1763. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي سِمَاكٌ، الْحَنَفِيُّ قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ بَدْرٍ ح وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ حَدَّثَنِي أَبُو زُمَيْلٍ - هُوَ سِمَاكٌ الْحَنَفِيُّ - حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ بَدْرٍ نَظَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْمُشْرِكِينَ وَهُمْ أَلْفٌ وَأَصْحَابُهُ ثَلاَثُمِائَةٍ وَتِسْعَةَ عَشَرَ رَجُلاً فَاسْتَقْبَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقِبْلَةَ ثُمَّ مَدَّ يَدَيْهِ فَجَعَلَ يَهْتِفُ بِرَبِّهِ " اللَّهُمَّ أَنْجِزْ لِي مَا وَعَدْتَنِي اللَّهُمَّ آتِ مَا وَعَدْتَنِي اللَّهُمَّ إِنْ تَهْلِكْ هَذِهِ الْعِصَابَةُ مِنْ أَهْلِ الإِسْلاَمِ لاَ تُعْبَدْ فِي الأَرْضِ " . فَمَازَالَ يَهْتِفُ بِرَبِّهِ مَادًّا يَدَيْهِ مُسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةِ حَتَّى سَقَطَ رِدَاؤُهُ عَنْ مَنْكِبَيْهِ فَأَتَاهُ أَبُو بَكْرٍ فَأَخَذَ رِدَاءَهُ فَأَلْقَاهُ عَلَى مَنْكِبَيْهِ ثُمَّ الْتَزَمَهُ مِنْ وَرَائِهِ . وَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ كَذَاكَ مُنَاشَدَتُكَ رَبَّكَ فَإِنَّهُ سَيُنْجِزُ لَكَ مَا وَعَدَكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ مُرْدِفِينَ} فَأَمَدَّهُ اللَّهُ بِالْمَلاَئِكَةِ . قَالَ أَبُو زُمَيْلٍ فَحَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ بَيْنَمَا رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ يَوْمَئِذٍ يَشْتَدُّ فِي أَثَرِ رَجُلٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ أَمَامَهُ إِذْ سَمِعَ ضَرْبَةً بِالسَّوْطِ فَوْقَهُ وَصَوْتَ الْفَارِسِ يَقُولُ أَقْدِمْ حَيْزُومُ . فَنَظَرَ إِلَى الْمُشْرِكِ أَمَامَهُ فَخَرَّ مُسْتَلْقِيًا فَنَظَرَ إِلَيْهِ فَإِذَا هُوَ قَدْ خُطِمَ أَنْفُهُ وَشُقَّ وَجْهُهُ كَضَرْبَةِ السَّوْطِ فَاخْضَرَّ ذَلِكَ أَجْمَعُ . فَجَاءَ الأَنْصَارِيُّ فَحَدَّثَ بِذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " صَدَقْتَ ذَلِكَ مِنْ مَدَدِ السَّمَاءِ الثَّالِثَةِ " . فَقَتَلُوا يَوْمَئِذٍ سَبْعِينَ وَأَسَرُوا سَبْعِينَ . قَالَ أَبُو زُمَيْلٍ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَلَمَّا أَسَرُوا الأُسَارَى قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ " مَا تَرَوْنَ فِي هَؤُلاَءِ الأُسَارَى " . فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ يَا نَبِيَّ اللَّهِ هُمْ بَنُو الْعَمِّ وَالْعَشِيرَةِ أَرَى أَنْ تَأْخُذَ مِنْهُمْ فِدْيَةً فَتَكُونُ لَنَا قُوَّةً عَلَى الْكُفَّارِ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَهْدِيَهُمْ لِلإِسْلاَمِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَرَى يَا ابْنَ الْخَطَّابِ " . قُلْتُ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَرَى الَّذِي رَأَى أَبُو بَكْرٍ وَلَكِنِّي أَرَى أَنْ تُمَكِّنَّا فَنَضْرِبَ أَعْنَاقَهُمْ فَتُمَكِّنَ عَلِيًّا مِنْ عَقِيلٍ فَيَضْرِبَ عُنُقَهُ وَتُمَكِّنِّي مِنْ فُلاَنٍ - نَسِيبًا لِعُمَرَ - فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ فَإِنَّ هَؤُلاَءِ أَئِمَّةُ الْكُفْرِ وَصَنَادِيدُهَا فَهَوِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَلَمْ يَهْوَ مَا قُلْتُ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ جِئْتُ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ قَاعِدَيْنِ يَبْكِيَانِ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي مِنْ أَىِّ شَىْءٍ تَبْكِي أَنْتَ وَصَاحِبُكَ فَإِنْ وَجَدْتُ بُكَاءً بَكَيْتُ وَإِنْ لَمْ أَجِدْ بُكَاءً تَبَاكَيْتُ لِبُكَائِكُمَا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَبْكِي لِلَّذِي عَرَضَ عَلَىَّ أَصْحَابُكَ مِنْ أَخْذِهِمُ الْفِدَاءَ لَقَدْ عُرِضَ عَلَىَّ عَذَابُهُمْ أَدْنَى مِنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ " . شَجَرَةٍ قَرِيبَةٍ مِنْ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَكُونَ لَهُ أَسْرَى حَتَّى يُثْخِنَ فِي الأَرْضِ} إِلَى قَوْلِهِ { فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلاَلاً طَيِّبًا} فَأَحَلَّ اللَّهُ الْغَنِيمَةَ لَهُمْ .
