوَ يَكْتُبُ عَلَى نَفْسِهِ، وَهْوَ وَضْعٌ عِنْدَهُ عَلَى الْعَرْشِ ـ إِنَّ رَحْمَتِي تَغْلِبُ غَضَبِي ".
Abdan bize tahdis etti. Ebu Hamza'dan; [o] A'meş'ten; [o] Ebu Salih'ten; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Allah mahlukatı yarattığında Kitabına şöyle yazdı —ki o (Kitap) kendi nefsine (Zatına) karşı yazdığı bir yazıdır ve Arş’ın üzerinde, O’nun yanındadır—: Muhakkak ki rahmetim gazabıma galip gelir.”
7405. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، سَمِعْتُ أَبَا صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي، وَأَنَا مَعَهُ إِذَا ذَكَرَنِي، فَإِنْ ذَكَرَنِي فِي نَفْسِهِ ذَكَرْتُهُ فِي نَفْسِي، وَإِنْ ذَكَرَنِي فِي مَلأٍ ذَكَرْتُهُ فِي مَلأٍ خَيْرٍ مِنْهُمْ، وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَىَّ بِشِبْرٍ تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا، وَإِنْ تَقَرَّبَ إِلَىَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ بَاعًا، وَإِنْ أَتَانِي يَمْشِي أَتَيْتُهُ هَرْوَلَةً ".
Ömer b. Hafs bize tahdis etti. Babam bize tahdis etti. A'meş bize tahdis etti. Ebu Salih'i; Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [naklederken] işittim. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teala buyurur ki: Ben kulumun zannı üzereyim (beni nasıl bilirse öyle muamele ederim). O beni zikrettiği zaman ben onunla beraberim. Eğer beni kendi nefsinde (içinden) zikrederse, ben de onu kendi nefsimde (Zatımda) zikrederim. Eğer beni bir topluluk içinde zikrederse, ben de onu onlardan daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim. Eğer bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Eğer bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. Eğer o bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak (hervele) giderim.”
7406. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَمَّا نَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ {قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ} قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". فَقَالَ {أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ} فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " أَعُوذُ بِوَجْهِكَ ". قَالَ {أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا} فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " هَذَا أَيْسَرُ ".
Kuteybe b. Said bize tahdis etti. Hammad bize tahdis etti. Amr'dan; [o] Cabir b. Abdullah'tan [nakletti]. O dedi ki: Bu ayet indiği zaman: { قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ } “De ki: O'nun, üzerinizden size bir azap göndermeye gücü yeter...”; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Senin Vechine (Zatına) sığınırım,” buyurdu. Sonra [ayet]: { أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ } “...veya ayaklarınızın altından [bir azap göndermeye]...” [diye devam edince], Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Senin Vechine sığınırım,” buyurdu. Sonra [ayet]: { أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا } “...yahut sizi fırkalara ayırıp [birbirinize düşürmeye]...” [diye devam edince], Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bu daha kolaydır,” buyurdu.
7407. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ ذُكِرَ الدَّجَّالُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ لاَ يَخْفَى عَلَيْكُمْ، إِنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِأَعْوَرَ ـ وَأَشَارَ بِيَدِهِ إِلَى عَيْنِهِ ـ وَإِنَّ الْمَسِيحَ الدَّجَّالَ أَعْوَرُ الْعَيْنِ الْيُمْنَى كَأَنَّ عَيْنَهُ عِنَبَةٌ طَافِيَةٌ ".
Musa b. İsmail bize tahdis etti. Cüveyriye bize tahdis etti. Nafi'den; [o] Abdullah'tan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında Deccal zikredildi. Bunun üzerine [Resulullah] şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah size gizli değildir. Şüphesiz Allah tek gözlü (a'ver) değildir. —Eliyle gözüne işaret etti.— Mesih Deccal ise sağ gözü kör olandır; onun gözü sanki salkımdan dışarı fırlamış (tâfiye) bir üzüm tanesi gibidir.”
7408. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَخْبَرَنَا قَتَادَةُ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسًا ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا بَعَثَ اللَّهُ مِنْ نَبِيٍّ إِلاَّ أَنْذَرَ قَوْمَهُ الأَعْوَرَ الْكَذَّابَ، إِنَّهُ أَعْوَرُ، وَإِنَّ رَبَّكُمْ لَيْسَ بِأَعْوَرَ، مَكْتُوبٌ بَيْنَ عَيْنَيْهِ كَافِرٌ ".
Hafs b. Ömer bize tahdis etti. Şu'be bize tahdis etti. Katade bize haber verdi. [O] dedi ki: Enes radıyallahu anh'ı işittim. [O da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Allah hiçbir nebi göndermemiştir ki, kavmini o tek gözlü yalancıya (Deccal’e) karşı uyarmış olmasın. Dikkat edin! O tek gözlüdür (a'ver); Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Onun iki gözünün arasında ‘Kafir’ yazılıdır.”
7409. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا مُوسَى ـ هُوَ ابْنُ عُقْبَةَ ـ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ ابْنِ مُحَيْرِيزٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، فِي غَزْوَةِ بَنِي الْمُصْطَلِقِ أَنَّهُمْ أَصَابُوا سَبَايَا فَأَرَادُوا أَنْ يَسْتَمْتِعُوا بِهِنَّ وَلاَ يَحْمِلْنَ فَسَأَلُوا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْعَزْلِ فَقَالَ " مَا عَلَيْكُمْ أَنْ لاَ تَفْعَلُوا، فَإِنَّ اللَّهَ قَدْ كَتَبَ مَنْ هُوَ خَالِقٌ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ". وَقَالَ مُجَاهِدٌ عَنْ قَزَعَةَ سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ فَقَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَتْ نَفْسٌ مَخْلُوقَةٌ إِلاَّ اللَّهُ خَالِقُهَا ".
İshak bize tahdis etti. Affan bize tahdis etti. Vuheyb bize tahdis etti. Musa —ki o İbn Ukbe'dir— bize tahdis etti. Muhammed b. Yahya b. Habban bana tahdis etti. İbn Muhayriz'den; [o] Ebu Said el-Hudri'den [nakletti] ki: Beni Mustalik gazvesinde esirler ele geçirdiler. Onlardan (cariyelerden) faydalanmak istediler ama gebe kalmalarını istemediler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e azil hakkında sordular. [Resulullah] şöyle buyurdu: “Bunu yapmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah, Kıyamet gününe kadar yaratacağı her şeyi (her canı) yazmıştır.” Mücahid, Kazaa’dan; [o] Ebu Said’i işittim [dedi]; [Ebu Said] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Yaratılmış hiçbir nefis yoktur ki, onun yaratıcısı Allah olmasın.”
7410. Hadis
حَدَّثَنِي مُعَاذُ بْنُ فَضَالَةَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَجْمَعُ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا. فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ يَا آدَمُ أَمَا تَرَى النَّاسَ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُلِّ شَىْءٍ، شَفِّعْ لَنَا إِلَى رَبِّنَا حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا. فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكَ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا نُوحًا، فَإِنَّهُ أَوَّلُ رَسُولٍ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ. فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ خَلِيلَ الرَّحْمَنِ. فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطَايَاهُ الَّتِي أَصَابَهَا ـ وَلَكِنِ ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا أَتَاهُ اللَّهُ التَّوْرَاةَ وَكَلَّمَهُ تَكْلِيمًا ـ فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ لَهُمْ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ وَكَلِمَتَهُ وَرُوحَهُ. فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ. فَيَأْتُونِي فَأَنْطَلِقُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ لَهُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ لِي ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ. فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا رَبِّي ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَإِذَا رَأَيْتُ رَبِّي وَقَعْتُ سَاجِدًا، فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يُقَالُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، قُلْ يُسْمَعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، فَأَحْمَدُ رَبِّي بِمَحَامِدَ عَلَّمَنِيهَا، ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَرْجِعُ فَأَقُولُ يَا رَبِّ مَا بَقِيَ فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ وَوَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ ". قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ شَعِيرَةً، ثُمَّ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مِنَ الْخَيْرِ مَا يَزِنُ بُرَّةً، ثُمَّ يَخْرُجُ مِنَ النَّارِ مَنْ قَالَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ. وَكَانَ فِي قَلْبِهِ مَا يَزِنُ مِنَ الْخَيْرِ ذَرَّةً ".
Muaz b. Fadale bize tahdis etti. Hişam bize tahdis etti. Katade'den; [o] Enes'ten [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, Kıyamet günü müminleri toplar. Onlar şöyle derler: ‘Bizi şu bulunduğumuz yerden (bu sıkıntıdan) kurtarması için Rabbimiz katında birini şefaatçi kılsak!’ Bunun üzerine Adem’e gelirler ve: ‘Ey Adem! İnsanların halini görüyorsun! Allah seni eliyle (biyedihi) yarattı, meleklerini sana secde ettirdi ve sana her şeyin ismini öğretti. Bizi şu bulunduğumuz yerden kurtarması için Rabbimiz katında bize şefaat et,’ derler. [Adem] onlara: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve işlediği hatasını onlara zikreder. ‘Lakin siz Nuh’a gidin; çünkü o, Allah’ın yeryüzü halkına gönderdiği ilk resuldür,’ der. Nuh’a giderler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve işlediği hatasını zikreder. ‘Lakin siz İbrahim’e, Halilurrahman’a gidin,’ der. İbrahim’e giderler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve işlediği hatalarını zikreder. ‘Lakin siz Musa’ya gidin; o, Allah’ın kendisine Tevrat verdiği ve kendisiyle (teklim ederek) konuştuğu bir kuldur,’ der. Musa’ya giderler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve işlediği hatasını zikreder. ‘Lakin siz İsa’ya gidin; o, Allah’ın kulu, Resulü, Kelimesi ve Ruhu’dur,’ der. İsa’ya giderler. O da: ‘Ben o makamda değilim. Lakin siz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidin; o, gelmiş ve geçmiş günahları bağışlanmış bir kuldur,’ der. Nihayet bana gelirler. Ben de gider, Rabbimin huzuruna çıkmak için izin isterim; bana izin verilir. Rabbimi gördüğüm zaman O’na secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (secdede) bırakır. Sonra: ‘Kalk ey Muhammed! Söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben de Rabbimin bana öğrettiği hamdler ile O’na hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır konulur (bir miktar insanı kurtarmama izin verilir); ben de onları Cennete sokarım. Sonra dönerim. Rabbimi gördüğüm zaman [yine] secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (secdede) bırakır. Sonra: ‘Kalk ey Muhammed! Söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben de Rabbimin bana öğrettiği hamdler ile O’na hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır konulur; ben de onları Cennete sokarım. Sonra dönerim. Rabbimi gördüğüm zaman [yine] secdeye kapanırım. Allah beni dilediği kadar (secdede) bırakır. Sonra: ‘Kalk ey Muhammed! Söyle, dinlenilsin; iste, verilsin; şefaat et, şefaatin kabul edilsin,’ denilir. Ben de Rabbimin bana öğrettiği hamdler ile O’na hamd ederim. Sonra şefaat ederim. Bana bir sınır konulur; ben de onları Cennete sokarım. Sonra dönerim ve: ‘Ya Rabbi! Cehennemde, Kur’an’ın hapsettiği ve ebedi kalması vacip olanlardan başka kimse kalmadı,’ derim.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [devamla] buyurdu ki: “Kim ‘La ilahe illallah’ demişse ve kalbinde bir arpa tanesi ağırlığınca hayır varsa, Cehennemden çıkar. Sonra kim ‘La ilahe illallah’ demişse ve kalbinde bir buğday tanesi ağırlığınca hayır varsa, Cehennemden çıkar. Sonra kim ‘La ilahe illallah’ demişse ve kalbinde zerre ağırlığınca hayır varsa, Cehennemden çıkar.”
7411. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَدُ اللَّهِ مَلأَى لاَ يَغِيضُهَا نَفَقَةٌ، سَحَّاءُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ ـ وَقَالَ ـ أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْفَقَ مُنْذُ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ، فَإِنَّهُ لَمْ يَغِضْ مَا فِي يَدِهِ ـ وَقَالَ ـ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ وَبِيَدِهِ الأُخْرَى الْمِيزَانُ يَخْفِضُ وَيَرْفَعُ ".
Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. Şuayb bize haber verdi. Ebu'z-Zinad bize tahdis etti. A'rec'den; [o] Ebu Hureyre'den [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah’ın Eli doludur; hiçbir harcama onu eksiltmez. O, gece gündüz cömertçe (sehha') ihsan edicidir.” —Ve şöyle buyurdu:— “Gökleri ve yeri yarattığından beri ne kadar infak ettiğini görmediniz mi? Şüphesiz bu, O’nun elindekinden hiçbir şey eksiltmemiştir.” —Ve şöyle buyurdu:— “O’nun Arşı suyun üzerindedir. Diğer elinde ise mizan (terazi) vardır; [kimini] alçaltır, [kimini] yükseltir.”
7412. Hadis
حَدَّثَنَا مُقَدَّمُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَمِّي الْقَاسِمُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ قَالَ " إِنَّ اللَّهَ يَقْبِضُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الأَرْضَ وَتَكُونُ السَّمَوَاتُ بِيَمِينِهِ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ ". رَوَاهُ سَعِيدٌ عَنْ مَالِكٍ. وَقَالَ عُمَرُ بْنُ حَمْزَةَ سَمِعْتُ سَالِمًا سَمِعْتُ ابْنَ عُمَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا. وَقَالَ أَبُو الْيَمَانِ أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَقْبِضُ اللَّهُ الأَرْضَ ".
Mukaddem b. Muhammed bize tahdis etti. Amcam Kasım b. Yahya bana tahdis etti [dedi]. Ubeydullah'tan; [o] Nafi'den; [o] İbn Ömer radıyallahu anhuma'dan; [o da] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti] ki; O şöyle buyurdu: “Allah, Kıyamet günü yeri kabzeder (avucuna alır), gökler de sağ elinde olur. Sonra: ‘Melik Benim!’ buyurur.” Bunu Said, Malik’ten [diye] rivayet etti. Ömer b. Hamza dedi ki: Salim'i işittim; o İbn Ömer'i işitmiş; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bununla [ilgili hadisi nakletmiş]. Ve Ebu'l-Yeman dedi ki: Şuayb bize haber verdi. Zühri'den [naklen]. Ebu Seleme bana haber verdi ki; Ebu Hureyre: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Allah yeri kabzeder,’ buyurdu,” demiştir.
7414. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، سَمِعَ يَحْيَى بْنَ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي مَنْصُورٌ، وَسُلَيْمَانُ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ يَهُودِيًّا، جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَوَاتِ عَلَى إِصْبَعٍ وَالأَرَضِينَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْجِبَالَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالشَّجَرَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْخَلاَئِقَ عَلَى إِصْبَعٍ، ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ. فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ ثُمَّ قَرَأَ {وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ}. قَالَ يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ وَزَادَ فِيهِ فُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ عَنْ مَنْصُورٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ عَنْ عَبِيدَةَ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَعَجُّبًا وَتَصْدِيقًا لَهُ.
Müsedded bize tahdis etti. Yahya b. Said'i işitti. Süfyan'dan [naklen]. Mansur ve Süleyman bana tahdis ettiler. İbrahim'den; [o] Abide'den; [o da] Abdullah'tan [nakletti] ki: Bir Yahudi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve şöyle dedi: “Ey Muhammed! Şüphesiz Allah gökleri bir parmağında, yerleri bir parmağında, dağları bir parmağında, ağaçları bir parmağında ve (diğer) mahlukatı bir parmağında tutar; sonra da: ‘Melik Benim!’ der.” Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem azı dişleri görününceye kadar güldü ve sonra şu ayeti okudu: { وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ } “Allah'ı hakkıyla takdir edemediler.” Yahya b. Said dedi ki: Fudayl b. İyad; Mansur’dan; [o] İbrahim’den; [o] Abide’den; [o da] Abdullah’tan [senediyle] bu hadise şu ifadeyi ziyade etti: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem hayret ederek ve onu tasdik ederek güldü.”
7415. Hadis
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ سَمِعْتُ عَلْقَمَةَ، يَقُولُ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ فَقَالَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَوَاتِ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالأَرَضِينَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالشَّجَرَ وَالثَّرَى عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْخَلاَئِقَ عَلَى إِصْبَعٍ، ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَنَا الْمَلِكُ. فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ ثُمَّ قَرَأَ {وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ}
Ömer b. Hafs b. Giyas bize tahdis etti. Babam bize tahdis etti. A'meş bize tahdis etti. İbrahim'i işittim; dedi ki: Alkame'yi şöyle derken işittim: Abdullah dedi ki: Ehli Kitap’tan bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve şöyle dedi: “Ey Ebu'l-Kasım! Şüphesiz Allah gökleri bir parmağında, yerleri bir parmağında, ağaçları ve toprağı bir parmağında ve (diğer) mahlukatı bir parmağında tutar; sonra da: ‘Melik Benim, Melik Benim!’ der.” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in azı dişleri görününceye kadar güldüğünü gördüm. Sonra şu ayeti okudu: { وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ } “Allah'ı hakkıyla takdir edemediler.”
