Cenazeler Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

974_2. Hadis

وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَثِيرِ بْنِ الْمُطَّلِبِ، أَنَّهُ سَمِعَ مُحَمَّدَ بْنَ قَيْسٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، تُحَدِّثُ فَقَالَتْ أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَعَنِّي ‏.‏ قُلْنَا بَلَى ح. وَحَدَّثَنِي مَنْ، سَمِعَ حَجَّاجًا الأَعْوَرَ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - قَالَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ، - رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ - عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ قَيْسِ بْنِ مَخْرَمَةَ، بْنِ الْمُطَّلِبِ أَنَّهُ قَالَ يَوْمًا أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ عَنِّي وَعَنْ أُمِّي قَالَ فَظَنَنَّا أَنَّهُ يُرِيدُ أُمَّهُ الَّتِي وَلَدَتْهُ ‏.‏ قَالَ قَالَتْ عَائِشَةُ أَلاَ أُحَدِّثُكُمْ عَنِّي وَعَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قُلْنَا بَلَى ‏.‏ قَالَ قَالَتْ لَمَّا كَانَتْ لَيْلَتِيَ الَّتِي كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِيهَا عِنْدِي انْقَلَبَ فَوَضَعَ رِدَاءَهُ وَخَلَعَ نَعْلَيْهِ فَوَضَعَهُمَا عِنْدَ رِجْلَيْهِ وَبَسَطَ طَرَفَ إِزَارِهِ عَلَى فِرَاشِهِ فَاضْطَجَعَ فَلَمْ يَلْبَثْ إِلاَّ رَيْثَمَا ظَنَّ أَنْ قَدْ رَقَدْتُ فَأَخَذَ رِدَاءَهُ رُوَيْدًا وَانْتَعَلَ رُوَيْدًا وَفَتَحَ الْبَابَ فَخَرَجَ ثُمَّ أَجَافَهُ رُوَيْدًا فَجَعَلْتُ دِرْعِي فِي رَأْسِي وَاخْتَمَرْتُ وَتَقَنَّعْتُ إِزَارِي ثُمَّ انْطَلَقْتُ عَلَى إِثْرِهِ حَتَّى جَاءَ الْبَقِيعَ فَقَامَ فَأَطَالَ الْقِيَامَ ثُمَّ رَفَعَ يَدَيْهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ انْحَرَفَ فَانْحَرَفْتُ فَأَسْرَعَ فَأَسْرَعْتُ فَهَرْوَلَ فَهَرْوَلْتُ فَأَحْضَرَ فَأَحْضَرْتُ فَسَبَقْتُهُ فَدَخَلْتُ فَلَيْسَ إِلاَّ أَنِ اضْطَجَعْتُ فَدَخَلَ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَكِ يَا عَائِشُ حَشْيَا رَابِيَةً ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ لاَ شَىْءَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ لَتُخْبِرِينِي أَوْ لَيُخْبِرَنِّي اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي ‏.‏ فَأَخْبَرْتُهُ قَالَ ‏"‏ فَأَنْتِ السَّوَادُ الَّذِي رَأَيْتُ أَمَامِي ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَلَهَدَنِي فِي صَدْرِي لَهْدَةً أَوْجَعَتْنِي ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَظَنَنْتِ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْكِ وَرَسُولُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ مَهْمَا يَكْتُمِ النَّاسُ يَعْلَمْهُ اللَّهُ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ فَإِنَّ جِبْرِيلَ أَتَانِي حِينَ رَأَيْتِ فَنَادَانِي فَأَخْفَاهُ مِنْكِ فَأَجَبْتُهُ فَأَخْفَيْتُهُ مِنْكِ وَلَمْ يَكُنْ يَدْخُلُ عَلَيْكِ وَقَدْ وَضَعْتِ ثِيَابَكِ وَظَنَنْتُ أَنْ قَدْ رَقَدْتِ فَكَرِهْتُ أَنْ أُوقِظَكِ وَخَشِيتُ أَنْ تَسْتَوْحِشِي فَقَالَ إِنَّ رَبَّكَ يَأْمُرُكَ أَنْ تَأْتِيَ أَهْلَ الْبَقِيعِ فَتَسْتَغْفِرَ لَهُمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ كَيْفَ أَقُولُ لَهُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ قُولِي السَّلاَمُ عَلَى أَهْلِ الدِّيَارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُسْلِمِينَ وَيَرْحَمُ اللَّهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنَّا وَالْمُسْتَأْخِرِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لَلاَحِقُونَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Harun b. Said el-Eylî anlattı; bize