1730_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمُ بْنُ أَخْضَرَ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، قَالَ كَتَبْتُ إِلَى نَافِعٍ أَسْأَلُهُ عَنِ الدُّعَاءِ، قَبْلَ الْقِتَالِ قَالَ فَكَتَبَ إِلَىَّ إِنَّمَا كَانَ ذَلِكَ فِي أَوَّلِ الإِسْلاَمِ قَدْ أَغَارَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَنِي الْمُصْطَلِقِ وَهُمْ غَارُّونَ وَأَنْعَامُهُمْ تُسْقَى عَلَى الْمَاءِ فَقَتَلَ مُقَاتِلَتَهُمْ وَسَبَى سَبْيَهُمْ وَأَصَابَ يَوْمَئِذٍ - قَالَ يَحْيَى أَحْسِبُهُ قَالَ - جُوَيْرِيَةَ - أَوْ قَالَ الْبَتَّةَ - ابْنَةَ الْحَارِثِ وَحَدَّثَنِي هَذَا الْحَدِيثَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ وَكَانَ فِي ذَاكَ الْجَيْشِ
Bize Yahyâ b. Yahyâ et-Temîmî anlattı; bize Süleym b. Ahdar anlattı; İbn Avn'dan; dedi ki: Nâfi'ye, savaştan önce [İslam'a] davet hakkında sormak için yazdım. (Nâfi') bana şöyle yazdı: “Bu ancak İslam'ın başında idi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Benî Mustalik'e onlar gaflet halindeyken ve hayvanları su kenarında sulanırken baskın yaptı. Savaşanlarını öldürdü, çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. O gün -Yahyâ dedi ki: Öyle sanıyorum ki (Nâfi') şöyle dedi- el-Hâris'in kızı Cüveyriye'yi de [esir olarak] elde etti. Bana bu hadisi Abdullah b. Ömer anlattı; kendisi de o ordunun içindeydi.”
1730_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . مِثْلَهُ وَقَالَ جُوَيْرِيَةَ بِنْتَ الْحَارِثِ . وَلَمْ يَشُكَّ .
Ve bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize İbn Ebî Adî anlattı; İbn Avn'dan; bu isnad ile [önceki hadisin] benzerini [nakletti]. Ve: “el-Hâris'in kızı Cüveyriye” dedi; şüphe etmedi.
1731_3. Hadis
وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي عَلْقَمَةُ بْنُ مَرْثَدٍ، أَنَّ سُلَيْمَانَ بْنَ بُرَيْدَةَ، حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا بَعَثَ أَمِيرًا أَوْ سَرِيَّةً دَعَاهُ فَأَوْصَاهُ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمَعْنَى حَدِيثِ سُفْيَانَ .
Ve bana Haccâc b. eş-Şâir anlattı; bana Abdüssamed b. Abdülvâris anlattı; bize Şu'be anlattı; bana Alkame b. Mersed anlattı; Süleyman b. Büreyde'nin kendisine babasından [Büreyde b. el-Hasîb'den] anlattığına göre; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir emir (komutan) veya bir seriyye gönderdiğinde onu çağırır ve ona tavsiyelerde bulunurdu. [Ravi] hadisi, Süfyân'ın hadisi anlamında sevk etti (anlattı).
1731_4. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْوَهَّابِ الْفَرَّاءُ، عَنِ الْحُسَيْنِ بْنِ الْوَلِيدِ، عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا .
Bize İbrâhîm anlattı; bize Muhammed b. Abdülvehhâb el-Ferrâ anlattı; Hüseyin b. el-Velîd'den; Şu'be'den; bu isnad ile [önceki hadisin benzerini nakletti].
1732. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لأَبِي بَكْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ عَنْ بُرَيْدِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا بَعَثَ أَحَدًا مِنْ أَصْحَابِهِ فِي بَعْضِ أَمْرِهِ قَالَ " بَشِّرُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا وَيَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا " .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ve Ebu Küreyb anlattı -lafız Ebu Bekr'e aittir-. Dediler ki: Bize Ebu Üsâme anlattı; Büreyd b. Abdullah'tan; Ebu Bürde'den; Ebu Mûsâ'dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ashabından birini bir iş için [bir yere] gönderdiğinde şöyle buyururdu: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın.”
1733_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم بَعَثَهُ وَمُعَاذًا إِلَى الْيَمَنِ فَقَالَ " يَسِّرَا وَلاَ تُعَسِّرَا وَبَشِّرَا وَلاَ تُنَفِّرَا وَتَطَاوَعَا وَلاَ تَخْتَلِفَا " .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; bize Vekî' anlattı; Şu'be'den; Saîd b. Ebî Bürde'den; babasından; dedesinden [Ebu Mûsâ el-Eş'arî'den]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, onu ve Muâz'ı Yemen'e gönderdi ve şöyle buyurdu: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin; birbirinizle uyumlu olun ve ihtilafa düşmeyin.”
1733_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَابْنُ أَبِي خَلَفٍ عَنْ زَكَرِيَّاءَ بْنِ عَدِيٍّ، أَخْبَرَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَبِي أُنَيْسَةَ، كِلاَهُمَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي بُرْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . نَحْوَ حَدِيثِ شُعْبَةَ وَلَيْسَ فِي حَدِيثِ زَيْدِ بْنِ أَبِي أُنَيْسَةَ " وَتَطَاوَعَا وَلاَ تَخْتَلِفَا " .
Ve bize Muhammed b. Abbâd anlattı; bize Süfyân anlattı; Amr'dan. Ve bize İshâk b. İbrâhîm ve İbn Ebî Halef anlattı; Zekeriyyâ b. Adî'den; bize Ubeydullah haber verdi; Zeyd b. Ebî Üneyse'den. Her ikisi de Saîd b. Ebî Bürde'den; babasından; dedesinden; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; Şu'be'den gelen hadisin benzerini [naklettiler]. Ancak Zeyd b. Ebî Üneyse'den gelen hadiste: “Birbirinizle uyumlu olun ve ihtilafa düşmeyin” (ifadesi) yoktur.
1734. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، عَنْ أَنَسٍ، ح. وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ، الْوَلِيدِ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ أَبِي التَّيَّاحِ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَسِّرُوا وَلاَ تُعَسِّرُوا وَسَكِّنُوا وَلاَ تُنَفِّرُوا "
Bize Ubeydullah b. Muâz el-Anberî anlattı; bize babam anlattı; bize Şu'be anlattı; Ebu't-Teyyâh'tan. (Ve) bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ubeydullah b. Saîd anlattı. (Ve) bize Muhammed b. el-Velîd anlattı; bize Muhammed b. Ca'fer anlattı. Her ikisi de Şu'be'den; Ebu't-Teyyâh'tan; dedi ki: Enes b. Mâlik'i şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; sakinleştirin, nefret ettirmeyin.”
1735_1. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، وَأَبُو أُسَامَةَ ح وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ، بْنُ حَرْبٍ وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ - يَعْنِي أَبَا قُدَامَةَ السَّرَخْسِيَّ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - وَهُوَ الْقَطَّانُ - كُلُّهُمْ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِذَا جَمَعَ اللَّهُ الأَوَّلِينَ وَالآخِرِينَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرْفَعُ لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ فَقِيلَ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنِ بْنِ فُلاَنٍ " .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; bize Muhammed b. Bişr ve Ebu Üsâme anlattı. Ve bana Züheyr b. Harb ve Ubeydullah b. Saîd -yani Ebu Kudâme es-Serahsî- anlattı. İkisi de: “Bize Yahyâ -ki o el-Kattân'dır- anlattı” dediler. Bunların hepsi Ubeydullah'tan. Ve bize Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr anlattı -lafız ona aittir-; bize babam anlattı; bize Ubeydullah anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allah kıyamet gününde öncekileri ve sonrakileri topladığında, her vefasız için bir sancak dikilir ve: ‘Bu falan oğlu falanın vefasızlığıdır’ denilir.”
1735_2. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الرَّبِيعِ الْعَتَكِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، ح وَحَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبْدِ، الرَّحْمَنِ الدَّارِمِيُّ حَدَّثَنَا عَفَّانُ، حَدَّثَنَا صَخْرُ بْنُ جُوَيْرِيَةَ، كِلاَهُمَا عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِهَذَا الْحَدِيثِ .
Bize Ebu'r-Rebî el-Atekî anlattı; bize Hammâd anlattı; bize Eyyûb anlattı. (Ve) bize Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî anlattı; bize Affân anlattı; bize Sahr b. Cüveyriye anlattı. Her ikisi de Nâfi'den; İbn Ömer'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu hadisi [naklettiler].
1735_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ، وَابْنُ، حُجْرٍ عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ جَعْفَرٍ، عَنْ عَبْدِ، اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ الْغَادِرَ يَنْصِبُ اللَّهُ لَهُ لِوَاءً يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُقَالُ أَلاَ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنٍ " .
Ve bize Yahyâ b. Eyyûb, Kuteybe ve İbn Hucr anlattı; İsmâîl b. Ca'fer'den; Abdullah b. Dînâr'dan; Abdullah b. Ömer'i şöyle derken işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Şüphesiz Allah kıyamet gününde vefasız kişi için bir sancak diker de: ‘Dikkat edin, bu falanın vefasızlığıdır’ denilir.”
1735_4. Hadis
حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حَمْزَةَ، وَسَالِمٍ، ابْنَىْ عَبْدِ اللَّهِ أَنَّ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " .
Bana Harmele b. Yahyâ anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb'dan; Abdullah'ın oğulları Hamza ve Sâlim'den; Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: “Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak vardır.”
1736_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، ح وَحَدَّثَنِي بِشْرُ، بْنُ خَالِدٍ أَخْبَرَنَا مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ جَعْفَرٍ - كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنٍ " .
Ve bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattı. Dediler ki: Bize İbn Ebî Adî anlattı. Ve bana Bişr b. Hâlid anlattı; bize Muhammed -yani İbn Ca'fer- haber verdi. Her ikisi de Şu'be'den; Süleyman'dan; Ebu Vâil'den; Abdullah'tan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: “Kıyamet gününde her vefasız için bir sancak vardır; ‘Bu falanın vefasızlığıdır’ denilir.”
1736_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، ح وَحَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ، بْنُ سَعِيدٍ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، جَمِيعًا عَنْ شُعْبَةَ، فِي هَذَا الإِسْنَادِ . وَلَيْسَ فِي حَدِيثِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ " يُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنٍ " .
Bunu bize İshâk b. İbrâhîm anlattı; bize Nadr b. Şümeyl haber verdi. Ve bana Ubeydullah b. Saîd anlattı; bize Abdurrahman anlattı. Hepsi Şu'be'den, bu isnad ile [naklettiler]. Ancak Abdurrahman'ın hadisinde: “‘Bu falanın vefasızlığıdır’ denilir” (ifadesi) yoktur.
1736_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُعْرَفُ بِهِ يُقَالُ هَذِهِ غَدْرَةُ فُلاَنٍ " .
Ve bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; bize Yahyâ b. Âdem anlattı; Yezîd b. Abdülaziz'den; A'meş'den; Şakîk'den; Abdullah'tan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kıyamet gününde her vefasız için, kendisiyle tanınacağı bir sancak vardır; ‘Bu falanın vefasızlığıdır’ denilir.”
1737. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُعْرَفُ بِهِ " .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve Ubeydullah b. Saîd anlattı. Dediler ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; Şu'be'den; Sâbit'den; Enes'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kıyamet gününde her vefasız için, kendisiyle tanınacağı bir sancak vardır.”
1738_1. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَعُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خُلَيْدٍ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ عِنْدَ اسْتِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ " .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve Ubeydullah b. Saîd anlattı. Dediler ki: Bize Abdurrahman anlattı; bize Şu'be anlattı; Hulayd'dan; Ebu Nadra'dan; Ebu Saîd'den [el-Hudrî]; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; buyurdu ki: “Kıyamet gününde her vefasız için arkasında bir sancak vardır.”
1738_2. Hadis
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ بْنُ عَبْدِ الْوَارِثِ، حَدَّثَنَا الْمُسْتَمِرُّ بْنُ الرَّيَّانِ، حَدَّثَنَا أَبُو نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرْفَعُ لَهُ بِقَدْرِ غَدْرِهِ أَلاَ وَلاَ غَادِرَ أَعْظَمُ غَدْرًا مِنْ أَمِيرِ عَامَّةٍ " .
Bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Abdüssamed b. Abdülvâris anlattı; bize el-Müstemir b. er-Reyyân anlattı; bize Ebu Nadra anlattı; Ebu Saîd'den [el-Hudrî]; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Kıyamet gününde her vefasız için, vefasızlığı ölçüsünde yükseltilecek bir sancak vardır. Dikkat edin! Toplumun yöneticisinden daha büyük vefasızlığı olan kimse yoktur.”
1739. Hadis
وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لِعَلِيٍّ وَزُهَيْرٍ - قَالَ عَلِيٌّ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعَ عَمْرٌو، جَابِرًا يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْحَرْبُ خَدْعَةٌ " .
Ve bize Ali b. Hucr es-Sa'dî, Amr en-Nâkıd ve Züheyr b. Harb anlattı -lafız Ali ve Züheyr'e aittir-. Ali: “Bize haber verdi”; diğer ikisi: “Bize anlattı” dediler; bize Süfyân anlattı; dedi ki: Amr, Câbir'i şöyle derken işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Harp hiledir.”
1740. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ سَهْمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم "الْحَرْبُ خُدْعَةٌ " .
Ve bize Muhammed b. Abdurrahman b. Sehm anlattı; bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi; bize Ma'mer haber verdi; Hemmâm b. Münebbih'ten; Ebu Hureyre'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Harp hiledir.”
1741. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْعَقَدِيُّ، عَنِ الْمُغِيرَةِ، - وَهُوَ ابْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْحِزَامِيُّ - عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي، هُرَيْرَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا" .
Bize Hasan b. Ali el-Hulvânî ve Abd b. Humeyd anlattı. Dediler ki: Bize Ebu Âmir el-Akadî anlattı; Mugîre'den -ki o İbn Abdurrahman el-Hizâmî'dir-; Ebu'z-Zinâd'dan; el-A'rec'den; Ebu Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğuna dair: “Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Onlarla karşılaştığınızda ise sabredin.”
1742_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي مُوسَى، بْنُ عُقْبَةَ عَنْ أَبِي النَّضْرِ، عَنْ كِتَابِ، رَجُلٍ مِنْ أَسْلَمَ مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يُقَالُ لَهُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي أَوْفَى فَكَتَبَ إِلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ حِينَ سَارَ إِلَى الْحَرُورِيَّةِ يُخْبِرُهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ فِي بَعْضِ أَيَّامِهِ الَّتِي لَقِيَ فِيهَا الْعَدُوَّ يَنْتَظِرُ حَتَّى إِذَا مَالَتِ الشَّمْسُ قَامَ فِيهِمْ فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ لاَ تَتَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ وَاسْأَلُوا اللَّهَ الْعَافِيَةَ فَإِذَا لَقِيتُمُوهُمْ فَاصْبِرُوا وَاعْلَمُوا أَنَّ الْجَنَّةَ تَحْتَ ظِلاَلِ السُّيُوفِ " . ثُمَّ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَقَالَ " اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ وَمُجْرِيَ السَّحَابِ وَهَازِمَ الأَحْزَابِ اهْزِمْهُمْ وَانْصُرْنَا عَلَيْهِمْ " .
Ve bana Muhammed b. Râfi anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; bize İbn Cüreyc haber verdi; bana Mûsâ b. Ukbe haber verdi; Ebu'n-Nadr'dan; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından, kendisine Abdullah b. Ebî Evfâ denilen Eslem'li bir adamın mektubundan [naklen]. Şöyle ki: O (Abdullah), Harûriyye üzerine yürüdüğü sırada Ömer b. Ubeydullah'a yazdığı mektupta ona şunu haber veriyordu: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, düşmanla karşılaştığı günlerden birinde güneş meyletyinceye kadar bekledi, sonra [insanların] içinde ayağa kalkıp şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin; Allah'tan afiyet dileyin. Onlarla karşılaştığınızda ise sabredin ve bilin ki cennet, kılıçların gölgesi altındadır.” Sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [dua için] kalktı ve şöyle dedi: “Ey Kitab'ı indiren, bulutları yürüten ve [düşman] grupları bozguna uğratan Allah'ım! Onları bozguna uğrat ve bize onlara karşı yardım et.”
1742_2. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي خَالِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أَوْفَى، قَالَ دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الأَحْزَابِ فَقَالَ " اللَّهُمَّ مُنْزِلَ الْكِتَابِ سَرِيعَ الْحِسَابِ اهْزِمِ الأَحْزَابَ اللَّهُمَّ اهْزِمْهُمْ وَزَلْزِلْهُمْ " .
Bize Saîd b. Mansûr anlattı; bize Hâlid b. Abdullah anlattı; İsmâîl b. Ebî Hâlid'den; Abdullah b. Ebî Evfâ'dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ahzâb aleyhine dua etti ve şöyle buyurdu: “Ey Kitab'ı indiren ve hesabı çabuk gören Allah'ım! Ahzâb'ı bozguna uğrat. Allah'ım! Onları bozguna uğrat ve onları sars!”
1742_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعُ بْنُ الْجَرَّاحِ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ أَبِي، خَالِدٍ قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي أَوْفَى، يَقُولُ دَعَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . بِمِثْلِ حَدِيثِ خَالِدٍ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " هَازِمَ الأَحْزَابِ " . وَلَمْ يَذْكُرْ قَوْلَهُ " اللَّهُمَّ " .
Ve bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; bize Vekî' b. el-Cerrâh anlattı; İsmâîl b. Ebî Hâlid'den; dedi ki: İbn Ebî Evfâ'yı şöyle derken işittim: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem dua etti... Hâlid'in hadisinin benzeriyle. Ancak (Vekî'): “Ahzâb'ı bozguna uğratan” dedi ve “Allah'ım” sözünü zikretmedi.
1742_4. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَزَادَ ابْنُ أَبِي عُمَرَ فِي رِوَايَتِهِ " مُجْرِيَ السَّحَابِ " .
Bunu bize İshâk b. İbrâhîm ve İbn Ebî Ömer anlattı. Her ikisi de İbn Uyeyne'den; İsmâîl'den; bu isnad ile [naklettiler]. İbn Ebî Ömer rivayetinde: “Bulutları yürüten” (ifadesini) ekledi.
1743. Hadis
وَحَدَّثَنِي حَجَّاجُ بْنُ الشَّاعِرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الصَّمَدِ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ يَوْمَ أُحُدٍ " اللَّهُمَّ إِنَّكَ إِنْ تَشَأْ لاَ تُعْبَدْ فِي الأَرْضِ " .
Ve bana Haccâc b. eş-Şâir anlattı; bize Abdüssamed anlattı; bize Hammâd anlattı; Sâbit'den; Enes'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Uhud günü şöyle diyordu: “Allah'ım! Eğer Sen dilersen, artık yeryüzünde Sana ibadet edilmez.”
1744_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَمُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ، سَعِيدٍ حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ امْرَأَةً، وُجِدَتْ، فِي بَعْضِ مَغَازِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَقْتُولَةً فَأَنْكَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَتْلَ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ.
Bize Yahyâ b. Yahyâ ve Muhammed b. Rumh anlattı. Dediler ki: Bize Leys haber verdi. Ve bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys anlattı; Nâfi'den; Abdullah'tan; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in gazvelerinden birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kadınların ve çocukların öldürülmesini yasakladı.
1744_2. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، وَأَبُو أُسَامَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا عُبَيْدُ، اللَّهِ بْنُ عُمَرَ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ وُجِدَتِ امْرَأَةٌ مَقْتُولَةً فِي بَعْضِ تِلْكَ الْمَغَازِي فَنَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ قَتْلِ النِّسَاءِ وَالصِّبْيَانِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; bize Muhammed b. Bişr ve Ebu Üsâme anlattı. Dediler ki: Bize Ubeydullah b. Ömer anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: O gazvelerin birinde öldürülmüş bir kadın bulundu. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadınların ve çocukların öldürülmesini yasakladı.
1745_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَسَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ، قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ، بْنِ جَثَّامَةَ قَالَ سُئِلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَنِ الذَّرَارِيِّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ يُبَيَّتُونَ فَيُصِيبُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ وَذَرَارِيِّهِمْ . فَقَالَ " هُمْ مِنْهُمْ " .
Ve bize Yahyâ b. Yahyâ, Saîd b. Mansûr ve Amr en-Nâkıd anlattı. Hepsi İbn Uyeyne'den. Yahyâ: “Bize Süfyân b. Uyeyne haber verdi” dedi; Zührî'den; Ubeydullah'tan; İbn Abbâs'tan; Sa'b b. Cessâme'den; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e, müşriklerin çocukları hakkında soruldu; onlara gece baskını yapıldığında kadınlarına ve çocuklarına da isabet ediyordu. Buyurdu ki: “Onlar da onlardandır.”
1745_2. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ، اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ، قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نُصِيبُ فِي الْبَيَاتِ مِنْ ذَرَارِيِّ الْمُشْرِكِينَ قَالَ " هُمْ مِنْهُمْ " .
Bize Abd b. Humeyd anlattı; bize Abdürrezzâk haber verdi; bize Ma'mer haber verdi; Zührî'den; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den; İbn Abbâs'tan; Sa'b b. Cessâme'den; dedi ki: Dedim ki: “Ey Allah'ın Resulü! Biz gece baskınlarında müşriklerin çocuklarına da isabet ettiriyoruz.” Buyurdu ki: “Onlar da onlardandır.”
1745_3. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرُو، بْنُ دِينَارٍ أَنَّ ابْنَ شِهَابٍ، أَخْبَرَهُ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ الصَّعْبِ بْنِ جَثَّامَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قِيلَ لَهُ لَوْ أَنَّ خَيْلاً أَغَارَتْ مِنَ اللَّيْلِ فَأَصَابَتْ مِنْ أَبْنَاءِ الْمُشْرِكِينَ قَالَ " هُمْ مِنْ آبَائِهِمْ " .
Ve bana Muhammed b. Râfi anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; bize İbn Cüreyc haber verdi; bana Amr b. Dînâr haber verdi; İbn Şihâb'ın ona Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den, İbn Abbâs'tan, Sa'b b. Cessâme'den haber verdiğine göre; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “Eğer süvariler gece baskın yapsalar da müşriklerin çocuklarına isabet etse [ne olur]?” denildi. Buyurdu ki: “Onlar babalarındandır.”
1746_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَمُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، ح وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ، سَعِيدٍ حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَرَّقَ نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ وَقَطَعَ وَهِيَ الْبُوَيْرَةُ . زَادَ قُتَيْبَةُ وَابْنُ رُمْحٍ فِي حَدِيثِهِمَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ}
Bize Yahyâ b. Yahyâ ve Muhammed b. Rumh anlattı. Dediler ki: Bize Leys haber verdi. Ve bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys anlattı; Nâfi'den; Abdullah'tan; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Benî Nadîr'in hurmalıklarını yaktı ve kesti. Orası Büveyre'dir. Kuteybe ve İbn Rumh rivayetlerinde [şunu] eklediler: Bunun üzerine Allah azze ve celle şu ayeti indirdi: { مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيُخْزِيَ الْفَاسِقِينَ } “Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz veya onu kökleri üzerinde dikili bırakmanız hep Allah’ın izniyledir; bu da yoldan çıkanları rezil etmesi içindir.”
