Kıyamet, Cennet ve Cehennemin Sıfatı Kitabı

Müslim · Sahih-i Müslim (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

2785. Hadis

حَدَّثَنِي أَبُو بَكْرِ بْنُ إِسْحَاقَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنِي الْمُغِيرَةُ، - يَعْنِي الْحِزَامِيَّ - عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ إِنَّهُ لَيَأْتِي الرَّجُلُ الْعَظِيمُ السَّمِينُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لاَ يَزِنُ عِنْدَ اللَّهِ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ اقْرَءُوا ‏{‏ فَلاَ نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَزْنًا‏}‏ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ebû Bekir b. İshâk anlattı; bize Yahyâ b. Bükeyr anlattı; bana el-Muğîre —ki o el-Hizâmî'dir— Ebû'z-Zinâd'dan; o, el-A'rec'den; o da Ebû Hüreyre'den; o da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] anlattı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Kıyamet günü, [dünyada] iri kıyım, semiz bir adam gelir de Allah katında bir sivrisinek kanadı (cenâhu baûda) kadar bile ağırlığı/değeri olmaz. [İsterseniz şu ayeti] okuyun: { فَلاَ نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَزْنًا } "Kıyamet günü onlar için hiçbir terazi kurmayız (onlara hiçbir değer vermeyiz)." (Kehf sûresi, 105)"

2786_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يُونُسَ، حَدَّثَنَا فُضَيْلٌ، - يَعْنِي ابْنَ عِيَاضٍ - عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبِيدَةَ السَّلْمَانِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ جَاءَ حَبْرٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ أَوْ يَا أَبَا الْقَاسِمِ إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يُمْسِكُ السَّمَوَاتِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى إِصْبَعٍ وَالأَرَضِينَ عَلَى إِصْبَعٍ وَالْجِبَالَ وَالشَّجَرَ عَلَى إِصْبَعٍ وَالْمَاءَ وَالثَّرَى عَلَى إِصْبَعٍ وَسَائِرَ الْخَلْقِ عَلَى إِصْبَعٍ ثُمَّ يَهُزُّهُنَّ فَيَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَنَا الْمَلِكُ ‏.‏ فَضَحِكَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تَعَجُّبًا مِمَّا قَالَ الْحَبْرُ تَصْدِيقًا لَهُ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏ وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّمَوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ‏}‏

Bize Ahmed b. Abdullâh b. Yûnus anlattı; bize Fudayl —ki o İbn İyâz'dır— Mansûr'dan; o, İbrâhim'den; o, Abîde es-Selmânî'den; o da Abdullâh b. Mes'ûd'dan [naklederek] anlattı. [Abdullâh b. Mes'ûd] şöyle dedi: [Yahudi] bir âlim (habr) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: 'Ey Muhammed! Ya da ey Ebû'l-Kāsım! Gerçek şu ki, Allah Teâlâ kıyamet gününde gökleri bir parmağı üzerine, yerleri bir parmağı üzerine, dağları ve ağaçları bir parmağı üzerine, suyu ve toprağı (serâ) bir parmağı üzerine ve diğer bütün yaratılmışları da bir parmağı üzerine alır. Sonra onları sarsarak: "Melik (hükümdar) Benim! Melik Benim!" buyurur,' dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, o âlimin söylediği şeyi tasdik ederek hayretinden güldü. Sonra şu ayeti okudu: { وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّمَوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ } "Onlar Allah'ı gereği gibi takdir edemediler. Halbuki kıyamet günü yer bütünüyle O'nun avucundadır; gökler de O'nun kudretiyle dürülmüş haldedir. O, onların ortak koştuklarından münezzehtir ve yücedir." (Zümer sûresi, 67)"

2786_2. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، كِلاَهُمَا عَنْ جَرِيرٍ، عَنْ مَنْصُورٍ، بِهَذَا الإِسْنَادِ قَالَ جَاءَ حَبْرٌ مِنَ الْيَهُودِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِ حَدِيثِ فُضَيْلٍ وَلَمْ يَذْكُرْ ثُمَّ يَهُزُّهُنَّ ‏.‏ وَقَالَ فَلَقَدْ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ تَعَجُّبًا لِمَا قَالَ تَصْدِيقًا لَهُ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ ‏{‏ وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ‏}‏ ‏"‏ ‏.‏ وَتَلاَ الآيَةَ ‏.‏

Bize Osmân b. Ebî Şeybe ve İshâk b. İbrâhim anlattılar; her ikisi de Cerîr'den; o da Mansûr'dan [naklederek] bu isnad ile anlattı. [Râvi] şöyle dedi: Yahudilerden bir âlim (habr) Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelerek Fudayl'ın hadisinin benzerini anlattı; lakin o, "sonra onları sarsar" kısmını zikretmedi. [Râvi] dedi ki: 'Andolsun ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in, [âlimin] söylediği şeye hayret ederek ve onu tasdik ederek azı dişleri (nevâkiz) görününceye kadar güldüğünü gördüm. Sonra Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: { وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ } "Onlar Allah'ı gereği gibi takdir edemediler." ayetini okudu ve ayetin [tamamını] tilavet etti."

2786_3. Hadis

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ سَمِعْتُ إِبْرَاهِيمَ، يَقُولُ سَمِعْتُ عَلْقَمَةَ، يَقُولُ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ جَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ يَا أَبَا الْقَاسِمِ إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَوَاتِ عَلَى إِصْبَعٍ وَالأَرَضِينَ عَلَى إِصْبَعٍ وَالشَّجَرَ وَالثَّرَى عَلَى إِصْبَعٍ وَالْخَلاَئِقَ عَلَى إِصْبَعٍ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَنَا الْمَلِكُ ‏.‏ قَالَ فَرَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏ وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ‏}‏

Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs anlattı; bize babam anlattı; bize el-A'meş anlattı; dedi ki: İbrâhim'i şöyle derken işittim: Alkame'yi şöyle derken işittim: [Alkame] dedi ki: Abdullâh [b. Mes'ûd] şöyle anlattı: Ehl-i Kitap'tan bir adam Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: 'Ey Ebû'l-Kāsım! Gerçek şu ki, Allah gökleri bir parmağı üzerine, yerleri bir parmağı üzerine; ağaçları ve toprağı (serâ) bir parmağı üzerine ve [diğer] mahlukatı da bir parmağı üzerine alır. Sonra: "Melik (hükümdar) Benim! Melik Benim!" buyurur,' dedi. [Abdullâh] dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in azı dişleri (nevâkiz) görününceye kadar güldüğünü gördüm. Sonra: { وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ } "Onlar Allah'ı gereği gibi takdir edemediler." ayetini okudu."

2786_4. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، بْنُ إِبْرَاهِيمَ وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ قَالاَ أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي، شَيْبَةَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّ فِي، حَدِيثِهِمْ جَمِيعًا وَالشَّجَرَ عَلَى إِصْبَعٍ وَالثَّرَى عَلَى إِصْبَعٍ وَلَيْسَ فِي حَدِيثِ جَرِيرٍ وَالْخَلاَئِقَ عَلَى إِصْبَعٍ ‏.‏ وَلَكِنْ فِي حَدِيثِهِ وَالْجِبَالَ عَلَى إِصْبَعٍ ‏.‏ وَزَادَ فِي حَدِيثِ جَرِيرٍ تَصْدِيقًا لَهُ تَعَجُّبًا لِمَا قَالَ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Muâviye anlattı. (H) Bize İshâk b. İbrâhim ve Alî b. Haşrem de anlattılar; dediler ki: Bize Îsâ b. Yûnus haber verdi. (H) Bize Osmân b. Ebî Şeybe de anlattı; bize Cerîr anlattı. Bunların hepsi el-A'meş'ten bu isnad ile [naklettiler]. Ancak hepsinin hadisinde: 'Ağaçlar bir parmağı üzerine, toprak (serâ) bir parmağı üzerine' [ifadeleri] vardır. Cerîr'in hadisinde ise: 'Mahlukat bir parmağı üzerine' [ifadesi] yoktur; lakin onun hadisinde: 'Dağlar bir parmağı üzerine' [ifadesi] vardır. [Ayrıca] Cerîr'in hadisine: 'Âlimin söylediği şeyi tasdik ederek ve ona hayret ederek [güldü]' [ifadesi] ilave edilmiştir."

2787. Hadis

حَدَّثَنِي حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، حَدَّثَنِي ابْنُ الْمُسَيَّبِ، أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ، كَانَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَقْبِضُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى الأَرْضَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَطْوِي السَّمَاءَ بِيَمِينِهِ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَيْنَ مُلُوكُ الأَرْضِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Harmele b. Yahyâ anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Yûnus, İbn Şihâb'dan; bana İbnü'l-Müseyyeb [naklederek] anlattı. Ebû Hüreyre şöyle derdi: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ kıyamet gününde yeryüzünü kabzeder (avucuna alır), gökyüzünü de sağ eliyle (kudretiyle) dürer. Sonra: 'Melik Benim! Yeryüzünün kralları nerede?' buyurur."

2788_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ عُمَرَ بْنِ حَمْزَةَ، عَنْ سَالِمِ، بْنِ عَبْدِ اللَّهِ أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يَطْوِي اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ السَّمَوَاتِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ يَأْخُذُهُنَّ بِيَدِهِ الْيُمْنَى ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَيْنَ الْجَبَّارُونَ أَيْنَ الْمُتَكَبِّرُونَ ثُمَّ يَطْوِي الأَرَضِينَ بِشِمَالِهِ ثُمَّ يَقُولُ أَنَا الْمَلِكُ أَيْنَ الْجَبَّارُونَ أَيْنَ الْمُتَكَبِّرُونَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de anlattı; bize Ebû Üsâme anlattı; Ömer b. Hamza'den; o, Sâlim b. Abdullâh'tan; bana Abdullâh b. Ömer haber verdi; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Azze ve Celle kıyamet gününde gökleri dürer; sonra onları sağ eliyle (kudretiyle) alır. Sonra: 'Melik Benim! Zorbalar (cebbârûn) nerede? Kibirlenenler (mütekebbirûn) nerede?' buyurur. Sonra yerleri sol eliyle dürer; sonra: 'Melik Benim! Zorbalar nerede? Kibirlenenler nerede?' buyurur."

2788_2. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، - يَعْنِي ابْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ - حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمٍ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ مِقْسَمٍ، أَنَّهُ نَظَرَ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ كَيْفَ يَحْكِي رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَأْخُذُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ سَمَوَاتِهِ وَأَرَضِيهِ بِيَدَيْهِ فَيَقُولُ أَنَا اللَّهُ - وَيَقْبِضُ أَصَابِعَهُ وَيَبْسُطُهَا - أَنَا الْمَلِكُ ‏"‏ حَتَّى نَظَرْتُ إِلَى الْمِنْبَرِ يَتَحَرَّكُ مِنْ أَسْفَلِ شَىْءٍ مِنْهُ حَتَّى إِنِّي لأَقُولُ أَسَاقِطٌ هُوَ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم

Bize Saîd b. Mansûr anlattı; bize Ya'kûb —yani İbn Abdurrahmân— anlattı; bana Ebû Hâzim, Ubeydullâh b. Miksem'den [naklederek] anlattı. [Ubeydullâh b. Miksem], Abdullâh b. Ömer'in Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i [anlatırken] nasıl canlandırdığına baktı. [İbn Ömer] şöyle dedi: "Allah Azze ve Celle göklerini ve yerlerini iki eliyle (kudretiyle) alır; sonra —parmaklarını kapayıp açarak— 'Ben Allah'ım! Melik (hükümdar) Benim!' buyurur." Öyle ki, minberin en alt kısmından sarsıldığını gördüm; hatta [kendi kendime]: 'Acaba Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem üzerindeyken [minber] devrilecek mi?' diyordum.