7416. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ، عَنْ وَرَّادٍ، كَاتِبِ الْمُغِيرَةِ عَنِ الْمُغِيرَةِ، قَالَ قَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ لَوْ رَأَيْتُ رَجُلاً مَعَ امْرَأَتِي لَضَرَبْتُهُ بِالسَّيْفِ غَيْرَ مُصْفَحٍ. فَبَلَغَ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " تَعْجَبُونَ مِنْ غَيْرَةِ سَعْدٍ، وَاللَّهِ لأَنَا أَغْيَرُ مِنْهُ، وَاللَّهُ أَغْيَرُ مِنِّي، وَمِنْ أَجْلِ غَيْرَةِ اللَّهِ حَرَّمَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ، وَلاَ أَحَدَ أَحَبُّ إِلَيْهِ الْعُذْرُ مِنَ اللَّهِ، وَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ بَعَثَ الْمُبَشِّرِينَ وَالْمُنْذِرِينَ وَلاَ أَحَدَ أَحَبُّ إِلَيْهِ الْمِدْحَةُ مِنَ اللَّهِ وَمِنْ أَجْلِ ذَلِكَ وَعَدَ اللَّهُ الْجَنَّةَ ". وَقَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عَمْرٍو عَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ " لاَ شَخْصَ أَغْيَرُ مِنَ اللَّهِ ".
Musa b. İsmail bize tahdis etti. Ebu Avane bize tahdis etti. Abdulmelik bize tahdis etti. Muğire'nin katibi Verrad'dan; [o] Muğire'den [nakletti]. O dedi ki: Sa'd b. Ubade şöyle dedi: “Eğer karımla birlikte bir adam görsem, kılıcımın keskin tarafıyla onu vururdum.” Bu söz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ulaştı. Bunun üzerine [Resulullah] şöyle buyurdu: “Sa'd'ın kıskançlığına mı şaşıyorsunuz? Vallahi ben ondan daha kıskancım, Allah da benden daha kıskançtır. Allah’ın bu kıskançlığı (gayreti) sebebiyledir ki, fuhşiyatın açığını ve gizlisini haram kılmıştır. Ve mazeret (kabul etmek), Allah kadar kendisine sevimli gelen kimse yoktur; işte bundan dolayı müjdeleyiciler ve uyarıcılar göndermiştir. Ve övgü (medh), Allah kadar kendisine sevimli gelen kimse yoktur; işte bundan dolayı Allah Cenneti vaat etmiştir.” Ubeydullah b. Amr; Abdulmelik'ten [rivayet ederek şu ifadeyi kullandı]: “Allah’tan daha kıskanç hiçbir şahıs yoktur.”
7417. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِرَجُلٍ " أَمَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ شَىْءٌ ". قَالَ نَعَمْ سُورَةُ كَذَا وَسُورَةُ كَذَا. لِسُوَرٍ سَمَّاهَا.
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. Malik bize haber verdi. Ebu Hazim'den; [o] Sehl b. Sa'd'dan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir adama: “Yanında Kur’an’dan bir şey var mı?” dedi. Adam: “Evet, falan sure ve falan sure,” diyerek [bildiği] sureleri isimlendirdi.
7418. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، عَنْ أَبِي حَمْزَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ جَامِعِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ مُحْرِزٍ، عَنْ عِمْرَانَ بْنِ حُصَيْنٍ، قَالَ إِنِّي عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَهُ قَوْمٌ مِنْ بَنِي تَمِيمٍ فَقَالَ " اقْبَلُوا الْبُشْرَى يَا بَنِي تَمِيمٍ ". قَالُوا بَشَّرْتَنَا فَأَعْطِنَا. فَدَخَلَ نَاسٌ مِنْ أَهْلِ الْيَمَنِ فَقَالَ " اقْبَلُوا الْبُشْرَى يَا أَهْلَ الْيَمَنِ إِذْ لَمْ يَقْبَلْهَا بَنُو تَمِيمٍ ". قَالُوا قَبِلْنَا. جِئْنَاكَ لِنَتَفَقَّهَ فِي الدِّينِ وَلِنَسْأَلَكَ عَنْ أَوَّلِ هَذَا الأَمْرِ مَا كَانَ. قَالَ " كَانَ اللَّهُ وَلَمْ يَكُنْ شَىْءٌ قَبْلَهُ، وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ، ثُمَّ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ، وَكَتَبَ فِي الذِّكْرِ كُلَّ شَىْءٍ ". ثُمَّ أَتَانِي رَجُلٌ فَقَالَ يَا عِمْرَانُ أَدْرِكْ نَاقَتَكَ فَقَدْ ذَهَبَتْ فَانْطَلَقْتُ أَطْلُبُهَا، فَإِذَا السَّرَابُ يَنْقَطِعُ دُونَهَا، وَايْمُ اللَّهِ لَوَدِدْتُ أَنَّهَا قَدْ ذَهَبَتْ وَلَمْ أَقُمْ.
Abdan bize tahdis etti. Ebu Hamza'dan; [o] A'meş'ten; [o] Cami' b. Şeddad'dan; [o] Safvan b. Muhriz'den; [o da] İmran b. Husayn'dan [nakletti]. O dedi ki: Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanındaydım. O’na Beni Temim’den bir topluluk geldi. [Resulullah]: “Müjdeyi kabul edin ey Beni Temim!” buyurdu. Onlar: “Bizi müjdeledin, öyleyse bize (mal) ver,” dediler. Sonra Yemen halkından bazı insanlar girdi. [Resulullah]: “Müjdeyi kabul edin ey Yemen halkı! Zira Beni Temim onu kabul etmedi,” buyurdu. Onlar: “Kabul ettik. Biz sana dinde fakih olmak (derinleşmek) ve bu işin (yaratılışın) başlangıcının nasıl olduğunu sormak için geldik,” dediler. [Resulullah]: “Allah vardı ve O’ndan önce hiçbir şey yoktu. O’nun Arşı suyun üzerindeydi. Sonra gökleri ve yeri yarattı ve her şeyi Zikir’de (Levh-i Mahfuz’da) yazdı,” buyurdu. Sonra bana bir adam geldi ve: “Ey İmran! Devene yetiş, o gitti,” dedi. Ben de onu aramak için gittim. Bir de baktım ki serap onunla arama giriyor. Allah’a yemin olsun ki, keşke o gitseydi de ben (o meclisten) kalkmasaydım.
7419. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامٍ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ يَمِينَ اللَّهِ مَلأَى لاَ يَغِيضُهَا نَفَقَةٌ سَحَّاءُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ، أَرَأَيْتُمْ مَا أَنْفَقَ مُنْذُ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ فَإِنَّهُ لَمْ يَنْقُصْ مَا فِي يَمِينِهِ، وَعَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ وَبِيَدِهِ الأُخْرَى الْفَيْضُ ـ أَوِ الْقَبْضُ ـ يَرْفَعُ وَيَخْفِضُ ".
Ali b. Abdullah bize tahdis etti. Abdurrezzak bize tahdis etti. Ma'mer bize haber verdi. Hemmam'dan; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah’ın sağı (yemini) doludur; hiçbir harcama onu eksiltmez. O, gece gündüz cömertçe (sehha') ihsan edicidir. Gökleri ve yeri yarattığından beri ne kadar infak ettiğini görmediniz mi? Şüphesiz bu, O’nun sağındakinden hiçbir şey eksiltmemiştir. O’nun Arşı suyun üzerindedir. Diğer elinde ise feyz (bolluk) —veya kabz (tutmak)— vardır; yükseltir ve alçaltır.”
7420. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي بَكْرٍ الْمُقَدَّمِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ جَاءَ زَيْدُ بْنُ حَارِثَةَ يَشْكُو فَجَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " اتَّقِ اللَّهَ، وَأَمْسِكْ عَلَيْكَ زَوْجَكَ ". قَالَتْ عَائِشَةُ لَوْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَاتِمًا شَيْئًا لَكَتَمَ هَذِهِ. قَالَ فَكَانَتْ زَيْنَبُ تَفْخَرُ عَلَى أَزْوَاجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تَقُولُ زَوَّجَكُنَّ أَهَالِيكُنَّ، وَزَوَّجَنِي اللَّهُ تَعَالَى مِنْ فَوْقِ سَبْعِ سَمَوَاتٍ. وَعَنْ ثَابِتٍ {وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ} نَزَلَتْ فِي شَأْنِ زَيْنَبَ وَزَيْدِ بْنِ حَارِثَةَ.
Ahmed bize tahdis etti. Muhammed b. Ebi Bekir el-Mukaddemi bize tahdis etti. Hammad b. Zeyd bize tahdis etti. Sabit'ten; [o] Enes'ten [nakletti]. O dedi ki: Zeyd b. Harise [eşinden] şikayetçi olarak [Resulullah'a] geldi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Allah’tan kork ve eşini yanında tut,” diyordu. Aişe dedi ki: “Eğer Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir şey gizleyecek olsaydı, bu [ayeti] gizlerdi.” [Enes] dedi ki: Zeyneb, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in [diğer] eşlerine karşı övünür ve şöyle derdi: “Sizi aileleriniz evlendirdi; beni ise yedi kat göğün üzerinden Yüce Allah evlendirdi.” Ve Sabit’ten [gelen rivayette]: { وَتُخْفِي فِي نَفْسِكَ مَا اللَّهُ مُبْدِيهِ وَتَخْشَى النَّاسَ } “İnsanlardan çekinerek, Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde gizliyordun...” [ayeti], Zeyneb ve Zeyd b. Harise hakkında inmiştir.
7421. Hadis
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ طَهْمَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ نَزَلَتْ آيَةُ الْحِجَابِ فِي زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ وَأَطْعَمَ عَلَيْهَا يَوْمَئِذٍ خُبْزًا وَلَحْمًا وَكَانَتْ تَفْخَرُ عَلَى نِسَاءِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَكَانَتْ تَقُولُ إِنَّ اللَّهَ أَنْكَحَنِي فِي السَّمَاءِ.
Hallad b. Yahya bize tahdis etti. İsa b. Tahman bize tahdis etti [ve] dedi ki: Enes b. Malik radıyallahu anh'ı şöyle derken işittim: Hicab ayeti, Zeyneb bint Cahş hakkında indi. O gün [Nebi], onun (düğünü) için ekmek ve et yedirdi (ziyafet verdi). O (Zeyneb), Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in [diğer] kadınlarına karşı övünür ve şöyle derdi: “Şüphesiz Allah beni gökte nikahladı.”
7422. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، حَدَّثَنَا أَبُو الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ اللَّهَ لَمَّا قَضَى الْخَلْقَ كَتَبَ عِنْدَهُ فَوْقَ عَرْشِهِ إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي ".
Ebu'l-Yeman bize tahdis etti. Şuayb bize haber verdi. Ebu'z-Zinad bize tahdis etti. A'rec'den; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Allah mahlukatı yaratmayı takdir ettiği zaman, kendi katında Arşı’nın üzerinde şöyle yazdı: Muhakkak ki rahmetim gazabımı geçti.”
7423. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي هِلاَلٌ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَأَقَامَ الصَّلاَةَ، وَصَامَ رَمَضَانَ، كَانَ حَقًّا عَلَى اللَّهِ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ هَاجَرَ، فِي سَبِيلِ اللَّهِ، أَوْ جَلَسَ فِي أَرْضِهِ الَّتِي وُلِدَ فِيهَا ". قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ نُنَبِّئُ النَّاسَ بِذَلِكَ. قَالَ " إِنَّ فِي الْجَنَّةِ مِائَةَ دَرَجَةٍ أَعَدَّهَا اللَّهُ لِلْمُجَاهِدِينَ فِي سَبِيلِهِ، كُلُّ دَرَجَتَيْنِ مَا بَيْنَهُمَا كَمَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَإِذَا سَأَلْتُمُ اللَّهَ فَسَلُوهُ الْفِرْدَوْسَ، فَإِنَّهُ أَوْسَطُ الْجَنَّةِ وَأَعْلَى الْجَنَّةِ، وَفَوْقَهُ عَرْشُ الرَّحْمَنِ، وَمِنْهُ تَفَجَّرُ أَنْهَارُ الْجَنَّةِ ".
İbrahim b. Münzir bize tahdis etti. Muhammed b. Füleyh bana tahdis etti. Babam bana tahdis etti [dedi]. Hilal bana tahdis etti. Ata b. Yesar'dan; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Kim Allah’a ve Resulüne iman eder, namazı kılar ve Ramazan orucunu tutarsa; ister Allah yolunda hicret etsin, ister doğduğu yerde otursun, onu Cennete koymak Allah’ın üzerine bir haktır (vaattir).” [Sahabiler]: “Ey Allah’ın Resulü! İnsanlara bunu müjdelemeyelim mi?” dediler. [Resulullah]: “Cennette yüz derece vardır. Allah bunları kendi yolunda cihat edenler için hazırlamıştır. Her iki derece arasındaki mesafe, gök ile yer arasındaki mesafe gibidir. Allah’tan istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin. Çünkü o, Cennetin en ortası ve en yükseğidir (en üstünüdür). Onun üzerinde Rahman’ın Arşı vardır ve Cennet nehirleri oradan fışkırır,” buyurdu.
7424. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ ـ هُوَ التَّيْمِيُّ ـ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ دَخَلْتُ الْمَسْجِدَ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسٌ، فَلَمَّا غَرَبَتِ الشَّمْسُ قَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ هَلْ تَدْرِي أَيْنَ تَذْهَبُ هَذِهِ ". قَالَ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ " فَإِنَّهَا تَذْهَبُ تَسْتَأْذِنُ فِي السُّجُودِ فَيُؤْذَنُ لَهَا، وَكَأَنَّهَا قَدْ قِيلَ لَهَا ارْجِعِي مِنْ حَيْثُ جِئْتِ. فَتَطْلُعُ مِنْ مَغْرِبِهَا ". ثُمَّ قَرَأَ {ذَلِكَ مُسْتَقَرٌّ لَهَا} فِي قِرَاءَةِ عَبْدِ اللَّهِ.
Yahya b. Cafer bize tahdis etti. Ebu Muaviye bize tahdis etti. A'meş'ten; [o] İbrahim et-Teymi'den; [o] babasından; [o da] Ebu Zer'den [nakletti]. O dedi ki: Ben mescide girdim, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem oturuyordu. Güneş battığı zaman: “Ey Ebu Zer! Bu (Güneş) nereye gidiyor biliyor musun?” buyurdu. Ben: “Allah ve Resulü en iyi bilendir,” dedim. Buyurdu ki: “O gidip secde etmek için izin ister ve ona izin verilir. Ve sanki ona: ‘Geldiğin yerden geri dön,’ denilmiş gibidir. Böylece (Kıyamet günü) battığı yerden doğar.” Sonra [Resulullah]: { ذَلِكَ مُسْتَقَرٌّ لَهَا } ayetini okudu. Bu, Abdullah (b. Mesud)’un kıraatidir.
7425. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ السَّبَّاقِ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ،. وَقَالَ اللَّيْثُ حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنِ ابْنِ السَّبَّاقِ، أَنَّ زَيْدَ بْنَ ثَابِتٍ، حَدَّثَهُ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ أَبُو بَكْرٍ فَتَتَبَّعْتُ الْقُرْآنَ حَتَّى وَجَدْتُ آخِرَ سُورَةِ التَّوْبَةِ مَعَ أَبِي خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ لَمْ أَجِدْهَا مَعَ أَحَدٍ غَيْرِهِ {لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ} حَتَّى خَاتِمَةِ بَرَاءَةٌ. حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يُونُسَ، بِهَذَا وَقَالَ مَعَ أَبِي خُزَيْمَةَ الأَنْصَارِيِّ.
Musa bize tahdis etti. İbrahim'den [naklen]. İbn Şihab bize tahdis etti. Ubeyd b. Sebbak'tan [naklen]; Zeyd b. Sabit [şöyle dedi]... Leys dedi ki: Abdurrahman b. Halid bana tahdis etti. İbn Şihab'dan; [o] İbn Sebbak'tan [nakletti] ki; Zeyd b. Sabit ona şöyle tahdis etmiştir: Ebu Bekir bana (Kur'an'ı toplama görevini) verdi. Ben de Kur’an’ı araştırmaya (toplamaya) başladım. Nihayet Tevbe suresinin sonunu Ebu Huzeyme el-Ensari’nin yanında buldum; ondan başkasının yanında bulamamıştım: { لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ } “Andolsun ki size kendinizden öyle bir elçi gelmiştir ki...” [ayetinden], Berat'in (Tevbe suresinin) sonuna kadar. Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti. Leys bize tahdis etti. Yunus'tan [naklen]. Bu hadisi [rivayet etti] ve: “Ebu Huzeyme el-Ensari ile birlikte,” dedi.
7426. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ عِنْدَ الْكَرْبِ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الْعَلِيمُ الْحَلِيمُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَرَبُّ الأَرْضِ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ ".
Mualla b. Esed bize tahdis etti. Vuheyb bize tahdis etti. Said'den; [o] Katade'den; [o] Ebu'l-Aliye'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem sıkıntı (kerb) anında şöyle derdi: “La ilahe illallahü'l-Alimü'l-Halim. La ilahe illallahu Rabbu'l-Arşi'l-Azim. La ilahe illallahu Rabbu's-semavati ve Rabbu'l-ardi Rabbu'l-Arşi'l-Kerim. (Halim ve Alim olan Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve Kerim Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur.)”
