Namaz Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

448_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ كُلُّهُمْ عَنْ جَرِيرٍ، - قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا جَرِيرُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ، - عَنْ مُوسَى بْنِ أَبِي عَائِشَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، فِي قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ‏}‏ قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا نَزَلَ عَلَيْهِ جِبْرِيلُ بِالْوَحْىِ كَانَ مِمَّا يُحَرِّكُ بِهِ لِسَانَهُ وَشَفَتَيْهِ فَيَشْتَدُّ عَلَيْهِ فَكَانَ ذَلِكَ يُعْرَفُ مِنْهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏ لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ‏}‏ أَخْذَهُ ‏{‏ إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ‏}‏ إِنَّ عَلَيْنَا أَنْ نَجْمَعَهُ فِي صَدْرِكَ ‏.‏ وَقُرْآنَهُ فَتَقْرَأُهُ ‏{‏ فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ‏}‏ قَالَ أَنْزَلْنَاهُ فَاسْتَمِعْ لَهُ ‏{‏ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ‏}‏ أَنْ نُبَيِّنَهُ بِلِسَانِكَ فَكَانَ إِذَا أَتَاهُ جِبْرِيلُ أَطْرَقَ فَإِذَا ذَهَبَ قَرَأَهُ كَمَا وَعَدَهُ اللَّهُ ‏.‏

Kuteybe b. Saîd, Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve İshâk b. İbrahim bize tahdis etti; hepsi Cerîr’den. -Ebû Bekr: “Cerîr b. Abdülhamîd bize tahdis etti” dedi.- [O da] Mûsâ b. Ebî Âişe’den; [o da] Saîd b. Cübeyr’den; [o da] İbn Abbâs’tan; Allah azze ve celle’nin: { لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ } “Onu çarçabuk almak için dilini kımıldatma” ayeti hakkında şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e Cebrâil vahiy getirdiği zaman, onu ezberlemek için dili ve dudaklarını kımıldatırdı. Bu ona ağır gelirdi ve bu durumu kendisinden belli olurdu. Bunun üzerine Allah Teâlâ: { لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ } ‘Onu çarçabuk almak için dilini kımıldatma’; { إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ } ‘Onu toplamak ve okutmak bize aittir’; (yani) onu senin göğsünde toplamamız ve senin onu okuman bize aittir. { فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ } ‘O halde onu okuduğumuz zaman sen onun okunuşuna uy’; (yani) ‘Biz onu indirdiğimizde onu dinle’. { إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ } ‘Sonra onu açıklamak da bize aittir’; (yani) ‘Onu senin dilinle açıklamamız da bize aittir’ buyurdu. Bundan sonra Cebrâil ona geldiğinde sessizce dinlerdi. O gidince, Allah’ın ona vaad ettiği üzere onu okurdu.”