987_3. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ الأُمَوِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ الْمُخْتَارِ، حَدَّثَنَا سُهَيْلُ، بْنُ أَبِي صَالِحٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنْ صَاحِبِ كَنْزٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهُ إِلاَّ أُحْمِيَ عَلَيْهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَيُجْعَلُ صَفَائِحَ فَيُكْوَى بِهَا جَنْبَاهُ وَجَبِينُهُ حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَ عِبَادِهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ ثُمَّ يُرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ وَمَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهَا إِلاَّ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ كَأَوْفَرِ مَا كَانَتْ تَسْتَنُّ عَلَيْهِ كُلَّمَا مَضَى عَلَيْهِ أُخْرَاهَا رُدَّتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَ عِبَادِهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ ثُمَّ يُرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ وَمَا مِنْ صَاحِبِ غَنَمٍ لاَ يُؤَدِّي زَكَاتَهَا إِلاَّ بُطِحَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ كَأَوْفَرِ مَا كَانَتْ فَتَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا وَتَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا لَيْسَ فِيهَا عَقْصَاءُ وَلاَ جَلْحَاءُ كُلَّمَا مَضَى عَلَيْهِ أُخْرَاهَا رُدَّتْ عَلَيْهِ أُولاَهَا حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَ عِبَادِهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ثُمَّ يُرَى سَبِيلَهُ إِمَّا إِلَى الْجَنَّةِ وَإِمَّا إِلَى النَّارِ " . قَالَ سُهَيْلٌ فَلاَ أَدْرِي أَذَكَرَ الْبَقَرَ أَمْ لاَ . قَالُوا فَالْخَيْلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " الْخَيْلُ فِي نَوَاصِيهَا - أَوْ قَالَ - الْخَيْلُ مَعْقُودٌ فِي نَوَاصِيهَا - قَالَ سُهَيْلٌ أَنَا أَشُكُّ - الْخَيْرُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ الْخَيْلُ ثَلاَثَةٌ فَهْىَ لِرَجُلٍ أَجْرٌ وَلِرَجُلٍ سِتْرٌ وَلِرَجُلٍ وِزْرٌ فَأَمَّا الَّتِي هِيَ لَهُ أَجْرٌ فَالرَّجُلُ يَتَّخِذُهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَيُعِدُّهَا لَهُ فَلاَ تُغَيِّبُ شَيْئًا فِي بُطُونِهَا إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ أَجْرًا وَلَوْ رَعَاهَا فِي مَرْجٍ مَا أَكَلَتْ مِنْ شَىْءٍ إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بِهَا أَجْرًا وَلَوْ سَقَاهَا مِنْ نَهْرٍ كَانَ لَهُ بِكُلِّ قَطْرَةٍ تُغَيِّبُهَا فِي بُطُونِهَا أَجْرٌ - حَتَّى ذَكَرَ الأَجْرَ فِي أَبْوَالِهَا وَأَرْوَاثِهَا - وَلَوِ اسْتَنَّتْ شَرَفًا أَوْ شَرَفَيْنِ كُتِبَ لَهُ بِكُلِّ خَطْوَةٍ تَخْطُوهَا أَجْرٌ وَأَمَّا الَّذِي هِيَ لَهُ سِتْرٌ فَالرَّجُلُ يَتَّخِذُهَا تَكَرُّمًا وَتَجَمُّلاً وَلاَ يَنْسَى حَقَّ ظُهُورِهَا وَبُطُونِهَا فِي عُسْرِهَا وَيُسْرِهَا وَأَمَّا الَّذِي عَلَيْهِ وِزْرٌ فَالَّذِي يَتَّخِذُهَا أَشَرًا وَبَطَرًا وَبَذَخًا وَرِيَاءَ النَّاسِ فَذَاكَ الَّذِي هِيَ عَلَيْهِ وِزْرٌ " . قَالُوا فَالْحُمُرُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ " مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَىَّ فِيهَا شَيْئًا إِلاَّ هَذِهِ الآيَةَ الْجَامِعَةَ الْفَاذَّةَ { فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُ * وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ} " .
