1066_6. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ بْنُ هَمَّامٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ، حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، حَدَّثَنِي زَيْدُ بْنُ وَهْبٍ الْجُهَنِيُّ، أَنَّهُ كَانَ فِي الْجَيْشِ الَّذِينَ كَانُوا مَعَ عَلِيٍّ - رضى الله عنه - الَّذِينَ سَارُوا إِلَى الْخَوَارِجِ فَقَالَ عَلِيٌّ رضى الله عنه أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَخْرُجُ قَوْمٌ مِنْ أُمَّتِي يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ لَيْسَ قِرَاءَتُكُمْ إِلَى قِرَاءَتِهِمْ بِشَىْءٍ وَلاَ صَلاَتُكُمْ إِلَى صَلاَتِهِمْ بِشَىْءٍ وَلاَ صِيَامُكُمْ إِلَى صِيَامِهِمْ بِشَىْءٍ يَقْرَءُونَ الْقُرْآنَ يَحْسِبُونَ أَنَّهُ لَهُمْ وَهُوَ عَلَيْهِمْ لاَ تُجَاوِزُ صَلاَتُهُمْ تَرَاقِيَهُمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الإِسْلاَمِ كَمَا يَمْرُقُ السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ " . لَوْ يَعْلَمُ الْجَيْشُ الَّذِينَ يُصِيبُونَهُمْ مَا قُضِيَ لَهُمْ عَلَى لِسَانِ نَبِيِّهِمْ صلى الله عليه وسلم لاَتَّكَلُوا عَنِ الْعَمَلِ وَآيَةُ ذَلِكَ أَنَّ فِيهِمْ رَجُلاً لَهُ عَضُدٌ وَلَيْسَ لَهُ ذِرَاعٌ عَلَى رَأْسِ عَضُدِهِ مِثْلُ حَلَمَةِ الثَّدْىِ عَلَيْهِ شَعَرَاتٌ بِيضٌ فَتَذْهَبُونَ إِلَى مُعَاوِيَةَ وَأَهْلِ الشَّامِ وَتَتْرُكُونَ هَؤُلاَءِ يَخْلُفُونَكُمْ فِي ذَرَارِيِّكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ وَاللَّهِ إِنِّي لأَرْجُو أَنْ يَكُونُوا هَؤُلاَءِ الْقَوْمَ فَإِنَّهُمْ قَدْ سَفَكُوا الدَّمَ الْحَرَامَ وَأَغَارُوا فِي سَرْحِ النَّاسِ فَسِيرُوا عَلَى اسْمِ اللَّهِ . قَالَ سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ فَنَزَّلَنِي زَيْدُ بْنُ وَهْبٍ مَنْزِلاً حَتَّى قَالَ مَرَرْنَا عَلَى قَنْطَرَةٍ فَلَمَّا الْتَقَيْنَا وَعَلَى الْخَوَارِجِ يَوْمَئِذٍ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ الرَّاسِبِيُّ فَقَالَ لَهُمْ أَلْقُوا الرِّمَاحَ وَسُلُّوا سُيُوفَكُمْ مِنْ جُفُونِهَا فَإِنِّي أَخَافُ أَنْ يُنَاشِدُوكُمْ كَمَا نَاشَدُوكُمْ يَوْمَ حَرُورَاءَ . فَرَجَعُوا فَوَحَّشُوا بِرِمَاحِهِمْ وَسَلُّوا السُّيُوفَ وَشَجَرَهُمُ النَّاسُ بِرِمَاحِهِمْ - قَالَ - وَقُتِلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَمَا أُصِيبَ مِنَ النَّاسِ يَوْمَئِذٍ إِلاَّ رَجُلاَنِ فَقَالَ عَلِيٌّ رضى الله عنه الْتَمِسُوا فِيهِمُ الْمُخْدَجَ . فَالْتَمَسُوهُ فَلَمْ يَجِدُوهُ فَقَامَ عَلِيٌّ - رضى الله عنه - بِنَفْسِهِ حَتَّى أَتَى نَاسًا قَدْ قُتِلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ قَالَ أَخِّرُوهُمْ . فَوَجَدُوهُ مِمَّا يَلِي الأَرْضَ فَكَبَّرَ ثُمَّ قَالَ صَدَقَ اللَّهُ وَبَلَّغَ رَسُولُهُ - قَالَ - فَقَامَ إِلَيْهِ عَبِيدَةُ السَّلْمَانِيُّ فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اللَّهَ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ لَسَمِعْتَ هَذَا الْحَدِيثَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِي وَاللَّهِ الَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ . حَتَّى اسْتَحْلَفَهُ ثَلاَثًا وَهُوَ يَحْلِفُ لَهُ .