2788_3. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ عُبَيْدِ، اللَّهِ بْنِ مِقْسَمٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى الْمِنْبَرِ وَهُوَ يَقُولُ ‏ "‏ يَأْخُذُ الْجَبَّارُ عَزَّ وَجَلَّ سَمَوَاتِهِ وَأَرَضِيهِ بِيَدَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ يَعْقُوبَ ‏.‏

Bize Saîd b. Mansûr anlattı; bize Abdülazîz b. Ebî Hâzim anlattı; bana babam, Ubeydullâh b. Miksem'den; o da Abdullâh b. Ömer'den [naklederek] anlattı. [Abdullâh b. Ömer] şöyle dedi: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i minber üzerindeyken şöyle buyururken gördüm: 'Cebbâr (zorlu/mutlak hükümran) Azze ve Celle göklerini ve yerlerini iki eliyle (kudretiyle) alır...'" Sonra [râvi], Ya'kûb'un hadisinin benzerini zikretti.

2789. Hadis

حَدَّثَنِي سُرَيْجُ بْنُ يُونُسَ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ أَخْبَرَنِي إِسْمَاعِيلُ بْنُ أُمَيَّةَ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ خَالِدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَافِعٍ، مَوْلَى أُمِّ سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِي فَقَالَ ‏ "‏ خَلَقَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ التُّرْبَةَ يَوْمَ السَّبْتِ وَخَلَقَ فِيهَا الْجِبَالَ يَوْمَ الأَحَدِ وَخَلَقَ الشَّجَرَ يَوْمَ الاِثْنَيْنِ وَخَلَقَ الْمَكْرُوهَ يَوْمَ الثُّلاَثَاءِ وَخَلَقَ النُّورَ يَوْمَ الأَرْبِعَاءِ وَبَثَّ فِيهَا الدَّوَابَّ يَوْمَ الْخَمِيسِ وَخَلَقَ آدَمَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ بَعْدَ الْعَصْرِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فِي آخِرِ الْخَلْقِ وَفِي آخِرِ سَاعَةٍ مِنْ سَاعَاتِ الْجُمُعَةِ فِيمَا بَيْنَ الْعَصْرِ إِلَى اللَّيْلِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِبْرَاهِيمُ حَدَّثَنَا الْبِسْطَامِيُّ، - وَهُوَ الْحُسَيْنُ بْنُ عِيسَى - وَسَهْلُ بْنُ عَمَّارٍ وَإِبْرَاهِيمُ ابْنُ بِنْتِ حَفْصٍ وَغَيْرُهُمْ عَنْ حَجَّاجٍ، بِهَذَا الْحَدِيثِ ‏.‏

Bana Süreyc b. Yûnus ve Hârûn b. Abdullâh anlattılar; dediler ki: Bize Haccâc b. Muhammed anlattı; dedi ki: İbn Cüreyc dedi ki: Bana İsmâil b. Ümeyye, Eyyûb b. Hâlid'den haber verdi; o, Ümmü Seleme'nin azatlısı (mevlâ) Abdullâh b. Râfi'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı. [Ebû Hüreyre] şöyle dedi: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem benim elimi tuttu ve şöyle buyurdu: 'Allah Azze ve Celle toprağı cumartesi günü yarattı; orada dağları pazar günü yarattı; ağaçları pazartesi günü yarattı; mekrûh'u (hoşa gitmeyen şeyleri) salı günü yarattı; nûru çarşamba günü yarattı; canlıları (devâbb) orada perşembe günü yaydı; Âdem aleyhisselâm'ı ise cuma gününün ikindi vaktinden sonra, yaratılışın en sonunda ve cuma saatlerinin en sonuncusunda, ikindi ile gece arasındaki [vakit] içinde yarattı.' İbrâhim [şöyle dedi]: Bize el-Bistâmî —ki o el-Huseyn b. Îsâ'dır—, Sehl b. Ammâr, İbrâhim b. Binti Hafs ve başkaları Haccâc'dan bu hadisi anlattılar."

2790. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ مَخْلَدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جَعْفَرِ بْنِ أَبِي، كَثِيرٍ حَدَّثَنِي أَبُو حَازِمِ بْنُ دِينَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يُحْشَرُ النَّاسُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى أَرْضٍ بَيْضَاءَ عَفْرَاءَ كَقُرْصَةِ النَّقِيِّ لَيْسَ فِيهَا عَلَمٌ لأَحَدٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Hâlid b. Mahled anlattı; Muhammed b. Ca'fer b. Ebî Kesîr'den; bana Ebû Hâzim b. Dînâr, Sehl b. Sa'd'dan [naklederek] anlattı. [Sehl b. Sa'd] şöyle dedi: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'İnsanlar kıyamet günü, üzerinde hiç kimse için bir işaret (alem) bulunmayan, tertemiz undan yapılmış [has] yufka ekmeği (kursa) gibi bembeyaz, parlak (afrâ) bir düzlükte toplanırlar.'"

2791. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُسْهِرٍ، عَنْ دَاوُدَ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سَأَلْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَوَاتُ‏}‏ فَأَيْنَ يَكُونُ النَّاسُ يَوْمَئِذٍ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ عَلَى الصِّرَاطِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattı; bize Alî b. Müshir anlattı; Dâvûd'dan; o, eş-Şa'bî'den; o da Mesrûk'tan; o da Âişe'den [naklederek] anlattı. [Âişe] şöyle dedi: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e, Azze ve Celle'nin { يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَوَاتِ } "O gün yer başka bir yere, gökler de [başka göklere] dönüştürülür." (İbrâhim sûresi, 48) buyruğu hakkında: 'Ey Allah'ın Resulü! O gün insanlar nerede olacaklar?' diye sordum. Şöyle buyurdu: 'Sırât (köprü) üzerinde.'"

2792. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ شُعَيْبِ بْنِ اللَّيْثِ، حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ جَدِّي، حَدَّثَنِي خَالِدُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِلاَلٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ تَكُونُ الأَرْضُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ خُبْزَةً وَاحِدَةً يَكْفَؤُهَا الْجَبَّارُ بِيَدِهِ كَمَا يَكْفَأُ أَحَدُكُمْ خُبْزَتَهُ فِي السَّفَرِ نُزُلاً لأَهْلِ الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَتَى رَجُلٌ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ بَارَكَ الرَّحْمَنُ عَلَيْكَ أَبَا الْقَاسِمِ أَلاَ أُخْبِرُكَ بِنُزُلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ ‏"‏ بَلَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ تَكُونُ الأَرْضُ خُبْزَةً وَاحِدَةً - كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - قَالَ فَنَظَرَ إِلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ ضَحِكَ حَتَّى بَدَتْ نَوَاجِذُهُ قَالَ أَلاَ أُخْبِرُكَ بِإِدَامِهِمْ قَالَ ‏"‏ بَلَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِدَامُهُمْ بَالاَمُ وَنُونٌ ‏.‏ قَالُوا وَمَا هَذَا قَالَ ثَوْرٌ وَنُونٌ يَأْكُلُ مِنْ زَائِدَةِ كَبِدِهِمَا سَبْعُونَ أَلْفًا ‏.‏

Bize Abdülmelik b. Şuayb b. el-Leys anlattı; bana babam, dedemden [naklederek] anlattı; bana Hâlid b. Yezîd, Saîd b. Ebî Hilâl'den; o, Zeyd b. Eslem'den; o, Atâ b. Yesâr'den; o da Ebû Saîd el-Hudrî'den; o da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] anlattı. [Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: "Kıyamet günü yeryüzü tek bir ekmek (hubze) haline gelir; Cebbâr [Azze ve Celle], sizden birinizin yolculukta ekmeğini [elinde] evirip çevirdiği/hazırladığı gibi onu eliyle (kudretiyle) evirip çevirir. [Bu], cennet ehli için bir ağırlanma ikramıdır (nüzul)." [Ebû Saîd] dedi ki: Derken Yahudilerden bir adam gelip: 'Rahmân seni mübarek kılsın ey Ebû'l-Kāsım! Sana kıyamet günü cennet ehlinin ağırlanma ikramını (nüzul) haber vereyim mi?' dedi. [Resulullah]: "Evet," buyurdu. [Yahudi]: 'Yeryüzü tek bir ekmek haline gelir,' dedi —tıpkı Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi—. [Ebû Saîd] dedi ki: Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize bakıp azı dişleri (nevâcid) görününceye kadar güldü. [Adam]: 'Sana onların katığını (idâm) da haber vereyim mi?' dedi. [Efendimiz]: "Evet," buyurdu. [Yahudi]: 'Onların katığı bâlâm ve nûn'dur,' dedi. [Sahabiler]: 'Bu nedir?' diye sordular. [O]: 'Öküz (sevr) ve balıktır (nûn); bunların ciğerlerinin fazlalık kısmından (zâide) yetmiş bin kişi [doyana kadar] yer,' dedi.

2793. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَبِيبٍ الْحَارِثِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ الْحَارِثِ، حَدَّثَنَا قُرَّةُ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ لَوْ تَابَعَنِي عَشْرَةٌ مِنَ الْيَهُودِ لَمْ يَبْقَ عَلَى ظَهْرِهَا يَهُودِيٌّ إِلاَّ أَسْلَمَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb anlattı; bize Ravh b. Ubâde anlattı; bize Şu'be, Ubeydullâh b. Ebî Bekir'den; o da Enes b. Mâlik'ten; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] anlattı. [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ kıyamet gününde cehennem ehlinin azabı en hafif olanına şöyle buyurur: 'Eğer yeryüzündeki her şey senin olsaydı, [bu azaptan kurtulmak için] onu feda eder miydin (teftedî)?' O kişi: 'Evet,' der. Bunun üzerine [Allah] şöyle buyurur: 'Oysa sen henüz Âdem'un sulbünde (sırtında/soyunun kaynağında) iken Ben senden bundan çok daha kolayını, Bana hiçbir şeyi ortak koşmamanı istemiştim; lakin sen [Bana] ortak koşmaktan başka bir şeyi kabul etmedin.'"

