2798_2. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو سَعِيدٍ، الأَشَجُّ أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ صُبَيْحٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ جَاءَ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ رَجُلٌ فَقَالَ تَرَكْتُ فِي الْمَسْجِدِ رَجُلاً يُفَسِّرُ الْقُرْآنَ بِرَأْيِهِ يُفَسِّرُ هَذِهِ الآيَةَ { يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ} قَالَ يَأْتِي النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ دُخَانٌ فَيَأْخُذُ بِأَنْفَاسِهِمْ حَتَّى يَأْخُذَهُمْ مِنْهُ كَهَيْئَةِ الزُّكَامِ . فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ مَنْ عَلِمَ عِلْمًا فَلْيَقُلْ بِهِ وَمَنْ لَمْ يَعْلَمْ فَلْيَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ فَإِنَّ مِنْ فِقْهِ الرَّجُلِ أَنْ يَقُولَ لِمَا لاَ عِلْمَ لَهُ بِهِ اللَّهُ أَعْلَمُ . إِنَّمَا كَانَ هَذَا أَنَّ قُرَيْشًا لَمَّا اسْتَعْصَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم دَعَا عَلَيْهِمْ بِسِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ فَأَصَابَهُمْ قَحْطٌ وَجَهْدٌ حَتَّى جَعَلَ الرَّجُلُ يَنْظُرُ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرَى بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا كَهَيْئَةِ الدُّخَانِ مِنَ الْجَهْدِ وَحَتَّى أَكَلُوا الْعِظَامَ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَغْفِرِ اللَّهَ لِمُضَرَ فَإِنَّهُمْ قَدْ هَلَكُوا فَقَالَ " لِمُضَرَ إِنَّكَ لَجَرِيءٌ " . قَالَ فَدَعَا اللَّهَ لَهُمْ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ} قَالَ فَمُطِرُوا فَلَمَّا أَصَابَتْهُمُ الرَّفَاهِيَةُ - قَالَ - عَادُوا إِلَى مَا كَانُوا عَلَيْهِ - قَالَ - فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ} { يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ} قَالَ يَعْنِي يَوْمَ بَدْرٍ .
Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattılar; bize Ebû Muâviye ve Vekî' anlattı. (H) Bana Ebû Saîd el-Eşecc de anlattı; bize Vekî' haber verdi. (H) Bize Osmân b. Ebî Şeybe de anlattı; bize Cerîr anlattı. Bunların hepsi el-A'meş'ten [naklettiler]. (H) Bize Yahyâ b. Yahyâ ve Ebû Küreyb de anlattılar —ki lafız Yahyâ'nındır—; dediler ki: Bize Ebû Muâviye, el-A'meş'ten; o, Müslim b. Subayh'tan; o da Mesrûk'tan [naklederek] anlattı. [Mesrûk] şöyle dedi: Abdullâh [b. Mes'ûd]'un yanına bir adam gelip şöyle dedi: 'Mescit'te Kur'an'ı kendi görüşüne göre (bi-re'yihî) tefsir eden bir adam bıraktım; şu ayeti tefsir ediyordu: { يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ } "Gökyüzünün apaçık bir duman getireceği günü bekle." [Duhân sûresi, 10]. [Adam]: "Kıyamet günü insanlara öyle bir duman gelecek ki duman onların nefeslerini kesecek, hatta onları nezle (zükâm) gibi tutacaktır," diyordu.' Bunun üzerine Abdullâh şöyle dedi: 'Kim bir ilim biliyorsa onu söylesin; bilmeyen de: "Allah en iyi bilendir (Allâhu a'lem)," desin. Zira kişinin bilmediği bir şey hakkında: "Allah en iyi bilendir," demesi de bir kavrayış (fıkh) işaretidir.' 'Gerçekte bu olay şöyle olmuştur: Kureyş, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı direnip itaat etmeyince Efendimiz onların aleyhine, Yusuf'un [kıtlık] yılları gibi yıllar dileyerek dua etti. Bunun üzerine onları öyle bir kıtlık ve meşakkat yakaladı ki, kişi [açlıktan dolayı] kendisi ile gökyüzü arasında bir duman varmış gibi görmeye başladı; hatta kemik yediler. Derken Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir adam gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Mudar [kabilesi] için Allah'tan bağışlanma dile, zira onlar perişan oldular!" dedi. Efendimiz: "Demek Mudar için ha! Sen gerçekten çok cesursun (cerî')," buyurdu. [Mesrûk] dedi ki: Resulullah onlar için dua etti; bunun üzerine Allah Azze ve Celle şu ayeti indirdi: { إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ } "Biz azabı birazcık kaldırırız ama siz yine [eski küfrünüze] dönersiniz." [Duhân sûresi, 15]. [Mesrûk] dedi ki: Onlara yağmur verildi; fakat refaha ulaştıklarında yine eski hallerine [şirklerine] döndüler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle: { فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ } "Gökyüzünün apaçık bir duman getireceği günü bekle. O duman insanları sarar; bu acıklı bir azaptır" ve { يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ } "Biz o büyük şiddetle yakalayacağımız gün, mutlaka intikam alacağız" [Duhân sûresi, 16] ayetlerini indirdi. [Abdullâh] dedi ki: Bundan maksat Bedir günüdür.'