1746_2. Hadis
حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، وَهَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مُوسَى، بْنِ عُقْبَةَ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَطَعَ نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ وَحَرَّقَ وَلَهَا يَقُولُ حَسَّانُ وَهَانَ عَلَى سَرَاةِ بَنِي لُؤَىٍّ حَرِيقٌ بِالْبُوَيْرَةِ مُسْتَطِيرُ وَفِي ذَلِكَ نَزَلَتْ { مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا} الآيَةَ .
Bize Saîd b. Mansûr ve Hennâd b. es-Serî anlattı. Dediler ki: Bize İbn el-Mübârek anlattı; Mûsâ b. Ukbe'den; Nâfi'den; İbn Ömer'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Nadîr'in hurmalıklarını kesti ve yaktı. Hassan [b. Sâbit] onlar hakkında şöyle der: “Büveyre'deki o her yana yayılan yangın, Benî Lüey'in ileri gelenlerine ne de kolay geldi!” Ve bu konuda şu ayet indi: { مَا قَطَعْتُمْ مِنْ لِينَةٍ أَوْ تَرَكْتُمُوهَا قَائِمَةً عَلَى أُصُولِهَا } “Herhangi bir hurma ağacını kesmeniz veya onu kökleri üzerinde dikili bırakmanız...”
1746_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ عُثْمَانَ، أَخْبَرَنِي عُقْبَةُ بْنُ خَالِدٍ السَّكُونِيُّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ حَرَّقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَخْلَ بَنِي النَّضِيرِ.
Ve bize Sehl b. Osmân anlattı; bize Ukbe b. Hâlid es-Sekûnî haber verdi; Ubeydullah'tan; Nâfi'den; Abdullah b. Ömer'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Nadîr'in hurmalıklarını yaktı.
1747. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ، بْنُ رَافِعٍ - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " غَزَا نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ فَقَالَ لِقَوْمِهِ لاَ يَتْبَعْنِي رَجُلٌ قَدْ مَلَكَ بُضْعَ امْرَأَةٍ وَهُوَ يُرِيدُ أَنْ يَبْنِيَ بِهَا وَلَمَّا يَبْنِ وَلاَ آخَرُ قَدْ بَنَى بُنْيَانًا وَلَمَّا يَرْفَعْ سُقُفَهَا وَلاَ آخَرُ قَدِ اشْتَرَى غَنَمًا أَوْ خَلِفَاتٍ وَهُوَ مُنْتَظِرٌ وِلاَدَهَا . قَالَ فَغَزَا فَأَدْنَى لِلْقَرْيَةِ حِينَ صَلاَةِ الْعَصْرِ أَوْ قَرِيبًا مِنْ ذَلِكَ فَقَالَ لِلشَّمْسِ أَنْتِ مَأْمُورَةٌ وَأَنَا مَأْمُورٌ اللَّهُمَّ احْبِسْهَا عَلَىَّ شَيْئًا . فَحُبِسَتْ عَلَيْهِ حَتَّى فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْهِ - قَالَ - فَجَمَعُوا مَا غَنِمُوا فَأَقْبَلَتِ النَّارُ لِتَأْكُلَهُ فَأَبَتْ أَنْ تَطْعَمَهُ فَقَالَ فِيكُمْ غُلُولٌ فَلْيُبَايِعْنِي مِنْ كُلِّ قَبِيلَةٍ رَجُلٌ . فَبَايَعُوهُ فَلَصِقَتْ يَدُ رَجُلٍ بِيَدِهِ فَقَالَ فِيكُمُ الْغُلُولُ فَلْتُبَايِعْنِي قَبِيلَتُكَ . فَبَايَعَتْهُ - قَالَ - فَلَصِقَتْ بِيَدِ رَجُلَيْنِ أَوْ ثَلاَثَةٍ فَقَالَ فِيكُمُ الْغُلُولُ أَنْتُمْ غَلَلْتُمْ - قَالَ - فَأَخْرَجُوا لَهُ مِثْلَ رَأْسِ بَقَرَةٍ مِنْ ذَهَبٍ - قَالَ - فَوَضَعُوهُ فِي الْمَالِ وَهُوَ بِالصَّعِيدِ فَأَقْبَلَتِ النَّارُ فَأَكَلَتْهُ . فَلَمْ تَحِلَّ الْغَنَائِمُ لأَحَدٍ مِنْ قَبْلِنَا ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى رَأَى ضَعْفَنَا وَعَجْزَنَا فَطَيَّبَهَا لَنَا " .
Bize Ebu Küreyb Muhammed b. el-Alâ anlattı; bize İbn el-Mübârek anlattı; Ma'mer'den. Ve bize Muhammed b. Râfi anlattı -lafız ona aittir-; bize Abdürrezzâk anlattı; bize Ma'mer haber verdi; Hemmâm b. Münebbih'ten; dedi ki: Bu, Ebu Hureyre'nin bize Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den anlattığıdır. [Ravi] bazı hadisler zikretti, onlardan biri de şudur: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Peygamberlerden bir peygamber gazaya çıktı ve kavmine şöyle dedi: ‘Bir kadınla nikahlanmış olup onunla zifafa girmek isteyen ancak henüz girmemiş olan kimse peşimden gelmesin. Yine bir bina inşa edip de henüz çatısını yükseltmemiş olan kimse de gelmesin. Bir de koyunlar veya [doğumu yakın] hâmile develer satın alıp onların doğurmasını bekleyen kimse de gelmesin.’ Dedi ki: (O Peygamber) gazaya çıktı ve ikindi namazı vaktinde veya ona yakın bir zamanda o şehre yaklaştı. Güneşe şöyle dedi: ‘Sen emrolunmuşsun, ben de emrolunmuşum. Allah'ım! Onu benim için biraz tut.’ Bunun üzerine Allah ona fethini nasip edinceye kadar güneş tutuldu. Dedi ki: Kazandıkları ganimetleri topladılar. Onu yakıp kül etmek için ateş geldi ancak onu yemeğe yanaşmadı. Bunun üzerine (O Peygamber): ‘İçinizde gulûl (ganimetten mal çalma) vardır. Her kabileden birer adam bana bey'at etsin’ dedi. Ona bey'at ettiler; derken bir adamın eli onun eline yapıştı. Buyurdu ki: ‘Sizin kabilenizde gulûl var; senin kabilen bana bey'at etsin.’ Kabile ona bey'at etti. Derken iki veya üç kişinin eli (peygamberin) eline yapıştı. Buyurdu ki: ‘Sizin içinizde gulûl var; siz çalmışsınız.’ Bunun üzerine ona altın bir sığır başı gibi [bir parça] çıkardılar. Onu, bir meydanda bulunan ganimet mallarının içine koydular. Ateş geldi ve onu yedi. Ganimetler bizden önce kimseye helal kılınmamıştı. İşte bu, Allah Tebâreke ve Teâlâ'nın bizim zayıflığımızı ve acizliğimizi görmesi sebebiyledir; böylece (Allah) onu bize helal ve hoş kıldı.”
1748_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ سِمَاكٍ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَخَذَ أَبِي مِنَ الْخُمْسِ سَيْفًا فَأَتَى بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ هَبْ لِي هَذَا . فَأَبَى فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأَنْفَالِ قُلِ الأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ}
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Ebu Avâne anlattı; Simâk'tan; Mus'ab b. Sa'd'dan; babasından [Sa'd b. Ebî Vakkâs]; dedi ki: Babam humustan bir kılıç aldı ve onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirerek: “Bunu bana hibe et” dedi. (Nebi) reddetti. Bunun üzerine Allah azze ve celle şu ayeti indirdi: { يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأَنْفَالِ قُلِ الأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ } “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah’a ve Resulü’ne aittir.”
1748_2. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ، بْنُ جَعْفَرٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ نَزَلَتْ فِيَّ أَرْبَعُ آيَاتٍ أَصَبْتُ سَيْفًا فَأَتَى بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَفِّلْنِيهِ . فَقَالَ " ضَعْهُ " . ثُمَّ قَامَ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ضَعْهُ مِنْ حَيْثُ أَخَذْتَهُ " . ثُمَّ قَامَ فَقَالَ نَفِّلْنِيهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَقَالَ " ضَعْهُ " . فَقَامَ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَفِّلْنِيهِ أَأُجْعَلُ كَمَنْ لاَ غَنَاءَ لَهُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " ضَعْهُ مِنْ حَيْثُ أَخَذْتَهَ " . قَالَ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ { يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأَنْفَالِ قُلِ الأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ}
Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattı -lafız İbn el-Müsennâ'ya aittir-. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be anlattı; Simâk b. Harb'den; Mus'ab b. Sa'd'dan; babasından [Sa'd b. Ebî Vakkâs]; dedi ki: “Hakkımda dört ayet indi. [Bir gazvede] bir kılıç ele geçirdim ve onu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirerek: ‘Ey Allah'ın Resulü! Bunu bana nefl (ekstra pay) olarak ver’ dedim. Buyurdu ki: ‘Onu yerine koy.’ Sonra [babam] kalktı, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: ‘Onu aldığın yere koy’ buyurdu. Sonra tekrar kalkıp: ‘Ey Allah'ın Resulü! Bunu bana nefl olarak ver’ dedi. Buyurdu ki: ‘Onu koy.’ [Babam yine] kalktı ve: ‘Ey Allah'ın Resulü! Bunu bana nefl olarak ver; ben, hiçbir yararlılığı olmayan kimse gibi mi tutulacağım?’ dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ona: ‘Onu aldığın yere koy’ buyurdu.” [Ravi] dedi ki: Bunun üzerine şu ayet indi: { يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأَنْفَالِ قُلِ الأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ } “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah’a ve Resulü’ne aittir.”
1749_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ بَعَثَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم سَرِيَّةً وَأَنَا فِيهِمْ قِبَلَ نَجْدٍ فَغَنِمُوا إِبِلاً كَثِيرَةً فَكَانَتْ سُهْمَانُهُمُ اثْنَى عَشَرَ بَعِيرًا أَوْ أَحَدَ عَشَرَ بَعِيرًا وَنُفِّلُوا بَعِيرًا بَعِيرًا .
Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı. Dedi ki: Mâlik'e, Nâfi'den naklettiği şu hadisi okudum: İbn Ömer'den naklen; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Necid tarafına bir seriyye gönderdi, ben de onların içindeydim. Çokça deve ganimet aldılar. Paylarına düşenler on ikişer deve veya on birer deve idi. Ayrıca onlara birer deve de nefl (ekstra pay) olarak verildi.
1749_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعَثَ سَرِيَّةً قِبَلَ نَجْدٍ وَفِيهِمُ ابْنُ عُمَرَ وَأَنَّ سُهْمَانَهُمْ بَلَغَتِ اثْنَىْ عَشَرَ بَعِيرًا وَنُفِّلُوا سِوَى ذَلِكَ بَعِيرًا فَلَمْ يُغَيِّرْهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Ve bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys anlattı. Ve bize Muhammed b. Rumh anlattı; bize Leys haber verdi; Nâfi'den; İbn Ömer'den naklen; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Necid tarafına, aralarında İbn Ömer'in de bulunduğu bir seriyye gönderdi. Onların hisseleri on ikişer deveye ulaştı. Bunun dışında onlara birer deve de nefl (ekstra pay) olarak verildi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de bunu değiştirmedi.
1749_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، وَعَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَرِيَّةً إِلَى نَجْدٍ فَخَرَجْتُ فِيهَا فَأَصَبْنَا إِبِلاً وَغَنَمًا فَبَلَغَتْ سُهْمَانُنَا اثْنَىْ عَشَرَ بَعِيرًا وَنَفَّلَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعِيرًا بَعِيرًا .
Ve bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ali b. Müshir ve Abdürrahîm b. Süleyman anlattı; Ubeydullah b. Ömer'den; Nâfi'den; İbn Ömer'den; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Necid tarafına bir seriyye gönderdi, ben de onun içinde çıktım. Deve ve koyun ganimet aldık. Hisselerimiz on ikişer deveye ulaştı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de bize birer deve nefl (ekstra pay) verdi.
1749_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - وَهُوَ الْقَطَّانُ - عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Ve bize Züheyr b. Harb ve Muhammed b. el-Müsennâ anlattı. Dediler ki: Bize Yahyâ -ki o el-Kattân'dır- anlattı; Ubeydullah'tan; bu isnad ile [önceki hadisin benzerini nakletti].
1749_5. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو الرَّبِيعِ، وَأَبُو كَامِلٍ قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، قَالَ كَتَبْتُ إِلَى نَافِعٍ أَسْأَلُهُ عَنِ النَّفَلِ، فَكَتَبَ إِلَىَّ أَنَّ4661 - وَحَدَّثَنَا ابْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي مُوسَى، ح وَحَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، كُلُّهُمْ عَنْ نَافِعٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَ حَدِيثِهِمْ .
Bunu bize Ebu'r-Rebî ve Ebu Kâmil anlattı. Dediler ki: Bize Hammâd anlattı; Eyyûb'dan. Ve bize İbn el-Müsennâ anlattı; bize İbn Ebî Adî anlattı; İbn Avn'dan; dedi ki: Nâfi'ye nefl hakkında sormak için yazdım. O da bana [şöyle] yazdı... Ve bize İbn Râfi anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; bize İbn Cüreyc haber verdi; bana Mûsâ haber verdi. Ve bize Hârûn b. Saîd el-Eylî anlattı; bize İbn Vehb anlattı; bize Üsâme b. Zeyd haber verdi. Bunların hepsi Nâfi'den; bu isnad ile onların hadislerinin benzerini [naklettiler].
1750_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا سُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ، وَعَمْرٌو النَّاقِدُ، - وَاللَّفْظُ لِسُرَيْجٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ، اللَّهِ بْنُ رَجَاءٍ عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ نَفَّلَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَفَلاً سِوَى نَصِيبِنَا مِنَ الْخُمْسِ فَأَصَابَنِي شَارِفٌ وَالشَّارِفُ الْمُسِنُّ الْكَبِيرُ
Ve bize Süreyc b. Yûnus ve Amr en-Nâkıd anlattı -lafız Süreyc'e aittir-. Dediler ki: Bize Abdullah b. Recâ anlattı; Yûnus'tan; Zührî'den; Sâlim'den; babasından; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem humustan düşen payımız dışında bize bir nefl (ekstra pay) verdi. Benim payıma bir şârif (yaşlı deve) düştü. Şârif, yaşlanmış ve büyük [deve] demektir.
1750_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، ح وَحَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، كِلاَهُمَا عَنْ يُونُسَ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ بَلَغَنِي عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ نَفَّلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَرِيَّةً بِنَحْوِ حَدِيثِ ابْنِ رَجَاءٍ .
Ve bize Hennâd b. es-Serî anlattı; bize İbn el-Mübârek anlattı. (Ve) bana Harmele b. Yahyâ anlattı; bize İbn Vehb haber verdi. Her ikisi de Yûnus'tan; İbn Şihâb'dan; dedi ki: İbn Ömer'den bana ulaştığına göre şöyle demiştir: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir seriyyeye nefl (ekstra pay) verdi...” [Ravi hadisi] İbn Recâ'nın hadisi gibi [nakletti].
1750_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلُ، بْنُ خَالِدٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ كَانَ يُنَفِّلُ بَعْضَ مَنْ يَبْعَثُ مِنَ السَّرَايَا لأَنْفُسِهِمْ خَاصَّةً سِوَى قَسْمِ عَامَّةِ الْجَيْشِ وَالْخُمْسُ فِي ذَلِكَ وَاجِبٌ كُلِّهِ .
Ve bize Abdülmelik b. Şuayb b. el-Leys anlattı; bana babam anlattı; dedemden; dedi ki: Bana Ukayl b. Hâlid anlattı; İbn Şihâb'dan; Sâlim'den; Abdullah'tan; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem gönderdiği bazı seriyye [askerlerine], ordunun genel taksimatı dışında bizzat kendilerine mahsus olmak üzere nefl (ekstra pay) verirdi. Bunda humus bütünüyle vaciptir (ayrılması zorunludur).
1751_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ، كَثِيرِ بْنِ أَفْلَحَ عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ الأَنْصَارِيِّ، وَكَانَ، جَلِيسًا لأَبِي قَتَادَةَ قَالَ قَالَ أَبُو قَتَادَةَ . وَاقْتَصَّ الْحَدِيثَ .
Bize Yahyâ b. Yahyâ et-Temîmî anlattı; bize Hüşeym haber verdi; Yahyâ b. Saîd'den; Ömer b. Kesîr b. Eflah'tan; Ebu Muhammed el-Ensârî'den -ki o Ebu Katâde'nin meclis arkadaşı idi-; dedi ki: Ebu Katâde [şöyle] dedi... ve hadisi anlattı.
1751_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ كَثِيرٍ، عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ أَنَّ أَبَا قَتَادَةَ، قَالَ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ .
Ve bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys anlattı; Yahyâ b. Saîd'den; Ömer b. Kesîr'den; Ebu Katâde'nin azatlısı Ebu Muhammed'den; Ebu Katâde'nin şöyle dediğine dair... ve hadisi sevk etti (anlattı).
1751_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ سَمِعْتُ مَالِكَ بْنَ أَنَسٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ كَثِيرِ بْنِ أَفْلَحَ، عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ، مَوْلَى أَبِي قَتَادَةَ عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، قَالَ خَرَجْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَامَ حُنَيْنٍ فَلَمَّا الْتَقَيْنَا كَانَتْ لِلْمُسْلِمِينَ جَوْلَةٌ . قَالَ فَرَأَيْتُ رَجُلاً مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَدْ عَلاَ رَجُلاً مِنَ الْمُسْلِمِينَ فَاسْتَدَرْتُ إِلَيْهِ حَتَّى أَتَيْتُهُ مِنْ وَرَائِهِ فَضَرَبْتُهُ عَلَى حَبْلِ عَاتِقِهِ وَأَقْبَلَ عَلَىَّ فَضَمَّنِي ضَمَّةً وَجَدْتُ مِنْهَا رِيحَ الْمَوْتِ ثُمَّ أَدْرَكَهُ الْمَوْتُ فَأَرْسَلَنِي فَلَحِقْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فَقَالَ مَا لِلنَّاسِ فَقُلْتُ أَمْرُ اللَّهِ . ثُمَّ إِنَّ النَّاسَ رَجَعُوا وَجَلَسَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَقَالَ " مَنْ قَتَلَ قَتِيلاً لَهُ عَلَيْهِ بَيِّنَةٌ فَلَهُ سَلَبُهُ " . قَالَ فَقُمْتُ فَقُلْتُ مَنْ يَشْهَدُ لِي ثُمَّ جَلَسْتُ ثُمَّ قَالَ مِثْلَ ذَلِكَ فَقَالَ فَقُمْتُ فَقُلْتُ مَنْ يَشْهَدُ لِي ثُمَّ جَلَسْتُ ثُمَّ قَالَ ذَلِكَ الثَّالِثَةَ فَقُمْتُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا لَكَ يَا أَبَا قَتَادَةَ " . فَقَصَصْتُ عَلَيْهِ الْقِصَّةَ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ صَدَقَ يَا رَسُولَ اللَّهِ سَلَبُ ذَلِكَ الْقَتِيلِ عِنْدِي فَأَرْضِهِ مِنْ حَقِّهِ . وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ الصِّدِّيقُ لاَهَا اللَّهِ إِذًا لاَ يَعْمِدُ إِلَى أَسَدٍ مِنْ أُسُدِ اللَّهِ يُقَاتِلُ عَنِ اللَّهِ وَعَنْ رَسُولِهِ فَيُعْطِيكَ سَلَبَهُ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " صَدَقَ فَأَعْطِهِ إِيَّاهُ " . فَأَعْطَانِي قَالَ فَبِعْتُ الدِّرْعَ فَابْتَعْتُ بِهِ مَخْرَفًا فِي بَنِي سَلِمَةَ فَإِنَّهُ لأَوَّلُ مَالٍ تَأَثَّلْتُهُ فِي الإِسْلاَمِ . وَفِي حَدِيثِ اللَّيْثِ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ كَلاَّ لاَ يُعْطِيهِ أُضَيْبِعَ مِنْ قُرَيْشٍ وَيَدَعُ أَسَدًا مِنْ أُسُدِ اللَّهِ . وَفِي حَدِيثِ اللَّيْثِ لأَوَّلُ مَالٍ تَأَثَّلْتُهُ .
Ve bize Ebu't-Tâhir ve Harmele anlattı -lafız Harmele'ye aittir-. Bize Abdullah b. Vehb haber verdi; dedi ki: Mâlik b. Enes'i şöyle derken işittim: Bana Yahyâ b. Saîd anlattı; Ömer b. Kesîr b. Eflah'tan; Ebu Katâde'nin azatlısı Ebu Muhammed'den; Ebu Katâde'den; dedi ki: Huneyn yılında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber [savaşa] çıktık. Karşılaştığımızda Müslümanlarda bir dağılma oldu. Dedi ki: Müşriklerden bir adamın, Müslümanlardan birinin üzerine çıktığını gördüm. Hemen ona doğru dolandım ve arkasından gelerek omuz başına bir kılıç darbesi vurdum. [Müşrik] üzerime atıldı ve beni öyle bir sıktı ki ölümün kokusunu duydum. Sonra ona ölüm yetişti ve beni bıraktı. [O sırada] Ömer b. el-Hattâb'a yetiştim ve: “İnsanlara ne oluyor?” dedi. Ben de: “Allah'ın emri” dedim. Sonra insanlar geri döndüler ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem oturdu. Buyurdu ki: “Kim birini öldürür de buna dair bir delili olursa, teçhizatı onundur.” Dedi ki: Ayağa kalktım ve: “Bana kim şahitlik eder?” dedim, sonra oturdum. Sonra (Resulullah) aynısını söyledi. Yine ayağa kalktım ve: “Bana kim şahitlik eder?” dedim, sonra oturdum. Sonra bunu üçüncü kez söyledi; ben yine kalktım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sana ne oldu ey Ebu Katâde?” buyurdu. Ben de başımdan geçen kıssayı O'na anlattım. Cemaatten bir adam: “Doğru söyledi ey Allah'ın Resulü! O öldürülenin teçhizatı bendedir; onun hakkı konusunda onu razı et” dedi. Ebu Bekr es-Sıddîk: “Hayır, Allah'a yemin olsun ki; Allah ve Resulü yolunda savaşan Allah'ın aslanlarından bir aslana [ait olanı alıp] onun teçhizatını sana vermez!” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Doğru söyledi; onu ona ver” buyurdu. O da onu bana verdi. Dedi ki: O zırhı sattım ve onunla Benî Selime [yurdunda] bir bahçe satın aldım. İşte bu, İslam'da edindiğim ilk malımdır. Leys'in hadisinde Ebu Bekr şöyle demiştir: “Asla! Kureyş'ten bir sırtlan yavrusuna verip de Allah'ın aslanlarından bir aslanı terk etmez!” Leys'in hadisinde ayrıca: “Edindiğim ilk maldır” [ifadesi geçer].
