2696. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ عَنْ مُوسَى الْجُهَنِيِّ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا مُوسَى الْجُهَنِيُّ، عَنْ مُصْعَبِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ عَلِّمْنِي كَلاَمًا أَقُولُهُ قَالَ " قُلْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ اللَّهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ كَثِيرًا سُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ " . قَالَ فَهَؤُلاَءِ لِرَبِّي فَمَا لِي قَالَ " قُلِ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَاهْدِنِي وَارْزُقْنِي " . قَالَ مُوسَى أَمَّا عَافِنِي فَأَنَا أَتَوَهَّمُ وَمَا أَدْرِي . وَلَمْ يَذْكُرِ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ فِي حَدِيثِهِ قَوْلَ مُوسَى .
Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe anlattı; bize Ali b. Müshir ve İbn Numeyr, Musa el-Cühenî'den anlattı. (H) Ve bize Muhammed b. Abdullah b. Numeyr anlattı —ki lafız ona aittir—; bize babam anlattı; bize Musa el-Cühenî anlattı; Mus'ab b. Sa'd'dan; babasından; dedi ki: Bir bedevi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e geldi ve: “Bana söyleyeceğim bir söz öğret,” dedi. [Peygamber] buyurdu ki: “Şöyle de: ‘Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh, Allâhu ekber kebîrâ ve’l-hamdü lillâhi kesîrâ, sübhânallâhi rabbi’l-âlemîn, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-azîzi’l-hakîm’ (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir ve ortağı yoktur. Allah alabildiğine büyüktür, Allah’a çokça hamdolsun, Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı tesbih ederim, güç ve kuvvet ancak Aziz ve Hakim olan Allah’ındır).” [Bedevi]: “Bunlar Rabbim içindir; ya benim için ne var?” dedi. [Peygamber] buyurdu ki: “Şöyle de: ‘Allah’ummagfir lî verhamnî vehdinî verzuknî’ (Allah’ım! Beni bağışla, bana merhamet et, bana hidayet ver ve beni rızıklandır).” Musa dedi ki: “[Hadis içindeki] ‘ve âfinî’ (bana afiyet ver) kısmına gelince; ben [onun söylenip söylenmediği konusunda] tereddüt ediyorum, tam bilmiyorum.” İbn Ebi Şeybe ise kendi hadisinde Musa’nın [bu tereddütlü] sözünü zikretmedi.