Bana Muhammed b. Abdülmelik el-Ümevî anlattı; bize Abdülaziz b. el-Muhtar anlattı; bize Süheyl b. Ebî Sâlih, babasından; o da Ebu Hüreyre'den; [naklettiğine göre] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [şöyle] buyurmuştur: “Zekâtını vermediği bir define (kenz) sahibi yoktur ki; [bu define] Cehennem ateşinde kızdırılıp levhalar haline getirilmesin ve Allah kulları arasında hükmünü verinceye kadar -ki miktarı elli bin yıl olan bir günde- onlarla [sahibinin] iki yan tarafı ve alnı dağlanmasın! Sonra [hesabı görülünce] yolu ya Cennet'e ya da Ateş'e (Cehennem'e) çıkar. Zekâtını vermediği bir deve sahibi yoktur ki; [bu develer] Allah kulları arasında hükmünü verinceye kadar -ki miktarı elli bin yıl olan bir günde- [develerin] en kalabalık (ve besili) halleriyle, kendisini çiğnemeleri için alabildiğine geniş ve düz bir yere yatırılmasın! Onların sonuncusu üzerinden her geçtiğinde ilki ona geri döndürülür. Sonra yolu ya Cennet'e ya da Ateş'e çıkar. Zekâtını vermediği bir koyun sahibi yoktur ki; Allah kulları arasında hükmünü verinceye kadar -ki sizin saydıklarınızdan miktarı elli bin yıl olan bir günde- [koyunlar] en kalabalık halleriyle kendisini tırnaklarıyla çiğnemeleri ve boyunları kıvrık veya boynuzsuz hiçbirisi bulunmaksızın boynuzlarıyla vuruşmaları için alabildiğine geniş ve düz bir yere yatırılmasın! Onların sonuncusu üzerinden her geçtiğinde ilki ona geri döndürülür. Sonra yolu ya Cennet'e ya da Ateş'e çıkar.” Süheyl dedi ki: “Sığırı zikretti mi yoksa zikretmedi mi bilmiyorum.” Dediler ki: “Ya Resulallah! Peki ya atlar?” Buyurdu ki: “Atların alınlarındaki -veya şöyle dedi: Atların alınlarına bağlıdır- (Süheyl dedi ki: [Hangi lafız olduğunda] şüphe ediyorum) kıyamet gününe kadar hayır [bağlıdır]. Atlar üç [kısım]dır: Bir kişi için sevap, bir kişi için örtü, bir kişi için de vebaldir. Kendisi için sevap olan o kimsedir ki; onu Allah yolunda [hizmet için] edinmiş ve onun için hazırlamıştır. O [atın] karınlarına (içine) giren hiçbir şey yoktur ki, mutlaka Allah onun için bir sevap yazmasın. Onu bir çayırda otlatsa, yediği her şey için mutlaka Allah ona sevap yazar. Onu bir nehirden sulasa, karınlarına (midesine) giren her bir damla su için ona bir sevap yazılır -hatta idrarları ve dışkıları için bile sevap zikretti-. [O at] bağını koparıp da bir veya iki tur (koşu) atarsa, mutlaka Allah ona her bir adımı için sevap yazar. Kendisi için örtü olan o kimsedir ki; onu [başkasına muhtaç olmamak,] şeref ve cemal (güzellik) için edinmiş, ancak darlıkta ve bollukta [atların] sırtlarındaki ve karınlarındaki [Allah'ın] hakkını unutmamıştır. Üzerine vebal olan ise o kimsedir ki; onu azgınlık, şımarıklık, gösteriş ve insanlara riya için edinmiştir; işte üzerine vebal olan budur.” Dediler ki: “Ya Resulallah! Peki ya merkepler?” Buyurdu ki: “Allah bana onlar hakkında, şu kapsayıcı ve yegâne ayetten başkasını indirmedi: “Kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görür.” (Zilzâl, 7-8).”