1752. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى التَّمِيمِيُّ، أَخْبَرَنَا يُوسُفُ بْنُ الْمَاجِشُونِ، عَنْ صَالِحِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ قَالَ بَيْنَا أَنَا وَاقِفٌ، فِي الصَّفِّ يَوْمَ بَدْرٍ نَظَرْتُ عَنْ يَمِينِي، وَشِمَالِي، فَإِذَا أَنَا بَيْنَ، غُلاَمَيْنِ مِنَ الأَنْصَارِ حَدِيثَةٍ أَسْنَانُهُمَا تَمَنَّيْتُ لَوْ كُنْتُ بَيْنَ أَضْلَعَ مِنْهُمَا فَغَمَزَنِي أَحَدُهُمَا . فَقَالَ يَا عَمِّ هَلْ تَعْرِفُ أَبَا جَهْلٍ قَالَ قُلْتُ نَعَمْ وَمَا حَاجَتُكَ إِلَيْهِ يَا ابْنَ أَخِي قَالَ أُخْبِرْتُ أَنَّهُ يَسُبُّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَئِنْ رَأَيْتُهُ لاَ يُفَارِقُ سَوَادِي سَوَادَهُ حَتَّى يَمُوتَ الأَعْجَلُ مِنَّا . قَالَ فَتَعَجَّبْتُ لِذَلِكَ فَغَمَزَنِي الآخَرُ فَقَالَ مِثْلَهَا - قَالَ - فَلَمْ أَنْشَبْ أَنْ نَظَرْتُ إِلَى أَبِي جَهْلٍ يَزُولُ فِي النَّاسِ فَقُلْتُ أَلاَ تَرَيَانِ هَذَا صَاحِبُكُمَا الَّذِي تَسْأَلاَنِ عَنْهُ قَالَ فَابْتَدَرَاهُ فَضَرَبَاهُ بِسَيْفَيْهِمَا حَتَّى قَتَلاَهُ ثُمَّ انْصَرَفَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَاهُ . فَقَالَ " أَيُّكُمَا قَتَلَهُ " . فَقَالَ كُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا أَنَا قَتَلْتُ . فَقَالَ " هَلْ مَسَحْتُمَا سَيْفَيْكُمَا " . قَالاَ لاَ . فَنَظَرَ فِي السَّيْفَيْنِ فَقَالَ " كِلاَكُمَا قَتَلَهُ " . وَقَضَى بِسَلَبِهِ لِمُعَاذِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْجَمُوحِ وَالرَّجُلاَنِ مُعَاذُ بْنُ عَمْرِو بْنِ الْجَمُوحِ وَمُعَاذُ ابْنُ عَفْرَاءَ .
Bize Yahyâ b. Yahyâ et-Temîmî anlattı; bize Yûsuf b. el-Mâcişûn haber verdi; Sâlih b. İbrâhîm b. Abdurrahman b. Avf'dan; babasından; Abdurrahman b. Avf'dan; dedi ki: Bedir günü safta durduğum sırada sağıma ve soluma baktım. Bir de ne göreyim; Ensâr'dan yaşları küçük iki gencin arasındayım. Onlardan daha güçlü kuvvetli kimselerin arasında olmayı arzu ettim. Derken onlardan biri beni dürttü ve: “Ey amca! Ebu Cehl'i tanıyor musun?” dedi. Ben de: “Evet; ey kardeşimin oğlu, onunla ne işin var?” dedim. Dedi ki: “Bana haber verildiğine göre o, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sövüyormuş. Canım elinde olan [Allah]'a yemin olsun ki, eğer onu görürsem, hangimizin eceli daha önceyse o ölene kadar benim karaltım onun karaltısından ayrılmayacaktır!” Dedi ki: Buna şaşırdım. Sonra diğeri beni dürttü ve o da aynısını söyledi. Çok geçmeden Ebu Cehl'i insanlar arasında dolaşırken gördüm. Dedim ki: “Bakın! Hakkında sorduğunuz kişi işte budur.” Bunun üzerine hemen ona doğru atıldılar ve kılıçlarıyla vurup onu öldürdüler. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gidip durumu haber verdiler. (Resulullah): “Onu hanginiz öldürdü?” buyurdu. Her ikisi de: “Onu ben öldürdüm” dediler. Buyurdu ki: “Kılıçlarınızı sildiniz mi?” “Hayır” dediler. (Resulullah) her iki kılıca da baktı ve: “Onu ikiniz öldürmüşsünüz” buyurdu. [Ancak] teçhizatının Muâz b. Amr b. el-Cemûh'a verilmesine hükmetti. O iki genç; Muâz b. Amr b. el-Cemûh ile Muâz b. Afrâ idi.
1753_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ سَرْحٍ أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَتَلَ رَجُلٌ مِنْ حِمْيَرَ رَجُلاً مِنَ الْعَدُوِّ فَأَرَادَ سَلَبَهُ فَمَنَعَهُ خَالِدُ بْنُ الْوَلِيدِ وَكَانَ وَالِيًا عَلَيْهِمْ فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَوْفُ بْنُ مَالِكٍ فَأَخْبَرَهُ فَقَالَ لِخَالِدٍ " مَا مَنَعَكَ أَنْ تُعْطِيَهُ سَلَبَهُ " . قَالَ اسْتَكْثَرْتُهُ يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " ادْفَعْهُ إِلَيْهِ " . فَمَرَّ خَالِدٌ بِعَوْفٍ فَجَرَّ بِرِدَائِهِ ثُمَّ قَالَ هَلْ أَنْجَزْتُ لَكَ مَا ذَكَرْتُ لَكَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَسَمِعَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتُغْضِبَ فَقَالَ " لاَ تُعْطِهِ يَا خَالِدُ لاَ تُعْطِهِ يَا خَالِدُ هَلْ أَنْتُمْ تَارِكُونَ لِي أُمَرَائِي إِنَّمَا مَثَلُكُمْ وَمَثَلُهُمْ كَمَثَلِ رَجُلٍ اسْتُرْعِيَ إِبِلاً أَوْ غَنَمًا فَرَعَاهَا ثُمَّ تَحَيَّنَ سَقْيَهَا فَأَوْرَدَهَا حَوْضًا فَشَرَعَتْ فِيهِ فَشَرِبَتْ صَفْوَهُ وَتَرَكَتْ كَدَرَهُ فَصَفْوُهُ لَكُمْ وَكَدَرُهُ عَلَيْهِمْ " .
Ve bana Ebu't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Serh anlattı; bize Abdullah b. Vehb haber verdi; bana Muâviye b. Sâlih haber verdi; Abdurrahman b. Cubeyr'den; babasından; Avf b. Mâlik'ten; dedi ki: Himyer'den bir adam, düşmandan birini öldürdü ve onun teçhizatını almak istedi. Fakat onların başında komutan olan Hâlid b. el-Velîd buna engel oldu. Bunun üzerine Avf b. Mâlik, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip durumu O'na haber verdi. (Resulullah) Hâlid'e: “Onun teçhizatını ona vermene ne engel oldu?” buyurdu. (Hâlid): “Ey Allah'ın Resulü! Onu çok buldum” dedi. (Resulullah): “Onu ona ver” buyurdu. Hâlid, Avf'ın yanından geçerken [Avf] onun ridasından tutup çekti ve: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sana zikrettiğim [uyarıyı] yerine getirdim mi?” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunu işitti ve öfkelenerek şöyle buyurdu: “Onu verme ey Hâlid! Onu verme ey Hâlid! Siz benim komutanlarımı bana bırakmayacak mısınız? Sizinle onların misali, develeri veya koyunları gütmesi istenen bir adamın misali gibidir. O onları gütmüş, sonra sulama vaktini bekleyip onları bir havuzun başına getirmiştir. [Hayvanlar] havuza girmiş, onun duru kısmını içmiş, bulanık kısmını ise bırakmışlardır. İşte onun duru kısmı sizin, bulanık kısmı ise onlar üzerinedir.”
1753_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا صَفْوَانُ بْنُ عَمْرٍو، عَنْ عَبْدِ، الرَّحْمَنِ بْنِ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ الأَشْجَعِيِّ، قَالَ خَرَجْتُ مَعَ مَنْ خَرَجَ مَعَ زَيْدِ بْنِ حَارِثَةَ فِي غَزْوَةِ مُؤْتَةَ وَرَافَقَنِي مَدَدِيٌّ مِنَ الْيَمَنِ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . بِنَحْوِهِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فِي الْحَدِيثِ قَالَ عَوْفٌ فَقُلْتُ يَا خَالِدُ أَمَا عَلِمْتَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَضَى بِالسَّلَبِ لِلْقَاتِلِ قَالَ بَلَى وَلَكِنِّي اسْتَكْثَرْتُهُ .
Ve bana Züheyr b. Harb anlattı; bize Velîd b. Müslim anlattı; bize Safvân b. Amr anlattı; Abdurrahman b. Cubeyr b. Nüfeyr'den; babasından; Avf b. Mâlik el-Eşcaî'den; dedi ki: Mute Gazvesi'nde Zeyd b. Hârise ile beraber çıkanlarla birlikte çıktım. Yemen'den [gelen] bir yardımcı asker bana arkadaşlık etti... [Ravi] hadisi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den benzer şekilde sevk etti. Ancak hadiste şu [ifade de] geçti: Avf dedi ki: “Ey Hâlid! Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in teçhizatın öldürene verilmesine hükmettiğini bilmiyor musun?” (Hâlid): “Evet, lakin onu çok buldum” dedi.
1754. Hadis
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي إِيَاسُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنِي أَبِي سَلَمَةُ بْنُ الأَكْوَعِ، قَالَ غَزَوْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم هَوَازِنَ فَبَيْنَا نَحْنُ نَتَضَحَّى مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ جَاءَ رَجُلٌ عَلَى جَمَلٍ أَحْمَرَ فَأَنَاخَهُ ثُمَّ انْتَزَعَ طَلَقًا مِنْ حَقَبِهِ فَقَيَّدَ بِهِ الْجَمَلَ ثُمَّ تَقَدَّمَ يَتَغَدَّى مَعَ الْقَوْمِ وَجَعَلَ يَنْظُرُ وَفِينَا ضَعْفَةٌ وَرِقَّةٌ فِي الظَّهْرِ وَبَعْضُنَا مُشَاةٌ إِذْ خَرَجَ يَشْتَدُّ فَأَتَى جَمَلَهُ فَأَطْلَقَ قَيْدَهُ ثُمَّ أَنَاخَهُ وَقَعَدَ عَلَيْهِ فَأَثَارَهُ فَاشْتَدَّ بِهِ الْجَمَلُ فَاتَّبَعَهُ رَجُلٌ عَلَى نَاقَةٍ وَرْقَاءَ . قَالَ سَلَمَةُ وَخَرَجْتُ أَشْتَدُّ فَكُنْتُ عِنْدَ وَرِكِ النَّاقَةِ . ثُمَّ تَقَدَّمْتُ حَتَّى كُنْتُ عِنْدَ وَرِكِ الْجَمَلِ ثُمَّ تَقَدَّمْتُ حَتَّى أَخَذْتُ بِخِطَامِ الْجَمَلِ فَأَنَخْتُهُ فَلَمَّا وَضَعَ رُكْبَتَهُ فِي الأَرْضِ اخْتَرَطْتُ سَيْفِي فَضَرَبْتُ رَأْسَ الرَّجُلِ فَنَدَرَ ثُمَّ جِئْتُ بِالْجَمَلِ أَقُودُهُ عَلَيْهِ رَحْلُهُ وَسِلاَحُهُ فَاسْتَقْبَلَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَالنَّاسُ مَعَهُ فَقَالَ " مَنْ قَتَلَ الرَّجُلَ " . قَالُوا ابْنُ الأَكْوَعِ . قَالَ " لَهُ سَلَبُهُ أَجْمَعُ " .
Bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî anlattı; bize İkrime b. Ammâr anlattı; bana İyâs b. Seleme anlattı; bana babam Seleme b. el-Ekva' anlattı; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Hevâzin [kabilesine] karşı gaza ettik. Biz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber kuşluk yemeği yerken, kızıl bir deve üzerinde bir adam geldi. [Devesini] çöktürdü, sonra heybesinden bir bağ çıkarıp deveyi onunla bağladı. Sonra ilerleyip toplulukla beraber öğle yemeği yemeye başladı ve etrafa bakınıyordu. Bizim aramızda zayıf kimseler ve binek azlığı vardı; bazılarımız ise yayaydı. Derken [adam] hızlıca fırlayıp devesine geldi, bağını çözdü, sonra onu çöktürüp üzerine oturdu ve onu dehlendi. Deve onunla beraber hızla uzaklaştı. Boz bir deve üzerinde bir adam onun peşine düştü. Seleme dedi ki: Ben de koşarak çıktım ve o boz devenin sağrısı hizasındaydım. Sonra ilerledim, nihayet [adamın bindiği] devenin sağrısı hizasına geldim. Sonra daha da ilerleyip devenin yularından tuttum ve onu çöktürdüm. [Deve] dizini yere koyunca kılıcımı çekip adamın başına vurdum; [başı] koptu. Sonra deveyi, üzerindeki semeri ve silahıyla beraber önüme katıp getirdim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve yanındaki insanlar beni karşıladılar. (Resulullah): “Bu adamı kim öldürdü?” buyurdu. “İbnü'l-Ekva'” dediler. Buyurdu ki: “Onun teçhizatının tamamı onundur.”
1755. Hadis
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي إِيَاسُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، غَزَوْنَا فَزَارَةَ وَعَلَيْنَا أَبُو بَكْرٍ أَمَّرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْنَا فَلَمَّا كَانَ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْمَاءِ سَاعَةٌ أَمَرَنَا أَبُو بَكْرٍ فَعَرَّسْنَا ثُمَّ شَنَّ الْغَارَةَ فَوَرَدَ الْمَاءَ فَقَتَلَ مَنْ قَتَلَ عَلَيْهِ وَسَبَى وَأَنْظُرُ إِلَى عُنُقٍ مِنَ النَّاسِ فِيهِمُ الذَّرَارِيُّ فَخَشِيتُ أَنْ يَسْبِقُونِي إِلَى الْجَبَلِ فَرَمَيْتُ بِسَهْمٍ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْجَبَلِ فَلَمَّا رَأَوُا السَّهْمَ وَقَفُوا فَجِئْتُ بِهِمْ أَسُوقُهُمْ وَفِيهِمُ امْرَأَةٌ مِنْ بَنِي فَزَارَةَ عَلَيْهَا قِشْعٌ مِنْ أَدَمٍ - قَالَ الْقِشْعُ النِّطَعُ - مَعَهَا ابْنَةٌ لَهَا مِنْ أَحْسَنِ الْعَرَبِ فَسُقْتُهُمْ حَتَّى أَتَيْتُ بِهِمْ أَبَا بَكْرٍ فَنَفَّلَنِي أَبُو بَكْرٍ ابْنَتَهَا فَقَدِمْنَا الْمَدِينَةَ وَمَا كَشَفْتُ لَهَا ثَوْبًا فَلَقِيَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي السُّوقِ فَقَالَ " يَا سَلَمَةُ هَبْ لِي الْمَرْأَةَ " . فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ وَاللَّهِ لَقَدْ أَعْجَبَتْنِي وَمَا كَشَفْتُ لَهَا ثَوْبًا ثُمَّ لَقِيَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْغَدِ فِي السُّوقِ فَقَالَ لِي " يَا سَلَمَةُ هَبْ لِي الْمَرْأَةَ لِلَّهِ أَبُوكَ " . فَقُلْتُ هِيَ لَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَوَاللَّهِ مَا كَشَفْتُ لَهَا ثَوْبًا فَبَعَثَ بِهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَهْلِ مَكَّةَ فَفَدَى بِهَا نَاسًا مِنَ الْمُسْلِمِينَ كَانُوا أُسِرُوا بِمَكَّةَ .
Bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Ömer b. Yûnus anlattı; bize İkrime b. Ammâr anlattı; bana İyâs b. Seleme anlattı; bana babam [Seleme b. el-Ekva'] anlattı; dedi ki: Fezâre [kabilesine] karşı gaza ettik. Başımızda Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in komutan atadığı Ebu Bekr vardı. Su ile aramızda bir saatlik mesafe kalınca Ebu Bekr bize emretti, biz de konakladık. Sonra baskın düzenledi ve suya ulaştı. Orada öldürülenleri öldürdü ve esirler aldı. İnsanlar arasından, içlerinde çocukların da olduğu bir gruba baktım. Onların benden önce dağa ulaşmalarından korktum ve onlarla dağ arasına bir ok attım. Oku görünce durdular. Ben de onları önüme katıp getirdim. Aralarında Benî Fezâre'den, üzerinde deriden bir elbise olan bir kadın vardı. Yanında Arapların en güzellerinden olan bir kızı vardı. Onları önüme katıp Ebu Bekr'e getirdim. Ebu Bekr, o kadının kızını bana nefl (ekstra pay) olarak verdi. Medine'ye geldik; henüz onun örtüsünü açmamıştım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem çarşıda bana rastladı ve: “Ey Seleme! O kadını bana hibe et” buyurdu. Dedim ki: “Ey Allah'ın Resulü! Vallahi o benim hoşuma gitti; henüz onun örtüsünü de açmadım.” Ertesi gün Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yine çarşıda bana rastladı ve: “Ey Seleme! Babana hayret, o kadını bana hibe et!” buyurdu. Ben de: “O senindir ey Allah'ın Resulü! Vallahi onun örtüsünü açmadım” dedim. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem o kadını Mekke halkına gönderdi ve onun karşılığında Mekke'de esir tutulan Müslümanlardan bazılarını kurtardı.
1756. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ هَمَّامِ بْنِ مُنَبِّهٍ، قَالَ هَذَا مَا حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ أَحَادِيثَ مِنْهَا وَقَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَيُّمَا قَرْيَةٍ أَتَيْتُمُوهَا وَأَقَمْتُمْ فِيهَا فَسَهْمُكُمْ فِيهَا وَأَيُّمَا قَرْيَةٍ عَصَتِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ خُمُسَهَا لِلَّهِ وَلِرَسُولِهِ ثُمَّ هِيَ لَكُمْ " .
Bize Ahmed b. Hanbel ve Muhammed b. Râfi anlattı. Dediler ki: Bize Abdürrezzâk anlattı; bize Ma'mer haber verdi; Hemmâm b. Münebbih'ten; dedi ki: Bu, Ebu Hureyre'nin bize Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den anlattığıdır. [Ravi] bazı hadisler zikretti, onlardan biri de şudur: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Hangi şehre gelir de orada ikamet ederseniz, payınız oradadır. Hangi şehir de Allah'a ve Resulü'ne isyan ederse, onun humusu Allah'a ve Resulü'ne aittir; sonra o sizindir.”
1757_1. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبِي شَيْبَةَ - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسٍ، عَنْ عُمَرَ، قَالَ كَانَتْ أَمْوَالُ بَنِي النَّضِيرِ مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِمَّا لَمْ يُوجِفْ عَلَيْهِ الْمُسْلِمُونَ بِخَيْلٍ وَلاَ رِكَابٍ فَكَانَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم خَاصَّةً فَكَانَ يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ نَفَقَةَ سَنَةٍ وَمَا بَقِيَ يَجْعَلُهُ فِي الْكُرَاعِ وَالسِّلاَحِ عُدَّةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ .
Bize Kuteybe b. Saîd, Muhammed b. Abbâd, Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ve İshâk b. İbrâhîm anlattı -lafız İbn Ebî Şeybe'ye aittir-. İshâk: “Bize haber verdi”; diğerleri: “Bize anlattı” dediler; bize Süfyân anlattı; Amr'dan; Zührî'den; Mâlik b. Evs'den; Ömer'den; dedi ki: Benî Nadîr'in malları, Allah'ın Resulü'ne fey' olarak verdiği mallardandı. Müslümanlar onlar için at veya deve koşturmamışlardı. Bu sebeple o mallar bizzat Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e aitti. O, ailesinin bir yıllık geçimini ondan harcar, geri kalanı ise Allah yolunda hazırlık olmak üzere at ve silaha ayırırdı.
1757_2. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ .
Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı. Dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne haber verdi; Ma'mer'den; Zührî'den; bu isnad ile [önceki hadisin benzerini nakletti].