2794_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ بَيْنَمَا أَنَا أَمْشِي، مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَرْثٍ وَهُوَ مُتَّكِئٌ عَلَى عَسِيبٍ إِذْ مَرَّ بِنَفَرٍ مِنَ الْيَهُودِ فَقَالَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ سَلُوهُ عَنِ الرُّوحِ فَقَالُوا مَا رَابَكُمْ إِلَيْهِ لاَ يَسْتَقْبِلُكُمْ بِشَىْءٍ تَكْرَهُونَهُ ‏.‏ فَقَالُوا سَلُوهُ فَقَامَ إِلَيْهِ بَعْضُهُمْ فَسَأَلَهُ عَنِ الرُّوحِ - قَالَ - فَأَسْكَتَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ شَيْئًا فَعَلِمْتُ أَنَّهُ يُوحَى إِلَيْهِ - قَالَ - فَقُمْتُ مَكَانِي فَلَمَّا نَزَلَ الْوَحْىُ قَالَ ‏{‏ وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً‏}‏

Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs anlattı; bize babam anlattı; bize el-A'meş anlattı; bana İbrâhim, Alkame'den; o da Abdullâh'tan [naklederek] anlattı. [Abdullâh b. Mes'ûd] şöyle dedi: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir ekinlikte (hars) yürüyordum; o, bir hurma dalına (asîb) yaslanmıştı. Derken bir grup Yahudi yanından geçti. Birbirlerine: 'Ona rûh hakkında sorun,' dediler. [İçlerinden] bazıları ise: 'Onu [soru sormaya] iten sebep nedir? Hoşlanmayacağınız bir şeyle size karşılık vermesinden [korkarız],' dediler. [Diğerleri ise]: 'Ona sorun!' dediler. Bunun üzerine içlerinden biri ayağa kalkıp ruh hakkında sordu. [Abdullâh] dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem sustu ve ona hiçbir cevap vermedi. Ben de kendisine vahyolunmakta olduğunu anladım. [Olduğum] yerde [öylece] bekledim. Derken vahiy indi ve Efendimiz [şu ayeti] okudu: { وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً } "Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." (İsrâ sûresi, 85)"

2794_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الْحَنْظَلِيُّ، وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، كِلاَهُمَا عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كُنْتُ أَمْشِي مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي حَرْثٍ بِالْمَدِينَةِ ‏.‏ بِنَحْوِ حَدِيثِ حَفْصٍ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ وَكِيعٍ وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ عِيسَى بْنِ يُونُسَ وَمَا أُوتُوا ‏.‏ مِنْ رِوَايَةِ ابْنِ خَشْرَمٍ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Saîd el-Eşecc anlattılar; dediler ki: Bize Vekî' anlattı. (H) Bize İshâk b. İbrâhim el-Hanzalî ve Alî b. Haşrem de anlattılar; dediler ki: Bize Îsâ b. Yûnus haber verdi. Her ikisi de el-A'meş'ten; o, İbrâhim'den; o, Alkame'den; o da Abdullâh'tan [naklederek] anlattı. [Abdullâh] şöyle dedi: "Medine'de bir ekinlikte (hars) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yürüyordum..." [Râvi], Hafs'ın hadisinin benzerini nakletti. Ancak Vekî'in hadisinde: 'Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir,' [ifadesi]; Îsâ b. Yûnus'un hadisinde ise —İbn Haşrem'in rivayetine göre—: 'Onlara [ilimden ancak az bir şey verilmiştir],' [ifadesi] yer almaktadır.

2794_3. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ إِدْرِيسَ، يَقُولُ سَمِعْتُ الأَعْمَشَ، يَرْوِيهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُرَّةَ، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي نَخْلٍ يَتَوَكَّأُ عَلَى عَسِيبٍ ‏.‏ ثُمَّ ذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِهِمْ عَنِ الأَعْمَشِ وَقَالَ فِي رِوَايَتِهِ وَمَا أُوتِيتُمْ مِنَ الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً ‏.‏

Bize Ebû Saîd el-Eşecc anlattı; dedi ki: Abdullâh b. İdrîs'i şöyle derken işittim: el-A'meş'i, Abdullâh b. Mürre'den; o, Mesrûk'tan; o da Abdullâh'tan rivayet ederken işittim. [Abdullâh b. Mes'ûd] şöyle dedi: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir hurmalıkta (nahl), bir hurma dalına (asîb) yaslanmıştı..." [Râvi] sonra el-A'meş'in rivayetinin benzerini zikretti ve onun rivayetinde: 'Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir,' [ifadesi] yer aldı.

2795_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ الأَشَجُّ، - وَاللَّفْظُ لِعَبْدِ اللَّهِ - قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ خَبَّابٍ، قَالَ كَانَ لِي عَلَى الْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ دَيْنٌ فَأَتَيْتُهُ أَتَقَاضَاهُ فَقَالَ لِي لَنْ أَقْضِيَكَ حَتَّى تَكْفُرَ بِمُحَمَّدٍ - قَالَ - فَقُلْتُ لَهُ إِنِّي لَنْ أَكْفُرَ بِمُحَمَّدٍ حَتَّى تَمُوتَ ثُمَّ تُبْعَثَ ‏.‏ قَالَ وَإِنِّي لَمَبْعُوثٌ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ فَسَوْفَ أَقْضِيكَ إِذَا رَجَعْتُ إِلَى مَالٍ وَوَلَدٍ ‏.‏ قَالَ وَكِيعٌ كَذَا قَالَ الأَعْمَشُ قَالَ فَنَزَلَتْ هَذِهِ الآيَةُ ‏{‏ أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لأُوتَيَنَّ مَالاً وَوَلَدًا‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ وَيَأْتِينَا فَرْدًا‏}‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Abdullâh b. Saîd el-Eşecc —ki lafız Abdullâh'ındır— anlattılar; dediler ki: Bize Vekî' anlattı; bize el-A'meş, Ebû'd-Duha'dan; o, Mesrûk'tan; o da Habbâb'dan [naklederek] anlattı. [Habbâb] şöyle dedi: "el-Âs b. Vâil'de alacağım vardı. Borcumu istemek için yanına gittim. Bana: 'Muhammed'i inkâr (küfr) etmedikçe sana borcunu ödemem,' dedi. Ben de ona: 'Sen ölüp de sonra diriltilene kadar (ba's) Muhammed'i asla inkâr etmeyeceğim,' dedim. [Bunun üzerine o]: 'Yani ben ölümden sonra diriltilecek miyim? Öyleyse mal ve evlat sahibi olarak döndüğümde borcunu sana öderim,' dedi." Vekî' dedi ki: el-A'meş böyle anlattı. [Habbâb] dedi ki: Bunun üzerine şu ayet indi: { أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لأُوتَيَنَّ مَالاً وَوَلَدًا } "Ayetlerimizi inkâr eden ve 'Elbette bana mal ve evlat verilecektir' diyen adamı gördün mü?" [Meryem sûresi, 77], { وَيَأْتِينَا فَرْدًا } "Ve Bize tek başına gelir." [Meryem sûresi, 80] mealindeki yere kadar.

2795_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي ح، وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ نَحْوَ حَدِيثِ وَكِيعٍ وَفِي حَدِيثِ جَرِيرٍ قَالَ كُنْتُ قَيْنًا فِي الْجَاهِلِيَّةِ فَعَمِلْتُ لِلْعَاصِ بْنِ وَائِلٍ عَمَلاً فَأَتَيْتُهُ أَتَقَاضَاهُ ‏.‏

Bize Ebû Küreyb anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı. (H) Bize İbn Nümeyr anlattı; bize babam anlattı. (H) Bize İshâk b. İbrâhim anlattı; bize Cerîr haber verdi. (H) Bize İbn Ebî Ömer anlattı; bize Süfyân anlattı. Bunların hepsi el-A'meş'ten bu isnad ile [naklettiler]. [Râviler], Vekî'in hadisinin benzerini [zikrettiler]. Lakin Cerîr'in hadisinde [Habbâb] şöyle dedi: 'Cahiliye döneminde demirci (kayn) idim. el-Âs b. Vâil için bir iş yaptım; [sonra] borcumu istemek üzere yanına gittim...'

2796. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَبْدِ الْحَمِيدِ الزِّيَادِيِّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ قَالَ أَبُو جَهْلٍ اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ أَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ‏.‏ فَنَزَلَتْ ‏{‏ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ * وَمَا لَهُمْ أَلاَّ يُعَذِّبَهُمُ اللَّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ‏}‏ إِلَى آخِرِ الآيَةِ ‏.‏

Bize Ubeydullâh b. Muâz el-Anberî anlattı; bize babam anlattı; bize Şu'be, Abdülhamîd ez-Ziyâdî'den haber verdi. [Abdülhamîd], Enes b. Mâlik'in şöyle dediğini işitmiştir: "Ebû Cehil: 'Allah'ım! Eğer bu (Kur'an), Senin katından gelen hak/gerçek bir kitap ise, üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azap getir!' dedi. Bunun üzerine şu ayetler indi: { وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ * وَمَا لَهُمْ أَلاَّ يُعَذِّبَهُمُ اللَّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ } "Oysa Sen onların arasındayken Allah onlara azap edecek değildir. Onlar bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir. Fakat onlar Mescid-i Harâm'dan [müminleri] men edip dururlarken Allah onlara niçin azap etmesin?" (Enfâl sûresi, 33-34) [mealindeki kısım] ayetin sonuna kadar."

2797. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى الْقَيْسِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، عَنْ أَبِيهِ، حَدَّثَنِي نُعَيْمُ بْنُ أَبِي هِنْدٍ، عَنْ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو جَهْلٍ هَلْ يُعَفِّرُ مُحَمَّدٌ وَجْهَهُ بَيْنَ أَظْهُرِكُمْ قَالَ فَقِيلَ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ وَاللاَّتِ وَالْعُزَّى لَئِنْ رَأَيْتُهُ يَفْعَلُ ذَلِكَ لأَطَأَنَّ عَلَى رَقَبَتِهِ أَوْ لأُعَفِّرَنَّ وَجْهَهُ فِي التُّرَابِ - قَالَ - فَأَتَى رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ يُصَلِّي زَعَمَ لِيَطَأَ عَلَى رَقَبَتِهِ - قَالَ - فَمَا فَجِئَهُمْ مِنْهُ إِلاَّ وَهُوَ يَنْكِصُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَيَتَّقِي بِيَدَيْهِ - قَالَ - فَقِيلَ لَهُ مَا لَكَ فَقَالَ إِنَّ بَيْنِي وَبَيْنَهُ لَخَنْدَقًا مِنْ نَارٍ وَهَوْلاً وَأَجْنِحَةً ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَوْ دَنَا مِنِّي لاَخْتَطَفَتْهُ الْمَلاَئِكَةُ عُضْوًا عُضْوًا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ لاَ نَدْرِي فِي حَدِيثِ أَبِي هُرَيْرَةَ أَوْ شَىْءٌ بَلَغَهُ ‏{‏ كَلاَّ إِنَّ الإِنْسَانَ لَيَطْغَى * أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى * إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى * أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى * عَبْدًا إِذَا صَلَّى * أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَى الْهُدَى * أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى * أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى‏}‏ - يَعْنِي أَبَا جَهْلٍ - ‏{‏ أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى * كَلاَّ لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ * نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ * فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ * سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ * كَلاَّ لاَ تُطِعْهُ‏}‏ زَادَ عُبَيْدُ اللَّهِ فِي حَدِيثِهِ قَالَ وَأَمَرَهُ بِمَا أَمَرَهُ بِهِ ‏.‏ وَزَادَ ابْنُ عَبْدِ الأَعْلَى فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ يَعْنِي قَوْمَهُ ‏.‏

