2542_3. Hadis
حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا - وَاللَّفْظُ، لاِبْنِ الْمُثَنَّى - حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ أُسَيْرِ بْنِ جَابِرٍ، قَالَ كَانَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ إِذَا أَتَى عَلَيْهِ أَمْدَادُ أَهْلِ الْيَمَنِ سَأَلَهُمْ أَفِيكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ حَتَّى أَتَى عَلَى أُوَيْسٍ فَقَالَ أَنْتَ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ قَالَ نَعَمْ . قَالَ مِنْ مُرَادٍ ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ قَالَ نَعَمْ . قَالَ فَكَانَ بِكَ بَرَصٌ فَبَرَأْتَ مِنْهُ إِلاَّ مَوْضِعَ دِرْهَمٍ قَالَ نَعَمْ . قَالَ لَكَ وَالِدَةٌ قَالَ نَعَمْ . قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَأْتِي عَلَيْكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ مَعَ أَمْدَادِ أَهْلِ الْيَمَنِ مِنْ مُرَادٍ ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ كَانَ بِهِ بَرَصٌ فَبَرَأَ مِنْهُ إِلاَّ مَوْضِعَ دِرْهَمٍ لَهُ وَالِدَةٌ هُوَ بِهَا بَرٌّ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ يَسْتَغْفِرَ لَكَ فَافْعَلْ " . فَاسْتَغْفِرْ لِي . فَاسْتَغْفَرَ لَهُ . فَقَالَ لَهُ عُمَرُ أَيْنَ تُرِيدُ قَالَ الْكُوفَةَ . قَالَ أَلاَ أَكْتُبُ لَكَ إِلَى عَامِلِهَا قَالَ أَكُونُ فِي غَبْرَاءِ النَّاسِ أَحَبُّ إِلَىَّ . قَالَ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْعَامِ الْمُقْبِلِ حَجَّ رَجُلٌ مِنْ أَشْرَافِهِمْ فَوَافَقَ عُمَرَ فَسَأَلَهُ عَنْ أُوَيْسٍ قَالَ تَرَكْتُهُ رَثَّ الْبَيْتِ قَلِيلَ الْمَتَاعِ . قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " يَأْتِي عَلَيْكُمْ أُوَيْسُ بْنُ عَامِرٍ مَعَ أَمْدَادِ أَهْلِ الْيَمَنِ مِنْ مُرَادٍ ثُمَّ مِنْ قَرَنٍ كَانَ بِهِ بَرَصٌ فَبَرَأَ مِنْهُ إِلاَّ مَوْضِعَ دِرْهَمٍ لَهُ وَالِدَةٌ هُوَ بِهَا بَرٌّ لَوْ أَقْسَمَ عَلَى اللَّهِ لأَبَرَّهُ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ يَسْتَغْفِرَ لَكَ فَافْعَلْ " . فَأَتَى أُوَيْسًا فَقَالَ اسْتَغْفِرْ لِي . قَالَ أَنْتَ أَحْدَثُ عَهْدًا بِسَفَرٍ صَالِحٍ فَاسْتَغْفِرْ لِي . قَالَ اسْتَغْفِرْ لِي . قَالَ أَنْتَ أَحْدَثُ عَهْدًا بِسَفَرٍ صَالِحٍ فَاسْتَغْفِرْ لِي . قَالَ لَقِيتَ عُمَرَ قَالَ نَعَمْ . فَاسْتَغْفَرَ لَهُ . فَفَطِنَ لَهُ النَّاسُ فَانْطَلَقَ عَلَى وَجْهِهِ . قَالَ أُسَيْرٌ وَكَسَوْتُهُ بُرْدَةً فَكَانَ كُلَّمَا رَآهُ إِنْسَانٌ قَالَ مِنْ أَيْنَ لأُوَيْسٍ هَذِهِ الْبُرْدَةُ