1757_3. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ الضُّبَعِيُّ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَنَّ مَالِكَ بْنَ أَوْسٍ، حَدَّثَهُ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَجِئْتُهُ حِينَ تَعَالَى النَّهَارُ - قَالَ - فَوَجَدْتُهُ فِي بَيْتِهِ جَالِسًا عَلَى سَرِيرٍ مُفْضِيًا إِلَى رِمَالِهِ مُتَّكِئًا عَلَى وِسَادَةٍ مِنْ أَدَمٍ . فَقَالَ لِي يَا مَالُ إِنَّهُ قَدْ دَفَّ أَهْلُ أَبْيَاتٍ مِنْ قَوْمِكَ وَقَدْ أَمَرْتُ فِيهِمْ بِرَضْخٍ فَخُذْهُ فَاقْسِمْهُ بَيْنَهُمْ - قَالَ - قُلْتُ لَوْ أَمَرْتَ بِهَذَا غَيْرِي قَالَ خُذْهُ يَا مَالُ . قَالَ فَجَاءَ يَرْفَا فَقَالَ هَلْ لَكَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ فِي عُثْمَانَ وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ وَالزُّبَيْرِ وَسَعْدٍ فَقَالَ عُمَرُ نَعَمْ . فَأَذِنَ لَهُمْ فَدَخَلُوا ثُمَّ جَاءَ . فَقَالَ هَلْ لَكَ فِي عَبَّاسٍ وَعَلِيٍّ قَالَ نَعَمْ . فَأَذِنَ لَهُمَا فَقَالَ عَبَّاسٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ اقْضِ بَيْنِي وَبَيْنَ هَذَا الْكَاذِبِ الآثِمِ الْغَادِرِ الْخَائِنِ . فَقَالَ الْقَوْمُ أَجَلْ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ فَاقْضِ بَيْنَهُمْ وَأَرِحْهُمْ . فَقَالَ مَالِكُ بْنُ أَوْسٍ يُخَيَّلُ إِلَىَّ أَنَّهُمْ قَدْ كَانُوا قَدَّمُوهُمْ لِذَلِكَ - فَقَالَ عُمَرُ اتَّئِدَا أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ أَتَعْلَمُونَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . قَالُوا نَعَمْ . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَى الْعَبَّاسِ وَعَلِيٍّ فَقَالَ أَنْشُدُكُمَا بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ أَتَعْلَمَانِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَاهُ صَدَقَةٌ " . قَالاَ نَعَمْ . فَقَالَ عُمَرُ إِنَّ اللَّهَ جَلَّ وَعَزَّ كَانَ خَصَّ رَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم بِخَاصَّةٍ لَمْ يُخَصِّصْ بِهَا أَحَدًا غَيْرَهُ قَالَ { مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ} مَا أَدْرِي هَلْ قَرَأَ الآيَةَ الَّتِي قَبْلَهَا أَمْ لاَ . قَالَ فَقَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَكُمْ أَمْوَالَ بَنِي النَّضِيرِ فَوَاللَّهِ مَا اسْتَأْثَرَ عَلَيْكُمْ وَلاَ أَخَذَهَا دُونَكُمْ حَتَّى بَقِيَ هَذَا الْمَالُ فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْخُذُ مِنْهُ نَفَقَةَ سَنَةٍ ثُمَّ يَجْعَلُ مَا بَقِيَ أُسْوَةَ الْمَالِ . ثُمَّ قَالَ أَنْشُدُكُمْ بِاللَّهِ الَّذِي بِإِذْنِهِ تَقُومُ السَّمَاءُ وَالأَرْضُ أَتَعْلَمُونَ ذَلِكَ قَالُوا نَعَمْ . ثُمَّ نَشَدَ عَبَّاسًا وَعَلِيًّا بِمِثْلِ مَا نَشَدَ بِهِ الْقَوْمَ أَتَعْلَمَانِ ذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ . قَالَ فَلَمَّا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ أَبُو بَكْرٍ أَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَجِئْتُمَا تَطْلُبُ مِيرَاثَكَ مِنَ ابْنِ أَخِيكَ وَيَطْلُبُ هَذَا مِيرَاثَ امْرَأَتِهِ مِنْ أَبِيهَا فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . فَرَأَيْتُمَاهُ كَاذِبًا آثِمًا غَادِرًا خَائِنًا وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُ لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ ثُمَّ تُوُفِّيَ أَبُو بَكْرٍ وَأَنَا وَلِيُّ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَوَلِيُّ أَبِي بَكْرٍ فَرَأَيْتُمَانِي كَاذِبًا آثِمًا غَادِرًا خَائِنًا وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنِّي لَصَادِقٌ بَارٌّ رَاشِدٌ تَابِعٌ لِلْحَقِّ فَوَلِيتُهَا ثُمَّ جِئْتَنِي أَنْتَ وَهَذَا وَأَنْتُمَا جَمِيعٌ وَأَمْرُكُمَا وَاحِدٌ فَقُلْتُمَا ادْفَعْهَا إِلَيْنَا فَقُلْتُ إِنْ شِئْتُمْ دَفَعْتُهَا إِلَيْكُمَا عَلَى أَنَّ عَلَيْكُمَا عَهْدَ اللَّهِ أَنْ تَعْمَلاَ فِيهَا بِالَّذِي كَانَ يَعْمَلُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخَذْتُمَاهَا بِذَلِكَ قَالَ أَكَذَلِكَ قَالاَ نَعَمْ . قَالَ ثُمَّ جِئْتُمَانِي لأَقْضِيَ بَيْنَكُمَا وَلاَ وَاللَّهِ لاَ أَقْضِي بَيْنَكُمَا بِغَيْرِ ذَلِكَ حَتَّى تَقُومَ السَّاعَةُ فَإِنْ عَجَزْتُمَا عَنْهَا فَرُدَّاهَا إِلَىَّ .
Ve bana Abdullah b. Muhammed b. Esmâ ed-Dubayî anlattı; bize Cüveyriye anlattı; Mâlik'den; Zührî'den; Mâlik b. Evs'in ona anlattığına göre; dedi ki: Ömer b. el-Hattâb bana haber gönderdi. Gün yükseldiği sırada yanına gittim. Onu evinde, örgülü bir sedir üzerine oturmuş, deriden bir yastığa dayanmış halde buldum. Bana: “Ey Mâl! Kavminden bazı aileler [ihtiyaç içinde] geldiler. Onlar için küçük bir yardım emrettim; onu al ve aralarında paylaştır” dedi. Dedim ki: “Bunu benden başkasına emretseydin.” [Ömer]: “Onu al ey Mâl!” dedi. Derken Yerfâ geldi ve: “Ey Müminlerin Emiri! Osman, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr ve Sa'd için [giriş] izni var mı?” dedi. Ömer: “Evet” dedi ve onlara izin verdi, onlar da girdiler. Sonra tekrar geldi ve: “Abbâs ve Ali için izin var mı?” dedi. [Ömer]: “Evet” dedi ve onlara da izin verdi. [İçeri girince] Abbâs: “Ey Müminlerin Emiri! Benimle şu yalancı, günahkâr, vefasız ve hain kişi arasında hüküm ver” dedi. [Oradaki] topluluk: “Evet ey Müminlerin Emiri! Aralarında hüküm ver de onları rahatlat” dediler. Mâlik b. Evs dedi ki: Bana öyle geldi ki, onlar bu iş için [o topluluğu] önceden göndermişlerdi. Ömer: “Ağır olun! İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına size soruyorum; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in: ‘Biz miras bırakmayız; bıraktığımız her şey sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” dedi. “Evet” dediler. Sonra Abbâs ve Ali'ye dönerek: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına size soruyorum; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in: ‘Biz miras bırakmayız; bıraktığımız her şey sadakadır’ buyurduğunu biliyor musunuz?” dedi. İkisi de: “Evet” dediler. Ömer şöyle dedi: “Şüphesiz Allah celle ve azze, Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem'e, kendisinden başka kimseye vermediği özel bir pay ayırmıştı.” [Ömer şu ayeti] okudu: { مَا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى فَلِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ } “Allah'ın, [fethedilen] memleketlerin halkından Resulü'ne verdiği fey' malları, Allah'a ve Resulü'ne aittir...” [Ömer devamla] dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Nadîr mallarını aranızda paylaştırdı. Vallahi onu size tercih ederek kendine ayırmadı ve sizden gizleyip tek başına almadı. Nihayet geriye şu mal kaldı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ondan ailesinin yıllık geçimini alır, geri kalanı ise [kamu yararına] harcardı.” Sonra: “İzniyle göğün ve yerin ayakta durduğu Allah adına size soruyorum; bunu biliyor musunuz?” dedi. “Evet” dediler. Sonra Abbâs ve Ali'ye de topluluğa sorduğu gibi sordu; onlar da: “Evet” dediler. [Ömer] dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat edince Ebu Bekr: ‘Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in halifesiyim’ dedi. Siz ikiniz geldiniz; sen kardeşinin oğlundan düşen mirasını istiyorsun, bu [Ali] de hanımının babasından düşen mirasını istiyor. Ebu Bekr ise: ‘Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: Biz miras bırakmayız; bıraktığımız her şey sadakadır buyurdu’ dedi. Siz onu yalancı, günahkâr, vefasız ve hain gördünüz! Halbuki Allah biliyor ki o sadıktır, iyidir, doğru yoldadır ve hakka tabi olmaktadır. Sonra Ebu Bekr vefat etti ve ben: ‘Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ve Ebu Bekr'in halifesiyim’ dedim. Beni de yalancı, günahkâr, vefasız ve hain gördünüz! Halbuki Allah biliyor ki ben sadığım, iyiyim, doğru yoldayım ve hakka tabi olmaktayım. Sonra ben o malın idaresini üstlendim. Sonra sen ve bu [Ali] bana geldiniz; ikiniz beraberce: ‘Onu bize teslim et’ dediniz. Ben de: ‘Eğer isterseniz, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi yapacağınıza dair Allah adına söz vermeniz şartıyla onu size teslim ederim’ dedim. Siz de bu şartla onu aldınız. Öyle değil mi?” dedi. İkisi de: “Evet” dediler. [Ömer] dedi ki: “Sonra şimdi aranızda hüküm vermem için bana geldiniz. Hayır, Allah'a yemin olsun ki; kıyamet kopana kadar aranızda bundan başka bir şekilde hüküm vermeyeceğim. Eğer o malın idaresinden aciz kalırsanız, onu bana geri verin!”
1757_4. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، - قَالَ ابْنُ رَافِعٍ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، - أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ مَالِكِ بْنِ أَوْسِ، بْنِ الْحَدَثَانِ قَالَ أَرْسَلَ إِلَىَّ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ فَقَالَ إِنَّهُ قَدْ حَضَرَ أَهْلُ أَبْيَاتٍ مِنْ قَوْمِكَ . بِنَحْوِ حَدِيثِ مَالِكٍ . غَيْرَ أَنَّ فِيهِ، فَكَانَ يُنْفِقُ عَلَى أَهْلِهِ مِنْهُ سَنَةً وَرُبَّمَا قَالَ مَعْمَرٌ يَحْبِسُ قُوتَ أَهْلِهِ مِنْهُ سَنَةً ثُمَّ يَجْعَلُ مَا بَقِيَ مِنْهُ مَجْعَلَ مَالِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ .
Bize İshâk b. İbrâhîm, Muhammed b. Râfi ve Abd b. Humeyd anlattı. İbn Râfi: “Bize anlattı”; diğer ikisi: “Bize Abdürrezzâk haber verdi” dediler; bize Ma'mer haber verdi; Zührî'den; Mâlik b. Evs b. el-Hadesân'dan; dedi ki: Ömer b. el-Hattâb bana haber gönderdi ve: “Kavminden bazı aileler [ihtiyaç içinde] geldiler” dedi... [Ravi] Mâlik'in hadisi gibi [nakletti]. Ancak bu [rivayette] şu [ifadeler de] vardır: “(Resulullah) ondan ailesinin bir yıllık geçimini harcardı.” Ma'mer bazen [şöyle] derdi: “Ondan ailesinin bir yıllık azığını ayırır, sonra geri kalanını Allah azze ve celle'nin malının harcandığı yerlere harcardı.”
1758. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ إِنَّ أَزْوَاجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حِينَ تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرَدْنَ أَنْ يَبْعَثْنَ عُثْمَانَ بْنَ عَفَّانَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَيَسْأَلْنَهُ مِيرَاثَهُنَّ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ عَائِشَةُ لَهُنَّ أَلَيْسَ قَدْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا فَهُوَ صَدَقَةٌ " .
Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı. Dedi ki: Mâlik'e, İbn Şihâb'dan naklettiği şu hadisi okudum: Urve'den; Âişe'den [naklen]; dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevceleri, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat edince, Osman b. Affân'ı Ebu Bekr'e gönderip Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den düşen miraslarını istemek istediler. Bunun üzerine Âişe onlara: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Biz miras bırakmayız; bıraktığımız her şey sadakadır’ buyurmadı mı?” dedi.
1759_1. Hadis
حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، أَخْبَرَنَا حُجَيْنٌ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا أَخْبَرَتْهُ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَرْسَلَتْ إِلَى أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ تَسْأَلُهُ مِيرَاثَهَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ بِالْمَدِينَةِ وَفَدَكٍ وَمَا بَقِيَ مِنْ خُمْسِ خَيْبَرَ فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ إِنَّمَا يَأْكُلُ آلُ مُحَمَّدٍ - صلى الله عليه وسلم - فِي هَذَا الْمَالِ " . وَإِنِّي وَاللَّهِ لاَ أُغَيِّرُ شَيْئًا مِنْ صَدَقَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ حَالِهَا الَّتِي كَانَتْ عَلَيْهَا فِي عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلأَعْمَلَنَّ فِيهَا بِمَا عَمِلَ بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ أَنْ يَدْفَعَ إِلَى فَاطِمَةَ شَيْئًا فَوَجَدَتْ فَاطِمَةُ عَلَى أَبِي بَكْرٍ فِي ذَلِكَ - قَالَ - فَهَجَرَتْهُ فَلَمْ تُكَلِّمْهُ حَتَّى تُوُفِّيَتْ وَعَاشَتْ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سِتَّةَ أَشْهُرٍ فَلَمَّا تُوُفِّيَتْ دَفَنَهَا زَوْجُهَا عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ لَيْلاً وَلَمْ يُؤْذِنْ بِهَا أَبَا بَكْرٍ وَصَلَّى عَلَيْهَا عَلِيٌّ وَكَانَ لِعَلِيٍّ مِنَ النَّاسِ وِجْهَةٌ حَيَاةَ فَاطِمَةَ فَلَمَّا تُوُفِّيَتِ اسْتَنْكَرَ عَلِيٌّ وُجُوهَ النَّاسِ فَالْتَمَسَ مُصَالَحَةَ أَبِي بَكْرٍ وَمُبَايَعَتَهُ وَلَمْ يَكُنْ بَايَعَ تِلْكَ الأَشْهُرَ فَأَرْسَلَ إِلَى أَبِي بَكْرٍ أَنِ ائْتِنَا وَلاَ يَأْتِنَا مَعَكَ أَحَدٌ - كَرَاهِيَةَ مَحْضَرِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ - فَقَالَ عُمَرُ لأَبِي بَكْرٍ وَاللَّهِ لاَ تَدْخُلْ عَلَيْهِمْ وَحْدَكَ . فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ وَمَا عَسَاهُمْ أَنْ يَفْعَلُوا بِي إِنِّي وَاللَّهِ لآتِيَنَّهُمْ . فَدَخَلَ عَلَيْهِمْ أَبُو بَكْرٍ . فَتَشَهَّدَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ ثُمَّ قَالَ إِنَّا قَدْ عَرَفْنَا يَا أَبَا بَكْرٍ فَضِيلَتَكَ وَمَا أَعْطَاكَ اللَّهُ وَلَمْ نَنْفَسْ عَلَيْكَ خَيْرًا سَاقَهُ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَكِنَّكَ اسْتَبْدَدْتَ عَلَيْنَا بِالأَمْرِ وَكُنَّا نَحْنُ نَرَى لَنَا حَقًّا لِقَرَابَتِنَا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . فَلَمْ يَزَلْ يُكَلِّمُ أَبَا بَكْرٍ حَتَّى فَاضَتْ عَيْنَا أَبِي بَكْرٍ فَلَمَّا تَكَلَّمَ أَبُو بَكْرٍ قَالَ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَرَابَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَحَبُّ إِلَىَّ أَنْ أَصِلَ مِنْ قَرَابَتِي وَأَمَّا الَّذِي شَجَرَ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَمْوَالِ فَإِنِّي لَمْ آلُ فِيهِ عَنِ الْحَقِّ وَلَمْ أَتْرُكْ أَمْرًا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُهُ فِيهَا إِلاَّ صَنَعْتُهُ . فَقَالَ عَلِيٌّ لأَبِي بَكْرٍ مَوْعِدُكَ الْعَشِيَّةُ لِلْبَيْعَةِ . فَلَمَّا صَلَّى أَبُو بَكْرٍ صَلاَةَ الظُّهْرِ رَقِيَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَتَشَهَّدَ وَذَكَرَ شَأْنَ عَلِيٍّ وَتَخَلُّفَهُ عَنِ الْبَيْعَةِ وَعُذْرَهُ بِالَّذِي اعْتَذَرَ إِلَيْهِ ثُمَّ اسْتَغْفَرَ وَتَشَهَّدَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ فَعَظَّمَ حَقَّ أَبِي بَكْرٍ وَأَنَّهُ لَمْ يَحْمِلْهُ عَلَى الَّذِي صَنَعَ نَفَاسَةً عَلَى أَبِي بَكْرٍ وَلاَ إِنْكَارًا لِلَّذِي فَضَّلَهُ اللَّهُ بِهِ وَلَكِنَّا كُنَّا نَرَى لَنَا فِي الأَمْرِ نَصِيبًا فَاسْتُبِدَّ عَلَيْنَا بِهِ فَوَجَدْنَا فِي أَنْفُسِنَا فَسُرَّ بِذَلِكَ الْمُسْلِمُونَ وَقَالُوا أَصَبْتَ . فَكَانَ الْمُسْلِمُونَ إِلَى عَلِيٍّ قَرِيبًا حِينَ رَاجَعَ الأَمْرَ الْمَعْرُوفَ .
Bana Muhammed b. Râfi anlattı; bize Huceyn haber verdi; bize Leys anlattı; Ukayl'den; İbn Şihâb'dan; Urve b. ez-Zübeyr'den; Âişe'den [naklen]; o kendisine şunu haber vermiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kızı Fâtıma, Ebu Bekr es-Sıddîk'a haber göndererek Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den düşen mirasını; Allah'ın Medine'de ve Fedek'te O'na fey' olarak verdiği mallar ile Hayber humusundan geri kalan payını sordu. Ebu Bekr: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Biz miras bırakmayız; bıraktığımız her şey sadakadır. Muhammed'in ailesi ancak bu maldan yer’ buyurdu. Vallahi ben, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sadakasından hiçbir şeyi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem dönemindeki halinden başka bir hale çevirmem; o konuda mutlaka Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yaptığı gibi yaparım” dedi. Ebu Bekr, Fâtıma'ya bir şey vermeye yanaşmadı. Fâtıma bu sebeple Ebu Bekr'e kırıldı ve ondan uzaklaştı; vefat edinceye kadar da onunla konuşmadı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra altı ay yaşadı. Vefat edince eşi Ali b. Ebî Tâlib onu geceleyin defnetti, Ebu Bekr'e haber vermedi ve cenaze namazını Ali kıldırdı. Fâtıma hayatta iken insanların Ali'ye karşı bir yönelişi vardı. O vefat edince Ali insanların yüzlerinde bir soğukluk hissetti. Bunun üzerine Ebu Bekr ile barışmayı ve ona bey'at etmeyi arzu etti. O aylarda henüz bey'at etmemişti. Ebu Bekr'e: “Bize gel, ancak yanında kimse gelmesin” diye haber gönderdi -Ömer b. el-Hattâb'ın orada bulunmasını istemediği için-. Ömer, Ebu Bekr'e: “Vallahi onların yanına tek başına gitme” dedi. Ebu Bekr ise: “Bana ne yapabilirler ki? Vallahi mutlaka onlara gideceğim” dedi ve yanlarına girdi. Ali b. Ebî Tâlib teşehhüd getirdi, sonra şöyle dedi: “Ey Ebu Bekr! Biz senin faziletini ve Allah'ın sana verdiklerini biliyoruz. Allah'ın sana sevk ettiği hayırda sana haset etmiş değiliz. Lakin sen bu işte bize karşı tek başına hareket ettin. Halbuki biz, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e olan yakınlığımız sebebiyle bu işte bir hakkımız olduğunu düşünüyorduk.” Ali, Ebu Bekr ile konuşmaya devam etti; nihayet Ebu Bekr'in gözleri yaşardı. Ebu Bekr söze başlayınca şöyle dedi: “Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yakınlarıyla bağ kurmak, kendi yakınlarımla bağ kurmaktan bana daha sevimlidir. Aramızda geçen şu mallar konusuna gelince; ben o konuda haktan ayrılmadım ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in o mallarda yaptığını gördüğüm hiçbir şeyi yapmaktan geri durmadım.” Bunun üzerine Ali, Ebu Bekr'e: “Bey'at için randevun bu akşamdır” dedi. Ebu Bekr öğle namazını kılınca minbere çıktı, teşehhüd getirdi ve Ali'nin durumunu, bey'attan geri kalmasını ve [şimdi] öne sürüğü mazeretini zikretti, sonra istiğfar etti. Sonra Ali b. Ebî Tâlib kalkıp teşehhüd getirdi; Ebu Bekr'in hakkını yüceltti ve yaptığı şeyin Ebu Bekr'e karşı bir hasetten veya Allah'ın onu üstün kıldığı şeyi inkar etmekten kaynaklanmadığını söyledi. [Devamla]: “Lakin biz bu işte bir payımız olduğunu düşünüyorduk da o bize danışılmadan yapılınca gönlümüzde bir burukluk hissettik” dedi. Müslümanlar buna sevindiler ve: “Doğru olanı yaptın” dediler. Ali bilinen işe dönünce, Müslümanlar ona [eskisi gibi] yakınlaştılar.
1759_2. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَ مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ قَالَ ابْنُ رَافِعٍ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّصلى الله عليه وسلم وَهُمَا حِينَئِذٍ يَطْلُبَانِ أَرْضَهُ مِنْ فَدَكٍ وَسَهْمَهُ مِنْ خَيْبَرَ . فَقَالَ لَهُمَا أَبُو بَكْرٍ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ مَعْنَى حَدِيثِ عُقَيْلٍ عَنِ الزُّهْرِيِّ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ ثُمَّ قَامَ عَلِيٌّ فَعَظَّمَ مِنْ حَقِّ أَبِي بَكْرٍ وَذَكَرَ فَضِيلَتَهُ وَسَابِقَتَهُ ثُمَّ مَضَى إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَبَايَعَهُ فَأَقْبَلَ النَّاسُ إِلَى عَلِيٍّ فَقَالُوا أَصَبْتَ وَأَحْسَنْتَ . فَكَانَ النَّاسُ قَرِيبًا إِلَى عَلِيٍّ حِينَ قَارَبَ الأَمْرَ الْمَعْرُوفَ .
Bize İshâk b. İbrâhîm, Muhammed b. Râfi ve Abd b. Humeyd anlattı. İbn Râfi: “Bize anlattı”; diğer ikisi: “Bize Abdürrezzâk haber verdi” dediler; bize Ma'mer haber verdi; Zührî'den; Urve'den; Âişe'den [naklen]. O sırada her ikisi de Fedek'teki araziyi ve Hayber'deki payı istiyorlardı. Ebu Bekr onlara: “Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i [şöyle buyururken] işittim” dedi... [Ravi] hadisi Zührî kanalıyla gelen Ukayl'in hadisi anlamında sevk etti. Ancak bu rivayette şunu ekledi: Sonra Ali ayağa kalkıp Ebu Bekr'in hakkını yüceltti, faziletini ve İslam'daki önceliğini zikretti. Sonra Ebu Bekr'e doğru gidip ona bey'at etti. Bunun üzerine insanlar Ali'ye yönelip: “Doğru olanı ve en güzelini yaptın” dediler. Ali bilinen işe yaklaştığında, insanlar ona [eskisi gibi] yakınlaştılar.
1759_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا أَبِي ح، وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَالْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ الْحُلْوَانِيُّ قَالاَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - وَهُوَ ابْنُ إِبْرَاهِيمَ - حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ عَائِشَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرَتْهُ أَنَّ فَاطِمَةَ بِنْتَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَأَلَتْ أَبَا بَكْرٍ بَعْدَ وَفَاةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَقْسِمَ لَهَا مِيرَاثَهَا مِمَّا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِمَّا أَفَاءَ اللَّهُ عَلَيْهِ . فَقَالَ لَهَا أَبُو بَكْرٍ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " . قَالَ وَعَاشَتْ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سِتَّةَ أَشْهُرٍ وَكَانَتْ فَاطِمَةُ تَسْأَلُ أَبَا بَكْرٍ نَصِيبَهَا مِمَّا تَرَكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ خَيْبَرَ وَفَدَكٍ وَصَدَقَتِهِ بِالْمَدِينَةِ فَأَبَى أَبُو بَكْرٍ عَلَيْهَا ذَلِكَ وَقَالَ لَسْتُ تَارِكًا شَيْئًا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعْمَلُ بِهِ إِلاَّ عَمِلْتُ بِهِ إِنِّي أَخْشَى إِنْ تَرَكْتُ شَيْئًا مِنْ أَمْرِهِ أَنْ أَزِيغَ فَأَمَّا صَدَقَتُهُ بِالْمَدِينَةِ فَدَفَعَهَا عُمَرُ إِلَى عَلِيٍّ وَعَبَّاسٍ فَغَلَبَهُ عَلَيْهَا عَلِيٌّ وَأَمَّا خَيْبَرُ وَفَدَكُ فَأَمْسَكَهُمَا عُمَرُ وَقَالَ هُمَا صَدَقَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَتَا لِحُقُوقِهِ الَّتِي تَعْرُوهُ وَنَوَائِبِهِ وَأَمْرُهُمَا إِلَى مَنْ وَلِيَ الأَمْرَ قَالَ فَهُمَا عَلَى ذَلِكَ إِلَى الْيَوْمِ .
