2770_3. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامِ، بْنِ عُرْوَةَ عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا ذُكِرَ مِنْ شَأْنِي الَّذِي ذُكِرَ وَمَا عَلِمْتُ بِهِ قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَطِيبًا فَتَشَهَّدَ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ " أَمَّا بَعْدُ أَشِيرُوا عَلَىَّ فِي أُنَاسٍ أَبَنُوا أَهْلِي وَايْمُ اللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَى أَهْلِي مِنْ سُوءٍ قَطُّ وَأَبَنُوهُمْ بِمَنْ وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَيْهِ مِنْ سُوءٍ قَطُّ وَلاَ دَخَلَ بَيْتِي قَطُّ إِلاَّ وَأَنَا حَاضِرٌ وَلاَ غِبْتُ فِي سَفَرٍ إِلاَّ غَابَ مَعِي " . وَسَاقَ الْحَدِيثَ بِقِصَّتِهِ وَفِيهِ وَلَقَدْ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْتِي فَسَأَلَ جَارِيَتِي فَقَالَتْ وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَيْهَا عَيْبًا إِلاَّ أَنَّهَا كَانَتْ تَرْقُدُ حَتَّى تَدْخُلَ الشَّاةُ فَتَأْكُلَ عَجِينَهَا أَوْ قَالَتْ خَمِيرَهَا - شَكَّ هِشَامٌ - فَانْتَهَرَهَا بَعْضُ أَصْحَابِهِ فَقَالَ اصْدُقِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَتَّى أَسْقَطُوا لَهَا بِهِ فَقَالَتْ سُبْحَانَ اللَّهِ وَاللَّهِ مَا عَلِمْتُ عَلَيْهَا إِلاَّ مَا يَعْلَمُ الصَّائِغُ عَلَى تِبْرِ الذَّهَبِ الأَحْمَرِ . وَقَدْ بَلَغَ الأَمْرُ ذَلِكَ الرَّجُلَ الَّذِي قِيلَ لَهُ فَقَالَ سُبْحَانَ اللَّهِ وَاللَّهِ مَا كَشَفْتُ عَنْ كَنَفِ أُنْثَى قَطُّ . قَالَتْ عَائِشَةُ وَقُتِلَ شَهِيدًا فِي سَبِيلِ اللَّهِ . وَفِيهِ أَيْضًا مِنَ الزِّيَادَةَ وَكَانَ الَّذِينَ تَكَلَّمُوا بِهِ مِسْطَحٌ وَحَمْنَةُ وَحَسَّانُ وَأَمَّا الْمُنَافِقُ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أُبَىٍّ فَهُوَ الَّذِي كَانَ يَسْتَوْشِيهِ وَيَجْمَعُهُ وَهُوَ الَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ وَحِمْنَةُ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Muhammed b. el-Alâ anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Üsâme, Hişâm b. Urve'den; o, babasından; o da Âişe'den [naklederek] anlattı; şöyle dedi: Benim hakkımda o söylentiler çıktığında ve ben henüz onlardan haberdar değilken, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem hatip olarak [minbere] çıktı. Teşehhüd getirdi, Allah'a layık olduğu şekilde hamdüsenada bulundu, sonra şöyle buyurdu: "Amma ba'd; aileme iftira atan (abânû) birtakım kimseler hakkında bana tavsiyede bulunun. Allah'a yemin olsun ki, ben ailem hakkında asla hiçbir kötülük bilmiş değilim. Onlara, kendisi hakkında —vallahi— asla hiçbir kötülük bilmediğim bir adamla (Safvân ile) iftira attılar. O [adam], benim evime ancak ben yanındayken girerdi ve ben ne zaman bir yolculuğa çıksam mutlaka o da benimle birlikte [orduda] bulunurdu." [Râvi] kıssasıyla birlikte hadisi sevk etti; [hadiste şu kısımlar da vardı]: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem benim evime girdi ve cariyeme [benim hakkımda] sordu. Cariye: 'Vallahi onda, ailesinin hamurunun başında uyuyakalması ve koyunun gelip o hamuru —veya mayayı (hamîr) dedi, Hişâm şüphe etti— yemesi dışında hiçbir kusur bilmiyorum,' dedi. Resulullah'ın ashabından bazıları cariyeyi azarlayarak: 'Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e doğruyu söyle!' dediler ve ona baskı yaptılar (eskatû lahâ). Cariye: 'Sübhânallâh! Vallahi ben onun hakkında, ancak bir sarrafın saf altın (tibr) hakkında bildiği [temizlik ve değer] dışında bir şey bilmiyorum,' dedi. İş kendisine isnat edilen o adama (Safvân'a) ulaştığında o şöyle dedi: 'Sübhânallâh! Vallahi ben herhangi bir kadının mahremiyetini (örtüsünü/kenef) asla açmış değilim.' Âişe der ki: [O zat] daha sonra Allah yolunda şehit olarak öldürüldü. Hadiste ayrıca şu ziyadelik de vardır: Bu söylentileri çıkaranlar Mıstah, Hamne ve Hassân idi. Münafık Abdullâh b. Übey'e gelince; o, bu iftirayı her taraftan sorup soruşturan (yestevşîhi), toplayıp yayan ve bu işin elebaşılığını yapan kişiydi; Hamne de öyleydi.