94_3. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَابْنُ نُمَيْرٍ وَأَبُو كُرَيْبٍ كُلُّهُمْ عَنْ أَبِي مُعَاوِيَةَ، - قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، - عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي، ذَرٍّ قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَرَّةِ الْمَدِينَةِ عِشَاءً وَنَحْنُ نَنْظُرُ إِلَى أُحُدٍ فَقَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَبَا ذَرٍّ " . قَالَ قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " مَا أُحِبُّ أَنَّ أُحُدًا ذَاكَ عِنْدِي ذَهَبٌ أَمْسَى ثَالِثَةً عِنْدِي مِنْهُ دِينَارٌ إِلاَّ دِينَارًا أُرْصِدُهُ لِدَيْنٍ إِلاَّ أَنْ أَقُولَ بِهِ فِي عِبَادِ اللَّهِ هَكَذَا - حَثَا بَيْنَ يَدَيْهِ - وَهَكَذَا - عَنْ يَمِينِهِ - وَهَكَذَا - عَنْ شِمَالِهِ " . قَالَ ثُمَّ مَشَيْنَا فَقَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ " . قَالَ قُلْتُ لَبَّيْكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " إِنَّ الأَكْثَرِينَ هُمُ الأَقَلُّونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلاَّ مَنْ قَالَ هَكَذَا وَهَكَذَا وَهَكَذَا " . مِثْلَ مَا صَنَعَ فِي الْمَرَّةِ الأُولَى قَالَ ثُمَّ مَشَيْنَا قَالَ " يَا أَبَا ذَرٍّ كَمَا أَنْتَ حَتَّى آتِيَكَ " . قَالَ فَانْطَلَقَ حَتَّى تَوَارَى عَنِّي - قَالَ - سَمِعْتُ لَغَطًا وَسَمِعْتُ صَوْتًا - قَالَ - فَقُلْتُ لَعَلَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عُرِضَ لَهُ - قَالَ - فَهَمَمْتُ أَنْ أَتَّبِعَهُ قَالَ ثُمَّ ذَكَرْتُ قَوْلَهُ " لاَ تَبْرَحْ حَتَّى آتِيَكَ " . قَالَ فَانْتَظَرْتُهُ فَلَمَّا جَاءَ ذَكَرْتُ لَهُ الَّذِي سَمِعْتُ - قَالَ - فَقَالَ " ذَاكَ جِبْرِيلُ أَتَانِي فَقَالَ مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِكَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ " . قَالَ قُلْتُ وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ قَالَ " وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ " .
Bize Yahya b. Yahya, Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, İbn Nümeyr ve Ebu Küreyb Hepsi Ebu Muâviye'den anlattılar. -Yahya şöyle dedi: Bize Ebu Muâviye haber verdi-; o, el-A'meş'ten; o, Zeyd b. Vehb'den; o da Ebu Zer'den; [naklettiğine göre] Ebu Zer şöyle demiştir: [Bir keresinde] akşam vakti Medine'nin harresinde (taşlığında) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yürüyordum; biz Uhud'a bakarken Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: “Ya Ebu Zer!” buyurdu. Ben de: “Buyur (lebbeyk) ya Resulallah!” dedim. Buyurdu ki: “Şu Uhud [dağı] kadar altınım olup da; üzerimden üç [gece] geçince yanımda ondan bir dinar bile kalması beni sevindirmez. Ancak üzerimdeki bir borç için ayırdığım bir dinar müstesna; bir de Allah'ın kulları arasında şöyle, şöyle ve şöyle -önünden, sağından ve solundan [avucuyla dağıtarak gösterdi]- [infak edecek olduklarım] müstesna.” Sonra [biraz daha] yürüdük; [Nebi] buyurdu ki: “Ya Ebu Zer!” Ben de: “Buyur ya Resulallah!” dedim. Buyurdu ki: “Şüphesiz [malları] çok olanlar, kıyamet günü [sevapları] en az olanlardır. Ancak şöyle, şöyle ve şöyle [infak edenler] müstesna.” -İlk defasında yaptığı gibi [eliyle işaret etti]-. Sonra [biraz daha] yürüdük; buyurdu ki: “Ya Ebu Zer! Ben sana gelene kadar olduğun yerde kal.” [Ebu Zer] dedi ki: Gitti ve benden gözden kayboldu. Birden bir gürültü ve bir ses işittim. Kendi kendime: “Acaba Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in başına bir iş mi geldi?” dedim ve ona doğru gitmeye niyetlendim. Sonra onun: “Ben sana gelinceye kadar yerinden ayrılma” sözünü hatırladım. Onu bekledim; geldiğinde işittiğim şeyi ona zikrettim. Buyurdu ki: “O gelen Cibrîl idi. Bana: ‘Ümmetinden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölen kimse Cennet'e girer’ dedi.” Ben: “Zina etse de, hırsızlık yapsa da mı?” diye sordum. Buyurdu ki: “Zina etse de, hırsızlık yapsa da [Cennet'e girer].”