Ve bize İbn Nümeyr anlattı; bize Yakub b. İbrâhîm anlattı; bize babam anlattı. Ve bize Züheyr b. Harb ve Hasan b. Ali el-Hulvânî anlattı. Dediler ki: Bize Yakub -ki o İbn İbrâhîm'dir- anlattı; bize babam anlattı; Sâlih'ten; İbn Şihâb'dan; Urve b. ez-Zübeyr'in ona bildirdiğine göre; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in zevcesi Âişe kendisine şunu haber vermiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kızı Fâtıma, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettikten sonra Ebu Bekr'den, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bıraktığı ve Allah'ın O'na fey' olarak verdiği mallardan kendi mirasını paylaştırmasını istedi. Ebu Bekr ona: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Biz miras bırakmayız; bıraktığımız her şey sadakadır’ buyurdu” dedi. Dedi ki: (Fâtıma) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra altı ay yaşadı. Fâtıma, Ebu Bekr'den; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Hayber'den, Fedek'ten bıraktığı paylarını ve Medine'deki sadakasını istiyordu. Ebu Bekr ise bunu reddetti ve: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam. Zira ben, O'nun emrinden bir şeyi terk edersem yoldan sapmaktan korkarım” dedi. Medine'deki sadakasına gelince; Ömer onları Ali ve Abbâs'a teslim etti; Ali [o malların idaresinde] Abbâs'a baskın geldi. Hayber ve Fedek'e gelince; Ömer onları tuttu ve: “Bunlar Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sadakasıdır; bunlar O'nun karşılaştığı zaruri hakları ve beklenmedik ihtiyaçları içindir. Bunların idaresi ise yönetimi üstlenen kişiye aittir” dedi. [Ravi] dedi ki: O iki yer bugüne kadar hala bu hal üzeredir.
1760_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، قَالَ قَرَأْتُ عَلَى مَالِكٍ عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقْتَسِمُ وَرَثَتِي دِيِنَارًا مَا تَرَكْتُ بَعْدَ نَفَقَةِ نِسَائِي وَمَئُونَةِ عَامِلِي فَهُوَ صَدَقَةٌ " .
Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı. Dedi ki: Mâlik'e, Ebu'z-Zinâd'dan naklettiği şu hadisi okudum: el-A'rec'den; Ebu Hureyre'den [naklen]; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Varislerim tek bir dinarı bile paylaşmasınlar. Hanımlarımın nafakası ve görevlimin masrafından sonra bıraktığım her şey sadakadır.”
1760_2. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ أَبِي عُمَرَ الْمَكِّيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَهُ .
Bize Muhammed b. Yahyâ b. Ebî Ömer el-Mekkî anlattı; bize Süfyân anlattı; Ebu'z-Zinâd'dan; bu isnad ile [önceki hadisin] benzerini [nakletti].
1761. Hadis
وَحَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي خَلَفٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ عَدِيٍّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ نُورَثُ مَا تَرَكْنَا صَدَقَةٌ " .
Ve bana İbn Ebî Halef anlattı; bize Zekeriyyâ b. Adî anlattı; bize İbn el-Mübârek haber verdi; Yûnus'tan; Zührî'den; el-A'rec'den; Ebu Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğuna dair: “Biz miras bırakmayız; bıraktığımız her şey sadakadır.”
1762_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو كَامِلٍ فُضَيْلُ بْنُ حُسَيْنٍ كِلاَهُمَا عَنْ سُلَيْمٍ، قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا سُلَيْمُ بْنُ أَخْضَرَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، حَدَّثَنَا نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَسَمَ فِي النَّفَلِ لِلْفَرَسِ سَهْمَيْنِ وَلِلرَّجُلِ سَهْمًا .
Bize Yahyâ b. Yahyâ ve Ebu Kâmil Fudayl b. Hüseyin anlattı. Her ikisi de Süleym'den. Yahyâ: “Bize Süleym b. Ahdar haber verdi” dedi; Ubeydullah b. Ömer'den; bize Nâfi' anlattı; Abdullah b. Ömer'den [naklen]; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ganimet taksiminde ata iki pay, kişiye ise bir pay ayırdı.
1762_2. Hadis
حَدَّثَنَاهُ ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ وَلَمْ يَذْكُرْ فِي النَّفَلِ .
Bunu bize İbn Nümeyr anlattı; bize babam anlattı; bize Ubeydullah anlattı; bu isnad ile [önceki hadisin] benzerini [nakletti]. Ancak bu rivayette “ganimet taksiminde” ifadesini zikretmedi.
1763. Hadis
حَدَّثَنَا هَنَّادُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عِكْرِمَةَ بْنِ عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي سِمَاكٌ، الْحَنَفِيُّ قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ بَدْرٍ ح وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ حَدَّثَنِي أَبُو زُمَيْلٍ - هُوَ سِمَاكٌ الْحَنَفِيُّ - حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ قَالَ حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ قَالَ لَمَّا كَانَ يَوْمُ بَدْرٍ نَظَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى الْمُشْرِكِينَ وَهُمْ أَلْفٌ وَأَصْحَابُهُ ثَلاَثُمِائَةٍ وَتِسْعَةَ عَشَرَ رَجُلاً فَاسْتَقْبَلَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْقِبْلَةَ ثُمَّ مَدَّ يَدَيْهِ فَجَعَلَ يَهْتِفُ بِرَبِّهِ " اللَّهُمَّ أَنْجِزْ لِي مَا وَعَدْتَنِي اللَّهُمَّ آتِ مَا وَعَدْتَنِي اللَّهُمَّ إِنْ تَهْلِكْ هَذِهِ الْعِصَابَةُ مِنْ أَهْلِ الإِسْلاَمِ لاَ تُعْبَدْ فِي الأَرْضِ " . فَمَازَالَ يَهْتِفُ بِرَبِّهِ مَادًّا يَدَيْهِ مُسْتَقْبِلَ الْقِبْلَةِ حَتَّى سَقَطَ رِدَاؤُهُ عَنْ مَنْكِبَيْهِ فَأَتَاهُ أَبُو بَكْرٍ فَأَخَذَ رِدَاءَهُ فَأَلْقَاهُ عَلَى مَنْكِبَيْهِ ثُمَّ الْتَزَمَهُ مِنْ وَرَائِهِ . وَقَالَ يَا نَبِيَّ اللَّهِ كَذَاكَ مُنَاشَدَتُكَ رَبَّكَ فَإِنَّهُ سَيُنْجِزُ لَكَ مَا وَعَدَكَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ مُرْدِفِينَ} فَأَمَدَّهُ اللَّهُ بِالْمَلاَئِكَةِ . قَالَ أَبُو زُمَيْلٍ فَحَدَّثَنِي ابْنُ عَبَّاسٍ قَالَ بَيْنَمَا رَجُلٌ مِنَ الْمُسْلِمِينَ يَوْمَئِذٍ يَشْتَدُّ فِي أَثَرِ رَجُلٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ أَمَامَهُ إِذْ سَمِعَ ضَرْبَةً بِالسَّوْطِ فَوْقَهُ وَصَوْتَ الْفَارِسِ يَقُولُ أَقْدِمْ حَيْزُومُ . فَنَظَرَ إِلَى الْمُشْرِكِ أَمَامَهُ فَخَرَّ مُسْتَلْقِيًا فَنَظَرَ إِلَيْهِ فَإِذَا هُوَ قَدْ خُطِمَ أَنْفُهُ وَشُقَّ وَجْهُهُ كَضَرْبَةِ السَّوْطِ فَاخْضَرَّ ذَلِكَ أَجْمَعُ . فَجَاءَ الأَنْصَارِيُّ فَحَدَّثَ بِذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " صَدَقْتَ ذَلِكَ مِنْ مَدَدِ السَّمَاءِ الثَّالِثَةِ " . فَقَتَلُوا يَوْمَئِذٍ سَبْعِينَ وَأَسَرُوا سَبْعِينَ . قَالَ أَبُو زُمَيْلٍ قَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ فَلَمَّا أَسَرُوا الأُسَارَى قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لأَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ " مَا تَرَوْنَ فِي هَؤُلاَءِ الأُسَارَى " . فَقَالَ أَبُو بَكْرٍ يَا نَبِيَّ اللَّهِ هُمْ بَنُو الْعَمِّ وَالْعَشِيرَةِ أَرَى أَنْ تَأْخُذَ مِنْهُمْ فِدْيَةً فَتَكُونُ لَنَا قُوَّةً عَلَى الْكُفَّارِ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَهْدِيَهُمْ لِلإِسْلاَمِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا تَرَى يَا ابْنَ الْخَطَّابِ " . قُلْتُ لاَ وَاللَّهِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَرَى الَّذِي رَأَى أَبُو بَكْرٍ وَلَكِنِّي أَرَى أَنْ تُمَكِّنَّا فَنَضْرِبَ أَعْنَاقَهُمْ فَتُمَكِّنَ عَلِيًّا مِنْ عَقِيلٍ فَيَضْرِبَ عُنُقَهُ وَتُمَكِّنِّي مِنْ فُلاَنٍ - نَسِيبًا لِعُمَرَ - فَأَضْرِبَ عُنُقَهُ فَإِنَّ هَؤُلاَءِ أَئِمَّةُ الْكُفْرِ وَصَنَادِيدُهَا فَهَوِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا قَالَ أَبُو بَكْرٍ وَلَمْ يَهْوَ مَا قُلْتُ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ جِئْتُ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو بَكْرٍ قَاعِدَيْنِ يَبْكِيَانِ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَخْبِرْنِي مِنْ أَىِّ شَىْءٍ تَبْكِي أَنْتَ وَصَاحِبُكَ فَإِنْ وَجَدْتُ بُكَاءً بَكَيْتُ وَإِنْ لَمْ أَجِدْ بُكَاءً تَبَاكَيْتُ لِبُكَائِكُمَا . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَبْكِي لِلَّذِي عَرَضَ عَلَىَّ أَصْحَابُكَ مِنْ أَخْذِهِمُ الْفِدَاءَ لَقَدْ عُرِضَ عَلَىَّ عَذَابُهُمْ أَدْنَى مِنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ " . شَجَرَةٍ قَرِيبَةٍ مِنْ نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم . وَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَكُونَ لَهُ أَسْرَى حَتَّى يُثْخِنَ فِي الأَرْضِ} إِلَى قَوْلِهِ { فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلاَلاً طَيِّبًا} فَأَحَلَّ اللَّهُ الْغَنِيمَةَ لَهُمْ .
Bize Hennâd b. es-Serî anlattı; bize İbn el-Mübârek anlattı; İkrime b. Ammâr'dan; bana Simâk el-Hanefî anlattı; dedi ki: İbn Abbâs'ı şöyle derken işittim: Bana Ömer b. el-Hattâb anlattı; dedi ki: Bedir günü olduğunda... (Ve bize Züheyr b. Harb anlattı -lafız ona aittir-; bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî anlattı; bize İkrime b. Ammâr anlattı; bana Ebu Zümeyl -ki o Simâk el-Hanefî'dir- anlattı; bana Abdullah b. Abbâs anlattı; bana Ömer b. el-Hattâb anlattı; dedi ki:) Bedir günü olduğunda Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem müşriklere baktı; onlar bin kişiydiler. Ashabı ise üç yüz on dokuz kişiydi. Bunun üzerine Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem kıbleye yöneldi, sonra ellerini uzatıp Rabbine yakarmaya başladı: “Allah'ım! Bana vaat ettiğin şeyi gerçekleştir. Allah'ım! Bana vaat ettiğini ver. Allah'ım! Eğer İslam ehlinden olan şu topluluk helak olursa, artık yeryüzünde Sana ibadet edilmez!” Kıbleye yönelmiş, ellerini uzatmış halde Rabbine yakarmaya devam etti; nihayet ridası omuzlarından düştü. Ebu Bekr O'na gelip ridasını aldı ve omuzlarına koydu, sonra arkasından O'na sarıldı ve: “Ey Allah'ın Nebisi! Rabbine olan bu yakarışın yeter; zira O sana vaat ettiğini mutlaka gerçekleştirecektir” dedi. Bunun üzerine Allah azze ve celle şu ayeti indirdi: { إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ مُرْدِفِينَ } “Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da, ‘Peş peşe gelen bin melekle size yardım edeceğim’ diyerek duanızı kabul etmişti.” Böylece Allah O'na meleklerle yardım etti. Ebu Zümeyl dedi ki: Bana İbn Abbâs anlattı: O gün Müslümanlardan bir adam, önündeki müşriklerden birinin peşinden hızla giderken, aniden üzerinden bir kırbaç darbesi sesi ve bir süvarinin: “İlerle Hayzûm!” dediğini işitti. Önündeki müşriğe baktığında, onun sırtüstü yere serildiğini gördü. Ona bakınca, burnunun darbe almış, yüzünün kırbaç darbesi gibi yarılmış olduğunu ve oranın yemyeşil kesildiğini gördü. O Ansârlı gelip durumu Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattı. (Resulullah): “Doğru söyledin; bu, üçüncü kat semadan gelen yardımdır” buyurdu. O gün yetmiş kişi öldürdüler ve yetmiş kişi esir aldılar. Ebu Zümeyl dedi ki: İbn Abbâs dedi ki: Esirleri aldıklarında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebu Bekr ve Ömer'e: “Bu esirler hakkında ne düşünüyorsunuz?” buyurdu. Ebu Bekr: “Ey Allah'ın Nebisi! Onlar amca çocukları ve akrabalardır. Onlardan fidye almanı uygun görüyorum; böylece bu kâfirlere karşı bize bir güç olur. Umulur ki Allah onlara İslam'ı nasip eder” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sen ne dersin ey İbnü'l-Hattâb?” buyurdu. Ben dedim ki: “Hayır, vallahi ey Allah'ın Resulü! Ben Ebu Bekr'in görüşünde değilim. Lakin ben şuna kâniyim: Bize imkan ver de onların boyunlarını vuralım. Ali'ye Akîl için imkan ver de onun boynunu vursun. Bana da falan -Ömer'in bir akrabası- için imkan ver de onun boynunu vurayım. Zira bunlar küfrün öncüleri ve elebaşlarıdır.” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ebu Bekr'in dediğine meyletti, benim dediğimi ise istemedi. Ertesi gün geldiğimde bir de ne göreyim; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebu Bekr oturmuş ağlıyorlar! Dedim ki: “Ey Allah'ın Resulü! Seni ve arkadaşını ağlatan şey nedir bana haber ver; eğer ağlanacak bir şey bulursam ağlarım, bulamazsam da sizin ağlamanıza binaen ağlar gibi yaparım.” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Arkadaşlarının fidye alma teklifleri sebebiyle ağlıyorum. Bana onların göreceği azap şu ağaçtan daha yakın gösterildi” buyurdu -Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yakınındaki bir ağacı kastederek-. Ve Allah azze ve celle şu ayeti indirdi: { مَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَكُونَ لَهُ أَسْرَى حَتَّى يُثْخِنَ فِي الأَرْضِ } “Yeryüzünde ağır basıp zafer kazanmadıkça, hiçbir peygambere esir alması yakışmaz...” { فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلاَلاً طَيِّبًا } “Artık kazandığınız ganimetten helal ve hoş olarak yiyin...” ayetine kadar. Böylece Allah ganimeti onlara helal kıldı.
1764_1. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْلاً قِبَلَ نَجْدٍ فَجَاءَتْ بِرَجُلٍ مِنْ بَنِي حَنِيفَةَ يُقَالُ لَهُ ثُمَامَةُ بْنُ أُثَالٍ سَيِّدُ أَهْلِ الْيَمَامَةِ . فَرَبَطُوهُ بِسَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي الْمَسْجِدِ فَخَرَجَ إِلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " مَاذَا عِنْدَكَ يَا ثُمَامَةُ " . فَقَالَ عِنْدِي يَا مُحَمَّدُ خَيْرٌ إِنْ تَقْتُلْ تَقْتُلْ ذَا دَمٍ وَإِنْ تُنْعِمْ تُنْعِمْ عَلَى شَاكِرٍ وَإِنْ كُنْتَ تُرِيدُ الْمَالَ فَسَلْ تُعْطَ مِنْهُ مَا شِئْتَ . فَتَرَكَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى كَانَ بَعْدَ الْغَدِ فَقَالَ " مَا عِنْدَكَ يَا ثُمَامَةُ " . قَالَ مَا قُلْتُ لَكَ إِنْ تُنْعِمْ تُنْعِمْ عَلَى شَاكِرٍ وَإِنْ تَقْتُلْ تَقْتُلْ ذَا دَمٍ وَإِنْ كُنْتَ تُرِيدُ الْمَالَ فَسَلْ تُعْطَ مِنْهُ مَا شِئْتَ . فَتَرَكَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى كَانَ مِنَ الْغَدِ فَقَالَ " مَاذَا عِنْدَكَ يَا ثُمَامَةُ " . فَقَالَ عِنْدِي مَا قُلْتُ لَكَ إِنْ تُنْعِمْ تُنْعِمْ عَلَى شَاكِرٍ وَإِنْ تَقْتُلْ تَقْتُلْ ذَا دَمٍ وَإِنْ كُنْتَ تُرِيدُ الْمَالَ فَسَلْ تُعْطَ مِنْهُ مَا شِئْتَ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَطْلِقُوا ثُمَامَةَ " . فَانْطَلَقَ إِلَى نَخْلٍ قَرِيبٍ مِنَ الْمَسْجِدِ فَاغْتَسَلَ ثُمَّ دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ . يَا مُحَمَّدُ وَاللَّهِ مَا كَانَ عَلَى الأَرْضِ وَجْهٌ أَبْغَضَ إِلَىَّ مِنْ وَجْهِكَ فَقَدْ أَصْبَحَ وَجْهُكَ أَحَبَّ الْوُجُوهِ كُلِّهَا إِلَىَّ وَاللَّهِ مَا كَانَ مِنْ دِينٍ أَبْغَضَ إِلَىَّ مِنْ دِينِكَ فَأَصْبَحَ دِينُكَ أَحَبَّ الدِّينِ كُلِّهِ إِلَىَّ وَاللَّهِ مَا كَانَ مِنْ بَلَدٍ أَبْغَضَ إِلَىَّ مِنْ بَلَدِكَ فَأَصْبَحَ بَلَدُكَ أَحَبَّ الْبِلاَدِ كُلِّهَا إِلَىَّ وَإِنَّ خَيْلَكَ أَخَذَتْنِي وَأَنَا أُرِيدُ الْعُمْرَةَ فَمَاذَا تَرَى فَبَشَّرَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَمَرَهُ أَنْ يَعْتَمِرَ فَلَمَّا قَدِمَ مَكَّةَ قَالَ لَهُ قَائِلٌ أَصَبَوْتَ فَقَالَ لاَ وَلَكِنِّي أَسْلَمْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلاَ وَاللَّهِ لاَ يَأْتِيكُمْ مِنَ الْيَمَامَةِ حَبَّةُ حِنْطَةٍ حَتَّى يَأْذَنَ فِيهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys anlattı; Saîd b. Ebî Saîd'den; o Ebu Hureyre'yi şöyle derken işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Necid tarafına bir süvari birliği gönderdi. Onlar Benî Hanîfe'den, Yemâme halkının efendisi olan Sümâme b. Üsâl adında bir adamı getirdiler. Onu mescidin direklerinden birine bağladılar. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun yanına çıktı ve: “Ey Sümâme! Yanında ne var?” buyurdu. [Sümâme]: “Ey Muhammed! Yanımda hayır var. Eğer öldürürsen, kan sahibi birini öldürmüş olursun. Eğer nimet verirsen, şükreden birine nimet vermiş olursun. Eğer mal istiyorsan, dile istediğin sana verilsin” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ertesi güne kadar onu bıraktı. Sonra yine: “Ey Sümâme! Yanında ne var?” buyurdu. [Sümâme]: “Sana dediğim gibi; eğer nimet verirsen şükreden birine vermiş olursun, eğer öldürürsen kan sahibi birini öldürmüş olursun, eğer mal istiyorsan dile istediğin verilsin” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu bir sonraki güne kadar yine bıraktı. [Üçüncü gün]: “Ey Sümâme! Yanında ne var?” buyurdu. [Sümâme]: “Sana dediğim yanımda sabittir; eğer nimet verirsen şükreden birine vermiş olursun, eğer öldürürsen kan sahibi birini öldürmüş olursun, eğer mal istiyorsan dile istediğin verilsin” dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Sümâme'yi serbest bırakın” buyurdu. [Sümâme] mescidin yakınındaki bir hurmalığa gitti, boy abdesti aldı, sonra mescide girip şöyle dedi: “Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûluh. Ey Muhammed! Vallahi yeryüzünde benim için senin yüzünden daha sevimsiz bir yüz yoktu; şimdi ise senin yüzün yüzlerin en sevimlisi oldu. Vallahi benim için senin dininden daha sevimsiz bir din yoktu; şimdi ise senin dinin dinlerin en sevimlisi oldu. Vallahi benim için senin memleketinden daha sevimsiz bir memleket yoktu; şimdi ise senin memleketin memleketlerin en sevimlisi oldu. Senin süvarilerin beni, ben umre yapmak isterken yakaladılar. Şimdi ne buyurursun?” Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu müjdeledi ve ona umre yapmasını emretti. Mekke'ye gelince, biri ona: “Saptın mı?” dedi. O da: “Hayır, lakin Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber İslam'a girdim. Vallahi, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem izin vermedikçe Yemâme'den size tek bir buğday tanesi bile gelmeyecektir!” dedi.
1764_2. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرٍ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ بَعَثَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْلاً لَهُ نَحْوَ أَرْضِ نَجْدٍ فَجَاءَتْ بِرَجُلٍ يُقَالُ لَهُ ثُمَامَةُ بْنُ أُثَالٍ الْحَنَفِيُّ سَيِّدُ أَهْلِ الْيَمَامَةِ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِمِثْلِ حَدِيثِ اللَّيْثِ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ إِنْ تَقْتُلْنِي تَقْتُلْ ذَا دَمٍ .
Ve bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Ebu Bekr el-Hanefî anlattı; bana Abdülhamîd b. Ca'fer anlattı; bana Saîd b. Ebî Saîd el-Makburî anlattı; o Ebu Hureyre'yi şöyle derken işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Necid toprağı tarafına kendisine ait bir süvari birliği gönderdi. Onlar Benî Hanîfe'den, Yemâme halkının efendisi olan Sümâme b. Üsâl el-Hanefî adında bir adamı getirdiler... [Ravi] hadisi Leys'in hadisi gibi sevk etti. Ancak o: “Eğer beni öldürürsen, kan sahibi birini öldürmüş olursun” dedi.
