Müsâkât (Sulama Ortaklığı) Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

715_15. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، - وَاللَّفْظُ لِعُثْمَانَ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ، عُثْمَانُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ غَزَوْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَلاَحَقَ بِي وَتَحْتِي نَاضِحٌ لِي قَدْ أَعْيَا وَلاَ يَكَادُ يَسِيرُ قَالَ فَقَالَ لِي ‏"‏ مَا لِبَعِيرِكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ عَلِيلٌ - قَالَ - فَتَخَلَّفَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَزَجَرَهُ وَدَعَا لَهُ فَمَازَالَ بَيْنَ يَدَىِ الإِبِلِ قُدَّامَهَا يَسِيرُ ‏.‏ قَالَ فَقَالَ لِي ‏"‏ كَيْفَ تَرَى بَعِيرَكَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قُلْتُ بِخَيْرٍ قَدْ أَصَابَتْهُ بَرَكَتُكَ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَفَتَبِيعُنِيهِ ‏"‏ ‏.‏ فَاسْتَحْيَيْتُ وَلَمْ يَكُنْ لَنَا نَاضِحٌ غَيْرُهُ قَالَ فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَبِعْتُهُ إِيَّاهُ عَلَى أَنَّ لِي فَقَارَ ظَهْرِهِ حَتَّى أَبْلُغَ الْمَدِينَةَ - قَالَ - فَقُلْتُ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي عَرُوسٌ فَاسْتَأْذَنْتُهُ فَأَذِنَ لِي فَتَقَدَّمْتُ النَّاسَ إِلَى الْمَدِينَةِ حَتَّى انْتَهَيْتُ فَلَقِيَنِي خَالِي فَسَأَلَنِي عَنِ الْبَعِيرِ فَأَخْبَرْتُهُ بِمَا صَنَعْتُ فِيهِ فَلاَمَنِي فِيهِ - قَالَ - وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ لِي حِينَ اسْتَأْذَنْتُهُ ‏"‏ مَا تَزَوَّجْتَ أَبِكْرًا أَمْ ثَيِّبًا ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ تَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَفَلاَ تَزَوَّجْتَ بِكْرًا تُلاَعِبُكَ وَتُلاَعِبُهَا ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ لَهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ تُوُفِّيَ وَالِدِي - أَوِ اسْتُشْهِدَ - وَلِي أَخَوَاتٌ صِغَارٌ فَكَرِهْتُ أَنْ أَتَزَوَّجَ إِلَيْهِنَّ مِثْلَهُنَّ فَلاَ تُؤَدِّبُهُنَّ وَلاَ تَقُومُ عَلَيْهِنَّ فَتَزَوَّجْتُ ثَيِّبًا لِتَقُومَ عَلَيْهِنَّ وَتُؤَدِّبَهُنَّ - قَالَ - فَلَمَّا قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْمَدِينَةَ غَدَوْتُ إِلَيْهِ بِالْبَعِيرِ فَأَعْطَانِي ثَمَنَهُ وَرَدَّهُ عَلَىَّ ‏.‏

Bize Osmân b. Ebî Şeybe ve İshâk b. İbrâhim anlattılar; lafız Osmân'ındır. İshâk “Bize haber verdi” dedi, Osmân ise “Bize Cerîr anlattı” dedi; o da Mugîre'den; o da eş-Şa'bî'den; o da Câbir b. Abdullah'tan [naklen] anlattı; [Câbir] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir gazaya çıkmıştım. [Resûlullah] bana ulaştı; altımda, yorulmuş ve neredeyse yürüyemez halde olan su taşıyan bir devem vardı. [Resûlullah] bana: “Devene ne oldu?” diye sordu. Ben de: “Hastadır” dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geride kaldı, deveye vurdu ve onun için dua etti. Bunun üzerine [deve], develerin en önünde yürümeye başladı. Bana: “Deveni nasıl görüyorsun?” diye sordu. Ben de: “İyidir, senin bereketin ona ulaştı” dedim. “Onu bana satar mısın?” buyurdu. Utandım; çünkü ondan başka su taşıyan devemiz yoktu. Yine de: “Evet” dedim. Onu, Medine'ye varıncaya kadar sırtına binme hakkı benim olması şartıyla ona sattım. Sonra: “Ey Allah'ın Resûlü! Ben yeni evliyim” diyerek kendisinden izin istedim; o da bana izin verdi. İnsanların önüne geçerek Medine'ye vardım. Dayım benimle karşılaştı ve deveye ne olduğunu sordu. Ben de yaptığım şeyi ona haber verince beni kınadı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ben kendisinden izin istediğim sırada bana: “Bakireyle mi yoksa dul bir hanımla mı evlendin?” diye sormuştu. Ben: “Dul bir hanımla evlendim” demiştim. O da: “Keşke seninle oynaşacak, senin de kendisiyle oynaşacağın bakire bir kızla evlenseydin ya!” buyurmuştu. Ben de: “Ey Allah'ın Resûlü! Babam vefat etti -veya şehit oldu-; küçük kız kardeşlerim var. Onların yanına kendileri gibi [tecrübesiz] birini getirmeyi, onların terbiyesiyle ilgilenemeyeceğini ve onlara bakamayacağını düşünerek uygun bulmadım. Bu yüzden onlara bakacak ve onları terbiye edecek dul bir hanımla evlendim” demiştim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine'ye gelince sabahleyin deveyle yanına gittim; o da bedelini bana verdi ve deveyi de bana geri verdi.