1072_1. Hadis
حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ الضُّبَعِيُّ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نَوْفَلِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، حَدَّثَهُ أَنَّ عَبْدَ الْمُطَّلِبِ بْنَ رَبِيعَةَ بْنِ الْحَارِثِ حَدَّثَهُ قَالَ اجْتَمَعَ رَبِيعَةُ بْنُ الْحَارِثِ وَالْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقَالاَ وَاللَّهِ لَوْ بَعَثْنَا هَذَيْنِ الْغُلاَمَيْنِ - قَالاَ لِي وَلِلْفَضْلِ بْنِ عَبَّاسٍ - إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَكَلَّمَاهُ فَأَمَّرَهُمَا عَلَى هَذِهِ الصَّدَقَاتِ فَأَدَّيَا مَا يُؤَدِّي النَّاسُ وَأَصَابَا مِمَّا يُصِيبُ النَّاسُ - قَالَ - فَبَيْنَمَا هُمَا فِي ذَلِكَ جَاءَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ فَوَقَفَ عَلَيْهِمَا فَذَكَرَا لَهُ ذَلِكَ فَقَالَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ لاَ تَفْعَلاَ فَوَاللَّهِ مَا هُوَ بِفَاعِلٍ . فَانْتَحَاهُ رَبِيعَةُ بْنُ الْحَارِثِ فَقَالَ وَاللَّهِ مَا تَصْنَعُ هَذَا إِلاَّ نَفَاسَةً مِنْكَ عَلَيْنَا فَوَاللَّهِ لَقَدْ نِلْتَ صِهْرَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَمَا نَفِسْنَاهُ عَلَيْكَ . قَالَ عَلِيٌّ أَرْسِلُوهُمَا . فَانْطَلَقَا وَاضْطَجَعَ عَلِيٌّ - قَالَ - فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الظُّهْرَ سَبَقْنَاهُ إِلَى الْحُجْرَةِ فَقُمْنَا عِنْدَهَا حَتَّى جَاءَ فَأَخَذَ بِآذَانِنَا . ثُمَّ قَالَ " أَخْرِجَا مَا تُصَرِّرَانِ " ثُمَّ دَخَلَ وَدَخَلْنَا عَلَيْهِ وَهُوَ يَوْمَئِذٍ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ - قَالَ - فَتَوَاكَلْنَا الْكَلاَمَ ثُمَّ تَكَلَّمَ أَحَدُنَا فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنْتَ أَبَرُّ النَّاسِ وَأَوْصَلُ النَّاسِ وَقَدْ بَلَغْنَا النِّكَاحَ فَجِئْنَا لِتُؤَمِّرَنَا عَلَى بَعْضِ هَذِهِ الصَّدَقَاتِ فَنُؤَدِّيَ إِلَيْكَ كَمَا يُؤَدِّي النَّاسُ وَنُصِيبَ كَمَا يُصِيبُونَ - قَالَ - فَسَكَتَ طَوِيلاً حَتَّى أَرَدْنَا أَنْ نُكَلِّمَهُ - قَالَ - وَجَعَلَتْ زَيْنَبُ تُلْمِعُ عَلَيْنَا مِنْ وَرَاءِ الْحِجَابِ أَنْ لاَ تُكَلِّمَاهُ - قَالَ - ثُمَّ قَالَ " إِنَّ الصَّدَقَةَ لاَ تَنْبَغِي لآلِ مُحَمَّدٍ . إِنَّمَا هِيَ أَوْسَاخُ النَّاسِ ادْعُوَا لِي مَحْمِيَةَ - وَكَانَ عَلَى الْخُمُسِ - وَنَوْفَلَ بْنَ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ " . قَالَ فَجَاءَاهُ فَقَالَ لِمَحْمِيَةَ " أَنْكِحْ هَذَا الْغُلاَمَ ابْنَتَكَ " . لِلْفَضْلِ بْنِ عَبَّاسٍ فَأَنْكَحَهُ وَقَالَ لِنَوْفَلِ بْنِ الْحَارِثِ " أَنْكِحْ هَذَا الْغُلاَمَ ابْنَتَكَ " . لِي فَأَنْكَحَنِي وَقَالَ لِمَحْمِيَةَ " أَصْدِقْ عَنْهُمَا مِنَ الْخُمُسِ كَذَا وَكَذَا " . قَالَ الزُّهْرِيُّ وَلَمْ يُسَمِّهِ لِي .