Bize İshak b. İbrahim el-Hanzalî, Muhammed b. el-Müsennâ ve Muhammed b. Beşşâr anlattılar. İshak “Bize haber verdi”, diğer ikisi ise “Bize anlattı” dediler -lafız İbnü’l-Müsennâ’nındır-. Bize Muâz b. Hişâm anlattı; bana babam anlattı; Katâde’den; Zürâra b. Evfâ’dan; Useyr b. Câbir’den; dedi ki: Ömer b. el-Hattâb [radıyallahu anh], Yemen halkından yardımcı birlikler (emdâd) geldikçe onlara: “Aranızda Üveys b. Âmir var mı?” diye sorardı. Nihayet Üveys’e [rastlayınca] ona: “Sen Üveys b. Âmir misin?” diye sordu. [Üveys]: “Evet.” dedi. Ömer: “Murad [kabilesinden], sonra da Karan [kolundan] mısın?” dedi. “Evet.” dedi. Ömer: “Sende alaca hastalığı (baras) vardı da, bir dirhem yeri kadar [bir iz] hariç ondan kurtuldun, değil mi?” diye sordu. “Evet.” dedi. Ömer: “Bir annen var mı?” dedi. “Evet.” dedi. [Bunun üzerine] Ömer şöyle dedi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Size Yemen halkının yardımcı birlikleriyle birlikte Murad’dan, sonra da Karan’dan Üveys b. Âmir gelecektir. Kendisinde alaca hastalığı vardı da bir dirhem yeri kadar [bir iz] hariç ondan kurtuldu. Onun bir annesi vardır ki ona karşı çok iyidir (berr). Eğer o bir konuda Allah adına yemin etse, Allah mutlaka onun yeminini boşa çıkarmaz (isteğini yerine getirir). Eğer ondan kendin için bağışlanma dilemesini isteyebilirsen bunu yap!” [Ömer devamla]: “O halde benim için bağışlanma dile.” dedi. Üveys de onun için bağışlanma diledi. Ömer ona: “Nereye gitmek istiyorsun?” diye sordu. Üveys: “Kûfe’ye.” dedi. Ömer: “Senin için Kûfe valisine bir mektup yazayım mı?” deyince, Üveys: “[Sıradan] insanların tozlu topraklı (fakir) olanları arasında bulunmak benim için daha sevimlidir.” dedi. Ertesi yıl Kûfe eşrafından bir adam hacca gelince Ömer ile karşılaştı. Ömer ona Üveys’i sordu. Adam: “Onu evi barkı eski, eşyası az [bir halde] bıraktım.” dedi. Ömer: “Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Size Yemen halkının yardımcı birlikleriyle birlikte Murad’dan, sonra da Karan’dan Üveys b. Âmir gelecektir. Kendisinde alaca hastalığı vardı da bir dirhem yeri kadar [bir iz] hariç ondan kurtuldu. Onun bir annesi vardır ki ona karşı çok iyidir. Eğer o bir konuda Allah adına yemin etse, Allah mutlaka onun yeminini boşa çıkarmaz. Eğer ondan kendin için bağışlanma dilemesini isteyebilirsen bunu yap!’” dedi. Bunun üzerine o adam Üveys’e giderek: “Benim için bağışlanma dile.” dedi. Üveys: “Sen salih bir yolculuktan (hacdan) yeni döndün; asıl sen benim için bağışlanma dile.” dedi. Adam: “Benim için bağışlanma dile.” diye üsteledi. Üveys [tekrar]: “Sen salih bir yolculuktan yeni döndün; asıl sen benim için bağışlanma dile.” dedi. Üveys [ona]: “Yoksa Ömer ile mi karşılaştın?” dedi. Adam: “Evet.” deyince Üveys onun için bağışlanma diledi. [Böylece] insanlar onun [faziletini] anlayınca, [Üveys oradan ayrılıp] bilinmeyen bir yere doğru gitti. Useyr der ki: Ona bir bürde (örtü) giydirmiştim; ne zaman biri onu görse: “Üveys bu bürdeyi nereden buldu?” derdi.