7427. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " النَّاسُ يَصْعَقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَإِذَا أَنَا بِمُوسَى آخِذٌ بِقَائِمَةٍ مِنْ قَوَائِمِ الْعَرْشِ ". وَقَالَ الْمَاجِشُونُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْفَضْلِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ بُعِثَ فَإِذَا مُوسَى آخِذٌ بِالْعَرْشِ ".
Muhammed b. Yusuf bize tahdis etti. Süfyan bize tahdis etti. Amr b. Yahya'dan; [o] babasından; [o] Ebu Said el-Hudri'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İnsanlar Kıyamet günü bayılıp düşecekler (sa'ka). [Ayıldığımda] bir de bakarım ki Musa, Arş’ın direklerinden birini tutmuş.” Macişun; Abdullah b. el-Fadl’dan; [o] Ebu Seleme’den; [o] Ebu Hureyre’den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklen şöyle] dedi: “Ben (baygınlıktan sonra) ilk dirilen kişi olurum. Bir de bakarım ki Musa Arş’ı tutmuş.”
7429. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَتَعَاقَبُونَ فِيكُمْ مَلاَئِكَةٌ بِاللَّيْلِ وَمَلاَئِكَةٌ بِالنَّهَارِ، وَيَجْتَمِعُونَ فِي صَلاَةِ الْعَصْرِ وَصَلاَةِ الْفَجْرِ، ثُمَّ يَعْرُجُ الَّذِينَ بَاتُوا فِيكُمْ فَيَسْأَلُهُمْ وَهْوَ أَعْلَمُ بِكُمْ فَيَقُولُ كَيْفَ تَرَكْتُمْ عِبَادِي فَيَقُولُونَ تَرَكْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ وَأَتَيْنَاهُمْ وَهُمْ يُصَلُّونَ ".
İsmail bize tahdis etti. Malik bana tahdis etti. Ebu'z-Zinad'dan; [o] A'rec'den; [o da] Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Gece melekleri ve gündüz melekleri aranızda nöbetleşe gidip gelirler. İkindi namazında ve sabah namazında bir araya gelirler. Sonra geceyi sizinle geçirenler (göğe) yükselir (ye'rucu). Sizi en iyi bilen O olduğu halde onlara sorar: ‘Kullarımı nasıl terk ettiniz?’ Onlar da: ‘Onları namaz kılarken terk ettik ve onlara vardığımızda da namaz kılıyorlardı,’ derler.”
7430. Hadis
وَقَالَ خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ تَصَدَّقَ بِعَدْلِ تَمْرَةٍ مِنْ كَسْبٍ طَيِّبٍ، وَلاَ يَصْعَدُ إِلَى اللَّهِ إِلاَّ الطَّيِّبُ، فَإِنَّ اللَّهَ يَتَقَبَّلُهَا بِيَمِينِهِ، ثُمَّ يُرَبِّيهَا لِصَاحِبِهِ كَمَا يُرَبِّي أَحَدُكُمْ فَلُوَّهُ، حَتَّى تَكُونَ مِثْلَ الْجَبَلِ ". وَرَوَاهُ وَرْقَاءُ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ يَسَارٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم " وَلاَ يَصْعَدُ إِلَى اللَّهِ إِلاَّ الطَّيِّبُ ".
Ve Halid b. Mahled dedi ki: Süleyman bize tahdis etti. Abdullah b. Dinar bana tahdis etti. Ebu Salih'ten; [o] Ebu Hureyre'den [nakletti]. O dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim helal (tayyib) kazancından bir hurma değerinde sadaka verirse —ki Allah’a helalden başkası yükselmez (ulaşmaz)—, Allah onu sağıyla (yeminiyle) kabul eder. Sonra onu, sizden birinin tayını büyüttüğü gibi sahibi için büyütür; nihayet dağ gibi olur.” Bunu Verka; Abdullah b. Dinar’dan; [o] Said b. Yesar’dan; [o] Ebu Hureyre’den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [nakletti ve rivayetinde]: “Allah’a helalden başkası yükselmez,” [ifadesi yer aldı].
7431. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي الْعَالِيَةِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَدْعُو بِهِنَّ عِنْدَ الْكَرْبِ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ الْعَظِيمُ الْحَلِيمُ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ ".
Abdülala b. Hammad bize tahdis etti. Yezid b. Zürey' bize tahdis etti. Said bize tahdis etti. Katade'den; [o] Ebu'l-Aliye'den; [o da] İbn Abbas'tan [nakletti] ki: Allah’ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem sıkıntı (kerb) anında şu kelimelerle dua ederdi: “La ilahe illallahü'l-Azimü'l-Halim. La ilahe illallahu Rabbu'l-Arşi'l-Azim. La ilahe illallahu Rabbu's-semavati ve Rabbu'l-Arşi'l-Kerim. (Azim ve Halim olan Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur. Göklerin Rabbi ve Kerim Arş’ın Rabbi olan Allah’tan başka ilah yoktur.)”
7432. Hadis
حَدَّثَنَا قَبِيصَةُ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ ابْنِ أَبِي نُعْمٍ ـ أَوْ أَبِي نُعْمٍ شَكَّ قَبِيصَةُ ـ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ بُعِثَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِذُهَيْبَةٍ فَقَسَمَهَا بَيْنَ أَرْبَعَةٍ. وَحَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ نَصْرٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ عَنْ أَبِيهِ عَنِ ابْنِ أَبِي نُعْمٍ عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ بَعَثَ عَلِيٌّ وَهْوَ بِالْيَمَنِ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِذُهَيْبَةٍ فِي تُرْبَتِهَا، فَقَسَمَهَا بَيْنَ الأَقْرَعِ بْنِ حَابِسٍ الْحَنْظَلِيِّ ثُمَّ أَحَدِ بَنِي مُجَاشِعٍ، وَبَيْنَ عُيَيْنَةَ بْنِ بَدْرٍ الْفَزَارِيِّ، وَبَيْنَ عَلْقَمَةَ بْنِ عُلاَثَةَ الْعَامِرِيِّ ثُمَّ أَحَدِ بَنِي كِلاَبٍ، وَبَيْنَ زَيْدِ الْخَيْلِ الطَّائِيِّ ثُمَّ أَحَدِ بَنِي نَبْهَانَ، فَتَغَضَّبَتْ قُرَيْشٌ وَالأَنْصَارُ فَقَالُوا يُعْطِيهِ صَنَادِيدَ أَهْلِ نَجْدٍ وَيَدَعُنَا قَالَ " إِنَّمَا أَتَأَلَّفُهُمْ ". فَأَقْبَلَ رَجُلٌ غَائِرُ الْعَيْنَيْنِ، نَاتِئُ الْجَبِينِ، كَثُّ اللِّحْيَةِ، مُشْرِفُ الْوَجْنَتَيْنِ، مَحْلُوقُ الرَّأْسِ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ اتَّقِ اللَّهَ. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَمَنْ يُطِيعُ اللَّهَ إِذَا عَصَيْتُهُ فَيَأْمَنِّي عَلَى أَهْلِ الأَرْضِ، وَلاَ تَأْمَنُونِي ". فَسَأَلَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ ـ قَتْلَهُ أُرَاهُ خَالِدَ بْنَ الْوَلِيدِ ـ فَمَنَعَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا وَلَّى قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ مِنْ ضِئْضِئِ هَذَا قَوْمًا يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لاَ يُجَاوِزُ حَنَاجِرَهُمْ، يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ مُرُوقَ السَّهْمِ مِنَ الرَّمِيَّةِ، يَقْتُلُونَ أَهْلَ الإِسْلاَمِ وَيَدَعُونَ أَهْلَ الأَوْثَانِ، لَئِنْ أَدْرَكْتُهُمْ لأَقْتُلَنَّهُمْ قَتْلَ عَادٍ ".
Kabisa bize tahdis etti. Süfyan bize tahdis etti. Babasından; [o] İbn Ebi Nu'm'dan —veya Ebu Nu'm'dan; Kabisa şüphe etti—; [o] Ebu Said'den [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e bir miktar altın gönderildi, o da onu dört kişi arasında paylaştırdı. İshak b. Nasr bana tahdis etti. Abdurrezzak bize tahdis etti. Süfyan bize haber verdi. Babasından; [o] İbn Ebi Nu'm'dan; [o da] Ebu Said el-Hudri'den [nakletti]. O dedi ki: Ali Yemen’de iken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e, [henüz] toprağından arındırılmamış (türabıyla karışık) bir miktar altın cevheri gönderdi. [Peygamber] onu şu dört kişi arasında paylaştırdı: Akra b. Habis el-Hanzali —ki o Beni Mücaşi’dendir—, Uyeyne b. Bedr el-Fezari, Alkame b. Ulase el-Amiri —ki o Beni Kilab’dandır— ve Zeyd el-Hayl et-Tai —ki o Beni Nebhan’dandır—. Bunun üzerine Kureyş ve Ensar (bu paylaştırmaya) kızdılar ve: “Necid halkının ileri gelenlerine veriyor da bizi bırakıyor!” dediler. [Resulullah]: “Ben onların kalplerini (İslam’a) ısındırıyorum,” buyurdu. Derken; gözleri çökük, alnı çıkık, sakalı gür, elmacık kemikleri belirgin ve başı tıraşlı bir adam geldi ve: “Ey Muhammed! Allah’tan kork!” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ben O’na isyan edersem, Allah’a kim itaat eder? O (Allah) bana yeryüzü halkı konusunda güvenirken, siz bana güvenmiyor musunuz?” buyurdu. Topluluktan bir adam —öyle sanıyorum ki Halid b. Velid’di— onu öldürmek için izin istedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona engel oldu. Adam dönüp gidince, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz bunun soyundan (zürriyetinden) öyle bir kavim çıkacak ki; Kur’an okuyacaklar ama [okudukları] gırtlaklarını geçmeyecek. Okun yaydan (avdan) çıktığı gibi İslam’dan çıkacaklar. Müslümanları öldürecekler, putperestleri ise bırakacaklar. Eğer ben onlara yetişirsem, Ad kavminin öldürüldüğü gibi onları öldürürüm.”
7433. Hadis
حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ سَأَلْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ قَوْلِهِ {وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا} قَالَ " مُسْتَقَرُّهَا تَحْتَ الْعَرْشِ ".
Ayyaş b. Velid bize tahdis etti, Veki’ bize tahdis etti; A’meş’ten; İbrahim et-Teymi’den; babasından; Ebu Zer’den [naklederek]. Dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e O’nun (Allah’ın): {وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا} “Güneş kendisi için (belirlenen) bir karar yerine doğru akar” kavli hakkında sordum. Buyurdu ki: ‘Onun karar yeri Arş’ın altıdır.’”
7434. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عَوْنٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، وَهُشَيْمٌ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنْ جَرِيرٍ، قَالَ كُنَّا جُلُوسًا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم إِذْ نَظَرَ إِلَى الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ قَالَ " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ كَمَا تَرَوْنَ هَذَا الْقَمَرَ لاَ تُضَامُّونَ فِي رُؤْيَتِهِ، فَإِنِ اسْتَطَعْتُمْ أَنْ لاَ تُغْلَبُوا عَلَى صَلاَةٍ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَصَلاَةٍ قَبْلَ غُرُوبِ الشَّمْسِ، فَافْعَلُوا ".
Amr b. Avn bize tahdis etti, Halid ve Hüşeym bize tahdis etti; İsmail’den; Kays’tan; Cerir’den [naklederek]. Dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyorduk. O sırada dolunay gecesi aya baktı ve şöyle buyurdu: ‘Muhakkak ki siz, şu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. O’nu görmekte zorlanmayacaksınız. Eğer güneş doğmadan önceki bir namazı ve güneş batmadan önceki bir namazı (kılmaktan) alıkonulmamaya gücünüz yeterse bunu yapın.’”
7435. Hadis
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ يُوسُفَ الْيَرْبُوعِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو شِهَابٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ جَرِيرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ عِيَانًا ".
Yusuf b. Musa bize tahdis etti, Asım b. Yusuf el-Yerbu’i bize tahdis etti, Ebu Şihab bize tahdis etti; İsmail b. Ebi Halid’den; Kays b. Ebi Hazim’den; Cerir b. Abdullah’tan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Muhakkak ki siz Rabbinizi ayan beyan göreceksiniz.”
7436. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا حُسَيْنٌ الْجُعْفِيُّ، عَنْ زَائِدَةَ، حَدَّثَنَا بَيَانُ بْنُ بِشْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ أَبِي حَازِمٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةَ الْبَدْرِ فَقَالَ " إِنَّكُمْ سَتَرَوْنَ رَبَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَمَا تَرَوْنَ هَذَا، لاَ تُضَامُّونَ فِي رُؤْيَتِهِ ".
Abde b. Abdullah bize tahdis etti, Hüseyin el-Cu’fi bize tahdis etti; Zaide’den. Beyan b. Bişr bize tahdis etti; Kays b. Ebi Hazim’den. Cerir bize tahdis etti. Dedi ki: “Dolunay (olduğu) gece Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: ‘Muhakkak ki siz, kıyamet günü Rabbinizi tıpkı şu (ayı) gördüğünüz gibi göreceksiniz. O’nu görmekte zorluk çekmeyeceksiniz.’”
7437. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّاسَ، قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَلْ تُضَارُّونَ فِي الْقَمَرِ لَيْلَةَ الْبَدْرِ ". قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَهَلْ تُضَارُّونَ فِي الشَّمْسِ لَيْسَ دُونَهَا سَحَابٌ ". قَالُوا لاَ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّكُمْ تَرَوْنَهُ كَذَلِكَ، يَجْمَعُ اللَّهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيَقُولُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ شَيْئًا فَلْيَتَّبِعْهُ. فَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الشَّمْسَ الشَّمْسَ، وَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الْقَمَرَ الْقَمَرَ، وَيَتْبَعُ مَنْ كَانَ يَعْبُدُ الطَّوَاغِيتَ الطَّوَاغِيتَ، وَتَبْقَى هَذِهِ الأُمَّةُ فِيهَا شَافِعُوهَا ـ أَوْ مُنَافِقُوهَا شَكَّ إِبْرَاهِيمُ ـ فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ هَذَا مَكَانُنَا حَتَّى يَأْتِيَنَا رَبُّنَا فَإِذَا جَاءَنَا رَبُّنَا عَرَفْنَاهُ فَيَأْتِيهِمُ اللَّهُ فِي صُورَتِهِ الَّتِي يَعْرِفُونَ فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا. فَيَتْبَعُونَهُ وَيُضْرَبُ الصِّرَاطُ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ، فَأَكُونُ أَنَا وَأُمَّتِي أَوَّلَ مَنْ يُجِيزُهَا، وَلاَ يَتَكَلَّمُ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ الرُّسُلُ، وَدَعْوَى الرُّسُلِ يَوْمَئِذٍ اللَّهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ. وَفِي جَهَنَّمَ كَلاَلِيبُ مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، هَلْ رَأَيْتُمُ السَّعْدَانَ ". قَالُوا نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ " فَإِنَّهَا مِثْلُ شَوْكِ السَّعْدَانِ، غَيْرَ أَنَّهُ لاَ يَعْلَمُ مَا قَدْرُ عِظَمِهَا إِلاَّ اللَّهُ، تَخْطَفُ النَّاسَ بِأَعْمَالِهِمْ، فَمِنْهُمُ الْمُوبَقُ بَقِيَ بِعَمَلِهِ، أَوِ الْمُوثَقُ بِعَمَلِهِ، وَمِنْهُمُ الْمُخَرْدَلُ أَوِ الْمُجَازَى أَوْ نَحْوُهُ، ثُمَّ يَتَجَلَّى حَتَّى إِذَا فَرَغَ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ وَأَرَادَ أَنْ يُخْرِجَ بِرَحْمَتِهِ مَنْ أَرَادَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ أَمَرَ الْمَلاَئِكَةَ أَنْ يُخْرِجُوا مِنَ النَّارِ مَنْ كَانَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا، مِمَّنْ أَرَادَ اللَّهُ أَنْ يَرْحَمَهُ مِمَّنْ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، فَيَعْرِفُونَهُمْ فِي النَّارِ بِأَثَرِ السُّجُودِ، تَأْكُلُ النَّارُ ابْنَ آدَمَ إِلاَّ أَثَرَ السُّجُودِ، حَرَّمَ اللَّهُ عَلَى النَّارِ أَنْ تَأْكُلَ أَثَرَ السُّجُودِ، فَيَخْرُجُونَ مِنَ النَّارِ قَدِ امْتُحِشُوا، فَيُصَبُّ عَلَيْهِمْ مَاءُ الْحَيَاةِ فَيَنْبُتُونَ تَحْتَهُ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ، ثُمَّ يَفْرُغُ اللَّهُ مِنَ الْقَضَاءِ بَيْنَ الْعِبَادِ، وَيَبْقَى رَجُلٌ مُقْبِلٌ بِوَجْهِهِ عَلَى النَّارِ هُوَ آخِرُ أَهْلِ النَّارِ دُخُولاً الْجَنَّةَ فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ اصْرِفْ وَجْهِي عَنِ النَّارِ، فَإِنَّهُ قَدْ قَشَبَنِي رِيحُهَا وَأَحْرَقَنِي ذَكَاؤُهَا. فَيَدْعُو اللَّهَ بِمَا شَاءَ أَنْ يَدْعُوَهُ ثُمَّ يَقُولُ اللَّهُ هَلْ عَسَيْتَ إِنْ أُعْطِيتَ ذَلِكَ أَنْ تَسْأَلَنِي غَيْرَهُ. فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ، وَيُعْطِي رَبَّهُ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ مَا شَاءَ، فَيَصْرِفُ اللَّهُ وَجْهَهُ عَنِ النَّارِ، فَإِذَا أَقْبَلَ عَلَى الْجَنَّةِ وَرَآهَا سَكَتَ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ قَدِّمْنِي إِلَى باب الْجَنَّةِ. فَيَقُولُ اللَّهُ لَهُ أَلَسْتَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَنِي غَيْرَ الَّذِي أُعْطِيتَ أَبَدًا، وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ. فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ. وَيَدْعُو اللَّهَ حَتَّى يَقُولَ هَلْ عَسَيْتَ إِنْ أُعْطِيتَ ذَلِكَ أَنْ تَسْأَلَ غَيْرَهُ. فَيَقُولُ لاَ وَعِزَّتِكَ لاَ أَسْأَلُكَ غَيْرَهُ، وَيُعْطِي مَا شَاءَ مِنْ عُهُودٍ وَمَوَاثِيقَ، فَيُقَدِّمُهُ إِلَى باب الْجَنَّةِ، فَإِذَا قَامَ إِلَى باب الْجَنَّةِ انْفَهَقَتْ لَهُ الْجَنَّةُ فَرَأَى مَا فِيهَا مِنَ الْحَبْرَةِ وَالسُّرُورِ، فَيَسْكُتُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَسْكُتَ ثُمَّ يَقُولُ أَىْ رَبِّ أَدْخِلْنِي الْجَنَّةَ. فَيَقُولُ اللَّهُ أَلَسْتَ قَدْ أَعْطَيْتَ عُهُودَكَ وَمَوَاثِيقَكَ أَنْ لاَ تَسْأَلَ غَيْرَ مَا أُعْطِيتَ ـ فَيَقُولُ ـ وَيْلَكَ يَا ابْنَ آدَمَ مَا أَغْدَرَكَ. فَيَقُولُ أَىْ رَبِّ لاَ أَكُونَنَّ أَشْقَى خَلْقِكَ فَلاَ يَزَالُ يَدْعُو حَتَّى يَضْحَكَ اللَّهُ مِنْهُ فَإِذَا ضَحِكَ مِنْهُ قَالَ لَهُ ادْخُلِ الْجَنَّةَ. فَإِذَا دَخَلَهَا قَالَ اللَّهُ لَهُ تَمَنَّهْ. فَسَأَلَ رَبَّهُ وَتَمَنَّى حَتَّى إِنَّ اللَّهَ لَيُذَكِّرُهُ يَقُولُ كَذَا وَكَذَا، حَتَّى انْقَطَعَتْ بِهِ الأَمَانِيُّ قَالَ اللَّهُ ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ عَطَاءُ بْنُ يَزِيدَ وَأَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ مَعَ أَبِي هُرَيْرَةَ لاَ يَرُدُّ عَلَيْهِ مِنْ حَدِيثِهِ شَيْئًا حَتَّى إِذَا حَدَّثَ أَبُو هُرَيْرَةَ أَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَالَ " ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ " وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ مَعَهُ ". يَا أَبَا هُرَيْرَةَ. قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ مَا حَفِظْتُ إِلاَّ قَوْلَهُ " ذَلِكَ لَكَ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ أَشْهَدُ أَنِّي حَفِظْتُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَوْلَهُ " ذَلِكَ لَكَ وَعَشَرَةُ أَمْثَالِهِ ". قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ فَذَلِكَ الرَّجُلُ آخِرُ أَهْلِ الْجَنَّةِ دُخُولاً الْجَنَّةَ.