Abdullah b. Vehb anlattı; bize İbn Cüreyc, Abdullah b. Kesîr b. el-Muttalib'den haber verdi; o, Muhammed b. Kays'ı [şöyle] derken işitmiş: Âişe'yi anlatırken işittim; [Âişe] şöyle dedi: “Size Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile kendim hakkında [bir hadis] anlatayım mı?” Biz de: “Evet [anlat].” dedik. (H) Bana, Haccâc el-A'ver'den işiten kimse anlattı; -lafız onundur- dedi ki: Bize Haccac b. Muhammed anlattı; bize İbn Cüreyc anlattı; bana Kureyş'ten bir adam [olan] Abdullah, Muhammed b. Kays b. Mahreme b. el-Muttalib'den haber verdi; o bir gün [şöyle] dedi: “Size kendim ve annem hakkında [bir hadis] anlatayım mı?” [Ravi] dedi ki: Biz, onun kendisini doğuran annesini kastettiğini sandık. [Sonra Muhammed b. Kays] dedi ki: Âişe şöyle dedi: “Size kendim ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem hakkında [bir hadis] anlatayım mı?” Biz de: “Evet [anlat].” dedik. [Âişe] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanımda [kalacağı] benim gecem olunca; [Nebi] döndü, ridasını koydu, ayakkabılarını çıkarıp ayak uçlarına yerleştirdi ve izârının bir kenarını yatağına serip uzandı. Benim uyuduğumu zannedinceye kadar [bekledi], sonra yavaşça ridasını aldı, yavaşça ayakkabılarını giydi ve kapıyı açıp dışarı çıktı, sonra da [kapıyı] yavaşça kapattı. Bunun üzerine ben de entarimi başıma geçirdim, başörtümü örtüp izârımı kuşandım ve peşine düştüm. Nihayet [Cennetü'l-] Bakî'ye geldi; orada durdu ve duruşunu uzattı, sonra ellerini üç defa kaldırdı. Sonra geri döndü, ben de döndüm. O hızlandı, ben de hızlandım; o hızlıca yürüdü, ben de öyle yaptım; o koşunca ben de koştum ve neticede O'nu geçip [eve] girdim. Ben tam uzanmıştım ki o içeri girdi ve: “Sana ne oldu ey Âiş! [Nefes nefesesin], karnın inip kalkıyor?” buyurdu. Ben de: “Bir şeyim yok.” dedim. [Nebi]: “Ya sen bana haber verirsin, ya da [her şeyi bilen] Latîf ve Habîr [olan Allah] bana haber verir.” buyurdu. Ben: “Ey Resulullah! Anam babam sana feda olsun.” [dedim] ve durumu O'na anlattım. [Nebi]: “Öyleyse önümde gördüğüm o karaltı sendin!” buyurdu. Ben de: “Evet.” dedim. Bunun üzerine göğsüme öyle bir vurdu (ittirdi) ki canımı yaktı. Sonra şöyle buyurdu: “Allah'ın ve Resulü'nün sana haksızlık edeceğini mi sandın?” [Âişe] dedi ki: İnsanlar neyi gizleseler Allah onu bilir. [Âişe: “Evet öyle sandım.”] dedi. [Nebi] buyurdu ki: “Cebrail bana geldiğinde -ki sen [o zaman] beni görüyordun- bana seslendi ve bunu senden gizledi. Ben de O'na cevap verdim ve [sen görmeyesin diye] bunu senden gizledim. Sen elbiselerini çıkarmışken O senin yanına girecek değildi. Ben de senin uyuduğunu sanmıştım; bu yüzden seni uyandırmak istemedim ve [yalnız kaldığında] korkmandan çekindim. [Cebrail] dedi ki: 'Rabbin sana, Bakî ehline gidip onlar için mağfiret dilemeni emrediyor.'” [Âişe] dedi ki: Ben: “Onlara nasıl [dua] edeyim ey Resulullah?” dedim. O da: “Şöyle de: { السَّلاَمُ عَلَى أَهْلِ الدِّيَارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُسْلِمِينَ وَيَرْحَمُ اللَّهُ الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنَّا وَالْمُسْتَأْخِرِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لَلاَحِقُونَ } “Selam olsun bu diyardaki mümin ve Müslüman halka! Allah bizden önce gidenlere de, sonra geleceklere de merhamet eylesin. Şüphe yok ki bizler de inşallah size katılacağız.”” buyurdu.