988_1. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ، عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيَّ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " مَا مِنْ صَاحِبِ إِبِلٍ لاَ يَفْعَلُ فِيهَا حَقَّهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرَ مَا كَانَتْ قَطُّ وَقَعَدَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَسْتَنُّ عَلَيْهِ بِقَوَائِمِهَا وَأَخْفَافِهَا وَلاَ صَاحِبِ بَقَرٍ لاَ يَفْعَلُ فِيهَا حَقَّهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرَ مَا كَانَتْ وَقَعَدَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِقَوَائِمِهَا وَلاَ صَاحِبِ غَنَمٍ لاَ يَفْعَلُ فِيهَا حَقَّهَا إِلاَّ جَاءَتْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَكْثَرَ مَا كَانَتْ وَقَعَدَ لَهَا بِقَاعٍ قَرْقَرٍ تَنْطِحُهُ بِقُرُونِهَا وَتَطَؤُهُ بِأَظْلاَفِهَا لَيْسَ فِيهَا جَمَّاءُ وَلاَ مُنْكَسِرٌ قَرْنُهَا وَلاَ صَاحِبِ كَنْزٍ لاَ يَفْعَلُ فِيهِ حَقَّهُ إِلاَّ جَاءَ كَنْزُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ يَتْبَعُهُ فَاتِحًا فَاهُ فَإِذَا أَتَاهُ فَرَّ مِنْهُ فَيُنَادِيهِ خُذْ كَنْزَكَ الَّذِي خَبَأْتَهُ فَأَنَا عَنْهُ غَنِيٌّ فَإِذَا رَأَى أَنْ لاَ بُدَّ مِنْهُ سَلَكَ يَدَهُ فِي فِيهِ فَيَقْضَمُهَا قَضْمَ الْفَحْلِ " . قَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ سَمِعْتُ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ يَقُولُ هَذَا الْقَوْلَ ثُمَّ سَأَلْنَا جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ عَنْ ذَلِكَ فَقَالَ مِثْلَ قَوْلِ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ . وَقَالَ أَبُو الزُّبَيْرِ سَمِعْتُ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ يَقُولُ قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا حَقُّ الإِبِلِ قَالَ " حَلَبُهَا عَلَى الْمَاءِ وَإِعَارَةُ دَلْوِهَا وَإِعَارَةُ فَحْلِهَا وَمَنِيحَتُهَا وَحَمْلٌ عَلَيْهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ " .
Bize İshak b. İbrahim anlattı; bize Abdurrezzak haber verdi. (H) Bana Muhammed b. Rafi' anlattı -lafız onundur-; bize Abdurrezzak anlattı; bize İbn Cüreyc haber verdi; Ebu'z-Zübeyr bana Cabir b. Abdullah el-Ensârî'yi [şöyle] derken işittiğini haber verdi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: “Develerindeki hakkını (zekâtını) yerine getirmeyen hiçbir deve sahibi yoktur ki; kıyamet günü o [develer], olabilecekleri en kalabalık (ve besili) halde gelmesinler ve alabildiğine geniş ve düz bir yere yatırılan [sahibi] üzerinde ayakları ve tabanlarıyla koşmasınlar! Sığırındaki hakkını yerine getirmeyen hiçbir sığır sahibi de yoktur ki; kıyamet günü o [sığırlar], olabilecekleri en kalabalık halde gelmesinler ve alabildiğine geniş ve düz bir yere yatırılan [sahibi] üzerinde boynuzlarıyla vuruşmasınlar ve ayaklarıyla çiğnemesinler! Koyunundaki hakkını yerine getirmeyen hiçbir koyun sahibi de yoktur ki; kıyamet günü o [koyunlar], olabilecekleri en kalabalık halde gelmesinler ve alabildiğine geniş ve düz bir yere yatırılan [sahibi] üzerinde -boynuzsuz veya boynuzu kırık hiçbirisi bulunmaksızın- boynuzlarıyla vuruşmasınlar ve tırnaklarıyla çiğnemesinler! Definasındaki (kenz) hakkını yerine getirmeyen hiçbir define sahibi de yoktur ki; kıyamet günü o define, ağzını açmış onu takip eden çok zehirli bir yılan (şücâ'-ı akra') şeklinde gelmesin! [Sahibi] yılandan kaçtığında yılan ona: ‘Sakladığın defineni al; benim ona ihtiyacım yok!’ diye seslenir. [Kişi] bundan kurtuluş olmadığını anlayınca, elini yılanın ağzına sokar; yılan da aygırın (devenin) kemirmesi gibi onun elini kemirip koparır.” Ebu'z-Zübeyr dedi ki: “Ubeyd b. Umeyr'in bunu söylediğini işittim. Sonra bunu Cabir b. Abdullah'a sorduk; o da Ubeyd b. Umeyr'in sözünün aynısını söyledi.” Ebu'z-Zübeyr dedi ki: Ubeyd b. Umeyr'den işittiğime göre şöyle demiştir: Bir adam, “Ya Resulallah! Devenin hakkı nedir?” diye sordu. Buyurdu ki: “[Devenin hakkı;] su başındayken sütünü sağmak (sadaka dağıtmak), kovasını [başkasına] ödünç vermek, erkeğini [tohumluk için] ödünç vermek, [sütünden yararlanılması için] ödünç vermek ve Allah yolunda üzerine yük yükletmektir.”