Abdülaziz b. Abdullah bize tahdis etti. İbrahim b. Sa'd bize tahdis etti. İbn Şihab'dan; [o] Ata b. Yezid el-Leysi'den; [o] Ebu Hureyre'den [nakletti] ki: İnsanlar: “Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Dolunay gecesi ayı görmekte birbirinize zarar verir (izdiham eder) misiniz?” buyurdu. “Hayır, ey Allah'ın Resulü!” dediler. “Peki, önünde bulut yokken güneşi görmekte birbirinize zarar verir misiniz?” buyurdu. “Hayır, ey Allah'ın Resulü!” dediler. Buyurdu ki: “İşte O’nu da böyle göreceksiniz. Allah, kıyamet günü insanları toplar ve: ‘Kim neye tapıyor idiyse onun peşinden gitsin,’ der. Güneşe tapan güneşin peşinden, aya tapan ayın peşinden, tağutlara tapanlar da tağutların peşinden gider. Bu ümmet ise —münafıkları da dahil olmak üzere (veya İbrahim: 'şefaatçileri de içinde' diye şüphe etti)— yerinde kalır. Allah onlara (tanıdıkları suretin dışında) gelir ve: ‘Ben sizin Rabbinizim,’ der. Onlar: ‘Rabbimiz bize gelinceye kadar yerimiz burasıdır. Rabbimiz bize geldiğinde O’nu tanırız,’ derler. Allah onlara tanıdıkları surette gelir ve: ‘Ben sizin Rabbinizim,’ der. Onlar da: ‘Sen bizim Rabbimizsin,’ derler ve O’na tabi olurlar. Cehennemin sırtına (üzerine) Sırat (köprüsü) kurulur. Ben ve ümmetim, onu geçenlerin ilki oluruz. O gün elçilerden başkası konuşamaz. Elçilerin o günkü duası: ‘Allahım selamet ver, selamet ver!’ sözüdür. Cehennemde Sa'dan dikeni gibi kancalar vardır. Siz Sa'dan dikenini gördünüz mü?” “Evet, ey Allah'ın Resulü!” dediler. “İşte onlar Sa'dan dikeni gibidir; ancak ne kadar büyük olduklarını Allah’tan başkası bilmez. İnsanları amellerine göre kapıp alırlar. Kimisi ameli yüzünden helak olur, kimisi (hardal tanesi gibi ezilir veya) cezalandırılır, sonra kurtulur. Nihayet Allah kullar arasında hüküm vermeyi bitirip de ateş ehlinden rahmet etmek istediklerini çıkarmayı murad ettiğinde, meleklere; ateş ehlinden Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamış olanları —ki Allah onlardan 'La ilahe illallah' diye şehadet getirenleri rahmet etmeyi murad etmiştir— çıkarmalarını emreder. Melekler onları ateşin içinde secde izlerinden tanırlar. Ateş, ademoğlunun secde izi hariç (bütün vücudunu) yer. Allah, ateşe secde izini yemeyi haram kılmıştır. Ateşten kavrulmuş (kömür gibi) halde çıkarlar. Üzerlerine hayat suyu dökülür ve selin getirdiği (mili toprakta) biten tohum gibi (yeniden) biterler. Sonra Allah kullar arasında hüküm vermeyi bitirir. Cennete girmek bakımından ateş ehlinin sonuncusu olan bir adam kalır. Yüzü ateşe dönüktür. Der ki: ‘Ey Rabbim! Yüzümü ateşten çevir! Onun kokusu beni zehirledi, alevi beni yaktı.’ Allah’a dilediği kadar dua eder. Sonra Allah: ‘Eğer bu sana verilirse, başkasını isteme ihtimalin var mı?’ der. Adam: ‘Hayır, izzetine yemin olsun ki Senden başkasını istemem,’ der ve Rabbine dilediği kadar ahd ü misak (söz) verir. Allah onun yüzünü ateşten çevirir. Yüzünü Cennete dönüp de onu görünce, Allah’ın dilediği kadar sessiz kalır. Sonra: ‘Ey Rabbim! Beni Cennetin kapısına yaklaştır,’ der. Allah ona: ‘Sen, sana verilenlerden başkasını asla istemeyeceğine dair ahd ü misak vermedin mi? Yazık sana ey Ademoğlu! Ne kadar sözünde durmazsın!’ der. Adam: ‘Ey Rabbim!’ der ve Allah’a dua eder. Nihayet Allah: ‘Eğer bu sana verilirse başkasını isteme ihtimalin var mı?’ der. Adam: ‘Hayır, izzetine yemin olsun ki Senden başkasını istemem,’ der ve dilediği kadar ahd ü misak verir. Allah onu Cennetin kapısına yaklaştırır. Cennetin kapısında durup da Cennetin içindeki güzelliği ve sevinci görünce, Allah’ın dilediği kadar sessiz kalır. Sonra: ‘Ey Rabbim! Beni Cennete koy!’ der. Allah: ‘Sana verilenlerden başkasını istemeyeceğine dair ahd ü misak vermedin mi? Yazık sana ey Ademoğlu! Ne kadar sözünde durmazsın!’ der. Adam: ‘Ey Rabbim! Yaratıklarının en bedbahtı ben olmayayım,’ der ve Allah (hoşnut olup) gülünceye kadar dua etmeye devam eder. Allah (hoşnut olup) gülünce: ‘Cennete gir,’ buyurur. Cennete girdiğinde Allah ona: ‘Temenni et (dile),’ der. O da Rabbinden diler ve temenni eder. Hatta Allah ona: ‘Şunu da, şunu da (iste),’ diye hatırlatır. Nihayet temennileri bitince Allah: ‘Bu (istediklerin) ve bir o kadarı daha senindir,’ buyurur.” Ata b. Yezid dedi ki: Ebu Said el-Hudri, Ebu Hureyre ile beraberdi ve hadisinin hiçbir yerinde ona itiraz etmiyordu. Ne zaman ki Ebu Hureyre, Allah Tebareke ve Teala’nın: “Bu ve bir o kadarı daha senindir,” dediğini nakletti; Ebu Said el-Hudri: “Ve onunla birlikte on misli daha, ey Ebu Hureyre!” dedi. Ebu Hureyre: “Ben ancak O’nun: ‘Bu ve bir o kadarı daha senindir,’ sözünü ezberledim,” dedi. Ebu Said el-Hudri: “Şahitlik ederim ki ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den: ‘Bu senin ve onunla birlikte on misli daha,’ sözünü ezberledim,” dedi. Ebu Hureyre: “İşte o adam, Cennete en son giren kimsedir,” dedi.
7439. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ خَالِدِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ زَيْدٍ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ هَلْ نَرَى رَبَّنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ " هَلْ تُضَارُونَ فِي رُؤْيَةِ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ إِذَا كَانَتْ صَحْوًا ". قُلْنَا لاَ. قَالَ " فَإِنَّكُمْ لاَ تُضَارُونَ فِي رُؤْيَةِ رَبِّكُمْ يَوْمَئِذٍ، إِلاَّ كَمَا تُضَارُونَ فِي رُؤْيَتِهِمَا ـ ثُمَّ قَالَ ـ يُنَادِي مُنَادٍ لِيَذْهَبْ كُلُّ قَوْمٍ إِلَى مَا كَانُوا يَعْبُدُونَ. فَيَذْهَبُ أَصْحَابُ الصَّلِيبِ مَعَ صَلِيبِهِمْ، وَأَصْحَابُ الأَوْثَانِ مَعَ أَوْثَانِهِمْ، وَأَصْحَابُ كُلِّ آلِهَةٍ مَعَ آلِهَتِهِمْ حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ، وَغُبَّرَاتٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ، ثُمَّ يُؤْتَى بِجَهَنَّمَ تُعْرَضُ كَأَنَّهَا سَرَابٌ فَيُقَالُ لِلْيَهُودِ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ قَالُوا كُنَّا نَعْبُدُ عُزَيْرَ ابْنَ اللَّهِ. فَيُقَالُ كَذَبْتُمْ لَمْ يَكُنْ لِلَّهِ صَاحِبَةٌ وَلاَ وَلَدٌ فَمَا تُرِيدُونَ قَالُوا نُرِيدُ أَنْ تَسْقِيَنَا، فَيُقَالُ اشْرَبُوا فَيَتَسَاقَطُونَ فِي جَهَنَّمَ ثُمَّ يُقَالُ لِلنَّصَارَى مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ فَيَقُولُونَ كُنَّا نَعْبُدُ الْمَسِيحَ ابْنَ اللَّهِ. فَيُقَالُ كَذَبْتُمْ لَمْ يَكُنْ لِلَّهِ صَاحِبَةٌ وَلاَ وَلَدٌ، فَمَا تُرِيدُونَ فَيَقُولُونَ نُرِيدُ أَنْ تَسْقِيَنَا. فَيُقَالُ اشْرَبُوا. فَيَتَسَاقَطُونَ حَتَّى يَبْقَى مَنْ كَانَ يَعْبُدُ اللَّهَ مِنْ بَرٍّ أَوْ فَاجِرٍ فَيُقَالُ لَهُمْ مَا يَحْبِسُكُمْ وَقَدْ ذَهَبَ النَّاسُ فَيَقُولُونَ فَارَقْنَاهُمْ وَنَحْنُ أَحْوَجُ مِنَّا إِلَيْهِ الْيَوْمَ وَإِنَّا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِيَلْحَقْ كُلُّ قَوْمٍ بِمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ. وَإِنَّمَا نَنْتَظِرُ رَبَّنَا ـ قَالَ ـ فَيَأْتِيهِمُ الْجَبَّارُ. فَيَقُولُ أَنَا رَبُّكُمْ. فَيَقُولُونَ أَنْتَ رَبُّنَا. فَلاَ يُكَلِّمُهُ إِلاَّ الأَنْبِيَاءُ فَيَقُولُ هَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ آيَةٌ تَعْرِفُونَهُ فَيَقُولُونَ السَّاقُ. فَيَكْشِفُ عَنْ سَاقِهِ فَيَسْجُدُ لَهُ كُلُّ مُؤْمِنٍ، وَيَبْقَى مَنْ كَانَ يَسْجُدُ لِلَّهِ رِيَاءً وَسُمْعَةً، فَيَذْهَبُ كَيْمَا يَسْجُدَ فَيَعُودُ ظَهْرُهُ طَبَقًا وَاحِدًا، ثُمَّ يُؤْتَى بِالْجَسْرِ فَيُجْعَلُ بَيْنَ ظَهْرَىْ جَهَنَّمَ ". قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْجَسْرُ قَالَ " مَدْحَضَةٌ مَزِلَّةٌ، عَلَيْهِ خَطَاطِيفُ وَكَلاَلِيبُ وَحَسَكَةٌ مُفَلْطَحَةٌ، لَهَا شَوْكَةٌ عُقَيْفَاءُ تَكُونُ بِنَجْدٍ يُقَالُ لَهَا السَّعْدَانُ، الْمُؤْمِنُ عَلَيْهَا كَالطَّرْفِ وَكَالْبَرْقِ وَكَالرِّيحِ وَكَأَجَاوِيدِ الْخَيْلِ وَالرِّكَابِ، فَنَاجٍ مُسَلَّمٌ وَنَاجٍ مَخْدُوشٌ وَمَكْدُوسٌ فِي نَارِ جَهَنَّمَ، حَتَّى يَمُرَّ آخِرُهُمْ يُسْحَبُ سَحْبًا، فَمَا أَنْتُمْ بِأَشَدَّ لِي مُنَاشَدَةً فِي الْحَقِّ، قَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنِ يَوْمَئِذٍ لِلْجَبَّارِ، وَإِذَا رَأَوْا أَنَّهُمْ قَدْ نَجَوْا فِي إِخْوَانِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِخْوَانُنَا كَانُوا يُصَلُّونَ مَعَنَا وَيَصُومُونَ مَعَنَا وَيَعْمَلُونَ مَعَنَا. فَيَقُولُ اللَّهُ تَعَالَى اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ دِينَارٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجُوهُ. وَيُحَرِّمُ اللَّهُ صُوَرَهُمْ عَلَى النَّارِ، فَيَأْتُونَهُمْ وَبَعْضُهُمْ قَدْ غَابَ فِي النَّارِ إِلَى قَدَمِهِ وَإِلَى أَنْصَافِ سَاقَيْهِ، فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا، ثُمَّ يَعُودُونَ فَيَقُولُ اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ نِصْفِ دِينَارٍ فَأَخْرِجُوهُ. فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا، ثُمَّ يَعُودُونَ فَيَقُولُ اذْهَبُوا فَمَنْ وَجَدْتُمْ فِي قَلْبِهِ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ مِنْ إِيمَانٍ فَأَخْرِجُوهُ. فَيُخْرِجُونَ مَنْ عَرَفُوا ". قَالَ أَبُو سَعِيدٍ فَإِنْ لَمْ تُصَدِّقُونِي فَاقْرَءُوا {إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا} " فَيَشْفَعُ النَّبِيُّونَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَالْمُؤْمِنُونَ فَيَقُولُ الْجَبَّارُ بَقِيَتْ شَفَاعَتِي. فَيَقْبِضُ قَبْضَةً مِنَ النَّارِ فَيُخْرِجُ أَقْوَامًا قَدِ امْتُحِشُوا، فَيُلْقَوْنَ فِي نَهَرٍ بِأَفْوَاهِ الْجَنَّةِ يُقَالُ لَهُ مَاءُ الْحَيَاةِ، فَيَنْبُتُونَ فِي حَافَتَيْهِ كَمَا تَنْبُتُ الْحِبَّةُ فِي حَمِيلِ السَّيْلِ، قَدْ رَأَيْتُمُوهَا إِلَى جَانِبِ الصَّخْرَةِ إِلَى جَانِبِ الشَّجَرَةِ، فَمَا كَانَ إِلَى الشَّمْسِ مِنْهَا كَانَ أَخْضَرَ، وَمَا كَانَ مِنْهَا إِلَى الظِّلِّ كَانَ أَبْيَضَ، فَيَخْرُجُونَ كَأَنَّهُمُ اللُّؤْلُؤُ، فَيُجْعَلُ فِي رِقَابِهِمُ الْخَوَاتِيمُ فَيَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ فَيَقُولُ أَهْلُ الْجَنَّةِ هَؤُلاَءِ عُتَقَاءُ الرَّحْمَنِ أَدْخَلَهُمُ الْجَنَّةَ بِغَيْرِ عَمَلٍ عَمِلُوهُ وَلاَ خَيْرٍ قَدَّمُوهُ. فَيُقَالُ لَهُمْ لَكُمْ مَا رَأَيْتُمْ وَمِثْلُهُ مَعَهُ ".