Bize Ubeydullâh b. Muâz ve Muhammed b. Abdilalâ el-Kaysî anlattılar; dediler ki: Bize el-Mu'temir, babasından [naklederek] anlattı; bana Nuaym b. Ebî Hind, Ebû Hâzim'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı. [Ebû Hüreyre] şöyle dedi: "Ebû Cehil: 'Muhammed aranızda [namaz kılıp] yüzünü toprağa sürüyor mu?' dedi. 'Evet' cevabı verilince: 'Lât ve Uzzâ'ya yemin olsun ki, eğer onu bunu yaparken görürsem mutlaka boynuna basacağım veya yüzünü toprağa sürteceğim!' dedi. Derken Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kılarken, [Ebû Cehil] boynuna basmak [iddiasıyla] yanına geldi. Ancak [yanındakiler] bir de baktılar ki [Ebû Cehil] topukları üzerinde gerisin geri kaçıyor ve elleriyle [kendini] korumaya çalışıyor. Ona: 'Sana ne oldu?' diye sorulunca: 'Doğrusu benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç bir şey ve [bazı] kanatlar var!' dedi. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Eğer bana yaklaşsaydı, melekler onu uzuv uzuv (parça parça) kapıp parçalarlardı.' [Râvi] dedi ki: Bunun üzerine Allah Azze ve Celle —Ebû Hüreyre’nin hadisinden mi yoksa ulaştığı bir başka kaynaktan mı zikredildi bilemiyoruz— [şu ayetleri] indirdi: { كَلاَّ إِنَّ الإِنْسَانَ لَيَطْغَى * أَنْ رَآهُ اسْتَغْنَى * إِنَّ إِلَى رَبِّكَ الرُّجْعَى * أَرَأَيْتَ الَّذِي يَنْهَى * عَبْدًا إِذَا صَلَّى * أَرَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَى الْهُدَى * أَوْ أَمَرَ بِالتَّقْوَى * أَرَأَيْتَ إِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى } —burada Ebû Cehil kastedilmektedir— { أَلَمْ يَعْلَمْ بِأَنَّ اللَّهَ يَرَى * كَلاَّ لَئِنْ لَمْ يَنْتَهِ لَنَسْفَعًا بِالنَّاصِيَةِ * نَاصِيَةٍ كَاذِبَةٍ خَاطِئَةٍ * فَلْيَدْعُ نَادِيَهُ * سَنَدْعُ الزَّبَانِيَةَ * كَلاَّ لاَ تُطِعْهُ } [Alak sûresi, 6-19]. Ubeydullâh hadisine: '[Ravi], Allah'ın ona emrettiklerini [ayetin sonuna kadar] okudu,' ifadesini ekledi. İbn Abdilalâ ise: 'Kurultayını/Meclisini (nâdiyehu) çağırsın' ayetini 'Kavmini [çağırsın]' şeklinde açıkladı."

2798_1. Hadis

أَخْبَرَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ جُلُوسًا وَهُوَ مُضْطَجِعٌ بَيْنَنَا فَأَتَاهُ رَجُلٌ فَقَالَ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّ قَاصًّا عِنْدَ أَبْوَابِ كِنْدَةَ يَقُصُّ وَيَزْعُمُ أَنَّ آيَةَ الدُّخَانِ تَجِيءُ فَتَأْخُذُ بِأَنْفَاسِ الْكُفَّارِ وَيَأْخُذُ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ كَهَيْئَةِ الزُّكَامِ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ وَجَلَسَ وَهُوَ غَضْبَانُ يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا اللَّهَ مَنْ عَلِمَ مِنْكُمْ شَيْئًا فَلْيَقُلْ بِمَا يَعْلَمُ وَمَنْ لَمْ يَعْلَمْ فَلْيَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ فَإِنَّهُ أَعْلَمُ لأَحَدِكُمْ أَنْ يَقُولَ لِمَا لاَ يَعْلَمُ اللَّهُ أَعْلَمُ فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ لِنَبِيِّهِ صلى الله عليه وسلم ‏{‏ قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ‏}‏ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَمَّا رَأَى مِنَ النَّاسِ إِدْبَارًا فَقَالَ ‏"‏ اللَّهُمَّ سَبْعٌ كَسَبْعِ يُوسُفَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَأَخَذَتْهُمْ سَنَةٌ حَصَّتْ كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى أَكَلُوا الْجُلُودَ وَالْمَيْتَةَ مِنَ الْجُوعِ وَيَنْظُرُ إِلَى السَّمَاءِ أَحَدُهُمْ فَيَرَى كَهَيْئَةِ الدُّخَانِ فَأَتَاهُ أَبُو سُفْيَانَ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّكَ جِئْتَ تَأْمُرُ بِطَاعَةِ اللَّهِ وَبِصِلَةِ الرَّحِمِ وَإِنَّ قَوْمَكَ قَدْ هَلَكُوا فَادْعُ اللَّهَ لَهُمْ - قَالَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏ إِنَّكُمْ عَائِدُونَ‏}‏ ‏.‏ قَالَ أَفَيُكْشَفُ عَذَابُ الآخِرَةِ ‏{‏ يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ‏}‏ فَالْبَطْشَةُ يَوْمَ بَدْرٍ وَقَدْ مَضَتْ آيَةُ الدُّخَانِ وَالْبَطْشَةُ وَاللِّزَامُ وَآيَةُ الرُّومِ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrâhim haber verdi; bize Cerîr haber verdi; Mansûr'dan; o, Ebû'd-Duha'dan; o da Mesrûk'tan [naklederek] anlattı. [Mesrûk] şöyle dedi: "Abdullâh [b. Mes'ûd]'un yanında oturuyorduk; o da aramızda yaslanmış durumdaydı. Derken bir adam gelip: 'Ey Ebû Abdurrahmân! Kinde kapılarının yanında bir kıssacı (kāss) hikâye anlatıyor ve Duhân (duman) ayetinin [kıyamete yakın] gelip kâfirlerin nefeslerini keseceğini, müminleri ise nezle (zükâm) gibi tutacağını iddia ediyor,' dedi. Bunun üzerine Abdullâh öfkeyle doğrulup oturdu ve şöyle dedi: 'Ey insanlar! Allah'tan korkun (sakının). İçinizden kim bir şey biliyorsa bildiğiyle konuşsun; kim de bilmiyorsa: "Allah en iyi bilendir (Allâhu a'lem)," desin. Zira birinizin bilmediği bir şey hakkında: "Allah en iyi bilendir," demesi de bir ilimdir. Nitekim Allah Azze ve Celle Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmuştur: { قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ } "De ki: Buna (tebliğ görevine) karşılık sizden bir ücret istemiyorum ve ben kendiliğimden bir şeyler uyduranlardan (mütekellifîn) değilim." [Sâd sûresi, 86]. Gerçek şu ki, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem insanların [İslam'dan] yüz çevirdiklerini görünce: "Allah'ım! Yusuf'un yedi [yılı] gibi, [bunlara da] yedi [yıl kıtlık ver]!" diye dua etti. Bunun üzerine onları öyle bir kıtlık yılı (sene) yakaladı ki her şeyi silip süpürdü; hatta açlıktan deri ve leş yemek zorunda kaldılar. [Öyle ki] bir kimse gökyüzüne baktığında [açlıktan dolayı] duman gibi bir şey görüyordu. Derken Ebû Süfyân gelip: 'Ey Muhammed! Sen Allah'a itaat etmeyi ve akrabalık bağlarını (sıla-i rahim) gözetmeyi emrederek geldin; oysa senin kavmin perişan oldu, onlar için Allah'a dua et!' dedi. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle [şu ayetleri] indirdi: { فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ } "Gökyüzünün apaçık bir duman getireceği günü bekle. O duman insanları sarar; bu acıklı bir azaptır." [Duhân sûresi, 10-11], { إِنَّكُمْ عَائِدُونَ } "Siz yine [eski halinize] dönecek olanlarsınız." [Duhân sûresi, 15] mealindeki yere kadar. [Abdullâh] şöyle devam etti: Ahiret azabı [dünyadayken] hiç kaldırılır mı? { يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ } "Biz o büyük şiddetle yakalayacağımız (batşete'l-kübrâ) gün, mutlaka intikam alacağız." [Duhân sûresi, 16] ayetindeki 'şiddetli yakalayış' Bedir günü [vuku bulmuştur]. Duhân (duman), Batşa (şiddetli yakalayış), Lizâm (kaçınılmaz ceza) ve Rûm ayeti [işaretleri] çoktan geçmiştir (vuku bulmuştur).'"

