1790_2. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْقَارِيَّ - عَنْ أَبِي حَازِمٍ، أَنَّهُ سَمِعَ سَهْلَ بْنَ سَعْدٍ، وَهُوَ يُسْأَلُ عَنْ جُرْحِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ أَمَ وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْرِفُ مَنْ كَانَ يَغْسِلُ جُرْحَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَمَنْ كَانَ يَسْكُبُ الْمَاءَ . وَبِمَاذَا دُووِيَ جُرْحُهُ . ثُمَّ ذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ عَبْدِ الْعَزِيزِ غَيْرَ أَنَّهُ زَادَ وَجُرِحَ وَجْهُهُ وَقَالَ مَكَانَ هُشِمَتْ كُسِرَتْ .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Yakub -yani İbn Abdurrahman el-Kârî- anlattı; Ebu Hâzim'den; o Sehl b. Sa'd'ı, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yaralanması hakkında sorulurken şöyle derken işitmiş: “Bakın, vallahi ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yarasını kimin yıkadığını, suyu kimin döktüğünü ve yarasının neyle tedavi edildiğini pekala biliyorum.” Sonra [ravi] Abdülaziz'in hadisi gibi zikretti. Ancak burada: “Yüzü yaralandı” ifadesini ekledi. ‘Huşimet’ yerine de ‘küsiret’ dedi.