1765. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا لَيْثٌ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي، هُرَيْرَةَ أَنَّهُ قَالَ بَيْنَا نَحْنُ فِي الْمَسْجِدِ إِذْ خَرَجَ إِلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " انْطَلِقُوا إِلَى يَهُودَ " . فَخَرَجْنَا مَعَهُ حَتَّى جِئْنَاهُمْ فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَنَادَاهُمْ فَقَالَ " يَا مَعْشَرَ يَهُودَ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا " . فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ . فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ذَلِكَ أُرِيدُ أَسْلِمُوا تَسْلَمُوا " . فَقَالُوا قَدْ بَلَّغْتَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ . فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " ذَلِكَ أُرِيدُ " . فَقَالَ لَهُمُ الثَّالِثَةَ فَقَالَ " اعْلَمُوا أَنَّمَا الأَرْضُ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ وَأَنِّي أُرِيدُ أَنْ أُجْلِيَكُمْ مِنْ هَذِهِ الأَرْضِ فَمَنْ وَجَدَ مِنْكُمْ بِمَالِهِ شَيْئًا فَلْيَبِعْهُ وَإِلاَّ فَاعْلَمُوا أَنَّ الأَرْضَ لِلَّهِ وَرَسُولِهِ " .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Leys anlattı; Saîd b. Ebî Saîd'den; babasından; Ebu Hureyre'den [naklen]; dedi ki: Biz mescidde bulunduğumuz sırada Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza çıktı ve: “Yahudilere gidin” buyurdu. O'nunla beraber çıktık ve nihayet onların yanına geldik. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ayağa kalktı ve onlara şöyle seslendi: “Ey Yahudi topluluğu! Müslüman olun ki selamete eresiniz.” Onlar: “Tebliğ ettin ey Ebu'l-Kâsım!” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: “Ben de bunu istiyorum; Müslüman olun ki selamete eresiniz” buyurdu. Onlar yine: “Tebliğ ettin ey Ebu'l-Kâsım!” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: “Ben de bunu istiyorum” buyurdu. Bunu üçüncü kez söyleyince şöyle buyurdu: “Bilin ki yeryüzü Allah'a ve Resulü'ne aittir. Ben sizi bu topraklardan sürmek istiyorum. Sizden kimin malı karşılığında bir alıcı çıkarsa onu satsın. Aksi takdirde bilin ki yeryüzü Allah'a ve Resulü'ne aittir.”
1766_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالَ ابْنُ رَافِعٍ حَدَّثَنَا وَقَالَ، إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّالله عليه وسلم فَأَجْلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَنِي النَّضِيرِ وَأَقَرَّ قُرَيْظَةَ وَمَنَّ عَلَيْهِمْ حَتَّى حَارَبَتْ قُرَيْظَةُ بَعْدَ ذَلِكَ فَقَتَلَ رِجَالَهُمْ وَقَسَمَ نِسَاءَهُمْ وَأَوْلاَدَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ إِلاَّ أَنَّ بَعْضَهُمْ لَحِقُوا بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَآمَنَهُمْ وَأَسْلَمُوا وَأَجْلَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَهُودَ الْمَدِينَةِ كُلَّهُمْ بَنِي قَيْنُقَاعَ - وَهُمْ قَوْمُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلاَمٍ - وَيَهُودَ بَنِي حَارِثَةَ وَكُلَّ يَهُودِيٍّ كَانَ بِالْمَدِينَةِ .
Ve bana Muhammed b. Râfi ve İshâk b. Mansûr anlattı. İbn Râfi: “Bize anlattı”; İshâk: “Bize Abdürrezzâk haber verdi” dediler; bize İbn Cüreyc haber verdi; Mûsâ b. Ukbe'den; Nâfi'den; İbn Ömer'den [naklen]. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Nadîr'i sürdü; Kurayza'yı ise yerinde bıraktı ve onlara lütufta bulundu. Nihayet Kurayza bundan sonra savaştı. Bunun üzerine onların erkeklerini öldürdü; kadınlarını, çocuklarını ve mallarını ise Müslümanlar arasında paylaştırdı. Ancak onlardan bazıları Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e sığındılar; o da onlara eman verdi ve onlar Müslüman oldular. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Medine Yahudilerinin tamamını; Benî Kaynukâ'ı -ki onlar Abdullah b. Selâm'ın kavmidir-, Benî Hârise Yahudilerini ve Medine'deki her bir Yahudiyi sürdü.
1766_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي حَفْصُ بْنُ مَيْسَرَةَ، عَنْ مُوسَى، بِهَذَا الإِسْنَادِ هَذَا الْحَدِيثَ وَحَدِيثُ ابْنُ جُرَيْجٍ أَكْثَرُ وَأَتَمُّ .
Ve bana Ebu't-Tâhir anlattı; bize Abdullah b. Vehb anlattı; bize Hafs b. Meysere haber verdi; Mûsâ'dan; bu isnad ile bu hadisi [nakletti]. İbn Cüreyc'in hadisi daha çok ve daha tamdır.
1767_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا الضَّحَّاكُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو الزُّبَيْرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لأُخْرِجَنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى مِنْ جَزِيرَةِ الْعَرَبِ حَتَّى لاَ أَدَعَ إِلاَّ مُسْلِمًا " .
Ve bana Züheyr b. Harb anlattı; bize Dahhâk b. Mahled anlattı; İbn Cüreyc'den. Ve bana Muhammed b. Râfi anlattı -lafız ona aittir-; bize Abdürrezzâk anlattı; bize İbn Cüreyc haber verdi; bana Ebu'z-Zübeyr haber verdi; o Câbir b. Abdullah'ı şöyle derken işitmiş: Ömer b. el-Hattâb bana haber verdi; o da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işitmiş: “Yahudileri ve Hristiyanları Arap Yarımadası'ndan mutlaka çıkaracağım; öyle ki orada Müslüman'dan başkasını bırakmayacağım.”
1767_2. Hadis
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ الثَّوْرِيُّ، ح وَحَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، - وَهُوَ ابْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ - كِلاَهُمَا عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ .
Ve bana Züheyr b. Harb anlattı; bize Ravh b. Ubâde anlattı; bize Süfyân es-Sevrî haber verdi. Ve bana Seleme b. Şebîb anlattı; bize Hasan b. A'yen anlattı; bize Ma'kıl -ki o İbn Ubeydullah'tır- anlattı. Her ikisi de Ebu'z-Zübeyr'den; bu isnad ile [önceki hadisin] benzerini [naklettiler].
1768_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ - وَأَلْفَاظُهُمْ مُتَقَارِبَةٌ - قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، - عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا أُمَامَةَ بْنَ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَعِيدٍ، الْخُدْرِيَّ قَالَ نَزَلَ أَهْلُ قُرَيْظَةَ عَلَى حُكْمِ سَعْدِ بْنِ مُعَاذٍ فَأَرْسَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى سَعْدٍ فَأَتَاهُ عَلَى حِمَارٍ فَلَمَّا دَنَا قَرِيبًا مِنَ الْمَسْجِدِ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لِلأَنْصَارِ " قُومُوا إِلَى سَيِّدِكُمْ - أَوْ خَيْرِكُمْ " . ثُمَّ قَالَ " إِنَّ هَؤُلاَءِ نَزَلُوا عَلَى حُكْمِكَ " . قَالَ تَقْتُلُ مُقَاتِلَتَهُمْ وَتَسْبِي ذُرِّيَّتَهُمْ . قَالَ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " قَضَيْتَ بِحُكْمِ اللَّهِ - وَرُبَّمَا قَالَ - قَضَيْتَ بِحُكْمِ الْمَلِكِ " . وَلَمْ يَذْكُرِ ابْنُ الْمُثَنَّى وَرُبَّمَا قَالَ " قَضَيْتَ بِحُكْمِ الْمَلِكِ " .
Ve bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe, Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattı -lafızları birbirine yakındır-. Ebu Bekr: “Bize Gunder, Şu'be'den anlattı” dedi; diğer ikisi: “Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be anlattı” dediler; Sa'd b. İbrâhîm'den; dedi ki: Ebu Ümâme b. Sehl b. Huneyf'i şöyle derken işittim: Ebu Saîd el-Hudrî'yi şöyle derken işittim: Kurayza halkı, Sa'd b. Muâz'ın hükmüne razı olarak indiler. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Sa'd'a haber gönderdi. [Sa'd] bir eşek üzerinde geldi. Mescide yaklaştığında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ansâr'a: “Efendiniz -veya en hayırlınız- için ayağa kalkın” buyurdu. Sonra [Sa'd'a]: “Bunlar senin hükmüne razı olarak indiler” dedi. [Sa'd]: “Savaşanlarını öldürmen, çocuklarını ve kadınlarını esir alman şeklinde hükmettim” dedi. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah'ın hükmüyle -veya: Melik'in hükmüyle- hükmettin” buyurdu. İbn el-Müsennâ, “Ve bazen: Melik'in hükmüyle hükmettin dedi” ifadesini zikretmedi.
1768_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، عَنْ شُعْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَقَالَ فِي حَدِيثِهِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَقَدْ حَكَمْتَ فِيهِمْ بِحُكْمِ اللَّهِ " . وَقَالَ مَرَّةً " لَقَدْ حَكَمْتَ بِحُكْمِ الْمَلِكِ " .
Ve bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı; Şu'be'den; bu isnad ile [nakletti]. Hadisinde şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onlar hakkında Allah'ın hükmüyle hükmettin” buyurdu. Bir defasında da: “Melik'in hükmüyle hükmettin” buyurdu.
1769_1. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ الْهَمْدَانِيُّ، كِلاَهُمَا عَنِ ابْنِ نُمَيْرٍ، قَالَ ابْنُ الْعَلاَءِ حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ أُصِيبَ سَعْدٌ يَوْمَ الْخَنْدَقِ رَمَاهُ رَجُلٌ مِنْ قُرَيْشٍ يُقَالُ لَهُ ابْنُ الْعَرِقَةِ . رَمَاهُ فِي الأَكْحَلِ فَضَرَبَ عَلَيْهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَيْمَةً فِي الْمَسْجِدِ يَعُودُهُ مِنْ قَرِيبٍ فَلَمَّا رَجَعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الْخَنْدَقِ وَضَعَ السِّلاَحَ فَاغْتَسَلَ فَأَتَاهُ جِبْرِيلُ وَهُوَ يَنْفُضُ رَأْسَهُ مِنَ الْغُبَارِ فَقَالَ وَضَعْتَ السِّلاَحَ وَاللَّهِ مَا وَضَعْنَاهُ اخْرُجْ إِلَيْهِمْ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَأَيْنَ " . فَأَشَارَ إِلَى بَنِي قُرَيْظَةَ فَقَاتَلَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَنَزَلُوا عَلَى حُكْمِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَدَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْحُكْمَ فِيهِمْ إِلَى سَعْدٍ قَالَ فَإِنِّي أَحْكُمُ فِيهِمْ أَنْ تُقْتَلَ الْمُقَاتِلَةُ وَأَنْ تُسْبَى الذُّرِّيَّةُ وَالنِّسَاءُ وَتُقْسَمَ أَمْوَالُهُمْ .
Ve bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe ve Muhammed b. el-Alâ el-Hemedânî anlattı. Her ikisi de İbn Nümeyr'den. İbn el-Alâ: “Bize İbn Nümeyr anlattı” dedi; bize Hişâm anlattı; babasından; Âişe'den [naklen]; dedi ki: Sa'd [b. Muâz], Hendek günü yaralandı; Kureyş'ten kendisine İbnü'l-Arika denilen bir adam onu kol damarından vurdu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, yakından ziyaret edebilmek için ona mescidde bir çadır kurdurdu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hendek'ten dönünce silahını bıraktı ve yıkandı. O sırada Cebrail, başındaki tozu silkeleyerek O'na geldi ve: “Silahını bıraktın mı? Vallahi biz bırakmadık! Onlara doğru çık” dedi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Nereye?” buyurdu. [Cebrail] Benî Kurayza'ya işaret etti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlarla savaştı ve onlar Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hükmüne razı olarak indiler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlar hakkındaki hükmü Sa'd'a bıraktı. [Sa'd]: “Ben onlar hakkında; savaşanların öldürülmesine, çocukların ve kadınların esir alınmasına, mallarının da paylaştırılmasına hükmediyorum” dedi.
1769_2. Hadis
وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، قَالَ قَالَ أَبِي فَأُخْبِرْتُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لَقَدْ حَكَمْتَ فِيهِمْ بِحُكْمِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ " .
Ve bize Ebu Küreyb anlattı; bize İbn Nümeyr anlattı; bize Hişâm anlattı; dedi ki: Babam şöyle dedi: Bana haber verildiğine göre Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onlar hakkında Allah azze ve celle'nin hükmüyle hükmettin” buyurmuştur.
1769_3. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ هِشَامٍ، أَخْبَرَنِي أَبِي، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ سَعْدًا، قَالَ وَتَحَجَّرَ كَلْمُهُ لِلْبُرْءِ فَقَالَ اللَّهُمَّ إِنَّكَ تَعْلَمُ أَنْ لَيْسَ أَحَدٌ أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ أُجَاهِدَ فِيكَ مِنْ قَوْمٍ كَذَّبُوا رَسُولَكَ صلى الله عليه وسلم وَأَخْرَجُوهُ اللَّهُمَّ فَإِنْ كَانَ بَقِيَ مِنْ حَرْبِ قُرَيْشٍ شَىْءٌ فَأَبْقِنِي أُجَاهِدْهُمْ فِيكَ اللَّهُمَّ فَإِنِّي أَظُنُّ أَنَّكَ قَدْ وَضَعْتَ الْحَرْبَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ فَإِنْ كُنْتَ وَضَعْتَ الْحَرْبَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ فَافْجُرْهَا وَاجْعَلْ مَوْتِي فِيهَا . فَانْفَجَرَتْ مِنْ لَبَّتِهِ فَلَمْ يَرُعْهُمْ - وَفِي الْمَسْجِدِ مَعَهُ خَيْمَةٌ مِنْ بَنِي غِفَارٍ - إِلاَّ وَالدَّمُ يَسِيلُ إِلَيْهِمْ فَقَالُوا يَا أَهْلَ الْخَيْمَةِ مَا هَذَا الَّذِي يَأْتِينَا مِنْ قِبَلِكُمْ فَإِذَا سَعْدٌ جُرْحُهُ يَغِذُّ دَمًا فَمَاتَ مِنْهَا .
Bize Ebu Küreyb anlattı; bize İbn Nümeyr anlattı; Hişâm'dan; babasından; Âişe'den [naklen]. Sa'd'ın yarası iyileşmek üzere kabuk bağlayınca şöyle dua etti: “Allah'ım! Sen biliyorsun ki; Senin yolunda, Resulü'nü yalanlayan ve O'nu yurdundan çıkaran bir kavme karşı cihad etmek kadar bana sevimli gelen başka bir şey yoktur. Allah'ım! Eğer Kureyş ile yapılacak savaşlardan geriye bir şey kaldıysa, Senin yolunda onlarla cihad etmem için beni yaşat. Allah'ım! Eğer bizimle onlar arasındaki savaşı bitirdiysen, şu yaramı tekrar aç ve ölümümü ondan eyle!” Bunun üzerine yarası göğüs boşluğundan açıldı. Mescidde onunla beraber Benî Gıfâr'dan birilerinin çadırı vardı; kanın kendilerine doğru akması onları korkuttu. “Ey çadır halkı! Sizin tarafınızdan bize gelen bu şey nedir?” dediler. Bir de baktılar ki Sa'd'ın yarası kan akıtıyor. [Sa'd] bu sebeple vefat etti.
1769_4. Hadis
وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ بْنِ سُلَيْمَانَ الْكُوفِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ نَحْوَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَانْفَجَرَ مِنْ لَيْلَتِهِ فَمَازَالَ يَسِيلُ حَتَّى مَاتَ وَزَادَ فِي الْحَدِيثِ قَالَ فَذَاكَ حِينَ يَقُولُ الشَّاعِرُ أَلاَ يَا سَعْدُ سَعْدَ بَنِي مُعَاذٍ فَمَا فَعَلَتْ قُرَيْظَةُ وَالنَّضِيرُ لَعَمْرُكَ إِنَّ سَعْدَ بَنِي مُعَاذٍ غَدَاةَ تَحَمَّلُوا لَهُوَ الصَّبُورُ تَرَكْتُمْ قِدْرَكُمْ لاَ شَىْءَ فِيهَا وَقِدْرُ الْقَوْمِ حَامِيَةٌ تَفُورُ وَقَدْ قَالَ الْكَرِيمُ أَبُو حُبَابٍ أَقِيمُوا قَيْنُقَاعُ وَلاَ تَسِيرُوا وَقَدْ كَانُوا بِبَلْدَتِهِمْ ثِقَالاً كَمَا ثَقُلَتْ بِمَيْطَانَ الصُّخُورُ
Ve bize Ali b. el-Hüseyin b. Süleyman el-Kûfî anlattı; bize Abde anlattı; Hişâm'dan; bu isnad ile benzerini [nakletti]. Ancak o: “O gece [yara] açıldı ve vefat edinceye kadar akmaya devam etti” dedi. Ayrıca hadiste şunu ekledi: Şairin şöyle dediği zamandı: “Ey Sa'd! Benî Muâz'ın Sa'd'ı! Hani Kurayza ve Nadîr'e ne oldu? Ömrüne yemin olsun ki; [onlar] yüklenip giderlerken Benî Muâz'ın Sa'd'ı, ne de sabırlıydı! Siz kendi tencerenizi içinde bir şey yokken bıraktınız; O topluluğun tenceresi ise kaynayıp taşmakta! Kerem sahibi Ebu Hubâb [Abdullah b. Übey] şöyle demişti: ‘Ey Kaynukâ! Olduğunuz yerde kalın, gitmeyin!’ Halbuki onlar kendi yurtlarında ağır gelmişlerdi; Tıpkı Meytân'daki kayaların ağırlığı gibi.”
1770. Hadis
وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَسْمَاءَ الضُّبَعِيُّ، حَدَّثَنَا جُوَيْرِيَةُ بْنُ أَسْمَاءَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ نَادَى فِينَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ انْصَرَفَ عَنِ الأَحْزَابِ " أَنْ لاَ يُصَلِّيَنَّ أَحَدٌ الظُّهْرَ إِلاَّ فِي بَنِي قُرَيْظَةَ " . فَتَخَوَّفَ نَاسٌ فَوْتَ الْوَقْتِ فَصَلُّوا دُونَ بَنِي قُرَيْظَةَ . وَقَالَ آخَرُونَ لاَ نُصَلِّي إِلاَّ حَيْثُ أَمَرَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَإِنْ فَاتَنَا الْوَقْتُ قَالَ فَمَا عَنَّفَ وَاحِدًا مِنَ الْفَرِيقَيْنِ .
Ve bana Abdullah b. Muhammed b. Esmâ ed-Dubayî anlattı; bize Cüveyriye b. Esmâ anlattı; Nâfi'den; Abdullah'tan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ahzâb'dan döndüğü gün bize: “Sakın hiç kimse öğle namazını Benî Kurayza'da kılmadan kılmasın!” diye seslendi. Bazı insanlar vaktin çıkmasından korkup Benî Kurayza'ya varmadan namazlarını kıldılar. Diğerleri ise: “Vakit geçse bile Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bize emrettiği yerden başka bir yerde kılmayız” dediler. [Ravi] dedi ki: (Resulullah) o iki gruptan hiçbirini kınamadı.
1771_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، وَحَرْمَلَةُ، قَالاَ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ، شِهَابٍ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ لَمَّا قَدِمَ الْمُهَاجِرُونَ مِنْ مَكَّةَ الْمَدِينَةَ قَدِمُوا وَلَيْسَ بِأَيْدِيهِمْ شَىْءٌ وَكَانَ الأَنْصَارُ أَهْلَ الأَرْضِ وَالْعَقَارِ فَقَاسَمَهُمُ الأَنْصَارُ عَلَى أَنْ أَعْطَوْهُمْ أَنْصَافَ ثِمَارِ أَمْوَالِهِمْ كُلَّ عَامٍ وَيَكْفُونَهُمُ الْعَمَلَ وَالْمَئُونَةَ وَكَانَتْ أُمُّ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ وَهْىَ تُدْعَى أُمَّ سُلَيْمٍ - وَكَانَتْ أُمَّ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ كَانَ أَخًا لأَنَسٍ لأُمِّهِ - وَكَانَتْ أَعْطَتْ أُمُّ أَنَسٍ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عِذَاقًا لَهَا فَأَعْطَاهَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُمَّ أَيْمَنَ مَوْلاَتَهُ أُمَّ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا فَرَغَ مِنْ قِتَالِ أَهْلِ خَيْبَرَ وَانْصَرَفَ إِلَى الْمَدِينَةِ رَدَّ الْمُهَاجِرُونَ إِلَى الأَنْصَارِ مَنَائِحَهُمُ الَّتِي كَانُوا مَنَحُوهُمْ مِنْ ثِمَارِهِمْ - قَالَ - فَرَدَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أُمِّي عِذَاقَهَا وَأَعْطَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُمَّ أَيْمَنَ مَكَانَهُنَّ مِنْ حَائِطِهِ . قَالَ ابْنُ شِهَابٍ وَكَانَ مِنْ شَأْنِ أُمِّ أَيْمَنَ أُمِّ أُسَامَةَ بْنِ زَيْدٍ أَنَّهَا كَانَتْ وَصِيفَةً لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ وَكَانَتْ مِنَ الْحَبَشَةِ فَلَمَّا وَلَدَتْ آمِنَةُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَعْدَ مَا تُوُفِّيَ أَبُوهُ فَكَانَتْ أُمُّ أَيْمَنَ تَحْضُنُهُ حَتَّى كَبِرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَعْتَقَهَا ثُمَّ أَنْكَحَهَا زَيْدَ بْنَ حَارِثَةَ ثُمَّ تُوُفِّيَتْ بَعْدَ مَا تُوُفِّيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِخَمْسَةِ أَشْهُرٍ .
Ve bana Ebu't-Tâhir ve Harmele anlattı. Dediler ki: Bize İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb'dan; Enes b. Mâlik'ten; dedi ki: Muhacirler Mekke'den Medine'ye geldiklerinde ellerinde hiçbir şey yoktu. Ansâr ise toprak ve mülk sahibiydi. Ansâr, her yıl mallarının ürünlerinin yarısını onlara vermek, buna karşılık Muhacirler de iş ve bakım masraflarını üstlenmek üzere onlarla paylaştılar. Enes b. Mâlik'in annesi -ki ona Ümmü Süleym denilirdi- Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e kendine ait bazı hurma ağaçları vermişti. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de onları azatlısı ve Üsâme b. Zeyd'in annesi olan Ümmü Eymen'e vermişti. İbn Şihâb dedi ki: Enes b. Mâlik bana şunu haber verdi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber halkıyla savaşmayı bitirip Medine'ye dönünce, Muhacirler Ansâr'ın kendilerine ürünlerinden bağışladığı payları onlara geri iade ettiler. Dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de anneme hurma ağaçlarını geri verdi ve Ümmü Eymen'e onların yerine kendi bahçesinden ağaçlar verdi. İbn Şihâb dedi ki: Ümmü Eymen'in durumu şöyleydi: O, Abdullah b. Abdülmuttalib'in cariyesi idi ve Habeşistanlıydı. Âmine, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i babası vefat ettikten sonra dünyaya getirince, Ümmü Eymen Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem büyüyene kadar O'na dadılık yaptı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem daha sonra onu azat etti ve Zeyd b. Hârise ile evlendirdi. O, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettikten beş ay sonra vefat etti.