Yahya b. Bükeyr bize tahdis etti. Leys bize tahdis etti. Halid b. Yezid'den; [o] Said b. Ebi Hilal'den; [o] Zeyd'den; [o] Ata b. Yesar'dan; [o da] Ebu Said el-Hudri'den [nakletti]. O (Ebu Said) dedi ki: “Ey Allah'ın Resulü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?” dedik. [Resulullah] buyurdu ki: “Hava açıkken Güneş'i ve Ay'ı görmekte birbirinize zarar verir (izdiham eder) misiniz?” “Hayır!” dedik. Buyurdu ki: “İşte o gün Rabbinizi görmekte de ancak o ikisini görmekte birbirinize zarar verdiğiniz kadar zarar verirsiniz. Sonra (devamla) buyurdu ki: Bir münadi (çağırıcı): ‘Her topluluk neye tapıyor idiyse onun peşinden gitsin,’ diye seslenir. Haç sahipleri haçlarının peşinden, put sahipleri putlarının peşinden, her [türlü] ilah sahipleri kendi ilahlarının peşinden giderler. Nihayet Allah’a ibadet eden iyi ve fasık kimselerle, Ehl-i Kitap'tan artakalanlar kalır. Sonra (onlara) serap gibi görünen Cehennem getirilir. Yahudilere: ‘Siz neye tapıyordunuz?’ denilir. Onlar: ‘Biz Allah’ın oğlu Üzeyir’e tapıyorduk,’ derler. ‘Yalan söylediniz! Allah’ın ne bir eşi ne de bir oğlu vardır. Peki ne istiyorsunuz?’ denilir. ‘Bize su vermeni istiyoruz,’ derler. [Onlara]: ‘İçin!’ denilir ve Cehenneme dökülürler. Sonra Hristiyanlara: ‘Siz neye tapıyordunuz?’ denilir. Onlar: ‘Biz Allah’ın oğlu Mesih’e tapıyorduk,’ derler. ‘Yalan söylediniz! Allah’ın ne bir eşi ne de bir oğlu vardır. Peki ne istiyorsunuz?’ denilir. ‘Bize su vermeni istiyoruz,’ derler. [Onlara]: ‘İçin!’ denilir ve dökülürler. Nihayet Allah’a ibadet eden iyi ve fasık kimseler kalır. Onlara: ‘İnsanlar gittiği halde sizi [burada] tutan nedir?’ denilir. Onlar: ‘Biz (dünyada iken insanlara) O’na en çok muhtaç olduğumuz bir günde onlardan ayrılmıştık [onlara uymamıştık]. Biz, bir münadinin ‘Her topluluk taptığı şeye katılsın’ diye seslendiğini işittik. Biz ancak Rabbimizi bekliyoruz,’ derler. (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine Cebbar (olan Allah) onlara gelir ve: ‘Ben sizin Rabbinizim,’ buyurur. Onlar: ‘Sen bizim Rabbimizsin,’ derler. O’nunla [o gün] Peygamberlerden başkası konuşamaz. Allah: ‘Sizinle O’nun arasında O’nu tanıyacağınız bir alamet (ayet) var mı?’ diye sorar. ‘Baldır (Sâk),’ derler. Rabb, baldırını açar (hakikati tecelli eder). Bunun üzerine her mümin O’na secde eder. Allah’a gösteriş ve şöhret için secde edenler ise kalır; secde etmeye kalkarlar ama sırtları tek bir tabaka (gibi kaskatı) olur (eğilemezler). Sonra köprü (Sırat) getirilir ve Cehennemin üzerine kurulur.” Biz: “Ey Allah'ın Resulü! Köprü nedir?” dedik. Buyurdu ki: “Kaypak ve kaygan bir yoldur. Üzerinde kancalar, çengeller ve Necid’de biten, kendisine ‘Sa’dan’ denilen, ucu kıvrık dikenler gibi sert dikenler vardır. Mümin onun üzerinden göz açıp kapayıncaya kadar, şimşek gibi, rüzgar gibi, cins atlar ve bin binek develeri gibi geçer. Kimisi (oradan) sapasağlam kurtulur, kimisi tırmalanmış (yaralı) olarak kurtulur, kimisi de Cehennem ateşine yığılır (düşer). Nihayet sonuncuları sürüne sürüne geçer. Gerçek şu ki; o gün müminlerin Cebbar (olan Allah’a), [kurtulamayan] kardeşleri için yalvarmaları, sizin dünyada bir hak konusundaki yalvarmanızdan daha şiddetlidir. Kardeşlerinin (kendileri gibi) kurtulduklarını görünce: ‘Rabbimiz! Kardeşlerimiz bizimle birlikte namaz kılar, bizimle birlikte oruç tutar ve bizimle birlikte amel ederlerdi (onları da kurtar),’ derler. Allah Teala: ‘Gidin, kalbinde bir dinar ağırlığında iman bulduğunuz kimseyi [ateşten] çıkarın,’ buyurur. Allah onların suretlerini (yüzlerini) ateşe haram kılar. Gelirler; (bakarlar ki) onlardan kimi ateşe ayaklarına kadar, kimi baldırlarının yarısına kadar batmıştır. Tanıdıklarını çıkarırlar. Sonra [Allah’a] dönerler. Allah: ‘Gidin, kalbinde yarım dinar ağırlığında iman bulduğunuz kimseyi çıkarın,’ buyurur. Tanıdıklarını çıkarırlar. Sonra [Allah’a] dönerler. Allah: ‘Gidin, kalbinde zerre ağırlığında iman bulduğunuz kimseyi çıkarın,’ buyurur. Tanıdıklarını çıkarırlar.” Ebu Said dedi ki: “Eğer beni doğrulamazsanız { إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ وَإِنْ تَكُ حَسَنَةً يُضَاعِفْهَا } ‘Şüphesiz Allah zerre kadar haksızlık yapmaz...’ (Nisa, 40) ayetini okuyun.” [Resulullah devamla buyurdu ki]: “Peygamberler şefaat eder, melekler şefaat eder, müminler şefaat eder. Cebbar (olan Allah) buyurur ki: ‘(Geriye) benim şefaatim kaldı.’ Ateşten bir avuç (bir tutam) alır ve kömür gibi yanmış (imtihuş) olan toplulukları çıkarır. Cennetin ağzındaki ‘Hayat Suyu’ denilen bir nehre atılırlar. Selin getirdiği (mili topraktaki) tohumun bittiği gibi (o suyun) iki kıyısında biterler. Siz onu (sel artığını) taşın yanında, ağacın yanında görmüşsünüzdür; güneşe bakan tarafı yeşil olur, gölgeye bakan tarafı beyaz olur. Onlar inci gibi (parlayarak) çıkarlar. Boyunlarına (kurtulduklarına dair) mühürler asılır ve Cennete girerler. Cennet ehli: ‘İşte bunlar Rahman’ın azatlılarıdır. Allah onları, işledikleri hiçbir amel ve önceden gönderdikleri hiçbir hayır olmadığı halde Cennete koydu,’ derler. Onlara: ‘Gördükleriniz ve onunla birlikte bir misli daha sizindir,’ denilir.”
7440. Hadis
وَقَالَ حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُحْبَسُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُهِمُّوا بِذَلِكَ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِّنَا فَيُرِيحُنَا مِنْ مَكَانِنَا. فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ آدَمُ أَبُو النَّاسِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْكَنَكَ جَنَّتَهُ، وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ، وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُلِّ شَىْءٍ، لِتَشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّكَ حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا، قَالَ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ قَالَ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ أَكْلَهُ مِنَ الشَّجَرَةِ وَقَدْ نُهِيَ عَنْهَا ـ وَلَكِنِ ائْتُوا نُوحًا أَوَّلَ نَبِيٍّ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ. فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ سُؤَالَهُ رَبَّهُ بِغَيْرِ عِلْمٍ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ خَلِيلَ الرَّحْمَنِ. قَالَ فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ إِنِّي لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ ثَلاَثَ كَلِمَاتٍ كَذَبَهُنَّ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا آتَاهُ اللَّهُ التَّوْرَاةَ وَكَلَّمَهُ وَقَرَّبَهُ نَجِيًّا. قَالَ فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُ إِنِّي لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ قَتْلَهُ النَّفْسَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ وَرُوحَ اللَّهِ وَكَلِمَتَهُ. قَالَ فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا غَفَرَ اللَّهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ. فَيَأْتُونِي فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي فَيَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ، فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَسَمِعْتُهُ أَيْضًا يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ـ قَالَ ـ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ الثَّالِثَةَ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ـ قَالَ ـ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَقَدْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، حَتَّى مَا يَبْقَى فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ أَىْ وَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ ـ قَالَ ـ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ {عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا} قَالَ وَهَذَا الْمَقَامُ الْمَحْمُودُ الَّذِي وُعِدَهُ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم ".
Haccac b. Minhal dedi ki: Hemmam b. Yahya bize tahdis etti. Katade bize tahdis etti. Enes radıyallahu anh'den [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminler kıyamet günü hapsedilir (tutulur). Nihayet bundan (beklemekten) bunalırlar ve: ‘Rabbimize şefaat dilesek de bizi yerimizden rahata kavuştursa,’ derler. Adem’e gelirler ve: ‘Sen insanların babası Adem’sin. Allah seni eliyle yarattı, seni Cennetine yerleştirdi, meleklerine sana secde ettirdi ve sana her şeyin isimlerini öğretti. Bulunduğumuz şu yerden bizi rahata kavuşturması için Rabbinin katında bize şefaat et,’ derler. (Resulullah) buyurdu ki: O (Adem): ‘Ben o makamda değilim,’ der ve —kendisine yasaklandığı halde ağaçtan yemesi şeklindeki— hatasını (zellesini) zikreder. ‘Lakin siz Nuh’a gidin. Çünkü o, Allah’ın yeryüzü ehalisine gönderdiği ilk peygamberdir,’ der. Nuh’a gelirler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve —bilmediği bir şeyi Rabbinden istemesi şeklindeki— hatasını zikreder. ‘Lakin siz Halilurrahman (Allah’ın dostu) olan İbrahim’e gidin,’ der. (Resulullah) buyurdu ki: İbrahim’e gelirler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve —(başından geçen) üç yalanı (gibi görünen) sözlerini— zikreder. ‘Lakin siz Musa’ya gidin. O öyle bir kuldur ki; Allah ona Tevrat’ı vermiş, onunla konuşmuş ve onu (kendisine) münacat edici olarak yaklaştırmıştır,’ der. (Resulullah) buyurdu ki: Musa’ya gelirler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve —(haksız yere) bir cana kıyması şeklindeki— hatasını zikreder. ‘Lakin siz Allah’ın kulu, resulü, Allah’ın ruhu ve kelimesi olan İsa’ya gidin,’ der. (Resulullah) buyurdu ki: İsa’ya gelirler. O da: ‘Ben o makamda değilim. Lakin siz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidin. O öyle bir kuldur ki; Allah onun gelmiş ve geçmiş günahlarını bağışlamıştır,’ der. Bana gelirler. Ben de Rabbimin huzuruna (girmek için) izin isterim. Bana izin verilir. O’nu gördüğüm zaman secdeye kapanırım. Allah, (secdede) kalmamı dilediği kadar beni bırakır. Sonra: ‘Kaldır başını Muhammed! Söyle dinlenirsin, şefaat et şefaatin kabul edilir, iste verilir,’ buyurur. (Resulullah) buyurdu ki: Başımı kaldırırım. Rabbimi, bana öğreteceği hamd ü senalar ile överim. Sonra bana bir sınır konulur (şefaat edeceğim kimseler için). Ben de çıkarım ve onları Cennete koyarım.” Katade dedi ki: Ben onun (Enes'in) şöyle dediğini de işittim: “Ben de çıkarım; onları (sınırlandırılanları) ateşten çıkarır ve Cennete koyarım. Sonra dönerim, Rabbimin huzuruna (girmek için) izin isterim. Bana izi verilir. O’nu gördüğüm zaman secdeye kapanırım. Allah, (secdede) kalmamı dilediği kadar beni bırakır. Sonra: ‘Kaldır başını Muhammed! Söyle dinlenirsin, şefaat et şefaatin kabul edilir, iste verilir,’ buyurur. (Resulullah) buyurdu ki: Başımı kaldırırım. Rabbimi, bana öğreteceği hamd ü senalar ile överim. Sonra yine şefaat ederim. Bana bir sınır konulur. Ben de çıkarım ve onları Cennete koyarım.” Katade dedi ki: Ben onun (Enes'in) şöyle dediğini işittim: “Ben de çıkarım; onları ateşten çıkarır ve Cennete koyarım. Sonra üçüncü defa dönerim, Rabbimin huzuruna (girmek için) izin isterim. Bana izin verilir. O’nu gördüğüm zaman secdeye kapanırım. Allah, (secdede) kalmamı dilediği kadar beni bırakır. Sonra: ‘Kaldır başını Muhammed! Söyle dinlenirsin, şefaat et şefaatin kabul edilir, iste verilir,’ buyurur. (Resulullah) buyurdu ki: Başımı kaldırırım. Rabbimi, bana öğreteceği hamd ü senalar ile överim. Sonra yine şefaat ederim. Bana bir sınır konulur. Ben de çıkarım ve onları Cennete koyarım.” Katade dedi ki: Ve ben onun (Enes'in) şöyle dediğini işittim: “Ben de çıkarım; onları ateşten çıkarır ve Cennete koyarım. Nihayet ateşte, Kur’an’ın hapsettiği —yani ebedi kalması vacip olan— kimselerden başka kimse kalmaz.” (Ravi) dedi ki: Sonra (Enes) şu ayeti okudu: { عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا } “Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a (övülen makama) ulaştırır.” (İsra, 79). Ve dedi ki: “İşte bu, Nebiniz sallallâhu aleyhi ve sellem’e vaat edilen Makam-ı Mahmud’dur.”
7441. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنِي عَمِّي، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَ إِلَى الأَنْصَارِ فَجَمَعَهُمْ فِي قُبَّةٍ وَقَالَ لَهُمُ " اصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوُا اللَّهَ وَرَسُولَهُ، فَإِنِّي عَلَى الْحَوْضِ ".
Ubeydullah b. Sa'd b. İbrahim bize tahdis etti. Amcam bana tahdis etti. Babam bize tahdis etti. Salih'ten; [o] İbn Şihab'dan [nakletti]. [O] dedi ki: Enes b. Malik bana tahdis etti ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ensar’a (haber) gönderip onları bir kubbenin (çadırın) altında topladı ve onlara şöyle buyurdu: “Allah ve Resulüne kavuşuncaya kadar sabredin. Şüphesiz ben Havuz’un başındayım.”
7442. Hadis
حَدَّثَنِي ثَابِتُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَحْوَلِ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا تَهَجَّدَ مِنَ اللَّيْلِ قَالَ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ نُورُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ، أَنْتَ الْحَقُّ، وَقَوْلُكَ الْحَقُّ، وَوَعْدُكَ الْحَقُّ، وَلِقَاؤُكَ الْحَقُّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، وَالسَّاعَةُ حَقٌّ، اللَّهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَإِلَيْكَ خَاصَمْتُ، وَبِكَ حَاكَمْتُ، فَاغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ، وَأَسْرَرْتُ وَأَعْلَنْتُ، وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي، لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ قَالَ قَيْسُ بْنُ سَعْدٍ وَأَبُو الزُّبَيْرِ عَنْ طَاوُسٍ قَيَّامٌ. وَقَالَ مُجَاهِدٌ الْقَيُّومُ الْقَائِمُ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ. وَقَرَأَ عُمَرُ الْقَيَّامُ، وَكِلاَهُمَا مَدْحٌ.