2798_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو سَعِيدٍ، الأَشَجُّ أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَأَبُو كُرَيْبٍ - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمِ بْنِ صُبَيْحٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ جَاءَ إِلَى عَبْدِ اللَّهِ رَجُلٌ فَقَالَ تَرَكْتُ فِي الْمَسْجِدِ رَجُلاً يُفَسِّرُ الْقُرْآنَ بِرَأْيِهِ يُفَسِّرُ هَذِهِ الآيَةَ ‏{‏ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ‏}‏ قَالَ يَأْتِي النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ دُخَانٌ فَيَأْخُذُ بِأَنْفَاسِهِمْ حَتَّى يَأْخُذَهُمْ مِنْهُ كَهَيْئَةِ الزُّكَامِ ‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ مَنْ عَلِمَ عِلْمًا فَلْيَقُلْ بِهِ وَمَنْ لَمْ يَعْلَمْ فَلْيَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ فَإِنَّ مِنْ فِقْهِ الرَّجُلِ أَنْ يَقُولَ لِمَا لاَ عِلْمَ لَهُ بِهِ اللَّهُ أَعْلَمُ ‏.‏ إِنَّمَا كَانَ هَذَا أَنَّ قُرَيْشًا لَمَّا اسْتَعْصَتْ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم دَعَا عَلَيْهِمْ بِسِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ فَأَصَابَهُمْ قَحْطٌ وَجَهْدٌ حَتَّى جَعَلَ الرَّجُلُ يَنْظُرُ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرَى بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا كَهَيْئَةِ الدُّخَانِ مِنَ الْجَهْدِ وَحَتَّى أَكَلُوا الْعِظَامَ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ اسْتَغْفِرِ اللَّهَ لِمُضَرَ فَإِنَّهُمْ قَدْ هَلَكُوا فَقَالَ ‏"‏ لِمُضَرَ إِنَّكَ لَجَرِيءٌ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَدَعَا اللَّهَ لَهُمْ فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ‏}‏ قَالَ فَمُطِرُوا فَلَمَّا أَصَابَتْهُمُ الرَّفَاهِيَةُ - قَالَ - عَادُوا إِلَى مَا كَانُوا عَلَيْهِ - قَالَ - فَأَنْزَلَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ‏}‏ ‏{‏ يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ‏}‏ قَالَ يَعْنِي يَوْمَ بَدْرٍ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe anlattılar; bize Ebû Muâviye ve Vekî' anlattı. (H) Bana Ebû Saîd el-Eşecc de anlattı; bize Vekî' haber verdi. (H) Bize Osmân b. Ebî Şeybe de anlattı; bize Cerîr anlattı. Bunların hepsi el-A'meş'ten [naklettiler]. (H) Bize Yahyâ b. Yahyâ ve Ebû Küreyb de anlattılar —ki lafız Yahyâ'nındır—; dediler ki: Bize Ebû Muâviye, el-A'meş'ten; o, Müslim b. Subayh'tan; o da Mesrûk'tan [naklederek] anlattı. [Mesrûk] şöyle dedi: Abdullâh [b. Mes'ûd]'un yanına bir adam gelip şöyle dedi: 'Mescit'te Kur'an'ı kendi görüşüne göre (bi-re'yihî) tefsir eden bir adam bıraktım; şu ayeti tefsir ediyordu: { يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ } "Gökyüzünün apaçık bir duman getireceği günü bekle." [Duhân sûresi, 10]. [Adam]: "Kıyamet günü insanlara öyle bir duman gelecek ki duman onların nefeslerini kesecek, hatta onları nezle (zükâm) gibi tutacaktır," diyordu.' Bunun üzerine Abdullâh şöyle dedi: 'Kim bir ilim biliyorsa onu söylesin; bilmeyen de: "Allah en iyi bilendir (Allâhu a'lem)," desin. Zira kişinin bilmediği bir şey hakkında: "Allah en iyi bilendir," demesi de bir kavrayış (fıkh) işaretidir.' 'Gerçekte bu olay şöyle olmuştur: Kureyş, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı direnip itaat etmeyince Efendimiz onların aleyhine, Yusuf'un [kıtlık] yılları gibi yıllar dileyerek dua etti. Bunun üzerine onları öyle bir kıtlık ve meşakkat yakaladı ki, kişi [açlıktan dolayı] kendisi ile gökyüzü arasında bir duman varmış gibi görmeye başladı; hatta kemik yediler. Derken Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir adam gelip: "Ey Allah'ın Resulü! Mudar [kabilesi] için Allah'tan bağışlanma dile, zira onlar perişan oldular!" dedi. Efendimiz: "Demek Mudar için ha! Sen gerçekten çok cesursun (cerî')," buyurdu. [Mesrûk] dedi ki: Resulullah onlar için dua etti; bunun üzerine Allah Azze ve Celle şu ayeti indirdi: { إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ } "Biz azabı birazcık kaldırırız ama siz yine [eski küfrünüze] dönersiniz." [Duhân sûresi, 15]. [Mesrûk] dedi ki: Onlara yağmur verildi; fakat refaha ulaştıklarında yine eski hallerine [şirklerine] döndüler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle: { فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ * يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ } "Gökyüzünün apaçık bir duman getireceği günü bekle. O duman insanları sarar; bu acıklı bir azaptır" ve { يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ } "Biz o büyük şiddetle yakalayacağımız gün, mutlaka intikam alacağız" [Duhân sûresi, 16] ayetlerini indirdi. [Abdullâh] dedi ki: Bundan maksat Bedir günüdür.'

2798_3. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ خَمْسٌ قَدْ مَضَيْنَ الدُّخَانُ وَاللِّزَامُ وَالرُّومُ وَالْبَطْشَةُ وَالْقَمَرُ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Cerîr, el-A'meş'ten; o, Ebû'd-Duha'dan; o da Mesrûk'tan; o da Abdullâh'tan [naklederek] anlattı. [Abdullâh] şöyle dedi: "Beş [alâmet] çoktan geçmiştir (vuku bulmuştur): Duhân (duman), Lizâm (kaçınılmaz ceza), Rûm [zaferi/mağlubiyeti], Batşa (şiddetli yakalayış) ve Kamer (ayın yarılması)."

2798_4. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، بِهَذَا الإِسْنَادِ مِثْلَهُ ‏.‏

Bize Ebû Saîd el-Eşecc anlattı; bize Vekî' anlattı; bize el-A'meş bu isnad (raviler) ile [hadisin] benzerini anlattı.

2799. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَزْرَةَ، عَنِ الْحَسَنِ الْعُرَنِيِّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ الْجَزَّارِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ أُبَىِّ، بْنِ كَعْبٍ فِي قَوْلِهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏{‏ وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأَكْبَرِ‏}‏ قَالَ مَصَائِبُ الدُّنْيَا وَالرُّومُ وَالْبَطْشَةُ أَوِ الدُّخَانُ ‏.‏ شُعْبَةُ الشَّاكُّ فِي الْبَطْشَةِ أَوِ الدُّخَانِ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ ve Muhammed b. Beşşâr anlattılar; dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı; bize Şu'be anlattı. (H) Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe de anlattı —ki lafız onundur—; bize Gunder, Şu'be'den; o, Katâde'den; o, Azra'den; o, el-Hasan el-Urenî'den; o, Yahyâ b. el-Cezzâr'dan; o, Abdurrahmân b. Ebî Leylâ'dan; o da Übey b. Ka'b'dan [naklederek] anlattı. [Übey b. Ka'b], Azze ve Celle'nin { وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الأَكْبَرِ } "Andolsun biz onlara o büyük azaptan önce, yakın/dünyadaki azabı (el-azâbe'l-ednâ) tattıracağız." [Secde sûresi, 21] buyruğu hakkında şöyle dedi: 'Bu [azap]; dünya musibetleri, Rûm [hadisesi], Batşa (şiddetli yakalayış) veya Duhân'dır (duman).' [Ravi] Şu'be, Batşa mı yoksa Duhân mı dendiği [hususunda] şüphe etmiştir.

2800_1. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ أَبِي، نَجِيحٍ عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِشِقَّتَيْنِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اشْهَدُوا ‏"‏ ‏.‏

Bize Amr en-Nâkıd ve Züheyr b. Harb anlattılar; dediler ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, İbn Ebî Necîh'ten; o, Mücâhid'den; o, Ebû Ma'mer'den; o da Abdullâh'tan [naklederek] anlattı. [Abdullâh] şöyle dedi: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde ay iki parçaya ayrıldı. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Şahit olun!' buyurdu."

2800_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ جَمِيعًا عَنْ أَبِي، مُعَاوِيَةَ ح وَحَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ، حَدَّثَنَا أَبِي كِلاَهُمَا، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا مِنْجَابُ بْنُ الْحَارِثِ التَّمِيمِيُّ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - أَخْبَرَنَا ابْنُ مُسْهِرٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ بَيْنَمَا نَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِمِنًى إِذَا انْفَلَقَ الْقَمَرُ فِلْقَتَيْنِ فَكَانَتْ فِلْقَةٌ وَرَاءَ الْجَبَلِ وَفِلْقَةٌ دُونَهُ فَقَالَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اشْهَدُوا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe, Ebû Küreyb ve İshâk b. İbrâhim hep birlikte Ebû Muâviye'den [naklederek] anlattılar. (H) Bize Ömer b. Hafs b. Gıyâs ve babası da her ikisi el-A'meş'ten [naklederek] anlattılar. (H) Bize Mincâb b. el-Hâris et-Temîmî —ki lafız onundur— haber verdi; bize İbn Müshir, el-A'meş'ten; o, İbrâhim'den; o, Ebû Ma'mer'den; o da Abdullâh b. Mes'ûd'dan [naklederek] anlattı. [Abdullâh] şöyle dedi: "Mina'da Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikteyken, ay birdenbire iki parçaya ayrıldı (infaleka). Öyle ki bir parçası dağın arkasında, bir parçası da önünde (dağa yakın tarafta) kaldı. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize: 'Şahit olun!' buyurdu."

2800_3. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ أَبِي مَعْمَرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِلْقَتَيْنِ فَسَتَرَ الْجَبَلُ فِلْقَةً وَكَانَتْ فِلْقَةٌ فَوْقَ الْجَبَلِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ اللَّهُمَّ اشْهَدْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullâh b. Muâz el-Anberî anlattı; bize babam anlattı; bize Şu'be, el-A'meş'ten; o, İbrâhim'den; o, Ebû Ma'mer'den; o da Abdullâh b. Mes'ûd'dan [naklederek] anlattı. [Abdullâh] şöyle dedi: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde ay iki parçaya (filkateyn) ayrıldı. Öyle ki dağ bir parçayı gizliyor (arkasında bırakıyor), diğer parça ise dağın üzerinde görünüyordu. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Allah'ım, şahit ol!' buyurdu."

2801_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَ ذَلِكَ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Muaz anlattı; dedi ki: Bize babam anlattı; dedi ki: Bize Şube anlattı; A'meş'ten; Mücahid'den; İbn Ömer'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; bunun benzerini [nakletti].

2801_2. Hadis

وَحَدَّثَنِيهِ بِشْرُ بْنُ خَالِدٍ، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، ح وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، كِلاَهُمَا عَنْ شُعْبَةَ، بِإِسْنَادِ ابْنِ مُعَاذٍ عَنْ شُعْبَةَ، نَحْوَ حَدِيثِهِ غَيْرَ أَنَّ فِي، حَدِيثِ ابْنِ أَبِي عَدِيٍّ فَقَالَ ‏ "‏ اشْهَدُوا اشْهَدُوا ‏"‏ ‏.‏

Bana bunu Bişr b. Halid anlattı; bize Muhammed b. Cafer haber verdi. (H) Ve bize Muhammed b. Beşşar anlattı; bize İbn Ebi Adiy anlattı. Her ikisi de Şube'den; İbn Muaz'ın Şube kanalıyla [gelen] isnadıyla, onun hadisinin benzerini [naklettiler]. Ancak İbn Ebi Adiy'in hadisinde: “[Resulullah] ‘Şahit olun, şahit olun!’ dedi,” ifadesi yer almaktadır.

2802_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَأَبُو دَاوُدَ ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، وَأَبُو دَاوُدَ كُلُّهُمْ عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ انْشَقَّ الْقَمَرُ فِرْقَتَيْنِ ‏.‏ وَفِي حَدِيثِ أَبِي دَاوُدَ انْشَقَّ الْقَمَرُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Ve bize Muhammed b. el-Müsenna anlattı; bize Muhammed b. Cafer ve Ebu Davud anlattı. (H) Ve bize İbn Beşşar anlattı; bize Yahya b. Said, Muhammed b. Cafer ve Ebu Davud anlattı. Hepsi Şube'den; Katade'den; Enes'ten; dedi ki: Ay iki parçaya yarıldı. Ebu Davud'un hadisinde: “Ay, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında yarıldı,” [şeklindedir].

2803. Hadis

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ قُرَيْشٍ التَّمِيمِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ بَكْرِ بْنِ مُضَرَ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ مَسْعُودٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ إِنَّ الْقَمَرَ انْشَقَّ عَلَى زَمَانِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Bize Musa b. Kureyş et-Temimî anlattı; bize İshak b. Bekir b. Mudar anlattı; bana babam anlattı; bize Cafer b. Rabia anlattı; Irak b. Malik'ten; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud'dan; İbn Abbas'tan; dedi ki: Şüphesiz ay, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında yarıldı.