1771_2. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَحَامِدُ بْنُ عُمَرَ الْبَكْرَاوِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، الْقَيْسِيُّ كُلُّهُمْ عَنِ الْمُعْتَمِرِ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ أَبِي شَيْبَةَ - حَدَّثَنَا مُعْتَمِرُ بْنُ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ رَجُلاً، - وَقَالَ حَامِدٌ وَابْنُ عَبْدِ الأَعْلَى أَنَّ الرَّجُلَ، - كَانَ يَجْعَلُ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم النَّخَلاَتِ مِنْ أَرْضِهِ . حَتَّى فُتِحَتْ عَلَيْهِ قُرَيْظَةُ وَالنَّضِيرُ فَجَعَلَ بَعْدَ ذَلِكَ يَرُدُّ عَلَيْهِ مَا كَانَ أَعْطَاهُ . قَالَ أَنَسٌ وَإِنَّ أَهْلِي أَمَرُونِي أَنْ آتِيَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَسْأَلَهُ مَا كَانَ أَهْلُهُ أَعْطَوْهُ أَوْ بَعْضَهُ وَكَانَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَدْ أَعْطَاهُ أُمَّ أَيْمَنَ فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَعْطَانِيهِنَّ فَجَاءَتْ أُمُّ أَيْمَنَ فَجَعَلَتِ الثَّوْبَ فِي عُنُقِي وَقَالَتْ وَاللَّهِ لاَ نُعْطِيكَاهُنَّ وَقَدْ أَعْطَانِيهِنَّ . فَقَالَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أُمَّ أَيْمَنَ اتْرُكِيهِ وَلَكِ كَذَا وَكَذَا " . وَتَقُولُ كَلاَّ وَالَّذِي لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ . فَجَعَلَ يَقُولُ كَذَا حَتَّى أَعْطَاهَا عَشْرَةَ أَمْثَالِهِ أَوْ قَرِيبًا مِنْ عَشْرَةِ أَمْثَالِهِ .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe, Hâmid b. Ömer el-Bekrâvî ve Muhammed b. Abdül'a'lâ el-Kaysî anlattı. Hepsi Mu'temir'den. Lafız Ebu Bekr b. Ebî Şeybe'ye aittir. Bize Mu'temir b. Süleyman et-Teymî anlattı; babasından; Enes'ten [naklen]: Bir adam arazisinden bazı hurma ağaçlarını Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e tahsis ediyordu. Nihayet Kurayza ve Nadîr toprakları O'na fethedilince, [Nebi] o adamın kendisine vermiş olduğu ağaçları geri iade etmeye başladı. Enes dedi ki: Ailem bana Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitmemi ve ailemin O'na vermiş olduğu ağaçları veya bir kısmını geri istememi emretti. Halbuki Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem onları Ümmü Eymen'e vermişti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim, O da onları bana verdi. Bunun üzerine Ümmü Eymen geldi, elbiseyi boynuma doladı ve: “Vallahi onları size vermeyiz; O onları bana verdi!” dedi. Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Ümmü Eymen! Onu bırak; senin için şu kadar şu kadar ağaç olsun” buyurdu. [Ümmü Eymen]: “Hayır, Kendisinden başka ilah olmayana yemin olsun ki olmaz!” diyordu. [Resulullah] ona vereceklerini söylemeye devam etti; nihayet on mislini veya on misline yakınını verinceye kadar [ikna etti].
1772_1. Hadis
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ، - يَعْنِي ابْنَ الْمُغِيرَةِ - حَدَّثَنَا حُمَيْدُ، بْنُ هِلاَلٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، قَالَ أَصَبْتُ جِرَابًا مِنْ شَحْمٍ يَوْمَ خَيْبَرَ - قَالَ - فَالْتَزَمْتُهُ فَقُلْتُ لاَ أُعْطِي الْيَوْمَ أَحَدًا مِنْ هَذَا شَيْئًا - قَالَ - فَالْتَفَتُّ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُتَبَسِّمًا .
Bize Şeybân b. Ferrûh anlattı; bize Süleyman -yani İbnü'l-Mugîre- anlattı; bize Humeyd b. Hilâl anlattı; Abdullah b. Mugaffel'den; dedi ki: Hayber günü bir torba iç yağı ele geçirdim. Ona sımsıkı sarıldım ve: “Bugün bundan kimseye bir şey vermeyeceğim” dedim. Arkama dönüp bakınca bir de ne göreyim; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem gülümsüyordu!
1772_2. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا بَهْزُ بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي حُمَيْدُ، بْنُ هِلاَلٍ قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ مُغَفَّلٍ، يَقُولُ رُمِيَ إِلَيْنَا جِرَابٌ فِيهِ طَعَامٌ وَشَحْمٌ يَوْمَ خَيْبَرَفَوَثَبْتُ لآخُذَهُ قَالَ فَالْتَفَتُّ فَإِذَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَاسْتَحْيَيْتُ مِنْهُ .
Bize Muhammed b. Beşşâr el-Abdî anlattı; bize Beh b. Esed anlattı; bize Şu'be anlattı; bana Humeyd b. Hilâl anlattı; Abdullah b. Mugaffel'i şöyle derken işitmiş: Hayber günü bize içinde yiyecek ve iç yağı olan bir torba atıldı. Onu almak için hemen yerimden fırladım. Bir de arkama dönüp bakınca Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüm ve O'ndan utandım.
1773_1. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ، حُمَيْدٍ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ رَافِعٍ - قَالَ ابْنُ رَافِعٍ وَابْنُ أَبِي عُمَرَ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ أَبَا سُفْيَانَ، أَخْبَرَهُ مِنْ، فِيهِ إِلَى فِيهِ قَالَ انْطَلَقْتُ فِي الْمُدَّةِ الَّتِي كَانَتْ بَيْنِي وَبَيْنَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَبَيْنَا أَنَا بِالشَّأْمِ إِذْ جِيءَ بِكِتَابٍ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى هِرَقْلَ يَعْنِي عَظِيمَ الرُّومِ - قَالَ - وَكَانَ دِحْيَةُ الْكَلْبِيُّ جَاءَ بِهِ فَدَفَعَهُ إِلَى عَظِيمِ بُصْرَى فَدَفَعَهُ عَظِيمُ بُصْرَى إِلَى هِرَقْلَ فَقَالَ هِرَقْلُ هَلْ هَا هُنَا أَحَدٌ مِنْ قَوْمِ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ قَالُوا نَعَمْ - قَالَ - فَدُعِيتُ فِي نَفَرٍ مِنْ قُرَيْشٍ فَدَخَلْنَا عَلَى هِرَقْلَ فَأَجْلَسَنَا بَيْنَ يَدَيْهِ فَقَالَ أَيُّكُمْ أَقْرَبُ نَسَبًا مِنْ هَذَا الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ فَقُلْتُ أَنَا . فَأَجْلَسُونِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَجْلَسُوا أَصْحَابِي خَلْفِي ثُمَّ دَعَا بِتَرْجُمَانِهِ فَقَالَ لَهُ قُلْ لَهُمْ إِنِّي سَائِلٌ هَذَا عَنِ الرَّجُلِ الَّذِي يَزْعُمُ أَنَّهُ نَبِيٌّ فَإِنْ كَذَبَنِي فَكَذِّبُوهُ . قَالَ فَقَالَ أَبُو سُفْيَانَ وَايْمُ اللَّهِ لَوْلاَ مَخَافَةَ أَنْ يُؤْثَرَ عَلَىَّ الْكَذِبُ لَكَذَبْتُ . ثُمَّ قَالَ لِتَرْجُمَانِهِ سَلْهُ كَيْفَ حَسَبُهُ فِيكُمْ قَالَ قُلْتُ هُوَ فِينَا ذُو حَسَبٍ قَالَ فَهَلْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مَلِكٌ قُلْتُ لاَ . قَالَ فَهَلْ كُنْتُمْ تَتَّهِمُونَهُ بِالْكَذِبِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ مَا قَالَ قُلْتُ لاَ . قَالَ وَمَنْ يَتَّبِعُهُ أَشْرَافُ النَّاسِ أَمْ ضُعَفَاؤُهُمْ قَالَ قُلْتُ بَلْ ضُعَفَاؤُهُمْ . قَالَ أَيَزِيدُونَ أَمْ يَنْقُصُونَ قَالَ قُلْتُ لاَ بَلْ يَزِيدُونَ . قَالَ هَلْ يَرْتَدُّ أَحَدٌ مِنْهُمْ عَنْ دِينِهِ بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَ فِيهِ سَخْطَةً لَهُ قَالَ قُلْتُ لاَ . قَالَ فَهَلْ قَاتَلْتُمُوهُ قُلْتُ نَعَمْ . قَالَ فَكَيْفَ كَانَ قِتَالُكُمْ إِيَّاهُ قَالَ قُلْتُ تَكُونُ الْحَرْبُ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُ سِجَالاً يُصِيبُ مِنَّا وَنُصِيبُ مِنْهُ . قَالَ فَهَلْ يَغْدِرُ قُلْتُ لاَ . وَنَحْنُ مِنْهُ فِي مُدَّةٍ لاَ نَدْرِي مَا هُوَ صَانِعٌ فِيهَا . قَالَ فَوَاللَّهِ مَا أَمْكَنَنِي مِنْ كَلِمَةٍ أُدْخِلُ فِيهَا شَيْئًا غَيْرَ هَذِهِ . قَالَ فَهَلْ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ أَحَدٌ قَبْلَهُ قَالَ قُلْتُ لاَ . قَالَ لِتَرْجُمَانِهِ قُلْ لَهُ إِنِّي سَأَلْتُكَ عَنْ حَسَبِهِ فَزَعَمْتَ أَنَّهُ فِيكُمْ ذُو حَسَبٍ وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ تُبْعَثُ فِي أَحْسَابِ قَوْمِهَا . وَسَأَلْتُكَ هَلْ كَانَ فِي آبَائِهِ مَلِكٌ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ . فَقُلْتُ لَوْ كَانَ مِنْ آبَائِهِ مَلِكٌ قُلْتُ رَجُلٌ يَطْلُبُ مُلْكَ آبَائِهِ . وَسَأَلْتُكَ عَنْ أَتْبَاعِهِ أَضُعَفَاؤُهُمْ أَمْ أَشْرَافُهُمْ فَقُلْتَ بَلْ ضُعَفَاؤُهُمْ وَهُمْ أَتْبَاعُ الرُّسُلِ . وَسَأَلْتُكَ هَلْ كُنْتُمْ تَتَّهِمُونَهُ بِالْكَذِبِ قَبْلَ أَنْ يَقُولَ مَا قَالَ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ . فَقَدْ عَرَفْتُ أَنَّهُ لَمْ يَكُنْ لِيَدَعَ الْكَذِبَ عَلَى النَّاسِ ثُمَّ يَذْهَبَ فَيَكْذِبَ عَلَى اللَّهِ . وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَرْتَدُّ أَحَدٌ مِنْهُمْ عَنْ دِينِهِ بَعْدَ أَنْ يَدْخُلَهُ سَخْطَةً لَهُ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ . وَكَذَلِكَ الإِيمَانُ إِذَا خَالَطَ بَشَاشَةَ الْقُلُوبِ . وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَزِيدُونَ أَوْ يَنْقُصُونَ فَزَعَمْتَ أَنَّهُمْ يَزِيدُونَ وَكَذَلِكَ الإِيمَانُ حَتَّى يَتِمَّ . وَسَأَلْتُكَ هَلْ قَاتَلْتُمُوهُ فَزَعَمْتَ أَنَّكُمْ قَدْ قَاتَلْتُمُوهُ فَتَكُونُ الْحَرْبُ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُ سِجَالاً يَنَالُ مِنْكُمْ وَتَنَالُونَ مِنْهُ . وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ تُبْتَلَى ثُمَّ تَكُونُ لَهُمُ الْعَاقِبَةُ وَسَأَلْتُكَ هَلْ يَغْدِرُ فَزَعَمْتَ أَنَّهُ لاَ يَغْدِرُ . وَكَذَلِكَ الرُّسُلُ لاَ تَغْدِرُ . وَسَأَلْتُكَ هَلْ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ أَحَدٌ قَبْلَهُ فَزَعَمْتَ أَنْ لاَ . فَقُلْتُ لَوْ قَالَ هَذَا الْقَوْلَ أَحَدٌ قَبْلَهُ قُلْتُ رَجُلٌ ائْتَمَّ بِقَوْلٍ قِيلَ قَبْلَهُ . قَالَ ثُمَّ قَالَ بِمَ يَأْمُرُ كُمْ قُلْتُ يَأْمُرُنَا بِالصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ وَالصِّلَةِ وَالْعَفَافِ قَالَ إِنْ يَكُنْ مَا تَقُولُ فِيهِ حَقًّا فَإِنَّهُ نَبِيٌّ وَقَدْ كُنْتُ أَعْلَمُ أَنَّهُ خَارِجٌ وَلَمْ أَكُنْ أَظُنُّهُ مِنْكُمْ وَلَوْ أَنِّي أَعْلَمُ أَنِّي أَخْلُصُ إِلَيْهِ لأَحْبَبْتُ لِقَاءَهُ وَلَوْ كُنْتُ عِنْدَهُ لَغَسَلْتُ عَنْ قَدَمَيْهِ وَلَيَبْلُغَنَّ مُلْكُهُ مَا تَحْتَ قَدَمَىَّ . قَالَ ثُمَّ دَعَا بِكِتَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَرَأَهُ فَإِذَا فِيهِ " بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ مِنْ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللَّهِ إِلَى هِرَقْلَ عَظِيمِ الرُّومِ سَلاَمٌ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى أَمَّا بَعْدُ فَإِنِّي أَدْعُوكَ بِدِعَايَةِ الإِسْلاَمِ أَسْلِمْ تَسْلَمْ وَأَسْلِمْ يُؤْتِكَ اللَّهُ أَجْرَكَ مَرَّتَيْنِ وَإِنْ تَوَلَّيْتَ فَإِنَّ عَلَيْكَ إِثْمَ الأَرِيسِيِّينَ وَ { يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللَّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ} فَلَمَّا فَرَغَ مِنْ قِرَاءَةِ الْكِتَابِ ارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ عِنْدَهُ وَكَثُرَ اللَّغْطُ وَأَمَرَ بِنَا فَأُخْرِجْنَا . قَالَ فَقُلْتُ لأَصْحَابِي حِينَ خَرَجْنَا لَقَدْ أَمِرَ أَمْرُ ابْنِ أَبِي كَبْشَةَ إِنَّهُ لَيَخَافُهُ مَلِكُ بَنِي الأَصْفَرِ - قَالَ - فَمَا زِلْتُ مُوقِنًا بِأَمْرِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ سَيَظْهَرُ حَتَّى أَدْخَلَ اللَّهُ عَلَىَّ الإِسْلاَمَ .
Bize İshâk b. İbrâhîm el-Hanzalî, İbn Ebî Ömer, Muhammed b. Râfi ve Abd b. Humeyd anlattı -lafız İbn Râfi'ye aittir-. İbn Râfi ve İbn Ebî Ömer: “Bize anlattı”; diğer ikisi: “Bize Abdürrezzâk haber verdi” dediler; bize Ma'mer haber verdi; Zührî'den; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den; İbn Abbâs'tan [naklen]. Ebu Süfyân ona bizzat şöyle anlatmıştır: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile aramızda olan barış süresi içinde yola çıkmıştım. Ben Şam'da bulunduğum sırada, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den Bizans İmparatoru Herakliyus'a bir mektup getirildi. Dihye el-Kelbî o mektubu getirmiş ve onu Busra Valisine vermişti; Busra Valisi de onu Herakliyus'a teslim etti. Herakliyus: “Burada, peygamber olduğunu iddia eden şu adamın kavminden kimse var mı?” dedi. “Evet” dediler. Dedi ki: Kureyş'ten bir grup içinde çağrıldım. Yanına girdik, bizi önünde oturttu ve: “Peygamber olduğunu iddia eden şu adama soyca en yakın olanınız hanginizdir?” dedi. Ebu Süfyân dedi ki: “Benim” dedim. Beni tam önüne, arkadaşlarımı ise arkama oturttular. Sonra tercümanını çağırıp ona şöyle dedi: “Onlara de ki; ben buna peygamber olduğunu iddia eden şu adam hakkında bazı şeyler soracağım. Eğer bana yalan söylerse, siz onu yalanlayın.” Ebu Süfyân dedi ki: Vallahi, yalanımın nakledilmesi korkusu olmasaydı, mutlaka yalan söylerdim. Sonra tercümanına: “Ona sor; onun aranızdaki soyu nasıldır?” dedi. “O, içimizde soylu biridir” dedim. “Onun atalarından hiç kral var mıydı?” dedi. “Hayır” dedim. “O, bu sözleri söylemeden önce onu hiç yalan söylemekle itham eder miydiniz?” dedi. “Hayır” dedim. “Ona insanların ileri gelenleri mi tabi oluyor yoksa zayıf olanları mı?” dedi. “Zayıf olanları” dedim. “Artıyorlar mı yoksa eksiliyorlar mı?” dedi. “Hayır, aksine artıyorlar” dedim. “Onun dinine girdikten sonra, o dine kızarak ondan dönen oluyor mu?” dedi. “Hayır” dedim. “Onunla savaştınız mı?” dedi. “Evet” dedim. “Savaşınız nasıl oldu?” dedi. “Savaş aramızda nöbetleşedir; bazen o bize galip gelir, bazen biz ona galip geliriz” dedim. “Vefasızlık yapar mı?” dedi. “Hayır; ancak biz şimdi onunla belli bir süreliğine barış halindeyiz, bu süre zarfında ne yapacağını bilmiyoruz” dedim. Ebu Süfyân dedi ki: Vallahi, bu sözden başka araya bir şey sıkıştırabileceğim hiçbir kelime bulamadım. Herakliyus: “Bu sözü ondan önce söyleyen kimse oldu mu?” dedi. “Hayır” dedim. Sonra tercümanına dedi ki: “Ona de ki; sana soyunu sordum, onun aranızda soylu biri olduğunu söyledin. Peygamberler de böyledir; kavimlerinin soyluları arasından gönderilirler. Atalarından kral olup olmadığını sordum, olmadığını söyledin. Eğer atalarından bir kral olsaydı, ‘Atalarının krallığını geri isteyen bir adamdır’ derdim. Ona tabi olanların zayıflar mı yoksa ileri gelenler mi olduğunu sordum, zayıflar olduğunu söyledin; peygamberlerin takipçileri de onlardır. Bu sözü söylemeden önce onu hiç yalan söylemekle itham edip etmediğinizi sordum, etmediğinizi söyledin. Ben biliyorum ki; insanlara yalan söylemeyi terk eden bir kimse, gidip de Allah adına yalan söyleyecek değildir. Dinine girdikten sonra ona kızarak dönen olup olmadığını sordum, olmadığını söyledin. İman, kalplerin neşesine karıştığı zaman böyledir. Sayılarının artıp artmadığını sordum, arttıklarını söyledin. İman da kemale erene kadar böyledir. Onunla savaştığınızı sordum, savaşın aranızda nöbetleşe olduğunu söyledin. Peygamberler de böyledir; imtihan olunurlar, sonra zafer onların olur. Vefasızlık yapıp yapmadığını sordum, yapmadığını söyledin. Peygamberler de böyledir, vefasızlık yapmazlar. Bu sözü ondan önce söyleyen olup olmadığını sordum, olmadığını söyledin. Eğer ondan önce bunu söyleyen biri olsaydı, ‘Kendisinden önce söylenmiş bir söze uyan biridir’ derdim.” Sonra Hirakl: “Size neyi emrediyor?” dedi. “Bize namazı, zekatı, akrabalık bağını ve iffetli olmayı emrediyor” dedim. Hirakl: “Eğer bu söylediklerin doğruysa, o gerçekten bir peygamberdir. Ben onun çıkacağını biliyordum ancak sizden olacağını tahmin etmiyordum. Eğer onun yanına varabileceğimi bilseydim, onunla karşılaşmayı çok isterdim. Yanında olsaydım, ayaklarını yıkardım. Onun hükümranlığı mutlaka şu ayaklarımın altındaki yere kadar ulaşacaktır” dedi. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in mektubunu istedi ve okudu. Mektupta şöyle yazıyordu: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah'ın Resulü Muhammed'den, Bizans'ın büyüğü Herakliyus'a. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun. Bundan sonra; seni İslam davetiyle çağırıyorum. Müslüman ol ki selamete eresin; Müslüman ol ki Allah sana ecrini iki kat versin. Eğer yüz çevirirsen, halkın günahı senin üzerinedir. { يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَنْ لاَ نَعْبُدَ إِلاَّ اللَّهَ وَلاَ نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلاَ يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ } ‘Ey Kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak bir söze gelin: Yalnız Allah’a ibadet edelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da bir kısmımız diğer bir kısmımızı rab edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse, Şahit olun ki biz Müslümanız deyin.’” Mektubun okunması bitince, yanında sesler yükseldi, gürültü çoğaldı ve biz dışarı çıkarıldık. Arkadaşlarıma dedim ki: “Muhammed'in işi gerçekten büyüdü! Bizans'ın kralı bile ondan korkuyor!” Ebu Süfyân dedi ki: Allah gönlüme İslam'ı sokana kadar, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in davasının mutlaka galip geleceğine inanmaya devam ettim.
1773_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ حَسَنٌ الْحُلْوَانِيُّ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - وَهُوَ ابْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ - حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَزَادَ فِي الْحَدِيثِ وَكَانَ قَيْصَرُ لَمَّا كَشَفَ اللَّهُ عَنْهُ جُنُودَ فَارِسَ مَشَى مِنْ حِمْصَ إِلَى إِيلِيَاءَ شُكْرًا لِمَا أَبْلاَهُ اللَّهُ . وَقَالَ فِي الْحَدِيثِ " مِنْ مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ وَرَسُولِهِ " . وَقَالَ " إِثْمَ الْيَرِيسِيِّينَ " . وَقَالَ " بِدَاعِيَةِ الإِسْلاَمِ " .
