31. Hadis
حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ كُنَّا قُعُودًا حَوْلَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَعَنَا أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ فِي نَفَرٍ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ بَيْنِ أَظْهُرِنَا فَأَبْطَأَ عَلَيْنَا وَخَشِينَا أَنْ يُقْتَطَعَ دُونَنَا وَفَزِعْنَا فَقُمْنَا فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ فَخَرَجْتُ أَبْتَغِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَتَيْتُ حَائِطًا لِلأَنْصَارِ لِبَنِي النَّجَّارِ فَدُرْتُ بِهِ هَلْ أَجِدُ لَهُ بَابًا فَلَمْ أَجِدْ فَإِذَا رَبِيعٌ يَدْخُلُ فِي جَوْفِ حَائِطٍ مِنْ بِئْرٍ خَارِجَةٍ - وَالرَّبِيعُ الْجَدْوَلُ - فَاحْتَفَزْتُ كَمَا يَحْتَفِزُ الثَّعْلَبُ فَدَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " أَبُو هُرَيْرَةَ " . فَقُلْتُ نَعَمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " مَا شَأْنُكَ " . قُلْتُ كُنْتَ بَيْنَ أَظْهُرِنَا فَقُمْتَ فَأَبْطَأْتَ عَلَيْنَا فَخَشِينَا أَنْ تُقْتَطَعَ دُونَنَا فَفَزِعْنَا فَكُنْتُ أَوَّلَ مَنْ فَزِعَ فَأَتَيْتُ هَذَا الْحَائِطَ فَاحْتَفَزْتُ كَمَا يَحْتَفِزُ الثَّعْلَبُ وَهَؤُلاَءِ النَّاسُ وَرَائِي فَقَالَ " يَا أَبَا هُرَيْرَةَ " . وَأَعْطَانِي نَعْلَيْهِ قَالَ " اذْهَبْ بِنَعْلَىَّ هَاتَيْنِ فَمَنْ لَقِيتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الْحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ " فَكَانَ أَوَّلَ مَنْ لَقِيتُ عُمَرُ فَقَالَ مَا هَاتَانِ النَّعْلاَنِ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ . فَقُلْتُ هَاتَانِ نَعْلاَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَنِي بِهِمَا مَنْ لَقِيتُ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ بَشَّرْتُهُ بِالْجَنَّةِ . فَضَرَبَ عُمَرُ بِيَدِهِ بَيْنَ ثَدْيَىَّ فَخَرَرْتُ لاِسْتِي فَقَالَ ارْجِعْ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ فَرَجَعْتُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَجْهَشْتُ بُكَاءً وَرَكِبَنِي عُمَرُ فَإِذَا هُوَ عَلَى أَثَرِي فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا لَكَ يَا أَبَا هُرَيْرَةَ " . قُلْتُ لَقِيتُ عُمَرَ فَأَخْبَرْتُهُ بِالَّذِي بَعَثْتَنِي بِهِ فَضَرَبَ بَيْنَ ثَدْيَىَّ ضَرْبَةً خَرَرْتُ لاِسْتِي قَالَ ارْجِعْ . فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا عُمَرُ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا فَعَلْتَ " . قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي أَبَعَثْتَ أَبَا هُرَيْرَةَ بِنَعْلَيْكَ مَنْ لَقِيَ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ بَشَّرَهُ بِالْجَنَّةِ . قَالَ " نَعَمْ " . قَالَ فَلاَ تَفْعَلْ فَإِنِّي أَخْشَى أَنْ يَتَّكِلَ النَّاسُ عَلَيْهَا فَخَلِّهِمْ يَعْمَلُونَ . قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَخَلِّهِمْ " .
Züheyr b. Harb bana tahdis etti. Ömer b. Yunus el-Hanefi bize tahdis etti. İkrime b. Ammar bize tahdis etti. Dedi ki: Ebu Kesir bana tahdis etti. Dedi ki: Ebu Hureyre bana tahdis etti. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in etrafında oturuyorduk. Yanımızda Ebu Bekir ve Ömer de —bir grup insan içinde— vardı. Derken Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem aramızdan kalktı (gitti). Bize dönmesi gecikince; başımıza bir iş gelmesinden (bizsiz ona bir zarar verilmesinden) korktuk ve endişelendik (feryat ettik). (Yerimizden) kalktık. İlk endişelenen (kalkan) bendim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i arayarak çıktım. Nihayet Ensar'dan Neccaroğullarına ait bir bahçeye (duvarla çevrili hurmalığa) geldim. Girecek bir kapısı var mı diye etrafını dolaştım; fakat bulamadım. Bir de ne göreyim; dışarıdaki bir kuyudan bahçenin içine giren bir ark (su yolu) var. —Er-Rabi': Cedvel (su kanalı) demektir.— Tıpkı tilkinin büzüldüğü gibi büzüldüm ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim. “Ebu Hureyre?” buyurdu. “Evet, ey Allah'ın Resulü!” dedim. “Neyin var (ne oldu)?” buyurdu. “Aramızdaydın, kalktın ve bize dönmen gecikti. Bizsiz sana bir zarar verilmesinden (başımıza bir iş gelmesinden, düşmanın seninle aramızı kesmesinden) korktuk ve endişelendik. İlk endişelenen ben oldum. Bu bahçeye geldim ve tilki gibi büzülerek (içeri) girdim. Şu insanlar da arkamdadır,” dedim. “Ey Ebu Hureyre!” buyurdu ve ayakkabılarını (nalınlarını) bana verdi. “Şu iki ayakkabımı da götür. Bu bostanın (duvarın) arkasında her kime rastlarsan; kalbiyle buna (yakinen) inanmış (tasdik etmiş) olarak; Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ediyorsa; onu cennetle müjdele,” buyurdu. Rastladığım ilk kişi Ömer oldu. “Bu iki ayakkabı da nedir ey Ebu Hureyre?” dedi. “Bu ikisi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ayakkabılarıdır. Bunları benimle gönderdi; kime rastlarsam, kalbiyle yakinen inanmış olarak Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet ediyorsa; onu cennetle müjdeleyeyim diye,” dedim. Bunun üzerine Ömer eliyle göğsümün ortasına (öyle bir) vurdu ki; arkam üzerine düştüm. “Dön ey Ebu Hureyre!” dedi. Ben de Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e (yanına) döndüm. Neredeyse hüngür hüngür ağlayacaktım. Ömer de beni takip etmiş; bir de baktım ki o da izimdedir (arkamdadır). Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: “Neyin var ey Ebu Hureyre?” buyurdu. “Ömer'e rastladım. Beni gönderdiğin şeyi (emri) ona haber verdim. Göğsümün ortasına (öyle bir) vurdu ki; arkam üzerine düştüm. Dön, dedi,” dedim (anlattım). Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Ey Ömer! Seni, (bu) yaptığına sevk eden şey nedir?” buyurdu. (Ömer): “Ey Allah'ın Resulü! Anam babam sana feda olsun. Ebu Hureyre'yi ayakkılarınla; kime rastlarsa, kalbiyle yakinen inanmış olarak Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet eden kimseyi cennetle müjdelemesi için mi gönderdin?” dedi. (Resulullah): “Evet,” buyurdu. (Ömer): “Öyleyse yapma (bunu). Zira ben insanların buna güvenip (gevşemelerinden) korkarım. Bırak onları amel etsinler,” dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “(Peki) bırak onları,” buyurdu.