Sabit b. Muhammed bana tahdis etti. Süfyan bize tahdis etti. İbn Cüreyc'den; [o] Süleyman el-Ahvel'den; [o] Tavus'tan; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin teheccüd namazına kalktığı zaman şöyle derdi: “Allahım! Rabbimiz! Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerin ve onlardakilerin Kayyumusun (yönetip ayakta tutanısın). Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerin ve onlardakilerin Rabbisin. Hamd Sanadır. Sen göklerin, yerin ve onlardakilerin Nurusun. Sen Hakksın, sözün haktır, vaadin haktır, Sana kavuşmak haktır. Cennet haktır, Cehennem haktır, Kıyamet saati haktır. Allahım! Sana teslim oldum, Sana iman ettim, Sana tevekkül ettim. Sana (hükmüne) başvurdum ve Seninle (yardımınla, kitabınla) hükmettim. (Yaptığım) işlerimin öncesini ve sonrasını, gizlediğimi ve açığa vurduğumu, ve benden daha iyi bildiğin (günahlarımı) bağışla. Senden başka ilah yoktur.” (Buhari’nin hocası) Ebu Abdullah dedi ki: Kays b. Sa’d ve Ebu’z-Zübeyr; Tavus’tan [naklen] “Kayyâm” (şeklinde) rivayet ettiler. Mücahid: “El-Kayyûm: Her şeyi ayakta tutan (El-Kâimu alâ külli şeyin) demektir,” dedi. Ömer de “El-Kayyâm” diye kıraat etti. Her ikisi de (Allah için) övgüdür.
7443. Hadis
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنِي الأَعْمَشُ، عَنْ خَيْثَمَةَ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ سَيُكَلِّمُهُ رَبُّهُ، لَيْسَ بَيْنَهُ وَبَيْنَهُ تُرْجُمَانٌ وَلاَ حِجَابٌ يَحْجُبُهُ ".
Yusuf b. Musa bize tahdis etti. Ebu Üsame bize tahdis etti. A'meş bana tahdis etti. Hayseme'den; [o] Adiy b. Hatim'den [nakletti]. O dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden hiç kimse yoktur ki; Rabbi onunla —aralarında biz tercüman ve onu perdeleyen bir perde (hicab) olmaksızın— konuşacak olmasın.”
7444. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ الصَّمَدِ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " جَنَّتَانِ مِنْ فِضَّةٍ آنِيَتُهُمَا وَمَا فِيهِمَا، وَجَنَّتَانِ مِنْ ذَهَبٍ آنِيَتُهُمَا وَمَا فِيهِمَا، وَمَا بَيْنَ الْقَوْمِ وَبَيْنَ أَنْ يَنْظُرُوا إِلَى رَبِّهِمْ إِلاَّ رِدَاءُ الْكِبْرِ عَلَى وَجْهِهِ فِي جَنَّةِ عَدْنٍ ".
Ali b. Abdullah bize tahdis etti. Abdülaziz b. Abdussamed bize tahdis etti. Ebu İmran'dan; [o] Ebu Bekir b. Abdullah b. Kays'tan; [o] babasından; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “İki cennet vardır; kapları ve içindekiler gümüştendir. İki cennet vardır; kapları ve içindekiler altındandır. Adn Cennetinde, topluluk (insanlar) ile Rablerine bakmaları arasında, (Allah'ın) vechindeki (yüzündeki) Kibriya (Büyüklük) ridasından (örtüsünden) başka bir şey yoktur.”
7445. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكُ بْنُ أَعْيَنَ، وَجَامِعُ بْنُ أَبِي رَاشِدٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنِ اقْتَطَعَ مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ بِيَمِينٍ كَاذِبَةٍ، لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ". قَالَ عَبْدُ اللَّهِ ثُمَّ قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِصْدَاقَهُ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ جَلَّ ذِكْرُهُ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ} الآيَةَ.
Humeydi bize tahdis etti. Süfyan bize tahdis etti. Abdülmelik b. A'yen ve Cami b. Ebi Raşid bize tahdis etti. Ebu Vail'den; [o] Abdullah radıyallahu anh'den [nakletti]. O dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kim yalan yere yemin ederek bir müslüman kişinin malını (haksız yere) koparıp alırsa, Allah’a, kendisine gazap etmiş olduğu halde kavuşur.” Abdullah dedi ki: Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bunun Yüce Allah'ın Kitabı’ndaki tasdikini okudu: { إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَئِكَ لاَ خَلاَقَ لَهُمْ فِي الآخِرَةِ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ } “Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedelle değiştirenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah onlarla konuşmayacaktır...” (Al-i İmran, 77) ayetinin sonuna kadar.
7446. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " ثَلاَثَةٌ لاَ يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ رَجُلٌ حَلَفَ عَلَى سِلْعَةٍ لَقَدْ أَعْطَى بِهَا أَكْثَرَ مِمَّا أَعْطَى وَهْوَ كَاذِبٌ، وَرَجُلٌ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ كَاذِبَةٍ بَعْدَ الْعَصْرِ لِيَقْتَطِعَ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ، وَرَجُلٌ مَنَعَ فَضْلَ مَاءٍ فَيَقُولُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، الْيَوْمَ أَمْنَعُكَ فَضْلِي، كَمَا مَنَعْتَ فَضْلَ مَا لَمْ تَعْمَلْ يَدَاكَ ".
Abdullah b. Muhammed bize tahdis etti. Süfyan bize tahdis etti. Amr'dan; [o] Ebu Salih'ten; [o] Ebu Hureyre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Üç kişi vardır ki, kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz ve onlara (rahmet nazarıyla) bakmaz: (Birincisi) Yalan söyleyerek; (o mal için gerçekte) verdiğinden daha fazlasını vermiş olduğuna dair bir mal üzerine yemin eden adam. (İkincisi) İkindi vaktinden sonra, bir müslüman kişinin malını haksız yere koparıp almak için yalan yere yemin eden adam. (Üçüncüsü) Fazla suyunu (ihtiyacı olandan) esirgeyen adam. Allah (böyle kimseye) kıyamet günü şöyle der: ‘Kendi ellerinin (emeğinin) yapmadığı (Rabbinden gelen bir nimetin) fazlasını men ettiğin gibi, Ben de bugün senden fazlımı (lütfumu) men ederim.’”
7447. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي بَكْرَةَ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الزَّمَانُ قَدِ اسْتَدَارَ كَهَيْئَتِهِ يَوْمَ خَلَقَ اللَّهُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضَ، السَّنَةُ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا، مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ثَلاَثٌ مُتَوَالِيَاتٌ ذُو الْقَعَدَةِ وَذُو الْحَجَّةِ وَالْمُحَرَّمُ، وَرَجَبُ مُضَرَ الَّذِي بَيْنَ جُمَادَى وَشَعْبَانَ، أَىُّ شَهْرٍ هَذَا ". قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ يُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ قَالَ " أَلَيْسَ ذَا الْحَجَّةِ ". قُلْنَا بَلَى. قَالَ " أَىُّ بَلَدٍ هَذَا ". قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ قَالَ " أَلَيْسَ الْبَلْدَةَ ". قُلْنَا بَلَى. قَالَ " فَأَىُّ يَوْمٍ هَذَا ". قُلْنَا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ فَسَكَتَ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُسَمِّيهِ بِغَيْرِ اسْمِهِ قَالَ " أَلَيْسَ يَوْمَ النَّحْرِ ". قُلْنَا بَلَى. قَالَ " فَإِنَّ دِمَاءَكُمْ وَأَمْوَالَكُمْ ـ قَالَ مُحَمَّدٌ وَأَحْسِبُهُ قَالَ وَأَعْرَاضَكُمْ ـ عَلَيْكُمْ حَرَامٌ، كَحُرْمَةِ يَوْمِكُمْ هَذَا فِي بَلَدِكُمْ هَذَا فِي شَهْرِكُمْ هَذَا، وَسَتَلْقَوْنَ رَبَّكُمْ فَيَسْأَلُكُمْ عَنْ أَعْمَالِكُمْ، أَلاَ فَلاَ تَرْجِعُوا بَعْدِي ضُلاَّلاً، يَضْرِبُ بَعْضُكُمْ رِقَابَ بَعْضٍ، أَلاَ لِيُبَلِّغِ الشَّاهِدُ الْغَائِبَ، فَلَعَلَّ بَعْضَ مَنْ يَبْلُغُهُ أَنْ يَكُونَ أَوْعَى مِنْ بَعْضِ مَنْ سَمِعَهُ ". فَكَانَ مُحَمَّدٌ إِذَا ذَكَرَهُ قَالَ صَدَقَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ قَالَ " أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ ".
Muhammed b. Müsenna bize tahdis etti. Abdülvehhab bize tahdis etti. Eyyub bize tahdis etti. Muhammed'den; [o] İbn Ebi Bekre'den; [o] Ebu Bekre'den; [o da] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [nakletti]. O şöyle buyurdu: “Zaman, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki heyetine (şekline) dönmüştür. Sene on iki aydır. Bunlardan dördü haram (aylar)dır. Üçü peş peşedir: Zilkade, Zilhicce ve Muharrem. (Biri de) Cemaziye(lahir) ile Şaban arasındaki mudar'ın Recep ayıdır. Bu (içinde bulunduğumuz) ay hangi aydır?” Biz: “Allah ve Resulü en iyi bilendir,” dedik. (Resulullah) sustu; hatta biz O'nun bu aya isminden başka bir isim vereceğini sandık. “Zilhicce (ayı) değil midir?” buyurdu. “Evet,” dedik. “Bu belde (şehir) hangi beldedir?” buyurdu. “Allah ve Resulü en iyi bilendir,” dedik. Sustu; hatta biz O'nun bu beldeye isminden başka bir isim vereceğini sandık. “Belde (Mekke) değil midir?” buyurdu. “Evet,” dedik. “Bu gün hangi gündür?” buyurdu. “Allah ve Resulü en iyi bilendir,” dedik. Sustu; hatta biz O'nun bu güne isminden başka bir isim vereceğini sandık. “Yevmü'n-Nahr (Kurban Bayramı günü) değil midir?” buyurdu. “Evet,” dedik. Buyurdu ki: “Şüphesiz kanlarınız ve mallarınız —(Ravi) Muhammed dedi ki: Sanırım şöyle de dedi: Ve ırzlarınız (namuslarınız)—; bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün haramlığı (dokunulmazlığı) gibi size haramdır. Rabbinize kavuşacaksınız ve O size amellerinizi soracak. Dikkat edin! Benden sonra sakın birbirinizin boynunu vuran sapıklar olarak (eski halinize) dönmeyin. Dikkat edin! (Burada) hazır bulunan (şahit olan), burada olmayana (gaib olana) tebliğ etsin. Belki de kendisine tebliğ edilen kimse, (sözümü bizzat) işitenden daha iyi kavrayıp ezberleyebilir (koruyabilir).” (Ravi) Muhammed [b. Şirin], bunu zikrettiği zaman: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem doğru söyledi,” der, sonra[Resulullah'ın şöyle dediğini] söylerdi: “Dikkat edin! Tebliğ ettim mi? Dikkat edin! Tebliğ ettim mi?”
7448. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ، عَنْ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أُسَامَةَ، قَالَ كَانَ ابْنٌ لِبَعْضِ بَنَاتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَقْضِي، فَأَرْسَلَتْ إِلَيْهِ أَنْ يَأْتِيَهَا فَأَرْسَلَ " إِنَّ لِلَّهِ مَا أَخَذَ، وَلَهُ مَا أَعْطَى، وَكُلٌّ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى، فَلْتَصْبِرْ وَلْتَحْتَسِبْ ". فَأَرْسَلَتْ إِلَيْهِ فَأَقْسَمَتْ عَلَيْهِ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقُمْتُ مَعَهُ وَمُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ وَأُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ وَعُبَادَةُ بْنُ الصَّامِتِ، فَلَمَّا دَخَلْنَا نَاوَلُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الصَّبِيَّ وَنَفْسُهُ تَقَلْقَلُ فِي صَدْرِهِ ـ حَسِبْتُهُ قَالَ ـ كَأَنَّهَا شَنَّةٌ، فَبَكَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ سَعْدُ بْنُ عُبَادَةَ أَتَبْكِي فَقَالَ " إِنَّمَا يَرْحَمُ اللَّهُ مِنْ عِبَادِهِ الرُّحَمَاءَ ".
Musa b. İsmail bize tahdis etti. Abdülvahid bize tahdis etti. Asım bize tahdis etti. Ebu Osman'dan; [o] Usame'den [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in kızlarından birinin bir oğlu ölmek üzereydi. (Kızı), kendisine gelmesi için (Nebi’ye haber) gönderdi. (Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem de) haber gönderip: “Şüphesiz alan da Allah’tır, veren de O’dur. Her şey O’nun katında belirli bir ecel iledir. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin (ihtisab etsin),” buyurdu. (Kızı) tekrar O'na (yeminle) haber gönderip gelmesi için ant verdi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem kalktı. Ben, Muaz b. Cebel, Übeyy b. Ka'b ve Ubade b. Samit de O’nunla beraber kalktık. Yanlarına girdiğimiz zaman çocuğu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e uzattılar. Çocuğun nefesi göğsünde hırıldıyordu. —(Ravi) dedi ki: Sanırım şöyle dedi: Sanki eski bir kırba gibi ses çıkarıyordu.— Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ağladı. Sa'd b. Ubade: “Ağlıyor musun (Ya Resulallah)?” dedi. [Resulullah]: “Allah, kullarından ancak merhametli olanlara rahmet eder,” buyurdu.
7449. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحِ بْنِ كَيْسَانَ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اخْتَصَمَتِ الْجَنَّةُ وَالنَّارُ إِلَى رَبِّهِمَا فَقَالَتِ الْجَنَّةُ يَا رَبِّ مَا لَهَا لاَ يَدْخُلُهَا إِلاَّ ضُعَفَاءُ النَّاسِ وَسَقَطُهُمْ. وَقَالَتِ النَّارُ ـ يَعْنِي ـ أُوثِرْتُ بِالْمُتَكَبِّرِينَ. فَقَالَ اللَّهُ تَعَالَى لِلْجَنَّةِ أَنْتِ رَحْمَتِي. وَقَالَ لِلنَّارِ أَنْتِ عَذَابِي أُصِيبُ بِكِ مَنْ أَشَاءُ، وَلِكُلِّ وَاحِدَةٍ مِنْكُمَا مِلْؤُهَا ـ قَالَ ـ فَأَمَّا الْجَنَّةُ فَإِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مِنْ خَلْقِهِ أَحَدًا، وَإِنَّهُ يُنْشِئُ لِلنَّارِ مَنْ يَشَاءُ فَيُلْقَوْنَ فِيهَا فَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ. ثَلاَثًا، حَتَّى يَضَعَ فِيهَا قَدَمَهُ فَتَمْتَلِئُ وَيُرَدُّ بَعْضُهَا إِلَى بَعْضٍ وَتَقُولُ قَطْ قَطْ قَطْ ".
Ubeydullah b. Sa'd b. İbrahim bize tahdis etti, Ya'kûb bize tahdis etti, babam bize tahdis etti; Sâlih b. Keysân'dan; [o] el-A'rec'den; [o] Ebû Hüreyre'den; [o da] Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den; şöyle buyurdu: "Cennet ile cehennem Rableri huzurunda münakaşa ettiler. Cennet: 'Ey Rabbim! Ona insanların ancak zayıfları ve düşkünleri giriyor, ona ne oluyor?' dedi. Cehennem ise: 'Bana büyüklük taslayanlar (mütekebbirler) tahsis edildi' dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ cennete: 'Sen Benim rahmetimsin' buyurdu. Cehenneme de: 'Sen Benim azabımsın; seninle dilediğimi cezalandırırım. Ve her biriniz için dolusu vardır' buyurdu. —[Resûlullah] buyurdu ki:— Cennete gelince, şüphesiz Allah yarattıklarından hiç kimseye zulmetmez. Cehennem için ise dilediği kimseleri var eder ve onlar oraya atılırlar. O da üç defa: 'Daha var mı?' der; nihayet [Allah] ayağını (kademini) onun üzerine koyar da cehennem dolar, bir kısmı diğer kısmına büzülüp toplanır ve: 'Yeter, yeter, yeter! (Kat, kat, kat)' der."
7450. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَيُصِيبَنَّ أَقْوَامًا سَفْعٌ مِنَ النَّارِ بِذُنُوبٍ أَصَابُوهَا عُقُوبَةً، ثُمَّ يُدْخِلُهُمُ اللَّهُ الْجَنَّةَ بِفَضْلِ رَحْمَتِهِ يُقَالُ لَهُمُ الْجَهَنَّمِيُّونَ ". وَقَالَ هَمَّامٌ حَدَّثَنَا قَتَادَةٌ حَدَّثَنَا أَنَسٌ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم.
Hafs b. Ömer bize tahdis etti, Hişâm bize tahdis etti; Katâde'den; [o] Enes radıyallahu anh'tan; [o da] Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den; şöyle buyurdu: "Birtakım topluluklara, işledikleri günahlar sebebiyle bir ceza olarak cehennem ateşinden bir kararma (yanık izi) mutlaka dokunacaktır. Sonra Allah onları rahmetinin lütfuyla cennete koyacaktır; onlara 'cehennemlikler' (cehennemiyyûn) denilecektir." Hemmâm da dedi ki: Katâde bize tahdis etti, Enes bize Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den tahdis etti.