2804_3. Hadis

وَحَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ، جُبَيْرٍ عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ السُّلَمِيِّ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ قَيْسٍ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا أَحَدٌ أَصْبَرَ عَلَى أَذًى يَسْمَعُهُ مِنَ اللَّهِ تَعَالَى إِنَّهُمْ يَجْعَلُونَ لَهُ نِدًّا وَيَجْعَلُونَ لَهُ وَلَدًا وَهُوَ مَعَ ذَلِكَ يَرْزُقُهُمْ وَيُعَافِيهِمْ وَيُعْطِيهِمْ ‏"‏ ‏.‏

Ve bana Ubeydullah b. Said anlattı; bize Ebu Üsame anlattı; A'meş'ten; bize Said b. Cübeyr anlattı; Ebu Abdurrahman es-Sülemî'den; dedi ki: Abdullah b. Kays [Ebu Musa el-Eş'arî] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İşittiği eziyete karşı Allah Teâlâ'dan daha sabırlı kimse yoktur. Şüphesiz [insanlar] O'na ortak koşuyorlar, O'na çocuk nispet ediyorlar; O ise buna rağmen onları rızıklandırıyor, onlara afiyet veriyor ve onlara [nimetlerini] ihsan ediyor.”

2805_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ الْجَوْنِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يَقُولُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى لأَهْوَنِ أَهْلِ النَّارِ عَذَابًا لَوْ كَانَتْ لَكَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا أَكُنْتَ مُفْتَدِيًا بِهَا فَيَقُولُ نَعَمْ فَيَقُولُ قَدْ أَرَدْتُ مِنْكَ أَهْوَنَ مِنْ هَذَا وَأَنْتَ فِي صُلْبِ آدَمَ أَنْ لاَ تُشْرِكَ - أَحْسَبُهُ قَالَ - وَلاَ أُدْخِلَكَ النَّارَ فَأَبَيْتَ إِلاَّ الشِّرْكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Muaz el-Amberî anlattı; dedi ki: Bize babam anlattı; dedi ki: Bize Şube anlattı; Ebu İmran el-Cevnî'den; Enes b. Malik'ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den; şöyle buyurdu: “Allah tebâreke ve teâlâ, cehennem ehlinin azabı en hafif olanına: ‘Eğer dünya ve içindeki her şey senin olsaydı, [bu azaptan kurtulmak için] onları feda eder miydin?’ buyurur. O da: ‘Evet,’ der. Bunun üzerine [Allah] buyurur ki: ‘Henüz sen Adem'in sulbündeyken Ben senden bundan daha kolayını istemiştim; Bana hiçbir şeyi ortak koşmamanı [istemiştim]. —[Ravi] öyle sanıyorum ki şöyle dedi:— ‘Böylece seni ateşe sokmayacaktım. Fakat sen [şirksiz durmaktan] yüz çevirip ancak şirk koşmayı tercih ettin.’”

2805_2. Hadis

حَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ جَعْفَرٍ - حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي عِمْرَانَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يُحَدِّثُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ إِلاَّ قَوْلَهُ ‏ "‏ وَلاَ أُدْخِلَكَ النَّارَ ‏"‏ ‏.‏ فَإِنَّهُ لَمْ يَذْكُرْهُ ‏.‏

Bunu bize Muhammed b. Beşşar anlattı; bize Muhammed —yani İbn Cafer— anlattı; bize Şube anlattı; Ebu İmran’dan; dedi ki: Enes b. Malik’i, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den [naklederken] işittim; [önceki hadisin] benzerini [nakletti]. Ancak “...ve seni ateşe sokmayacaktım,” kısmını zikretmedi.

2805_3. Hadis

حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ الْقَوَارِيرِيُّ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرُونَ، حَدَّثَنَا مُعَاذُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ يُقَالُ لِلْكَافِرِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ لَكَ مِلْءُ الأَرْضِ ذَهَبًا أَكُنْتَ تَفْتَدِي بِهِ فَيَقُولُ نَعَمْ ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ قَدْ سُئِلْتَ أَيْسَرَ مِنْ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ubeydullah b. Ömer el-Kavârîrî, İshak b. İbrahim, Muhammed b. el-Müsenna ve İbn Beşşar anlattı —İshak: “Bize haber verdi,” dedi, diğerleri: “Bize anlattı,” dediler—; bize Muaz b. Hişam anlattı; bize babam anlattı; Katade’den; bize Enes b. Malik anlattı; [anlattığına göre] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde kafire: ‘Ne dersin? Eğer yeryüzü dolusu altının olsaydı [bu azaptan kurtulmak için] onu feda eder miydin?’ denilir. O da: ‘Evet,’ der. Bunun üzerine ona: ‘Senden bundan daha kolayı istenmişti,’ denilir.”

2805_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا رَوْحُ بْنُ عُبَادَةَ، ح وَحَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ زُرَارَةَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، - يَعْنِي ابْنَ عَطَاءٍ - كِلاَهُمَا عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ فَيُقَالُ لَهُ كَذَبْتَ قَدْ سُئِلْتَ مَا هُوَ أَيْسَرُ مِنْ ذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏

Ve bize Abd b. Humeyd anlattı; bize Ruh b. Ubâde anlattı. (H) Ve bana Amr b. Zürâre anlattı; bize Abdülvehhab —yani İbn Atâ— haber verdi. Her ikisi de Said b. Ebi Arûbe’den; Katade’den; Enes’ten; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den; [önceki hadisin] benzerini [naklettiler]. Ancak o [şöyle] dedi: “Ona: ‘Yalan söyledin! Senden bundan daha kolayı istenmişti,’ denilir.”

2806. Hadis

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا يُونُسُ، بْنُ مُحَمَّدٍ حَدَّثَنَا شَيْبَانُ، عَنْ قَتَادَةَ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ، أَنَّ رَجُلاً، قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ كَيْفَ يُحْشَرُ الْكَافِرُ عَلَى وَجْهِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ قَالَ ‏ "‏ أَلَيْسَ الَّذِي أَمْشَاهُ عَلَى رِجْلَيْهِ فِي الدُّنْيَا قَادِرًا عَلَى أَنْ يُمْشِيَهُ عَلَى وَجْهِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ قَتَادَةُ بَلَى وَعِزَّةِ رَبِّنَا ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb ve Abd b. Humeyd anlattı —ki lafız Züheyr’e aittir—; dediler ki: Bize Yunus b. Muhammed anlattı; bize Şeyban anlattı; Katade’den; bize Enes b. Malik anlattı; [anlattığına göre] bir adam: “Ey Allah’ın Resulü! Kafir kıyamet gününde yüzüstü nasıl haşredilecek?” dedi. [Resulullah]: “Dünyada onu iki ayağı üzerinde yürüten [Allah], kıyamet gününde onu yüzüstü yürütmeye kadir değil midir?” buyurdu. Katade: “Evet, Rabbimizin izzetine yemin olsun ki [kadirdir]!” dedi.

2807. Hadis

حَدَّثَنَا عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، الْبُنَانِيِّ عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ يُؤْتَى بِأَنْعَمِ أَهْلِ الدُّنْيَا مِنْ أَهْلِ النَّارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَيُصْبَغُ فِي النَّارِ صَبْغَةً ثُمَّ يُقَالُ يَا ابْنَ آدَمَ هَلْ رَأَيْتَ خَيْرًا قَطُّ هَلْ مَرَّ بِكَ نَعِيمٌ قَطُّ فَيَقُولُ لاَ وَاللَّهِ يَا رَبِّ ‏.‏ وَيُؤْتَى بِأَشَدِّ النَّاسِ بُؤْسًا فِي الدُّنْيَا مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيُصْبَغُ صَبْغَةً فِي الْجَنَّةِ فَيُقَالُ لَهُ يَا ابْنَ آدَمَ هَلْ رَأَيْتَ بُؤْسًا قَطُّ هَلْ مَرَّ بِكَ شِدَّةٌ قَطُّ فَيَقُولُ لاَ وَاللَّهِ يَا رَبِّ مَا مَرَّ بِي بُؤُسٌ قَطُّ وَلاَ رَأَيْتُ شِدَّةً قَطُّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Amr en-Nâkid anlattı; bize Yezid b. Harun anlattı; bize Hammad b. Seleme haber verdi; Sabit el-Bünânî’den; Enes b. Malik’ten; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde cehennemliklerden olup dünyada en çok nimet içinde yaşayan kişi getirilir ve cehenneme bir kez daldırılır (sabga). Sonra ona: ‘Ey Adem oğlu! Hiç hayır gördün mü? Sana hiç nimet uğradı mı?’ denilir. O da: ‘Hayır, vallahi ey Rabbim!’ der. Cennetliklerden olup dünyada en şiddetli sıkıntıyı çeken kişi getirilir ve cennete bir kez daldırılır. Ona da: ‘Ey Adem oğlu! Hiç sıkıntı (büs) gördün mü? Sana hiç şiddetli bir hal uğradı mı?’ denilir. O da: ‘Hayır, vallahi ey Rabbim! Bana hiçbir sıkıntı uğramadı ve hiçbir şiddetli hal görmedim,’ der.”

2808_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، - وَاللَّفْظُ لِزُهَيْرٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، أَخْبَرَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ اللَّهَ لاَ يَظْلِمُ مُؤْمِنًا حَسَنَةً يُعْطَى بِهَا فِي الدُّنْيَا وَيُجْزَى بِهَا فِي الآخِرَةِ وَأَمَّا الْكَافِرُ فَيُطْعَمُ بِحَسَنَاتِ مَا عَمِلَ بِهَا لِلَّهِ فِي الدُّنْيَا حَتَّى إِذَا أَفْضَى إِلَى الآخِرَةِ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَةٌ يُجْزَى بِهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekir b. Ebi Şeybe ve Züheyr b. Harb anlattı —ki lafız Züheyr’e aittir—; dediler ki: Bize Yezid b. Harun anlattı; bize Hemmam b. Yahya haber verdi; Katade’den; Enes b. Malik’ten; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah, bir müminin hiçbir iyiliğini karşılıksız bırakarak ona zulmetmez; onun karşılığını hem dünyada verir hem de ahirette onunla mükafatlandırır. Kafire gelince; o, dünyada Allah için yaptığı iyilikler karşılığında rızıklandırılır; nihayet ahirete vardığında, karşılığını alacağı hiçbir iyiliği kalmaz.”

2808_2. Hadis

حَدَّثَنَا عَاصِمُ بْنُ النَّضْرِ التَّيْمِيُّ، حَدَّثَنَا مُعْتَمِرٌ، قَالَ سَمِعْتُ أَبِي، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ حَدَّثَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ الْكَافِرَ إِذَا عَمِلَ حَسَنَةً أُطْعِمَ بِهَا طُعْمَةً مِنَ الدُّنْيَا وَأَمَّا الْمُؤْمِنُ فَإِنَّ اللَّهَ يَدَّخِرُ لَهُ حَسَنَاتِهِ فِي الآخِرَةِ وَيُعْقِبُهُ رِزْقًا فِي الدُّنْيَا عَلَى طَاعَتِهِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Âsım b. en-Nadr et-Teymî anlattı; bize Mu'temir anlattı; dedi ki: Babamı [şöyle derken] işittim: Bize Katâde, Enes b. Mâlik'ten anlattı. O, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] şöyle buyurduğunu anlattı: "Kâfir bir iyilik yaptığı (hasene) zaman, kendisi sebebiyle ona dünyada bir rızık (tu'me) yedirilir/verilir. Mümine gelince; Allah onun iyiliklerini (hasenât) ahirete saklar, dünyada da itaatine karşılık ona rızık verir."