Bize Abd b. Humeyd anlattı; bize Abdürrezzak b. Hemmam anlattı; bize Abdülmelik b. Ebi Süleyman anlattı; bize Seleme b. Küheyl anlattı; bana Zeyd b. Vehb el-Cühenî anlattı; O, Ali (r.a.) ile beraber (Nehrevân'da) Haricilere karşı yürüyen ordunun içinde bulunuyordu. Ali (r.a.) şöyle dedi: Ey insanlar! Şüphesiz ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellemi şöyle derken işittim: "Ümmetimden bir kavim çıkacak. (Onlar) Kur'an okuyacaklar; sizin kıraatiniz onların kıraatine göre, namazınız onların namazına göre, orucunuz onların orucuna göre hiçbir şey (kadar değersiz) değildir. Kur'an okurlar, (okuduklarının) kendi lehlerine olduğunu sanırlar, halbuki o aleyhlerinedir. Namazları köprücük kemiklerini geçmez. Dinden, okun avdan çıktığı gibi çıkarlar. Eğer onlarla savaşıp onları öldüren ordu, Nebileri sallallâhu aleyhi ve sellemin diliyle kendilerine ne (kadar sevap) hükmedildiğini bilseydi (başka) amel işlemektan vazgeçerdi (buna güvenirdi). Bunun alameti şudur ki; onların içinde pazusu olup kolu olmayan bir adam vardır. Pazusunun (kolunun) ucunda meme ucu gibi bir şey vardır. Üzerinde beyaz kıllar vardır. Siz Muaviye'ye ve Şam ehline (savaşmaya) gidiyorsunuz, çoluk çocuğunuzda ve mallarınızda (onlara halef olup zarar vermeleri için) bunları arkanızda mı bırakacaksınız? Vallahi ben bunların o kavim olmasını umuyorum. Çünkü onlar haram kanı döktüler ve insanların otlayan hayvanlarına saldırdılar (yağmaladılar/gaspettiler). Haydi Allah'ın ismiyle (bunların üzerine) yürüyün." Seleme b. Küheyl dedi ki: Zeyd b. Vehb beni (bütün savaş safhalarını anlatarak) konak konak indirdi. Hatta dedi ki: Biz bir köprüye uğradık. Biz (onlarla) karşılaştığımızda o gün Haricilerin başında Abdullah b. Vehb er-Râsibî vardı. (Abdullah, Haricilere) dedi ki: Mızrakları atın ve kılıçlarınızı kınlarından sıyırın (çekin). Çünkü ben onların Harûrâ günü size yemin verip (mütareke isteyip hile yaptıkları) gibi yemin vermelerinden korkuyorum. Bunun üzerine (Hariciler) döndüler ve mızraklarını fırlatıp uzaklaştırdılar, kılıçlarını çektiler. İnsanlar (Ali'nin ordusu) onları mızraklarıyla delik deşik etti. (Ravi) dedi ki: (Haricilerin) bir kısmı bir kısmı üzerine yığılıp öldürüldü. O gün (Ali'nin ordusundaki) insanlardan sadece iki kişi şehit oldu. Bunun üzerine Ali (r.a.): O eksik elli (kısa kollu) adamı (ölüler) arasında arayın, dedi. Onu aradılar fakat bulamadılar. Ali (r.a.) bizzat kendisi kalktı ve üst üste yığılarak öldürülmüş insanların (cesetlerinin) yanına geldi. (Cesetleri) şunlardan geriye (kenara) çekin, dedi. (Çektiler ve) onu (o adamı) yere bitişik (en altta) buldular. (Ali) tekbir getirdi, sonra: Allah doğru söyledi ve Resulü tebliğ etti, dedi. (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine Abîde es-Selmânî ona (Ali'ye) kalktı ve: Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, sen bu hadisi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellemden (bizzat) işittin mi? dedi. (Ali): Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a yemin olsun ki evet, dedi. Hatta (Abîde) ona üç defa yemin ettirdi, o da ona yemin ediyordu.