7451. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ جَاءَ حَبْرٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّ اللَّهَ يَضَعُ السَّمَاءَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالأَرْضَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالْجِبَالَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَالشَّجَرَ وَالأَنْهَارَ عَلَى إِصْبَعٍ، وَسَائِرَ الْخَلْقِ عَلَى إِصْبَعٍ، ثُمَّ يَقُولُ بِيَدِهِ أَنَا الْمَلِكُ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ " {وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ}"
Mûsâ bize tahdis etti, Ebû Avâne bize tahdis etti; A'meş'ten; [o] İbrahim'den; [o] Alkame'den; [o da] Abdullah [b. Mes'ûd]'dan; şöyle dedi: [Yahudi] bilginlerinden biri Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Ey Muhammed! Şüphesiz Allah göğü bir parmağı üzerine, yeri bir parmağı üzerine, dağları bir parmağı üzerine, ağaçları ve nehirleri bir parmağı üzerine, diğer yaratılmışları da bir parmağı üzerine koyar; sonra eliyle [işaret ederek]: 'Ben Melik'im (Hükümdarım)!' buyurur" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem güldü ve: {وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ} “Onlar Allah'ı gereği gibi takdir edemediler...” (ez-Zümer, 67) buyurdu.
7452. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ أَبِي مَرْيَمَ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، أَخْبَرَنِي شَرِيكُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَمِرٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ بِتُّ فِي بَيْتِ مَيْمُونَةَ لَيْلَةً وَالنَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عِنْدَهَا لأَنْظُرَ كَيْفَ صَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِاللَّيْلِ، فَتَحَدَّثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَ أَهْلِهِ سَاعَةً ثُمَّ رَقَدَ، فَلَمَّا كَانَ ثُلُثُ اللَّيْلِ الآخِرُ أَوْ بَعْضُهُ قَعَدَ فَنَظَرَ إِلَى السَّمَاءِ فَقَرَأَ {إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ} إِلَى قَوْلِهِ {لأُولِي الأَلْبَابِ} ثُمَّ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَاسْتَنَّ، ثُمَّ صَلَّى إِحْدَى عَشْرَةَ رَكْعَةً، ثُمَّ أَذَّنَ بِلاَلٌ بِالصَّلاَةِ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، ثُمَّ خَرَجَ فَصَلَّى لِلنَّاسِ الصُّبْحَ.
Saîd b. Ebî Meryem bize tahdis etti, Muhammed b. Ca'fer bize haber verdi; Şerîk b. Abdillâh b. Ebî Nemir bana Kureyb'den haber verdi; [o da] İbn Abbas'tan; şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in gece namazının nasıl olduğunu görmek için bir gece Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem onun yanındayken [teyzem] Meymûne'nin evinde geceledim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem eşiyle bir süre sohbet etti, sonra uyudu. Gecenin son üçte biri veya bir kısmı olunca oturdu, göğe baktı ve: {إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ} âyetinden {لِأُولِي الْأَلْبَابِ} sözüne kadar “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında... akıl sahipleri için ibretler vardır” (Âl-i İmrân, 190) okudu. Sonra kalkıp abdest aldı ve dişlerini misvakladı. Sonra on bir rekât namaz kıldı. Ardından Bilâl namaz için ezan okuyunca iki rekât [sabah sünnetini] kıldı; sonra çıkıp insanlara sabah namazını kıldırdı.
7453. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَمَّا قَضَى اللَّهُ الْخَلْقَ كَتَبَ عِنْدَهُ فَوْقَ عَرْشِهِ، إِنَّ رَحْمَتِي سَبَقَتْ غَضَبِي ".
İsmâil bize tahdis etti, Mâlik bana Ebû'z-Zinâd'dan tahdis etti; [o] el-A'rec'den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallahu anh'tan; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah mahlûkatı yaratmayı takdir buyurduğu zaman, Arş'ının üzerinde, Kendi katında: 'Şüphesiz rahmetim gazabıma galebe çalmıştır (önüne geçmiştir)' diye yazdı.”
7454. Hadis
حَدَّثَنَا آدَمُ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، سَمِعْتُ زَيْدَ بْنَ وَهْبٍ، سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مَسْعُودٍ ـ رضى الله عنه ـ حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ " إِنَّ خَلْقَ أَحَدِكُمْ يُجْمَعُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا وَأَرْبَعِينَ لَيْلَةً، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَهُ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَهُ، ثُمَّ يُبْعَثُ إِلَيْهِ الْمَلَكُ فَيُؤْذَنُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ، فَيَكْتُبُ رِزْقَهُ وَأَجَلَهُ وَعَمَلَهُ وَشَقِيٌّ أَمْ سَعِيدٌ ثُمَّ يَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ، فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، حَتَّى لاَ يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلاَّ ذِرَاعٌ، فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ، فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُ النَّارَ، وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ، حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ إِلاَّ ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ، فَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا ".
Âdem bize tahdis etti, Şu'be bize tahdis etti, el-A'meş bize tahdis etti; Zeyd b. Vehb'den işittim; Abdullah b. Mes'ûd radıyallahu anh'tan işitmiştir; şöyle dedi: Sâdık ve masdûk (doğru sözlü ve doğrulanmış) olan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize tahdis etti: “Şüphesiz her birinizin yaratılışı annesinin karnında kırk gün ve kırk gece toplanır (nutfeden hâsıl olur). Sonra o kadar bir süre içinde alaka (asılı parça) olur. Sonra o kadar bir süre içinde mudga (bir çiğnem et parçası) olur. Sonra ona melek gönderilir ve dört kelimeyi yazması emrolunur: Rızkını, ecelini, amelini ve şakî mi yoksa saîd mi olacağını yazar; sonra da ona ruh üfler. Sizden biri cennet ehlinin ameliyle amel eder de nihayet kendisiyle cennet arasında yalnız bir arşın mesafe kalır. Fakat kitap (kader) onun önüne geçer; o da cehennem ehlinin amelini işler ve cehenneme girer. Yine sizden biri cehennem ehlinin ameliyle amel eder de nihayet kendisiyle cehennem arasında yalnız bir arşın mesafe kalır. Fakat kitap onun önüne geçer; o da cennet ehlinin amelini işler ve cennete girer.”
7455. Hadis
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ ذَرٍّ، سَمِعْتُ أَبِي يُحَدِّثُ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يَا جِبْرِيلُ مَا يَمْنَعُكَ أَنْ تَزُورَنَا أَكْثَرَ مِمَّا تَزُورُنَا ". فَنَزَلَتْ {وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلاَّ بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا} إِلَى آخِرِ الآيَةِ. قَالَ هَذَا كَانَ الْجَوَابَ لِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم.
Hallâd b. Yahyâ bize tahdis etti, Ömer b. Zerr bize tahdis etti; babamı tahdis ederken işittim; Saîd b. Cübeyr'den; [o da] İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan; şöyle demiştir: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Cibrîl! Bizi ziyaret ettiğinden daha fazla ziyaret etmene ne engel oluyor?” buyurdu. Bunun üzerine: {وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا} “Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz; önümüzde, arkamızda ve bunların arasındaki her şey O'nundur...” (Meryem, 64) âyeti —âyetin sonuna kadar— indi. [Râvi]: İşte bu, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e verilen cevaptı, dedi.
7456. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي حَرْثٍ بِالْمَدِينَةِ وَهْوَ مُتَّكِئٌ عَلَى عَسِيبٍ، فَمَرَّ بِقَوْمٍ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ سَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ. وَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ تَسْأَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ. فَسَأَلُوهُ فَقَامَ مُتَوَكِّئًا عَلَى الْعَسِيبِ وَأَنَا خَلْفَهُ، فَظَنَنْتُ أَنَّهُ يُوحَى إِلَيْهِ فَقَالَ {وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً} فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ قَدْ قُلْنَا لَكُمْ لاَ تَسْأَلُوهُ.
Yahyâ bize tahdis etti, Vekî' bize tahdis etti; A'meş'ten; [o] İbrahim'den; [o] Alkame'den; [o da] Abdullah [b. Mes'ûd]'dan; şöyle dedi: Medine'de bir ekin tarlasında, elindeki bir hurma dalına (asîb) dayanmış vaziyette yürüyen Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yürüyordum. Yahudilerden bir grubun yanından geçti; birbirlerine: “Ona ruh hakkında sorun!” dediler. Bazıları da: “Ona ruh hakkında sormayın!” dedi. Nihayet ona sordular. [Resûlullah] hurma dalına dayanarak durdu, ben de arkasındaydım. Kendisine vahiy indirildiğini zannettim. Sonra: {وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلَّا قَلِيلًا} “Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh Rabbimin emrindendir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir” (el-İsrâ, 85) buyurdu. Bunun üzerine birbirlerine: “Size 'Ona sormayın' dememiş miydik!” dediler.
7457. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَكَفَّلَ اللَّهُ لِمَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِهِ، لاَ يُخْرِجُهُ إِلاَّ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِهِ، وَتَصْدِيقُ كَلِمَاتِهِ، بِأَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، أَوْ يَرْجِعَهُ إِلَى مَسْكَنِهِ الَّذِي خَرَجَ مِنْهُ، مَعَ مَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ".
İsmâil bize tahdis etti, Mâlik bana Ebû'z-Zinâd'dan tahdis etti; [o] el-A'rec'den; [o da] Ebû Hüreyre'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Kendi yolunda cihada çıkan kimseye kefil olmuştur: Onu [evinden] yalnızca Kendi yolunda cihad etmek ve kelimelerini tasdik etmek çıkarmışsa; Allah onu cennete koymaya yahut kazandığı ecir veya ganimetle birlikte çıkmış olduğu meskenine geri döndürmeye kefil olmuştur.”
7458. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ الرَّجُلُ يُقَاتِلُ حَمِيَّةً وَيُقَاتِلُ شَجَاعَةً وَيُقَاتِلُ رِيَاءً، فَأَىُّ ذَلِكَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ قَالَ " مَنْ قَاتَلَ لِتَكُونَ كَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا، فَهْوَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ".
Muhammed b. Kesîr bize tahdis etti, Süfyân bize tahdis etti; A'meş'ten; [o] Ebû Vâil'den; [o da] Ebû Mûsâ'dan; şöyle dedi: Bir adam Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: “Biri asabiyet (hamiyyet) gayretiyle savaşır, biri cesaretini göstermek için savaşır, biri de gösteriş (riyâ) için savaşır; bunların hangisi Allah yolundadır?” dedi. Buyurdu ki: “Kim Allah'ın kelimesi (tevhîd dini) en yüce olsun diye savaşırsa, işte o Allah yolundadır.”
7459. Hadis
حَدَّثَنَا شِهَابُ بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ قَيْسٍ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَزَالُ مِنْ أُمَّتِي قَوْمٌ ظَاهِرِينَ عَلَى النَّاسِ، حَتَّى يَأْتِيَهُمْ أَمْرُ اللَّهِ ".
Şihâb b. Abbâd bize tahdis etti, İbrahim b. Humeyd bize tahdis etti; İsmâil'den; [o] Kays'tan; [o da] Mugîre b. Şu'be'den; şöyle dedi: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Ümmetimden bir topluluk, kendilerine Allah'ın emri (kıyamet) gelinceye kadar insanlar üzerinde [hak ile] üstün ve gālip olmaya devam edecektir.”
7460. Hadis
حَدَّثَنَا الْحُمَيْدِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جَابِرٍ، حَدَّثَنِي عُمَيْرُ بْنُ هَانِئٍ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ يَزَالُ مِنْ أُمَّتِي أُمَّةٌ قَائِمَةٌ بِأَمْرِ اللَّهِ، مَا يَضُرُّهُمْ مَنْ كَذَّبَهُمْ، وَلاَ مَنْ خَالَفَهُمْ، حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ عَلَى ذَلِكَ ". فَقَالَ مَالِكُ بْنُ يُخَامِرَ سَمِعْتُ مُعَاذًا يَقُولُ وَهُمْ بِالشَّأْمِ. فَقَالَ مُعَاوِيَةُ هَذَا مَالِكٌ يَزْعُمُ أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاذًا يَقُولُ وَهُمْ بِالشَّأْمِ.
El-Humeydî bize tahdis etti, el-Velîd b. Müslim bize tahdis etti, İbn Câbir bize tahdis etti; Umeyr b. Hâni' bana Muâviye'den işittiğini tahdis etti; şöyle dedi: Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Ümmetimden Allah'ın emrini ayakta tutan bir topluluk dâima var olmaya devam edecektir. Onları yalanlayanlar yahut onlara muhalefet edenler, Allah'ın emri gelinceye kadar kendilerine hiçbir zarar veremez ve onlar bu hal üzere kalırlar.” Bunun üzerine Mâlik b. Yuhâmir: “Ben Muâz'ı 'Onlar Şam'dadır' derken işittim” dedi. Muâviye de: “İşte şu Mâlik, Muâz'ı 'Onlar Şam'dadır' derken işittiğini söylüyor” dedi.
7461. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ وَقَفَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَلَى مُسَيْلِمَةَ فِي أَصْحَابِهِ فَقَالَ " لَوْ سَأَلْتَنِي هَذِهِ الْقِطْعَةَ مَا أَعْطَيْتُكَهَا، وَلَنْ تَعْدُوَ أَمْرَ اللَّهِ فِيكَ، وَلَئِنْ أَدْبَرْتَ لَيَعْقِرَنَّكَ اللَّهُ ".
Ebu’l-Yeman bize tahdis etti. Şuayb bize haber verdi. Abdullah b. Ebi Hüseyin'den; [o] Nafi b. Cübeyr'den; [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti]. O dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, arkadaşları arasında bulunan Müseylime’nin başında durdu ve (elindeki hurma dalını göstererek) şöyle buyurdu: “Şu (adi) parçayı (bile) benden isteseydin sana vermezdim. Sen, hakkında (verilen) Allah'ın emrini (kaderini) asla aşamazsın. Eğer (haktan) yüz çevirirsen, elbette Allah seni helak edecektir (kökünü kesecektir).”
7462. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، عَنْ عَبْدِ الْوَاحِدِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنِ ابْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي، مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْضِ حَرْثِ الْمَدِينَةِ وَهْوَ يَتَوَكَّأُ عَلَى عَسِيبٍ مَعَهُ، فَمَرَرْنَا عَلَى نَفَرٍ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ سَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ. فَقَالَ بَعْضُهُمْ لاَ تَسْأَلُوهُ أَنْ يَجِيءَ فِيهِ بِشَىْءٍ تَكْرَهُونَهُ. فَقَالَ بَعْضُهُمْ لَنَسْأَلَنَّهُ. فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ مِنْهُمْ فَقَالَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ مَا الرُّوحُ فَسَكَتَ عَنْهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَعَلِمْتُ أَنَّهُ يُوحَى إِلَيْهِ فَقَالَ {وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتُوا مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً}. قَالَ الأَعْمَشُ هَكَذَا فِي قِرِاءَتِنَا.
Musa b. İsmail bize tahdis etti. Abdülvahid'den; [o] A'meş'ten; [o] İbrahim'den; [o] Alkame'den; [o] Abdullah b. Mesud radıyallahu anh'den [nakletti]. O şöyle dedi: Ben Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Medine’nin bazı tarlalarında (bahçelerinde) yürüyordum. O, yanında bulunan bir hurma dalına dayanıyordu. Derken Yahudilerden bir topluluğa uğradık. Birbirlerine: “Ona ruhtan sorun (bakalım ne diyecek),” dediler. Bazıları: “Sakın ona sormayın; size hoşlanmayacağınız bir cevap verebilir,” dediler. (Diğerleri): “Mutlaka ona soracağız,” dediler. Onlardan bir adam O'na (Nebi’ye) yönelip: “Ey Ebu’l-Kasım! Ruh nedir?” dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem sustu. Ben O'na vahiy indiğini anladım. (Vahiy sonrasında): { وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتُوا مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً } “Sana ruhtan soruyorlar. De ki: Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir” (İsra, 85) dedi. A'meş dedi ki: (Ayet) bizim kıraatimizde böyledir (yani “ve ma utû” veya “ve ma utîtum” farkı bağlamında “ve ma utû” şeklindedir).
7463. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَكَفَّلَ اللَّهُ لِمَنْ جَاهَدَ فِي سَبِيلِهِ، لاَ يُخْرِجُهُ مِنْ بَيْتِهِ إِلاَّ الْجِهَادُ فِي سَبِيلِهِ، وَتَصْدِيقُ كَلِمَتِهِ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ، أَوْ يَرُدَّهُ إِلَى مَسْكَنِهِ بِمَا نَالَ مِنْ أَجْرٍ أَوْ غَنِيمَةٍ ".
Abdullah b. Yusuf bize tahdis etti. Malik bize haber verdi. Ebu’z-Zinad'dan; [o] A'rec'den; [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah, kendi yolunda cihat eden (mücahid) kimseye —ki onu evinden çıkaran, ancak Kendi yolunda cihat etmesi ve kelimesini (vaadini) tasdik etmesidir— kefil olmuştur: Ya onu Cennete koyar ya da nail olduğu ecir veya ganimetle (sağ salim) evine, yurduna döndürür.”
7464. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا دَعَوْتُمُ اللَّهَ فَاعْزِمُوا فِي الدُّعَاءِ، وَلاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ إِنْ شِئْتَ فَأَعْطِنِي، فَإِنَّ اللَّهَ لاَ مُسْتَكْرِهَ لَهُ ".
Müsedded bize tahdis etti. Abdülvaris bize tahdis etti. Abdülaziz'den; [o] Enes'ten [nakletti]. O dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah'a dua ettiğiniz zaman kesin bir dille isteyin (azimli olun). Sakın sizden biri: 'Dilersen bana ver' demesin. Çünkü Allah'ı zorlayacak kimse yoktur.”
