Zekât Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

94_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ، - وَهُوَ ابْنُ رُفَيْعٍ - عَنْ زَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ خَرَجْتُ لَيْلَةً مِنَ اللَّيَالِي فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمْشِي وَحْدَهُ لَيْسَ مَعَهُ إِنْسَانٌ قَالَ فَظَنَنْتُ أَنَّهُ يَكْرَهُ أَنْ يَمْشِيَ مَعَهُ أَحَدٌ - قَالَ - فَجَعَلْتُ أَمْشِي فِي ظِلِّ الْقَمَرِ فَالْتَفَتَ فَرَآنِي فَقَالَ ‏"‏ مَنْ هَذَا ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ أَبُو ذَرٍّ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاءَكَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ يَا أَبَا ذَرٍّ تَعَالَهْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَمَشَيْتُ مَعَهُ سَاعَةً فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ الْمُكْثِرِينَ هُمُ الْمُقِلُّونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلاَّ مَنْ أَعْطَاهُ اللَّهُ خَيْرًا فَنَفَحَ فِيهِ يَمِينَهُ وَشِمَالَهُ وَبَيْنَ يَدَيْهِ وَوَرَاءَهُ وَعَمِلَ فِيهِ خَيْرًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَمَشَيْتُ مَعَهُ سَاعَةً فَقَالَ ‏"‏ اجْلِسْ هَا هُنَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَجْلَسَنِي فِي قَاعٍ حَوْلَهُ حِجَارَةٌ فَقَالَ لِيَ ‏"‏ اجْلِسْ هَا هُنَا حَتَّى أَرْجِعَ إِلَيْكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَانْطَلَقَ فِي الْحَرَّةِ حَتَّى لاَ أَرَاهُ فَلَبِثَ عَنِّي فَأَطَالَ اللَّبْثَ ثُمَّ إِنِّي سَمِعْتُهُ وَهُوَ مُقْبِلٌ وَهُوَ يَقُولُ ‏"‏ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَلَمَّا جَاءَ لَمْ أَصْبِرْ فَقُلْتُ يَا نَبِيَّ اللَّهِ جَعَلَنِي اللَّهُ فِدَاءَكَ مَنْ تُكَلِّمُ فِي جَانِبِ الْحَرَّةِ مَا سَمِعْتُ أَحَدًا يَرْجِعُ إِلَيْكَ شَيْئًا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ ذَاكَ جِبْرِيلُ عَرَضَ لِي فِي جَانِبِ الْحَرَّةِ فَقَالَ بَشِّرْ أُمَّتَكَ أَنَّهُ مَنْ مَاتَ لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الْجَنَّةَ ‏.‏ فَقُلْتُ يَا جِبْرِيلُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ نَعَمْ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ وَإِنْ سَرَقَ وَإِنْ زَنَى قَالَ نَعَمْ وَإِنْ شَرِبَ الْخَمْرَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Said anlattı; bize Cerîr anlattı; o, Abdülaziz'den -ki o İbn Rufey'dir-; o, Zeyd b. Vehb'den; o da Ebu Zer'den; [naklettiğine göre] şöyle demiştir: Gecelerden bir gece dışarı çıktım. Bir de baktım ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem tek başına yürüyor, yanında hiç kimse yok. Yanında birisinin yürümesinden hoşlanmadığını zannettim. Bunun üzerine ayın gölgesinde yürümeye başladım. [Bana] döndü, beni gördü ve: “Kim bu?” buyurdu. Ben: “Ebu Zer! Allah beni sana feda kılsın” dedim. “Ya Ebu Zer! Gel” buyurdu. Onunla birlikte bir süre yürüdüm. Şöyle buyurdu: “Şüphesiz [malı] çok olanlar, kıyamet günü [sevabı] az olanlardır. Ancak Allah'ın kendisine hayır (mal) verip de sağına, soluna, önüne ve arkasına [dağıtan] ve onda hayır işleyenler müstesna.” Onunla bir süre [daha] yürüdüm. “Burada otur” buyurdu ve beni etrafında taşlar olan düz bir yere oturttu. Bana: “Ben sana dönünceye kadar burada otur” buyurdu. Taşlıkta (harre) gidip gözden kayboluncaya kadar ilerledi. Benden ayrı kalması uzadı, epey gecikti. Sonra ben onu geri dönerken işittim; şöyle diyordu: “Hırsızlık yapsa da, zina etse de...” Geldiğinde dayanamadım ve: “Ey Allah'ın Nebisi! Allah beni sana feda kılsın, taşlığın kenarında kiminle konuşuyordun? Ben sana cevap veren (sözünü tekrar eden) hiç kimseyi işitmedim” dedim. Buyurdu ki: “O Cibrîl idi. Taşlığın kenarında bana göründü ve: ‘Ümmetini müjdele; kim Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse Cennet'e girer’ dedi.” Ben: “Ey Cibrîl! Hırsızlık yapsa da, zina etse de mi?” dedim. “Evet” dedi. Ben: “Hırsızlık yapsa da, zina etse de mi?” dedim. “Evet” dedi. Ben [tekrar]: “Hırsızlık yapsa da, zina etse de mi?” dedim. “Evet, şarap (içki) içse de” dedi.