Bize Hennâd b. es-Serî anlattı; bize İbn el-Mübârek anlattı; İkrime b. Ammâr'dan; bana Simâk el-Hanefî anlattı; dedi ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işittim: Bana Ömer b. el-Hattâb anlattı; dedi ki: Bedir günü olduğunda... (Ve bize Züheyr b. Harb anlattı -lafız ona aittir-; bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî anlattı; bize İkrime b. Ammâr anlattı; bana Ebu Zümeyl -ki o Simâk el-Hanefî'dir- anlattı; bana Abdullah b. Abbâs anlattı; bana Ömer b. el-Hattâb anlattı; dedi ki:) Bedir günü olduğunda Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem müşriklere baktı; onlar bin kişiydiler. Ashabı ise üç yüz on dokuz kişiydi. Bunun üzerine Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem kıbleye yöneldi, sonra ellerini uzatıp Rabbine yakarmaya başladı: “Allah'ım! Bana vaat ettiğin şeyi gerçekleştir. Allah'ım! Bana vaat ettiğini ver. Allah'ım! Eğer İslam ehlinden olan şu topluluk helak olursa, artık yeryüzünde Sana ibadet edilmez!” Kıbleye yönelmiş, ellerini uzatmış halde Rabbine yakarmaya devam etti; nihayet ridası omuzlarından düştü. Ebu Bekr O'na gelip ridasını aldı ve omuzlarına koydu, sonra arkasından O'na sarıldı ve: “Ey Allah'ın Nebisi! Rabbine olan bu yakarışın yeter; zira O sana vaat ettiğini mutlaka gerçekleştirecektir” dedi. Bunun üzerine Allah azze ve celle şu ayeti indirdi: { إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ مُرْدِفِينَ } “Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da, ‘Peş peşe gelen bin melekle size yardım edeceğim’ diyerek duanızı kabul etmişti.” Böylece Allah O'na meleklerle yardım etti. Ebu Zümeyl dedi ki: Bana İbn Abbâs anlattı: O gün Müslümanlardan bir adam, önündeki müşriklerden birinin peşinden hızla giderken, aniden üzerinden bir kırbaç darbesi sesi ve bir süvarinin: “İlerle Hayzûm!” dediğini işitti. Önündeki müşriğe baktığında, onun sırtüstü yere serildiğini gördü. Ona bakınca, burnunun darbe almış, yüzünün kırbaç darbesi gibi yarılmış olduğunu ve oranın yemyeşil kesildiğini gördü. O Ansârlı gelip durumu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattı. (Resulullah): “Doğru söyledin; bu, üçüncü kat semadan gelen yardımdır” buyurdu. O gün yetmiş kişi öldürdüler ve yetmiş kişi esir aldılar. Ebu Zümeyl dedi ki: İbn Abbâs dedi ki: Esirleri aldıklarında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebu Bekr ve Ömer'e: “Bu esirler hakkında ne düşünüyorsunuz?” buyurdu. Ebu Bekr: “Ey Allah'ın Nebisi! Onlar amca çocukları ve akrabalardır. Onlardan fidye almanı uygun görüyorum; böylece bu kâfirlere karşı bize bir güç olur. Umulur ki Allah onlara İslam'ı nasip eder” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sen ne dersin ey İbnü'l-Hattâb?” buyurdu. Ben dedim ki: “Hayır, vallahi ey Allah'ın Resulü! Ben Ebu Bekr'in görüşünde değilim. Lakin ben şuna kâniyim: Bize imkan ver de onların boyunlarını vuralım. Ali'ye Akîl için imkan ver de onun boynunu vursun. Bana da falan -Ömer'in bir akrabası- için imkan ver de onun boynunu vurayım. Zira bunlar küfrün öncüleri ve elebaşlarıdır.” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ebu Bekr'in dediğine meyletti, benim dediğimi ise istemedi. Ertesi gün geldiğimde bir de ne göreyim; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekr oturmuş ağlıyorlar! Dedim ki: “Ey Allah'ın Resulü! Seni ve arkadaşını ağlatan şey nedir bana haber ver; eğer ağlanacak bir şey bulursam ağlarım, bulamazsam da sizin ağlamanıza binaen ağlar gibi yaparım.” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Arkadaşlarının fidye alma teklifleri sebebiyle ağlıyorum. Bana onların göreceği azap şu ağaçtan daha yakın gösterildi” buyurdu -Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yakınındaki bir ağacı kastederek-. Ve Allah azze ve celle şu ayeti indirdi: { مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَكُونَ لَهُ أَسْرَى حَتَّى يُثْخِنَ فِي الأَرْضِ } “Yeryüzünde ağır basıp zafer kazanmadıkça, hiçbir peygambere esir alması yakışmaz...” { فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلاَلاً طَيِّبًا } “Artık kazandığınız ganimetten helal ve hoş olarak yiyin...” ayetine kadar. Böylece Allah ganimeti onlara helal kıldı.