7465. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،. وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي عَبْدُ الْحَمِيدِ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ، أَنَّ حُسَيْنَ بْنَ عَلِيٍّ ـ عَلَيْهِمَا السَّلاَمُ ـ أَخْبَرَهُ أَنَّ عَلِيَّ بْنَ أَبِي طَالِبٍ أَخْبَرَهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم طَرَقَهُ وَفَاطِمَةَ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةً فَقَالَ لَهُمْ " أَلاَ تُصَلُّونَ ". قَالَ عَلِيٌّ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّمَا أَنْفُسُنَا بِيَدِ اللَّهِ، فَإِذَا شَاءَ أَنْ يَبْعَثَنَا بَعَثَنَا، فَانْصَرَفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قُلْتُ ذَلِكَ، وَلَمْ يَرْجِعْ إِلَىَّ شَيْئًا، ثُمَّ سَمِعْتُهُ وَهْوَ مُدْبِرٌ يَضْرِبُ فَخِذَهُ وَيَقُولُ " {وَكَانَ الإِنْسَانُ أَكْثَرَ شَىْءٍ جَدَلاً}"
Ebu’l-Yeman bize tahdis etti. Şuayb bize haber verdi. Zühri'den [nakletti]. (İkinci senet): İsmail bize tahdis etti. Kardeşim Abdülhamid bana tahdis etti. Süleyman'dan; [o] Muhammed b. Ebi Atik'ten; [o] İbn Şihab'dan; [o] Ali b. Hüseyin'den [nakletti] ki; Hüseyin b. Ali aleyhimes-selam kendisine haber vermiş: Ali b. Ebi Talib (de kendilerine) haber vermiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gece kendisine ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kızı Fatıma'ya uğramış (kapılarını çalmış) ve onlara: “Namaz kılmaz mısınız?” buyurmuş. Ali dedi ki: Ben: “Ey Allah'ın Resulü! Canlarımız ancak Allah’ın elindedir. O bizi uyandırmak (kaldırmak) dilediği zaman kaldırır,” dedim. Ben bunu söyleyince Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem geri döndü ve bana hiçbir cevap vermedi. Sonra O’nun, arkasını dönüp giderken elini uyluğuna vurduğunu ve: “{ وَكَانَ الإِنْسَانُ أَكْثَرَ شَىْءٍ جَدَلاً } ‘Zaten insan tartışmaya en çok düşkün olandır (varlıktır)’ (Kehf, 54)” dediğini işittim.
7466. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سِنَانٍ، حَدَّثَنَا فُلَيْحٌ، حَدَّثَنَا هِلاَلُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ خَامَةِ الزَّرْعِ، يَفِيءُ وَرَقُهُ مِنْ حَيْثُ أَتَتْهَا الرِّيحُ تُكَفِّئُهَا، فَإِذَا سَكَنَتِ اعْتَدَلَتْ، وَكَذَلِكَ الْمُؤْمِنُ يُكَفَّأُ بِالْبَلاَءِ، وَمَثَلُ الْكَافِرِ كَمَثَلِ الأَرْزَةِ صَمَّاءَ مُعْتَدِلَةً حَتَّى يَقْصِمَهَا اللَّهُ إِذَا شَاءَ ".
Muhammed b. Sinan bize tahdis etti. Fuleyh bize tahdis etti. Hilal b. Ali bize tahdis etti. Ata b. Yesar'dan; [o] Ebu Hureyre radıyallahu anh'den [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminin misali ekin sapı gibidir. Rüzgar nereden eserse onu eğer büker (sallar). Rüzgar dindiğinde ise (tekrar) doğrulur. İşte mümin de bela ile böyle eğilir (imtihan edilir). Kafirin misali ise sert (ve dimdik duran) sedir ağacı gibidir. Allah dilediği zaman onu (kökünden) kırıp devirinceye kadar dimdik (sarsılmadan) durur.”
7467. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي سَالِمُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ قَائِمٌ عَلَى الْمِنْبَرِ " إِنَّمَا بَقَاؤُكُمْ فِيمَا سَلَفَ قَبْلَكُمْ مِنَ الأُمَمِ، كَمَا بَيْنَ صَلاَةِ الْعَصْرِ إِلَى غُرُوبِ الشَّمْسِ، أُعْطِيَ أَهْلُ التَّوْرَاةِ التَّوْرَاةَ، فَعَمِلُوا بِهَا حَتَّى انْتَصَفَ النَّهَارُ، ثُمَّ عَجَزُوا، فَأُعْطُوا قِيرَاطًا قِيرَاطًا، ثُمَّ أُعْطِيَ أَهْلُ الإِنْجِيلِ الإِنْجِيلَ، فَعَمِلُوا بِهِ حَتَّى صَلاَةِ الْعَصْرِ، ثُمَّ عَجَزُوا، فَأُعْطُوا قِيرَاطًا قِيرَاطًا، ثُمَّ أُعْطِيتُمُ الْقُرْآنَ فَعَمِلْتُمْ بِهِ حَتَّى غُرُوبِ الشَّمْسِ، فَأُعْطِيتُمْ قِيرَاطَيْنِ قِيرَاطَيْنِ، قَالَ أَهْلُ التَّوْرَاةِ رَبَّنَا هَؤُلاَءِ أَقَلُّ عَمَلاً وَأَكْثَرُ أَجْرًا. قَالَ هَلْ ظَلَمْتُكُمْ مِنْ أَجْرِكُمْ مِنْ شَىْءٍ قَالُوا لاَ. فَقَالَ فَذَلِكَ فَضْلِي أُوتِيهِ مَنْ أَشَاءُ ".
Hakem b. Nafi bize tahdis etti. Şuayb bize haber verdi. Zühri'den [nakletti]. Salim b. Abdullah bana haber verdi ki: Abdullah b. Ömer radıyallahu anhuma dedi ki: Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerinde dururken şöyle buyururken işittim: “Sizden önceki ümmetlere göre (dünyada) kalış süreniz (ümmetin ömrü), ancak ikindi namazı ile güneşin batışı arasındaki zaman(ın başıyla sonu) gibidir. Tevrat ehline Tevrat verildi; onlar günün yarısına kadar (onunla) amel ettiler, sonra aciz kaldılar/yoruldular (çalışmayı bıraktılar). Onlara (ecirleri) birer kirat, birer kirat verildi. Sonra İncil ehline İncil verildi; onlar da ikindi namazına kadar (onunla) amel ettiler, sonra aciz kaldılar. Onlara (da ecirleri) birer kirat, birer kirat verildi. Sonra da size Kur'an verildi; siz güneş batıncaya kadar (onunla) amel ettiniz. Size (ise ecirleriniz) ikişer kirat, ikişer kirat verildi. Tevrat ehli: ‘Rabbimiz! Bunlar amelce (süre bakımından) daha az, ecirce daha çok oldular,’ dediler. Allah: ‘Sizin ecrinizden bir şey eksilttim mi (haksızlık ettim mi)?’ buyurdu. Onlar: ‘Hayır,’ dediler. Allah: ‘İşte bu Benim fazlımdır (lütfumdur); onu (fazlımı) dilediğime veririm,’ buyurdu.”
7468. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ الْمُسْنَدِيُّ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، قَالَ بَايَعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي رَهْطٍ فَقَالَ " أُبَايِعُكُمْ عَلَى أَنْ لاَ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا، وَلاَ تَسْرِقُوا، وَلاَ تَزْنُوا، وَلاَ تَقْتُلُوا أَوْلاَدَكُمْ، وَلاَ تَأْتُوا بِبُهْتَانٍ تَفْتَرُونَهُ بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَأَرْجُلِكُمْ وَلاَ تَعْصُونِي فِي مَعْرُوفٍ، فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَأُخِذَ بِهِ فِي الدُّنْيَا فَهْوَ لَهُ كَفَّارَةٌ وَطَهُورٌ، وَمَنْ سَتَرَهُ اللَّهُ فَذَلِكَ إِلَى اللَّهِ إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ ".
Abdullah el-Müsnedî bize tahdis etti. Hişam bize tahdis etti. Ma'mer bize haber verdi. Zühri'den; [o] Ebu İdris'ten; [o] Ubade b. Samit'ten [nakletti]. O dedi ki: Ben bir grup (sahabe) içinde Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e biat ettim. O şöyle buyurdu: “Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamanız, hırsızlık yapmamanız, zina etmemeniz, çocuklarınızı öldürmemeniz, elleriniz ve ayaklarınız arasında uyduracağınız bir iftira ile gelmemeniz ve iyilikte (maruf işlerde) bana isyan etmemeniz üzere size biat ediyorum (biatınızı alıyorum). Sizden kim (sözüne) vefa gösterirse ecri Allah'a aittir. Kim bunlardan birini işler de bu sebeple dünyada cezalandırılırsa, bu onun için bir kefaret ve (günahlarından) temizlik olur. Kim de bunu (dünyada gizlice) işler ve Allah onu örterse; onun işi Allah'a kalır: Dilerse ona azap eder, dilerse onu bağışlar.”
7469. Hadis
حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ سُلَيْمَانَ ـ عَلَيْهِ السَّلاَمُ ـ كَانَ لَهُ سِتُّونَ امْرَأَةً فَقَالَ لأَطُوفَنَّ اللَّيْلَةَ عَلَى نِسَائِي، فَلْتَحْمِلْنَ كُلُّ امْرَأَةٍ وَلْتَلِدْنَ فَارِسًا يُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، فَطَافَ عَلَى نِسَائِهِ، فَمَا وَلَدَتْ مِنْهُنَّ إِلاَّ امْرَأَةٌ وَلَدَتْ شِقَّ غُلاَمٍ. قَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَوْ كَانَ سُلَيْمَانُ اسْتَثْنَى لَحَمَلَتْ كُلُّ امْرَأَةٍ مِنْهُنَّ، فَوَلَدَتْ فَارِسًا يُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ".
Mualla b. Esed bize tahdis etti. Vüheyb bize tahdis etti. Eyyub'dan; [o] Muhammed'den; [o] Ebu Hureyre'den [nakletti] ki: Allah'ın Nebisi Süleyman aleyhisselam'ın altmış karısı vardı. Dedi ki: “Bu gece eşlerimi mutlaka dolaşacağım. Her bir kadın (hamile kalıp) Allah yolunda savaşacak bir süvari doğursun.” Eşlerini dolaştı. Onlardan hiçbir kadın (çocuk) doğurmadı; ancak bir kadın yarım bir çocuk (sakat bir bebek) doğurdu. Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem (bunu anlatınca) şöyle buyurdu: “Eğer Süleyman istisna yapsaydı (İnşaAllah deseydi), o kadınların her biri hamile kalır ve Allah yolunda savaşacak bir süvari doğururdu.”
7470. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ الثَّقَفِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ الْحَذَّاءُ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ عَلَى أَعْرَابِيٍّ يَعُودُهُ فَقَالَ " لاَ بَأْسَ عَلَيْكَ طَهُورٌ، إِنْ شَاءَ اللَّهُ ". قَالَ قَالَ الأَعْرَابِيُّ طَهُورٌ، بَلْ هِيَ حُمَّى تَفُورُ عَلَى شَيْخٍ كَبِيرٍ، تُزِيرُهُ الْقُبُورَ. قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " فَنَعَمْ إِذًا ".
Muhammed bize tahdis etti. Abdülvehhab es-Sekafi bize tahdis etti. Halid el-Hazza bize tahdis etti. İkrime'den; [o] İbn Abbas radıyallahu anhuma'dan [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hasta olan bir bedeviyi ziyarete girdi ve: “Geçmiş olsun (beis yok). (Bu hastalık günahlarına) bir temizliktir İnşaAllah,” buyurdu. Bedevi dedi ki: “Temizlik mi? Bilakis o; yaşlı bir adama musallat olan, coşkun (veya kaynayan) ve onu kabirlere ziyaret ettirecek (ölüme götürecek) olan bir ateştir (hummadır).” Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Peki (sen öyle diyorsan) o halde öyledir (kaderin, zannına göre tecelli etsin),” buyurdu.
7471. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ حُصَيْنٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَتَادَةَ، عَنْ أَبِيهِ، حِينَ نَامُوا عَنِ الصَّلاَةِ، قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ اللَّهَ قَبَضَ أَرْوَاحَكُمْ حِينَ شَاءَ، وَرَدَّهَا حِينَ شَاءَ ". فَقَضَوْا حَوَائِجَهُمْ وَتَوَضَّئُوا إِلَى أَنْ طَلَعَتِ الشَّمْسُ وَابْيَضَّتْ فَقَامَ فَصَلَّى.
İbn Selam bize tahdis etti. Hüseyin bize haber verdi. Husayn'dan; [o] Abdullah b. Ebi Katade'den; [o] babasından [nakletti]. Onlar (bir seferde) namaza uyanamayıp uyuyakaldıkları zaman, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah ruhlarınızı dilediği zaman aldı (tuttu), dilediği zaman da geri verdi.” Sonra (insanlar) ihtiyaçlarını giderdiler ve abdest aldılar. Nihayet güneş doğup (ortalık) aydınlandığında (Resulullah) kalktı ve namazı kıldırdı.
7472. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ قَزَعَةَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَالأَعْرَجِ،. وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَسَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ اسْتَبَّ رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ وَرَجُلٌ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ الْمُسْلِمُ وَالَّذِي اصْطَفَى مُحَمَّدًا عَلَى الْعَالَمِينَ فِي قَسَمٍ يُقْسِمُ بِهِ، فَقَالَ الْيَهُودِيُّ وَالَّذِي اصْطَفَى مُوسَى عَلَى الْعَالَمِينَ، فَرَفَعَ الْمُسْلِمُ يَدَهُ عِنْدَ ذَلِكَ فَلَطَمَ الْيَهُودِيَّ، فَذَهَبَ الْيَهُودِيُّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ بِالَّذِي كَانَ مِنْ أَمْرِهِ وَأَمْرِ الْمُسْلِمِ، فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لاَ تُخَيِّرُونِي عَلَى مُوسَى، فَإِنَّ النَّاسَ يَصْعَقُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَأَكُونُ أَوَّلَ مَنْ يُفِيقُ، فَإِذَا مُوسَى بَاطِشٌ بِجَانِبِ الْعَرْشِ، فَلاَ أَدْرِي أَكَانَ فِيمَنْ صَعِقَ فَأَفَاقَ قَبْلِي أَوْ كَانَ مِمَّنِ اسْتَثْنَى اللَّهُ ".
Yahya b. Kazaka bize tahdis etti. İbrahim bize tahdis etti. İbn Şihab'dan; [o] Ebu Seleme ve A'rec'den [nakletti]. (İkinci senet): İsmail bize tahdis etti. Kardeşim bana tahdis etti. Süleyman'dan; [o] Muhammed b. Ebi Atik'ten; [o] İbn Şihab'dan; [o] Ebu Seleme b. Abdurrahman ve Said b. Müseyyeb'den [nakletti] ki; Ebu Hureyre şöyle demiştir: Müslümanlardan bir adam ile Yahudilerden bir adam birbirlerine sövdüler. Müslüman: “Muhammed'i alemlere üstün seçen Allah'a yemin olsun ki,” diye yemin etti. Yahudi de: “Musa'yı alemlere üstün seçen Allah'a yemin olsun ki,” dedi. Bunun üzerine Müslüman elini kaldırıp Yahudiye bir tokat attı. Yahudi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gidip kendi durumunu ve Müslümanın durumunu (yaptığını) haber verdi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Beni Musa'ya üstün tutmayın (yarıştırır gibi kıyaslamayın). Çünkü insanlar kıyamet günü bayılacaklar (yıldırım çarpmış gibi sarsılacaklar). İlk ayılan ben olurum. Bir de bakarım ki Musa Arş'ın bir yanına tutunmuş. Bilmem, o da bayılanlar arasında idi de benden önce mi ayıldı, yoksa Allah'ın istisna ettiği (bayılmaktan muaf tuttuğu) kimselerden miydi?” buyurdu.
7473. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ أَبِي عِيسَى، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْمَدِينَةُ يَأْتِيهَا الدَّجَّالُ فَيَجِدُ الْمَلاَئِكَةَ يَحْرُسُونَهَا فَلاَ يَقْرَبُهَا الدَّجَّالُ وَلاَ الطَّاعُونُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ ".
İshak b. Ebi İsa bize tahdis etti. Yezid b. Harun bize haber verdi. Şu'be bize haber verdi. Katade'den; [o] Enes b. Malik radıyallahu anh'den [nakletti] ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Medine’ye Deccal gelir; ancak melekleri onu korur halde bulur. Bu sebeple —İnşaAllah (Allah'ın izniyle)— ona ne Deccal ne de Taun (veba) yaklaşamaz.”
7474. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لِكُلِّ نَبِيٍّ دَعْوَةٌ، فَأُرِيدُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ أَنْ أَخْتَبِيَ دَعْوَتِي شَفَاعَةً لأُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ ".
Ebu’l-Yeman bize tahdis etti. Şuayb bize haber verdi. Zühri'den [nakletti]. Ebu Seleme b. Abdurrahman bana tahdis etti ki: Ebu Hureyre dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Her peygamberin (kabul edilen) bir duası vardır. Ben ise —İnşaAllah (Allah dilerse)— duamı kıyamet günü ümmetim için şefaat olarak saklamak (ahirete bırakmak) istiyorum.”