Bana Abdullah b. Muhammed b. Esma ed-Dubaî anlattı; bize Cüveyriye, Malik'ten; Zührî'den anlattı ki: Abdullah b. Abdullah b. Nevfel b. el-Haris b. Abdülmuttalib, ona Abdülmuttalib b. Rabia b. el-Haris'in kendisine şunları anlattığını söylemiştir: Rabia b. el-Haris ve Abbas b. Abdülmuttalib (bir araya gelip) toplandılar ve: Vallahi şu iki genci -beni ve Fadl b. Abbas'ı kastederek- Resulullah sallallâhu aleyhi ve selleme göndersek de onunla konuşsalar ve (Resulullah) onları şu sadakalar üzerine memur tayin etse, böylece insanların eda ettiği gibi eda etseler (vazifelerini yapsalar) ve insanların (memurların) elde ettiği (ücretten) onlar da elde etseler, dediler. (Ravi) dedi ki: Onlar bu durumda iken Ali b. Ebi Talib geldi ve başlarında durdu. Ona bu durumu zikrettiler. Ali b. Ebi Talib: Yapmayın! Vallahi o (bunu) yapmaz, dedi. Bunun üzerine Rabia b. el-Haris ona yöneldi ve: Vallahi sen bunu ancak bize karşı senin içindeki kıskançlıktan dolayı yapıyorsun. Vallahi sen Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellemin damatlığına nâil oldun da biz seni kıskanmadık, dedi. Ali: (Peki) onları gönderin! dedi. Bunun üzerine o ikisi (iki genç) gittiler, Ali de yan tarafına uzanıp yattı. (Ravi) dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem öğle namazını kıldığı zaman biz ondan önce odaya gittik (veya koştuk). O gelinceye kadar odanın yanında bekledik. (Gelince) kulaklarımızdan tuttu. Sonra: "İçinizde gizlediğinizi çıkarın (söyleyin bakalım)," buyurdu. Sonra içeri girdi, biz de yanına girdik. O gün (Zeynep) binti Cahş'ın yanındaydı. (Ravi) dedi ki: Biz (kim söze başlayacak diye) birbirimize güvendik (sözü diğerine havale ettik). Sonra birimiz konuştu ve şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü! Sen insanların en iyisi ve akrabayı en çok gözetensin. Biz evlenme çağına geldik. (Bize bir imkan sağlaman için) geldik ki, bizi şu sadakaların bazısı üzerine memur tayin edesin de insanların sana (toplayıp) getirdiği gibi biz de getirelim (hizmet edelim) ve onların (ücret olarak) aldıkları gibi biz de alalım. (Ravi) dedi ki: Bunun üzerine (Resulullah) uzun bir süre sustu. Hatta biz (tekrar) onunla konuşmak istedik. (Ravi) dedi ki: Zeynep perde arkasından bize, onunla konuşmayın diye işaret etmeye başladı. (Ravi) dedi ki: Sonra (Resulullah) şöyle buyurdu: "Şüphesiz sadaka Muhammed'in âline (yakışmaz) layık değildir. O ancak insanların kirleridir. Bana Mahmite'yi -ki o humustan sorumluydu- ve Nevfel b. el-Haris b. Abdülmuttalib'i çağırın." (Ravi) dedi ki: O ikisi hemen geldiler. (Resulullah) Mahmiye'ye: "Kızını şu gence nikahla," buyurdu -Fadl b. Abbas'ı kastederek-. O da onu nikahladı. Ve Nevfel b. el-Haris'e: "Kızını şu gence nikahla," buyurdu -beni kastederek-. O da beni nikahladı (kızıyla evlendirdi). Ve Mahmiye'ye: "O ikisi adına humustan şu kadar şu kadar mehir ver," buyurdu. Zührî dedi ki: (Mehri) bana isimlendirmedi (miktarını söylemedi).