2808_3. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرُّزِّيُّ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَطَاءٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَى حَدِيثِهِمَا ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh er-Ruzzî anlattı; [dedi ki:] Bize Abdülvehhâb b. Atâ' haber verdi; Saîd'den; Katâde'den; Enes'den; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den; [o ikisinin] hadisi[nin] anlamıyla [nakletti].

2809_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ الزَّرْعِ لاَ تَزَالُ الرِّيحُ تُمِيلُهُ وَلاَ يَزَالُ الْمُؤْمِنُ يُصِيبُهُ الْبَلاَءُ وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ كَمَثَلِ شَجَرَةِ الأَرْزِ لاَ تَهْتَزُّ حَتَّى تَسْتَحْصِدَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; [dedi ki:] Bize Abdül'alâ anlattı; Ma'mer'den; ez-Zührî'den; Saîd'den; Ebû Hureyre'den; [dedi ki:] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminin misali ekin gibidir; rüzgar onu sürekli eğip durur, mümine de sürekli bela isabet eder. Münafığın misali ise erz (sedir) ağacı gibidir; [kökünden] sökülene kadar sarsılmaz.”

2809_2. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، وَعَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّ فِي، حَدِيثِ عَبْدِ الرَّزَّاقِ مَكَانَ قَوْلِهِ تُمِيلُهُ ‏ "‏ تُفِيئُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Râfi' ve Abd b. Humeyd anlattılar; Abdürrezzâk'tan; [dedi ki:] Bize Ma'mer anlattı; ez-Zührî'den; bu isnad ile [yukarıdaki hadisin benzerini naklettiler]. Ancak Abdürrezzâk'ın hadisinde “tumîluhu” (onu eğip durur) sözü yerine “tufîuhu” [sözü yer almaktadır].

2810_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، وَمُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ بْنُ أَبِي زَائِدَةَ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنِي ابْنُ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، كَعْبٍ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ الْخَامَةِ مِنَ الزَّرْعِ تُفِيئُهَا الرِّيحُ وَتَصْرَعُهَا مَرَّةً وَتَعْدِلُهَا أُخْرَى حَتَّى تَهِيجَ وَمَثَلُ الْكَافِرِ كَمَثَلِ الأَرْزَةِ الْمُجْذِيَةِ عَلَى أَصْلِهَا لاَ يُفِيئُهَا شَىْءٌ حَتَّى يَكُونَ انْجِعَافُهَا مَرَّةً وَاحِدَةً ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; [dedi ki:] Bize Abdullâh b. Numeyr ve Muhammed b. Bişr anlattılar; [dediler ki:] Bize Zekeriyyâ b. Ebî Zâide anlattı; Sa'd b. İbrâhîm'den; bana Ka'b b. Mâlik'in oğlu anlattı; babası Ka'b'dan; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminin misali ekinin hâme (taze fidan) gibidir; rüzgar onu [bir tarafa] meyleder; bazen onu yere yatırır, bazen de doğrultur; ta ki [kuruyup] sararana kadar [böyle devam eder]. Kafirin misali ise kökü üzerinde dimdik duran erze (sedir ağacı) gibidir; hiçbir şey onu [yerinden] oynatamaz; ta ki bir kerede [kökünden] sökülüp devrilinceye kadar.”

2810_2. Hadis

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ السَّرِيِّ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ الْخَامَةِ مِنَ الزَّرْعِ تُفِيئُهَا الرِّيَاحُ تَصْرَعُهَا مَرَّةً وَتَعْدِلُهَا حَتَّى يَأْتِيَهُ أَجَلُهُ وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ مَثَلُ الأَرْزَةِ الْمُجْذِيَةِ الَّتِي لاَ يُصِيبُهَا شَىْءٌ حَتَّى يَكُونَ انْجِعَافُهَا مَرَّةً وَاحِدَةً ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb anlattı; [dedi ki:] Bize Bişr b. es-Serî ve Abdurrahman b. Mehdî anlattılar; [dediler ki:] Bize Süfyân anlattı; Sa'd b. İbrâhîm'den; Abdurrahman b. Ka'b b. Mâlik'den; babasından; dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Müminin misali ekinin hâme (taze fidan) gibidir; rüzgarlar onu meyleder; bazen onu yere yatırır, bazen de doğrultur; ta ki eceli gelene kadar [böyle devam eder]. Münafığın misali ise dimdik duran erze (sedir ağacı) gibidir; ona hiçbir şey isabet etmez [onu sarsamaz]; ta ki bir kerede [kökünden] sökülüp devrilinceye kadar.”

2810_3. Hadis

وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، وَمَحْمُودُ بْنُ غَيْلاَنَ، قَالاَ حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ السَّرِيِّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم غَيْرَ أَنَّ مَحْمُودًا قَالَ فِي رِوَايَتِهِ عَنْ بِشْرٍ ‏"‏ وَمَثَلُ الْكَافِرِ كَمَثَلِ الأَرْزَةِ ‏"‏ ‏.‏ وَأَمَّا ابْنُ حَاتِمٍ فَقَالَ ‏"‏ مَثَلُ الْمُنَافِقِ ‏"‏ ‏.‏ كَمَا قَالَ زُهَيْرٌ ‏.‏

Bu hadisi bana Muhammed b. Hâtim ve Mahmûd b. Geylân da anlattılar; [dediler ki:] Bize Bişr b. es-Serî anlattı; [dedi ki:] Bize Süfyân anlattı; Sa'd b. İbrâhîm'den; Abdullâh b. Ka'b b. Mâlik'den; babasından; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [yukarıdaki hadisin benzerini naklettiler]. Ancak Mahmûd, Bişr'den olan rivayetinde: “Kafirin misali ise erze (sedir ağacı) gibidir.” [dedi]. İbn Hâtim ise, Züheyr'in dediği gibi: “Münafığın misali [gibidir]” [dedi].

2810_4. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ هَاشِمٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، - وَهُوَ الْقَطَّانُ - عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سَعْدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ، - قَالَ ابْنُ هَاشِمٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، وَقَالَ ابْنُ بَشَّارٍ، عَنِ ابْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِيهِ، - عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِ حَدِيثِهِمْ وَقَالاَ جَمِيعًا فِي حَدِيثِهِمَا عَنْ يَحْيَى، ‏ "‏ وَمَثَلُ الْكَافِرِ مَثَلُ الأَرْزَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bu hadisi bize Muhammed b. Beşşâr ve Abdullâh b. Hâşim de anlattılar; [dediler ki:] Bize Yahyâ -ki o el-Kattân'dır- anlattı; Süfyân'dan; Sa'd b. İbrâhîm'den; İbn Hâşim [şu isnadla rivayet etti]: Abdullâh b. Ka'b b. Mâlik'den; babasından; İbn Beşşâr ise [şu isnadla rivayet etti]: İbn Ka'b b. Mâlik'den; babasından; [onlar da] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den [yukarıdaki hadislerin] bir benzerini [naklettiler]. Ve [onların] her ikisi de Yahyâ'dan olan rivayetlerinde: “Kafirin misali ise erze (sedir ağacı) gibidir.” [dediler].

2811_1. Hadis

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَعَلِيُّ بْنُ حُجْرٍ السَّعْدِيُّ، - وَاللَّفْظُ لِيَحْيَى - قَالُوا حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، - يَعْنُونَ ابْنَ جَعْفَرٍ - أَخْبَرَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دِينَارٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عَبْدَ، اللَّهِ بْنَ عُمَرَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ مِنَ الشَّجَرِ شَجَرَةً لاَ يَسْقُطُ وَرَقُهَا وَإِنَّهَا مَثَلُ الْمُسْلِمِ فَحَدِّثُونِي مَا هِيَ ‏"‏ ‏.‏ فَوَقَعَ النَّاسُ فِي شَجَرِ الْبَوَادِي ‏.‏ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ وَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ فَاسْتَحْيَيْتُ ثُمَّ قَالُوا حَدِّثْنَا مَا هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ فَقَالَ ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لِعُمَرَ قَالَ لأَنْ تَكُونَ قُلْتَ هِيَ النَّخْلَةُ أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ كَذَا وَكَذَا ‏.‏

Bize Yahyâ b. Eyyûb, Kuteybe b. Saîd ve Ali b. Hucr es-Sa'dî anlattılar; -lafız Yahyâ'ya aittir- [dediler ki:] Bize İsmâîl -İbn Ca'fer'i kastediyorlar- anlattı; bana Abdullâh b. Dînâr haber verdi; o da Abdullâh b. Ömer'i [şöyle] derken işitmiş: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ağaçlar arasında öyle bir ağaç vardır ki yaprağı hiç düşmez; o, Müslümanın misalidir. Söyleyin bana, o hangi ağaçtır?” Bunun üzerine insanlar Bevâdî (çöl) ağaçları hakkında fikir yürütmeye başladılar. Abdullâh [b. Ömer] dedi ki: “Benim aklıma onun hurma ağacı olduğu geldi, fakat [söylemekten] utandım.” Sonra [oradakiler]: “Ey Allah'ın Resulü! O hangi ağaçtır, bize söyleyin?” dediler. [Resulullah] şöyle buyurdu: “O, hurma ağacıdır.” [Abdullâh] dedi ki: “Bunu [daha sonra babam] Ömer'e anlattım.” [Ömer] dedi ki: “Senin onun hurma ağacı olduğunu söylemen, benim için şuna ve şuna [sahip olmaktan] daha sevgilidir.”

2811_2. Hadis

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ الْغُبَرِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ أَبِي الْخَلِيلِ، الضُّبَعِيِّ عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا لأَصْحَابِهِ ‏"‏ أَخْبِرُونِي عَنْ شَجَرَةٍ مَثَلُهَا مَثَلُ الْمُؤْمِنِ ‏"‏ ‏.‏ فَجَعَلَ الْقَوْمُ يَذْكُرُونَ شَجَرًا مِنْ شَجَرِ الْبَوَادِي ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ وَأُلْقِيَ فِي نَفْسِي أَوْ رُوعِيَ أَنَّهَا النَّخْلَةُ فَجَعَلْتُ أُرِيدُ أَنْ أَقُولَهَا فَإِذَا أَسْنَانُ الْقَوْمِ فَأَهَابُ أَنْ أَتَكَلَّمَ فَلَمَّا سَكَتُوا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ هِيَ النَّخْلَةُ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Ubeyd el-Guberî anlattı; [dedi ki:] Bize Hammâd b. Zeyd anlattı; [dedi ki:] Bize Eyyûb anlattı; Ebû'l-Halîl ed-Dubâî'den; Mücâhid'den; İbn Ömer'den; o da dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün ashabına şöyle buyurdu: “Bana misali müminin misali olan bir ağacı söyleyin.” Bunun üzerine topluluk Bevâdî (çöl) ağaçlarından bazı ağaçları zikretmeye başladılar. İbn Ömer dedi ki: “Benim kalbime veya aklıma onun hurma ağacı olduğu geldi. Bunu söylemek istedim, fakat topluluğun yaşlılarını [görünce] konuşmaktan çekindim.” Onlar susunca Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “O, hurma ağacıdır.”

