112. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - وَهُوَ ابْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقَارِيُّ - حَىٌّ مِنَ الْعَرَبِ - عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْتَقَى هُوَ وَالْمُشْرِكُونَ فَاقْتَتَلُوا . فَلَمَّا مَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى عَسْكَرِهِ وَمَالَ الآخَرُونَ إِلَى عَسْكَرِهِمْ وَفِي أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ لاَ يَدَعُ لَهُمْ شَاذَّةً إِلاَّ اتَّبَعَهَا يَضْرِبُهَا بِسَيْفِهِ فَقَالُوا مَا أَجْزَأَ مِنَّا الْيَوْمَ أَحَدٌ كَمَا أَجْزَأَ فُلاَنٌ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَا إِنَّهُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ " . فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ أَنَا صَاحِبُهُ أَبَدًا . قَالَ فَخَرَجَ مَعَهُ كُلَّمَا وَقَفَ وَقَفَ مَعَهُ وَإِذَا أَسْرَعَ أَسْرَعَ مَعَهُ - قَالَ - فَجُرِحَ الرَّجُلُ جُرْحًا شَدِيدًا فَاسْتَعْجَلَ الْمَوْتَ فَوَضَعَ نَصْلَ سَيْفِهِ بِالأَرْضِ وَذُبَابَهُ بَيْنَ ثَدْيَيْهِ ثُمَّ تَحَامَلَ عَلَى سَيْفِهِ فَقَتَلَ نَفْسَهُ فَخَرَجَ الرَّجُلُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ . قَالَ " وَمَا ذَاكَ " . قَالَ الرَّجُلُ الَّذِي ذَكَرْتَ آنِفًا أَنَّهُ مِنْ أَهْلِ النَّارِ فَأَعْظَمَ النَّاسُ ذَلِكَ فَقُلْتُ أَنَا لَكُمْ بِهِ فَخَرَجْتُ فِي طَلَبِهِ حَتَّى جُرِحَ جُرْحًا شَدِيدًا فَاسْتَعْجَلَ الْمَوْتَ فَوَضَعَ نَصْلَ سَيْفِهِ بِالأَرْضِ وَذُبَابَهُ بَيْنَ ثَدْيَيْهِ ثُمَّ تَحَامَلَ عَلَيْهِ فَقَتَلَ نَفْسَهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِنْدَ ذَلِكَ " إِنَّ الرَّجُلَ لَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ الْجَنَّةِ فِيمَا يَبْدُو لِلنَّاسِ وَهُوَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَعْمَلُ عَمَلَ أَهْلِ النَّارِ فِيمَا يَبْدُو لِلنَّاسِ وَهُوَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ " .
Kuteybe b. Said bize tahdis etti. Yakub —ki o İbn Abdurrahman el-Kâri'dir— bize tahdis etti. Ebu Hazım'dan; [o] Sehl b. Sa'd es-Saidi'den [naklen]. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile müşrikler karşılaştılar ve savaştılar. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendi ordugahına çekilip diğerleri de kendi ordugahına çekildiğinde; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı arasında öyle bir adam vardı ki; [müşriklerden] ayrılıp giden hiçbir ferdi bırakmıyor, mutlaka onun peşine düşüp kılıcıyla vuruyordu. [Sahabe]: “Bugün hiçbirimiz filanca kişinin sağladığı faydayı göstermedi,” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Dikkat edin! Şüphesiz o, ateş ehlindendir,” buyurdu. Topluluktan bir adam: “Ben [ne yapacağını görmek için] daima onunla beraber olacağım,” dedi. Dedi ki: Onunla beraber [savaşa] çıktı; o nerede durursa o da onunla durdu, nerede hızlanırsa o da onunla hızlandı. Dedi ki: O adam ağır bir yara aldı ve bir an önce ölmek isteyerek kılıcının sapını yere, ucunu [zebab] da iki göğsünün arasına koydu; sonra kendisini kılıcının üzerine verip [yüklendi ve] kendisini öldürdü. [O] adam Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: “Şehadet ederim ki sen Allah'ın resulüsün,” dedi. Buyurdu ki: “Bu nedir?” [dedi]. [O da]: “Az önce kendisi için ‘ateş ehlindendir’ buyurduğun o adamdır. İnsanlar buna şaşırdılar [bunu büyük gördüler]. Ben de: ‘Ben sizin yerinize onu takip ederim,’ dedim. Onu aramaya çıktım; nihayet ağır bir yara alınca bir an önce ölmek istedi. Kılıcının kabzasını yere, ucunu göğüslerinin arasına koydu; sonra üzerine yüklenip kendisini öldürdü,” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem işte o zaman şöyle buyurdu: “Şüphesiz bir adam, insanlara görünen haliyle cennet ehlinin amelini işler, halbuki o ateş ehlindendir. Yine bir adam, insanlara görünen haliyle ateş ehlinin amelini işler, halbuki o cennet ehlindendir.”