7440. Hadis
وَقَالَ حَجَّاجُ بْنُ مِنْهَالٍ حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُحْبَسُ الْمُؤْمِنُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَتَّى يُهِمُّوا بِذَلِكَ فَيَقُولُونَ لَوِ اسْتَشْفَعْنَا إِلَى رَبِّنَا فَيُرِيحُنَا مِنْ مَكَانِنَا. فَيَأْتُونَ آدَمَ فَيَقُولُونَ أَنْتَ آدَمُ أَبُو النَّاسِ خَلَقَكَ اللَّهُ بِيَدِهِ وَأَسْكَنَكَ جَنَّتَهُ، وَأَسْجَدَ لَكَ مَلاَئِكَتَهُ، وَعَلَّمَكَ أَسْمَاءَ كُلِّ شَىْءٍ، لِتَشْفَعْ لَنَا عِنْدَ رَبِّكَ حَتَّى يُرِيحَنَا مِنْ مَكَانِنَا هَذَا، قَالَ فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ قَالَ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ أَكْلَهُ مِنَ الشَّجَرَةِ وَقَدْ نُهِيَ عَنْهَا ـ وَلَكِنِ ائْتُوا نُوحًا أَوَّلَ نَبِيٍّ بَعَثَهُ اللَّهُ إِلَى أَهْلِ الأَرْضِ. فَيَأْتُونَ نُوحًا فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ سُؤَالَهُ رَبَّهُ بِغَيْرِ عِلْمٍ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا إِبْرَاهِيمَ خَلِيلَ الرَّحْمَنِ. قَالَ فَيَأْتُونَ إِبْرَاهِيمَ فَيَقُولُ إِنِّي لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ ثَلاَثَ كَلِمَاتٍ كَذَبَهُنَّ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا مُوسَى عَبْدًا آتَاهُ اللَّهُ التَّوْرَاةَ وَكَلَّمَهُ وَقَرَّبَهُ نَجِيًّا. قَالَ فَيَأْتُونَ مُوسَى فَيَقُولُ إِنِّي لَسْتُ هُنَاكُمْ ـ وَيَذْكُرُ خَطِيئَتَهُ الَّتِي أَصَابَ قَتْلَهُ النَّفْسَ ـ وَلَكِنِ ائْتُوا عِيسَى عَبْدَ اللَّهِ وَرَسُولَهُ وَرُوحَ اللَّهِ وَكَلِمَتَهُ. قَالَ فَيَأْتُونَ عِيسَى فَيَقُولُ لَسْتُ هُنَاكُمْ وَلَكِنِ ائْتُوا مُحَمَّدًا صلى الله عليه وسلم عَبْدًا غَفَرَ اللَّهُ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهِ وَمَا تَأَخَّرَ. فَيَأْتُونِي فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي فَيَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ، فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَسَمِعْتُهُ أَيْضًا يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ـ قَالَ ـ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَسَمِعْتُهُ يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، ثُمَّ أَعُودُ الثَّالِثَةَ فَأَسْتَأْذِنُ عَلَى رَبِّي فِي دَارِهِ فَيُؤْذَنُ لِي عَلَيْهِ، فَإِذَا رَأَيْتُهُ وَقَعْتُ سَاجِدًا فَيَدَعُنِي مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَدَعَنِي ثُمَّ يَقُولُ ارْفَعْ مُحَمَّدُ، وَقُلْ يُسْمَعْ، وَاشْفَعْ تُشَفَّعْ، وَسَلْ تُعْطَهْ ـ قَالَ ـ فَأَرْفَعُ رَأْسِي فَأُثْنِي عَلَى رَبِّي بِثَنَاءٍ وَتَحْمِيدٍ يُعَلِّمُنِيهِ ـ قَالَ ـ ثُمَّ أَشْفَعُ فَيَحُدُّ لِي حَدًّا فَأَخْرُجُ فَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ ". قَالَ قَتَادَةُ وَقَدْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ " فَأَخْرُجُ فَأُخْرِجُهُمْ مِنَ النَّارِ وَأُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ، حَتَّى مَا يَبْقَى فِي النَّارِ إِلاَّ مَنْ حَبَسَهُ الْقُرْآنُ أَىْ وَجَبَ عَلَيْهِ الْخُلُودُ ـ قَالَ ـ ثُمَّ تَلاَ هَذِهِ الآيَةَ {عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا} قَالَ وَهَذَا الْمَقَامُ الْمَحْمُودُ الَّذِي وُعِدَهُ نَبِيُّكُمْ صلى الله عليه وسلم ".