Bunu bize Hasan el-Hulvânî ve Abd b. Humeyd anlattı. Dediler ki: Bize Yakub -ki o İbn İbrâhîm b. Sa'd'dır- anlattı; bize babam anlattı; Sâlih'ten; İbn Şihâb'dan; bu isnad ile [nakletti]. Hadiste şunu ekledi: Sezar, Allah kendisinden Pers ordularını uzaklaştırınca, Allah'ın kendisine verdiği bu nimete şükür olarak Humus'tan İliya'ya [Kudüs'e] yaya olarak yürüdü. Hadiste ayrıca şu ifadeleri zikretti: “Allah'ın kulu ve Resulü Muhammed'den.” Ve: “Yerîsiyyîn'in günahı” dedi. Ve: “İslam davetiyle” dedi.
1774_1. Hadis
حَدَّثَنِي يُوسُفُ بْنُ حَمَّادٍ الْمَعْنِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَتَبَ إِلَى كِسْرَى وَإِلَى قَيْصَرَ وَإِلَى النَّجَاشِيِّ وَإِلَى كُلِّ جَبَّارٍ يَدْعُوهُمْ إِلَى اللَّهِ تَعَالَى وَلَيْسَ بِالنَّجَاشِيِّ الَّذِي صَلَّى عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم .
Bana Yûsuf b. Hammâd el-Ma'nî anlattı; bize Abdül'a'lâ anlattı; Saîd'den; Katâde'den; Enes'ten [naklen]: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem; Kisrâ'ya, Sezar'a, Necaşî'ye ve her bir zorba yöneticiye, onları Allah Teâlâ'ya davet eden mektuplar yazdı. Bu mektup yazılan Necaşî, üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in namaz kıldığı Necaşî değildi.
1774_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرُّزِّيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَطَاءٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم . بِمِثْلِهِ وَلَمْ يَقُلْ وَلَيْسَ بِالنَّجَاشِي الَّذِي صَلَّى عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم .
Bunu bize Muhammed b. Abdullah er-Ruzzî anlattı; bize Abdülvehhâb b. Atâ anlattı; Saîd'den; Katâde'den; bize Enes b. Mâlik anlattı; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen]. Önceki hadisin benzeriyle. Ancak bu rivayette: “Ve o, üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in namaz kıldığı Necaşî değildi” ifadesini söylemedi.
1774_3. Hadis
وَحَدَّثَنِيهِ نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ الْجَهْضَمِيُّ، أَخْبَرَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي خَالِدُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، وَلَمْ يَذْكُرْ وَلَيْسَ بِالنَّجَاشِيِّ الَّذِي صَلَّى عَلَيْهِ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم .
Ve bana bunu Nasr b. Ali el-Cehdamî anlattı; bana babam haber verdi; bana Hâlid b. Kays anlattı; Katâde'den; Enes'den [naklen]. Ravi: “Ve o, üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in namaz kıldığı Necaşî değildi” ifadesini zikretmedi.
1775_1. Hadis
وَحَدَّثَنِي أَبُو الطَّاهِرِ، أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ سَرْحٍ أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ حَدَّثَنِي كَثِيرُ بْنُ عَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، قَالَ قَالَ عَبَّاسٌ شَهِدْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ حُنَيْنٍ فَلَزِمْتُ أَنَا وَأَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ نُفَارِقْهُ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَغْلَةٍ لَهُ بَيْضَاءَ أَهْدَاهَا لَهُ فَرْوَةُ بْنُ نُفَاثَةَ الْجُذَامِيُّ فَلَمَّا الْتَقَى الْمُسْلِمُونَ وَالْكُفَّارُ وَلَّى الْمُسْلِمُونَ مُدْبِرِينَ فَطَفِقَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَرْكُضُ بَغْلَتَهُ قِبَلَ الْكُفَّارِ قَالَ عَبَّاسٌ وَ أَنَا آخِذٌ بِلِجَامِ بَغْلَةِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَكُفُّهَا إِرَادَةَ أَنْ لاَ تُسْرِعَ وَأَبُو سُفْيَانَ آخِذٌ بِرِكَابِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَىْ عَبَّاسُ نَادِ أَصْحَابَ السَّمُرَةِ " . فَقَالَ عَبَّاسٌ وَكَانَ رَجُلاً صَيِّتًا فَقُلْتُ بِأَعْلَى صَوْتِي أَيْنَ أَصْحَابُ السَّمُرَةِ قَالَ فَوَاللَّهِ لَكَأَنَّ عَطْفَتَهُمْ حِينَ سَمِعُوا صَوْتِي عَطْفَةُ الْبَقَرِ عَلَى أَوْلاَدِهَا . فَقَالُوا يَا لَبَّيْكَ يَا لَبَّيْكَ - قَالَ - فَاقْتَتَلُوا وَالْكُفَّارَ وَالدَّعْوَةُ فِي الأَنْصَارِ يَقُولُونَ يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ يَا مَعْشَرَ الأَنْصَارِ قَالَ ثُمَّ قُصِرَتِ الدَّعْوَةُ عَلَى بَنِي الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ فَقَالُوا يَا بَنِي الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ يَا بَنِي الْحَارِثِ بْنِ الْخَزْرَجِ . فَنَظَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ عَلَى بَغْلَتِهِ كَالْمُتَطَاوِلِ عَلَيْهَا إِلَى قِتَالِهِمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَذَا حِينَ حَمِيَ الْوَطِيسُ " . قَالَ ثُمَّ أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَصَيَاتٍ فَرَمَى بِهِنَّ وُجُوهَ الْكُفَّارِ ثُمَّ قَالَ " انْهَزَمُوا وَرَبِّ مُحَمَّدٍ " . قَالَ فَذَهَبْتُ أَنْظُرُ فَإِذَا الْقِتَالُ عَلَى هَيْئَتِهِ فِيمَا أَرَى - قَالَ - فَوَاللَّهِ مَا هُوَ إِلاَّ أَنْ رَمَاهُمْ بِحَصَيَاتِهِ فَمَا زِلْتُ أَرَى حَدَّهُمْ كَلِيلاً وَأَمْرَهُمْ مُدْبِرًا .
Ve bana Ebu't-Tâhir Ahmed b. Amr b. Serh anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus haber verdi; İbn Şihâb'dan; Kesîr b. Abbâs b. Abdülmuttalib'in bana anlattığına göre; Abbâs şöyle demiştir: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Huneyn günü [savaşta] bulundum. Ben ve Ebu Süfyân b. el-Hâris b. Abdülmuttalib, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından hiç ayrılmadık. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ferve b. Nüfâse el-Cüzâmî'nin kendisine hediye ettiği beyaz bir katır üzerindeydi. Müslümanlarla kâfirler karşı karşıya gelince, Müslümanlar arkalarını dönüp kaçmaya başladılar. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem katırını kâfirlere doğru sürmeye başladı. Abbâs dedi ki: Ben, çok hızlanmasın diye Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in katırının yularından tutuyor, onu engellemeye çalışıyordum. Ebu Süfyân da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in üzengisini tutuyordu. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Abbâs! Semüre ashabına seslen” buyurdu. Abbâs -ki sesi gür bir adamdı- dedi ki: En yüksek sesimle: “Semüre ashabı nerede?” diye bağırdım. Vallahi, sesimi duyduklarında onların geri dönüşleri, ineğin yavrularına olan düşkünlüğü gibiydi! “Lebbeyk, lebbeyk!” dediler. Geri dönüp kâfirlerle savaşa tutuştular. [O sırada] nida Ansâr içindeydi; “Ey Ansâr topluluğu! Ey Ansâr topluluğu!” diyorlardı. Sonra bu nida Benî el-Hâris b. Hazrec üzerinde yoğunlaştı; “Ey Benî el-Hâris b. Hazrec! Ey Benî el-Hâris b. Hazrec!” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem katırının üzerinde boynunu uzatıp onların savaşına bakınca: “İşte şimdi fırın kızıştı!” buyurdu. Dedi ki: Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir avuç çakıl taşı aldı ve onları kâfirlerin yüzlerine doğru fırlattı. Sonra: “Muhammed'in Rabbine yemin olsun ki bozguna uğradılar!” buyurdu. Abbâs dedi ki: Gidip baktığımda savaş hala aynı şiddetiyle devam ediyordu. Vallahi, o taşları onlara fırlattığı andan itibaren, onların güçlerinin kırıldığını ve işlerinin bozulduğunu görmeye devam ettim.
1775_2. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، جَمِيعًا عَنْ عَبْدِ، الرَّزَّاقِ أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ . نَحْوَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ فَرْوَةُ بْنُ نُعَامَةَ الْجُذَامِيُّ . وَقَالَ " انْهَزَمُوا وَرَبِّ الْكَعْبَةِ انْهَزَمُوا وَرَبِّ الْكَعْبَةِ " . وَزَادَ فِي الْحَدِيثِ حَتَّى هَزَمَهُمُ اللَّهُ قَالَ وَكَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَرْكُضُ خَلْفَهُمْ عَلَى بَغْلَتِهِ .
Bunu bize İshâk b. İbrâhîm, Muhammed b. Râfi ve Abd b. Humeyd anlattı. Hepsi Abdürrezzâk'tan; bize Ma'mer haber verdi; Zührî'den; bu isnad ile [naklettiler]. Önceki rivayetin benzeridir; ancak burada: “Ferve b. Nuâme el-Cüzâmî” dedi. Ve: “Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki bozguna uğradılar! Kabe'nin Rabbine yemin olsun ki bozguna uğradılar!” dedi. Hadiste şunu da ekledi: Nihayet Allah onları bozguna uğrattı. [Ravi] dedi ki: Sanki şu an Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in katırının üzerinde onların peşinden gittiğini görür gibiyim.
1775_3. Hadis
وَحَدَّثَنَاهُ ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي كَثِيرُ، بْنُ الْعَبَّاسِ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كُنْتُ مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ حُنَيْنٍ . وَسَاقَ الْحَدِيثَ . غَيْرَ أَنَّ حَدِيثَ يُونُسَ وَحَدِيثَ مَعْمَرٍ أَكْثَرُ مِنْهُ وَأَتَمُّ .
Bunu bize İbn Ebî Ömer anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; Zührî'den; dedi ki: Kesîr b. el-Abbâs bana babasından haber verdi; dedi ki: “Huneyn günü Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdim...” [Ravi] hadisi sevk etti. Ancak Yûnus'un ve Ma'mer'in hadisi bu rivayetten daha çok ve daha tamdır.
1776_1. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا أَبُو خَيْثَمَةَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ قَالَ رَجُلٌ لِلْبَرَاءِ يَا أَبَا عُمَارَةَ أَفَرَرْتُمْ يَوْمَ حُنَيْنٍ قَالَ لاَ وَاللَّهِ مَا وَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَلَكِنَّهُ خَرَجَ شُبَّانُ أَصْحَابِهِ وَأَخِفَّاؤُهُمْ حُسَّرًا لَيْسَ عَلَيْهِمْ سِلاَحٌ أَوْ كَثِيرُ سِلاَحٍ فَلَقُوا قَوْمًا رُمَاةً لاَ يَكَادُ يَسْقُطُ لَهُمْ سَهْمٌ جَمْعَ هَوَازِنَ وَبَنِي نَصْرٍ فَرَشَقُوهُمْ رَشْقًا مَا يَكَادُونَ يُخْطِئُونَ فَأَقْبَلُوا هُنَاكَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَغْلَتِهِ الْبَيْضَاءِ وَأَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ يَقُودُ بِهِ فَنَزَلَ فَاسْتَنْصَرَ وَقَالَ " أَنَا النَّبِيُّ لاَ كَذِبْ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبْ " . ثُمَّ صَفَّهُمْ .
Bize Yahyâ b. Yahyâ anlattı; bize Ebu Heyseme haber verdi; Ebu İshâk'tan; dedi ki: Bir adam Berâ'ya: “Ey Ebu Umâre! Huneyn günü kaçtınız mı?” dedi. [Berâ] şöyle cevap verdi: “Hayır, vallahi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem arkasını dönüp kaçmadı. Lakin ashabından genç olanlar ve hazırlıksız olanlar, üzerlerinde silah yokken veya az silah varken çıktılar. Onlar, okları neredeyse hiç boşa gitmeyen okçu bir toplulukla; Hevâzin ve Benî Nasr birliğiyle karşılaştılar. [Düşmanlar] onları neredeyse hiç sektirmeden ok yağmuruna tuttular. Bunun üzerine bizimkiler oradan Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e doğru geldiler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem beyaz katırı üzerindeydi ve Ebu Süfyân b. el-Hâris b. Abdülmuttalib katırı yularından tutup götürüyordu. [Resulullah] aşağı indi, yardım diledi ve şöyle dedi: ‘Ben Nebiyim, yalan yok! Ben Abdülmuttalib'in oğluyum!’ Sonra onları safa dizdi.”
1776_2. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ جَنَابٍ الْمِصِّيصِيُّ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ زَكَرِيَّاءَ، عَنْ أَبِي، إِسْحَاقَ قَالَ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى الْبَرَاءِ فَقَالَ أَكُنْتُمْ وَلَّيْتُمْ يَوْمَ حُنَيْنٍ يَا أَبَا عُمَارَةَ فَقَالَ أَشْهَدُ عَلَى نَبِيِّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا وَلَّى وَلَكِنَّهُ انْطَلَقَ أَخِفَّاءُ مِنَ النَّاسِ وَحُسَّرٌ إِلَى هَذَا الْحَىِّ مِنْ هَوَازِنَ وَهُمْ قَوْمٌ رُمَاةٌ فَرَمَوْهُمْ بِرِشْقٍ مِنْ نَبْلٍ كَأَنَّهَا رِجْلٌ مِنْ جَرَادٍ فَانْكَشَفُوا فَأَقْبَلَ الْقَوْمُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَأَبُو سُفْيَانَ بْنُ الْحَارِثِ يَقُودُ بِهِ بَغْلَتَهُ فَنَزَلَ وَدَعَا وَاسْتَنْصَرَ وَهُوَ يَقُولُ " أَنَا النَّبِيُّ لاَ كَذِبْ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبْ اللَّهُمَّ نَزِّلْ نَصْرَكَ " . قَالَ الْبَرَاءُ كُنَّا وَاللَّهِ إِذَا احْمَرَّ الْبَأْسُ نَتَّقِي بِهِ وَإِنَّ الشُّجَاعَ مِنَّا لَلَّذِي يُحَاذِي بِهِ . يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ahmed b. Cenâb el-Mıssîsî anlattı; bize Îsâ b. Yûnus anlattı; Zekeriyyâ'dan; Ebu İshâk'tan; dedi ki: Bir adam Berâ'ya gelip: “Ey Ebu Umâre! Huneyn günü arkanızı dönüp kaçtınız mı?” dedi. [Berâ] şöyle dedi: “Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem'in kaçmadığına şahitlik ederim. Lakin Müslümanlardan hazırlıksız ve silahsız bazı kimseler, okçu bir topluluk olan şu Hevâzin kabilesine doğru ilerlediler. [Düşmanlar] onları çekirge sürüsü gibi bir ok yağmuruna tuttular. Bunun üzerine bizimkiler dağıldılar ve Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e doğru geldiler. Ebu Süfyân b. el-Hâris, Resulullah'ın katırını yularından tutuyordu. [Resulullah] aşağı indi, dua etti ve yardım diledi; bir yandan da şöyle diyordu: ‘Ben Nebiyim, yalan yok! Ben Abdülmuttalib'in oğluyum! Allah'ım yardımını indir!’ Berâ devamla dedi ki: Vallahi biz, savaş kızıştığında O'nunla korunurduk. Bizim en cesurumuz, O'nunla aynı hizada durabilendi.”
1776_3. Hadis
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ، بْنُ جَعْفَرٍ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ، وَسَأَلَهُ، رَجُلٌ مِنْ قَيْسٍ أَفَرَرْتُمْ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ حُنَيْنٍ فَقَالَ الْبَرَاءُ وَلَكِنْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَفِرَّ وَكَانَتْ هَوَازِنُ يَوْمَئِذٍ رُمَاةً وَإِنَّا لَمَّا حَمَلْنَا عَلَيْهِمُ انْكَشَفُوا فَأَكْبَبْنَا عَلَى الْغَنَائِمِ فَاسْتَقْبَلُونَا بِالسِّهَامِ وَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى بَغْلَتِهِ الْبَيْضَاءِ وَإِنَّ أَبَا سُفْيَانَ بْنَ الْحَارِثِ آخِذٌ بِلِجَامِهَا وَهُوَ يَقُولُ " أَنَا النَّبِيُّ لاَ كَذِبْ أَنَا ابْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبْ " .
Ve bize Muhammed b. el-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattı -lafız İbn el-Müsennâ'ya aittir-. Dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be anlattı; Ebu İshâk'tan; dedi ki: Berâ'yı işittim; Kays'tan bir adam ona: “Huneyn günü Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından kaçtınız mı?” diye soruyordu. Berâ şöyle dedi: “Lakin Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem kaçmadı. Hevâzin o gün okçu bir topluluktu. Biz onlara saldırdığımızda önce dağıldılar; bunun üzerine biz hemen ganimetlere yöneldik. Tam o sırada bizi ok yağmuruna tuttular. Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i beyaz katırı üzerinde gördüm; Ebu Süfyân b. el-Hâris onun yularından tutuyordu ve şöyle diyordu: ‘Ben Nebiyim, yalan yok! Ben Abdülmuttalib'in oğluyum!’”
1776_4. Hadis
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ قَالُوا حَدَّثَنَا يَحْيَى، بْنُ سَعِيدٍ عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ قَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا أَبَا عُمَارَةَ . فَذَكَرَ الْحَدِيثَ وَهُوَ أَقَلُّ مِنْ حَدِيثِهِمْ وَهَؤُلاَءِ أَتَمُّ حَدِيثًا .
Ve bana Züheyr b. Harb, Muhammed b. el-Müsennâ ve Ebu Bekr b. Hallâd anlattı. Dediler ki: Bize Yahyâ b. Saîd anlattı; Süfyân'dan; dedi ki: Bana Ebu İshâk anlattı; Berâ'dan [naklen]. Dedi ki: Bir adam ona: “Ey Ebu Umâre!” dedi... [Ravi] hadisi zikretti. Bu rivayet onların hadisinden daha kısa dır; onlarınki ise daha tamdır.
1777. Hadis
وَحَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ يُونُسَ الْحَنَفِيُّ، حَدَّثَنَا عِكْرِمَةُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنِي إِيَاسُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنِي أَبِي قَالَ، غَزَوْنَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُنَيْنًا فَلَمَّا وَاجَهْنَا الْعَدُوَّ تَقَدَّمْتُ فَأَعْلُو ثَنِيَّةً فَاسْتَقْبَلَنِي رَجُلٌ مِنَ الْعَدُوِّ فَأَرْمِيهِ بِسَهْمٍ فَتَوَارَى عَنِّي فَمَا دَرَيْتُ مَا صَنَعَ وَنَظَرْتُ إِلَى الْقَوْمِ فَإِذَا هُمْ قَدْ طَلَعُوا مِنْ ثَنِيَّةٍ أُخْرَى فَالْتَقَوْا هُمْ وَصَحَابَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَوَلَّى صَحَابَةُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَأَرْجِعُ مُنْهَزِمًا وَعَلَىَّ بُرْدَتَانِ مُتَّزِرًا بِإِحْدَاهُمَا مُرْتَدِيًا بِالأُخْرَى فَاسْتَطْلَقَ إِزَارِي فَجَمَعْتُهُمَا جَمِيعًا وَمَرَرْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُنْهَزِمًا وَهُوَ عَلَى بَغْلَتِهِ الشَّهْبَاءِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَقَدْ رَأَى ابْنُ الأَكْوَعِ فَزَعًا " . فَلَمَّا غَشُوا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَزَلَ عَنِ الْبَغْلَةِ ثُمَّ قَبَضَ قَبْضَةً مِنْ تُرَابٍ مِنَ الأَرْضِ ثُمَّ اسْتَقْبَلَ بِهِ وُجُوهَهُمْ فَقَالَ " شَاهَتِ الْوُجُوهُ " . فَمَا خَلَقَ اللَّهُ مِنْهُمْ إِنْسَانًا إِلاَّ مَلأَ عَيْنَيْهِ تُرَابًا بِتِلْكَ الْقَبْضَةِ فَوَلَّوْا مُدْبِرِينَ فَهَزَمَهُمُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ وَقَسَمَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَنَائِمَهُمْ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ .
Bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî anlattı; bize İkrime b. Ammâr anlattı; bana İyâs b. Seleme anlattı; bana babam [Seleme b. el-Ekva'] anlattı; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Huneyn'de gaza ettik. Düşmanla karşılaştığımızda ben öne geçip bir tepeye çıktım. Düşmandan bir adam beni karşıladı; ona bir ok attım, o da benden gizlendi; ne yaptığını bilemedim. Topluluğa baktığımda, onların başka bir tepeden çıktıklarını gördüm. Onlar ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı karşılaştılar. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı arkalarını dönüp kaçmaya başladılar. Ben de bozguna uğramış bir halde geri döndüm. Üzerimde iki hırka vardı; birini belime bağlamış, diğerini omuzlarıma almıştım. Belimdeki bağ çözüldü, ben de ikisini birden topladım. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından bozguna uğramış bir halde geçtim; o kır katırı üzerindeydi. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “İbnü'l-Ekva' gerçekten büyük bir korku görmüş” buyurdu. Düşmanlar Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in etrafını sarınca, [Nebi] katırından aşağı indi, sonra yerden bir avuç toprak aldı ve onu düşmanların yüzlerine doğru savurarak: “Yüzler çirkinleşsin!” buyurdu. Allah onlardan hiçbirini bırakmadı ki o bir avuç toprakla gözleri dolmasın. Hemen arkalarını dönüp kaçtılar. Allah azze ve celle onları bozguna uğrattı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de onların ganimetlerini Müslümanlar arasında paylaştırdı.
1778. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ جَمِيعًا عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ زُهَيْرٌ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ الشَّاعِرِ الأَعْمَى، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، بْنِ عَمْرٍو قَالَ حَاصَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَهْلَ الطَّائِفِ فَلَمْ يَنَلْ مِنْهُمْ شَيْئًا فَقَالَ " إِنَّا قَافِلُونَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ " . قَالَ أَصْحَابُهُ نَرْجِعُ وَلَمْ نَفْتَتِحْهُ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اغْدُوا عَلَى الْقِتَالِ " . فَغَدَوْا عَلَيْهِ فَأَصَابَهُمْ جِرَاحٌ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّا قَافِلُونَ غَدًا " . قَالَ فَأَعْجَبَهُمْ ذَلِكَ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم .
Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe, Züheyr b. Harb ve İbn Nümeyr anlattı. Hepsi Süfyân'dan. Züheyr: “Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı” dedi; Amr'dan; kör şair Ebu'l-Abbâs'tan; Abdullah b. Amr'dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem Taif halkını kuşattı ancak onlara karşı bir başarı elde edemedi. Bunun üzerine: “İnşallah dönüyoruz” buyurdu. Ashabı: “Fethi gerçekleştirmeden mi dönüyoruz?” dediler. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: “Sabah savaşa çıkın” buyurdu. Sabah erkenden savaşa çıktılar ve yaralandılar. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara: “Yarın dönüyoruz” buyurdu. Bu haber hoşlarına gitti; Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de buna gülümsedi.