Haccac b. Minhal dedi ki: Hemmam b. Yahya bize tahdis etti. Katade bize tahdis etti. Enes radıyallahu anh'den [nakletti] ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminler kıyamet günü hapsedilir (tutulur). Nihayet bundan (beklemekten) bunalırlar ve: ‘Rabbimize şefaat dilesek de bizi yerimizden rahata kavuştursa,’ derler. Adem’e gelirler ve: ‘Sen insanların babası Adem’sin. Allah seni eliyle yarattı, seni Cennetine yerleştirdi, meleklerine sana secde ettirdi ve sana her şeyin isimlerini öğretti. Bulunduğumuz şu yerden bizi rahata kavuşturması için Rabbinin katında bize şefaat et,’ derler. (Resulullah) buyurdu ki: O (Adem): ‘Ben o makamda değilim,’ der ve —kendisine yasaklandığı halde ağaçtan yemesi şeklindeki— hatasını (zellesini) zikreder. ‘Lakin siz Nuh’a gidin. Çünkü o, Allah’ın yeryüzü ehalisine gönderdiği ilk peygamberdir,’ der. Nuh’a gelirler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve —bilmediği bir şeyi Rabbinden istemesi şeklindeki— hatasını zikreder. ‘Lakin siz Halilurrahman (Allah’ın dostu) olan İbrahim’e gidin,’ der. (Resulullah) buyurdu ki: İbrahim’e gelirler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve —(başından geçen) üç yalanı (gibi görünen) sözlerini— zikreder. ‘Lakin siz Musa’ya gidin. O öyle bir kuldur ki; Allah ona Tevrat’ı vermiş, onunla konuşmuş ve onu (kendisine) münacat edici olarak yaklaştırmıştır,’ der. (Resulullah) buyurdu ki: Musa’ya gelirler. O da: ‘Ben o makamda değilim,’ der ve —(haksız yere) bir cana kıyması şeklindeki— hatasını zikreder. ‘Lakin siz Allah’ın kulu, resulü, Allah’ın ruhu ve kelimesi olan İsa’ya gidin,’ der. (Resulullah) buyurdu ki: İsa’ya gelirler. O da: ‘Ben o makamda değilim. Lakin siz Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e gidin. O öyle bir kuldur ki; Allah onun gelmiş ve geçmiş günahlarını bağışlamıştır,’ der. Bana gelirler. Ben de Rabbimin huzuruna (girmek için) izin isterim. Bana izin verilir. O’nu gördüğüm zaman secdeye kapanırım. Allah, (secdede) kalmamı dilediği kadar beni bırakır. Sonra: ‘Kaldır başını Muhammed! Söyle dinlenirsin, şefaat et şefaatin kabul edilir, iste verilir,’ buyurur. (Resulullah) buyurdu ki: Başımı kaldırırım. Rabbimi, bana öğreteceği hamd ü senalar ile överim. Sonra bana bir sınır konulur (şefaat edeceğim kimseler için). Ben de çıkarım ve onları Cennete koyarım.” Katade dedi ki: Ben onun (Enes'in) şöyle dediğini de işittim: “Ben de çıkarım; onları (sınırlandırılanları) ateşten çıkarır ve Cennete koyarım. Sonra dönerim, Rabbimin huzuruna (girmek için) izin isterim. Bana izi verilir. O’nu gördüğüm zaman secdeye kapanırım. Allah, (secdede) kalmamı dilediği kadar beni bırakır. Sonra: ‘Kaldır başını Muhammed! Söyle dinlenirsin, şefaat et şefaatin kabul edilir, iste verilir,’ buyurur. (Resulullah) buyurdu ki: Başımı kaldırırım. Rabbimi, bana öğreteceği hamd ü senalar ile överim. Sonra yine şefaat ederim. Bana bir sınır konulur. Ben de çıkarım ve onları Cennete koyarım.” Katade dedi ki: Ben onun (Enes'in) şöyle dediğini işittim: “Ben de çıkarım; onları ateşten çıkarır ve Cennete koyarım. Sonra üçüncü defa dönerim, Rabbimin huzuruna (girmek için) izin isterim. Bana izin verilir. O’nu gördüğüm zaman secdeye kapanırım. Allah, (secdede) kalmamı dilediği kadar beni bırakır. Sonra: ‘Kaldır başını Muhammed! Söyle dinlenirsin, şefaat et şefaatin kabul edilir, iste verilir,’ buyurur. (Resulullah) buyurdu ki: Başımı kaldırırım. Rabbimi, bana öğreteceği hamd ü senalar ile överim. Sonra yine şefaat ederim. Bana bir sınır konulur. Ben de çıkarım ve onları Cennete koyarım.” Katade dedi ki: Ve ben onun (Enes'in) şöyle dediğini işittim: “Ben de çıkarım; onları ateşten çıkarır ve Cennete koyarım. Nihayet ateşte, Kur’an’ın hapsettiği —yani ebedi kalması vacip olan— kimselerden başka kimse kalmaz.” (Ravi) dedi ki: Sonra (Enes) şu ayeti okudu: { عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا } “Umulur ki Rabbin seni Makam-ı Mahmud'a (övülen makama) ulaştırır.” (İsra, 79). Ve dedi ki: “İşte bu, Nebiniz sallallâhu aleyhi ve sellem’e vaat edilen Makam-ı Mahmud’dur.”