2811_3. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ أَبِي عُمَرَ، قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ صَحِبْتُ ابْنَ عُمَرَ إِلَى الْمَدِينَةِ فَمَا سَمِعْتُهُ يُحَدِّثُ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ حَدِيثًا وَاحِدًا قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَأُتِيَ بِجُمَّارٍ ‏.‏ فَذَكَرَ بِنَحْوِ حَدِيثِهِمَا ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe ve İbn Ebî Ömer anlattılar; [dediler ki:] Bize Süfyân b. Uyeyne anlattı; İbn Ebî Necîh'den; Mücâhid'den; [o da] dedi ki: İbn Ömer ile Medine'ye kadar arkadaşlık ettim; o süre zarfında Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek] anlattığı sadece bir tek hadis işittim. [İbn Ömer] dedi ki: “Biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaydık; o sırada [Peygamber'e] bir cummâr (hurma içi) getirildi.” [Mücâhid] o ikisinin hadisinin bir benzerini zikretti.

2811_4. Hadis

وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا سَيْفٌ، قَالَ سَمِعْتُ مُجَاهِدًا، يَقُولُ سَمِعْتُ ابْنَ، عُمَرَ يَقُولُ أُتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِجُمَّارٍ ‏.‏ فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِهِمْ ‏.‏

Bize İbn Numeyr anlattı; [dedi ki:] Bize babam anlattı; [dedi ki:] Bize Seyf anlattı; [o da] dedi ki: Mücâhid'i [şöyle] derken işittim: İbn Ömer'i [şöyle] derken işitmiş: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir cummâr (hurma içi) getirildi.” [Ravi] onların hadisinin bir benzerini zikretti.

2811_5. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ أَخْبِرُونِي بِشَجَرَةٍ شِبْهِ أَوْ كَالرَّجُلِ الْمُسْلِمِ لاَ يَتَحَاتُّ وَرَقُهَا ‏"‏ ‏.‏ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لَعَلَّ مُسْلِمًا قَالَ وَتُؤْتِي أُكُلَهَا ‏.‏ وَكَذَا وَجَدْتُ عِنْدَ غَيْرِي أَيْضًا وَلاَ تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ ‏.‏ قَالَ ابْنُ عُمَرَ فَوَقَعَ فِي نَفْسِي أَنَّهَا النَّخْلَةُ وَرَأَيْتُ أَبَا بَكْرٍ وَعُمَرَ لاَ يَتَكَلَّمَانِ فَكَرِهْتُ أَنْ أَتَكَلَّمَ أَوْ أَقُولَ شَيْئًا فَقَالَ عُمَرُ لأَنْ تَكُونَ قُلْتَهَا أَحَبُّ إِلَىَّ مِنْ كَذَا وَكَذَا ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; [dedi ki:] Bize Ebû Üsâme anlattı; [dedi ki:] Bize Ubeydullâh b. Ömer anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den; [o da] dedi ki: Biz Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaydık. [Peygamber] şöyle buyurdu: “Bana, yaprağı dökülmeyen, Müslüman bir adama benzeyen veya onun gibi olan bir ağacı söyleyin.” İbrahim [b. Süfyân] dedi ki: Belki de Müslim [naklederken]: “Yemişini her zaman verir.” dedi. Ben de başkalarının yanında [bu ifadeyi] “Yemişini her zaman verir.” şeklinde buldum. İbn Ömer dedi ki: “Benim aklıma onun hurma ağacı olduğu geldi. Ebû Bekr ve Ömer'in konuşmadıklarını görünce ben de konuşmayı veya bir şey söylemeyi hoş görmedim.” [Daha sonra babam] Ömer dedi ki: “Senin onu söylemiş olman, benim için şuna ve şuna [sahip olmaktan] daha sevgilidir.”

2812_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ، عُثْمَانُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ أَيِسَ أَنْ يَعْبُدَهُ الْمُصَلُّونَ فِي جَزِيرَةِ الْعَرَبِ وَلَكِنْ فِي التَّحْرِيشِ بَيْنَهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Bize Osmân b. Ebî Şeybe ve İshâk b. İbrâhîm anlattılar; İshâk “Bize haber verdi”, Osmân ise “Bize anlattı” dedi; Cerîr'den; el-A'meş'den; Ebû Süfyân'dan; Câbir'den; [o da] dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i [şöyle] buyururken işittim: “Şüphesiz şeytan, Arap yarımadasında namaz kılanların kendisine ibadet etmesinden ümidini kesmiştir. Ancak [müminlerin] aralarında tahrîş (birbirine düşürme) çıkarmaktan [ümidini kesmemiştir].”

2812_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ كِلاَهُمَا عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏

Bu hadisi bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de anlattı; [dedi ki:] Bize Vekî' anlattı. (H) Bize Ebû Küreyb de anlattı; [dedi ki:] Bize Ebû Muâviye anlattı. Her ikisi de el-A'meş'den; bu isnad ile [yukarıdaki hadisin benzerini naklettiler].

2813_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ، عُثْمَانُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ إِنَّ عَرْشَ إِبْلِيسَ عَلَى الْبَحْرِ فَيَبْعَثُ سَرَايَاهُ فَيَفْتِنُونَ النَّاسَ فَأَعْظَمُهُمْ عِنْدَهُ أَعْظَمُهُمْ فِتْنَةً ‏"‏ ‏.‏

Bize Osmân b. Ebî Şeybe ve İshâk b. İbrâhîm anlattılar; İshâk “Bize haber verdi”, Osmân ise “Bize anlattı” dedi; Cerîr'den; el-A'meş'den; Ebû Süfyân'dan; Câbir'den; [o da] dedi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i [şöyle] buyururken işittim: “Şüphesiz İblis'in tahtı deniz üzerindedir. O, serâyâ (birlikler) gönderir de onlar insanları fitneye düşürürler. Onların İblis katında en büyük olanı, en büyük fitneyi çıkarandır.”

2813_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالاَ أَخْبَرَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ إِبْلِيسَ يَضَعُ عَرْشَهُ عَلَى الْمَاءِ ثُمَّ يَبْعَثُ سَرَايَاهُ فَأَدْنَاهُمْ مِنْهُ مَنْزِلَةً أَعْظَمُهُمْ فِتْنَةً يَجِيءُ أَحَدُهُمْ فَيَقُولُ فَعَلْتُ كَذَا وَكَذَا فَيَقُولُ مَا صَنَعْتَ شَيْئًا قَالَ ثُمَّ يَجِيءُ أَحَدُهُمْ فَيَقُولُ مَا تَرَكْتُهُ حَتَّى فَرَّقْتُ بَيْنَهُ وَبَيْنَ امْرَأَتِهِ - قَالَ - فَيُدْنِيهِ مِنْهُ وَيَقُولُ نِعْمَ أَنْتَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ الأَعْمَشُ أُرَاهُ قَالَ ‏"‏ فَيَلْتَزِمُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Küreyb Muhammed b. el-Alâ' ve İshâk b. İbrâhîm anlattılar; -lafız Ebû Küreyb'e aittir- [dediler ki:] Bize Ebû Muâviye haber verdi; [dedi ki:] Bize el-A'meş anlattı; Ebû Süfyân'dan; Câbir'den; [o da] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz İblis tahtını su üzerine kurar; sonra serâyâ (birlikler) gönderir. Onların İblis'e makam bakımından en yakın olanı, en büyük fitneyi çıkarandır. Onlardan biri gelir ve: ‘Şunu şunu yaptım.’ der. İblis: ‘Sen hiçbir şey yapmamışsın.’ der. Sonra onlardan bir diğeri gelir ve: ‘Kişiyle karısının arasını ayırana kadar onu bırakmadım.’ der. Bunun üzerine İblis onu kendisine yaklaştırır ve: ‘Sen ne iyisin!’ der.” el-A'meş dedi ki: [Öyle] sanıyorum ki [Ebû Süfyân]: “Bunun üzerine İblis ona sarılır.” dedi.

2813_3. Hadis

حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ يَبْعَثُ الشَّيْطَانُ سَرَايَاهُ فَيَفْتِنُونَ النَّاسَ فَأَعْظَمُهُمْ عِنْدَهُ مَنْزِلَةً أَعْظَمُهُمْ فِتْنَةً ‏"‏ ‏.‏

Bana Seleme b. Şebîb anlattı; [dedi ki:] Bize el-Hasen b. A'yen anlattı; [dedi ki:] Bize Ma'kil anlattı; Ebû'z-Zübeyr'den; Câbir'den; o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'i [şöyle] buyururken işitmiş: “Şeytan serâyâ (birlikler) gönderir de onlar insanları fitneye düşürürler. Onların şeytan katında makam bakımından en büyük olanı, en büyük fitneyi çıkarandır.”

2814_1. Hadis

حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَإِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ إِسْحَاقُ أَخْبَرَنَا وَقَالَ، عُثْمَانُ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ وَقَدْ وُكِّلَ بِهِ قَرِينُهُ مِنَ الْجِنِّ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَإِيَّاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَإِيَّاىَ إِلاَّ أَنَّ اللَّهَ أَعَانَنِي عَلَيْهِ فَأَسْلَمَ فَلاَ يَأْمُرُنِي إِلاَّ بِخَيْرٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Osmân b. Ebî Şeybe ve İshâk b. İbrâhîm anlattılar; İshâk “Bize haber verdi”, Osmân ise “Bize anlattı” dedi; Cerîr'den; Mansûr'dan; Sâlim b. Ebî'l-Ca'd'dan; babasından; Abdullâh b. Mes'ûd'dan; [o da] dedi ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Sizden hiç kimse yoktur ki, kendisine cinlerden bir karin (eşlikçi) vekil kılınmış olmasın.” [Ashab]: “Size de mi ey Allah'ın Resulü?” dediler. [Peygamber] şöyle buyurdu: “Bana da [vekil kılınmıştır]. Ancak Allah ona karşı bana yardım etti de o Müslüman oldu; artık o bana hayırdan başka bir şey emretmez.”

2814_2. Hadis

حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، وَابْنُ، بَشَّارٍ قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، - يَعْنِيَانِ ابْنَ مَهْدِيٍّ - عَنْ سُفْيَانَ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ رُزَيْقٍ، كِلاَهُمَا عَنْ مَنْصُورٍ، بِإِسْنَادِ جَرِيرٍ ‏.‏ مِثْلَ حَدِيثِهِ غَيْرَ أَنَّ فِي حَدِيثِ سُفْيَانَ ‏ "‏ وَقَدْ وُكِّلَ بِهِ قَرِينُهُ مِنَ الْجِنِّ وَقَرِينُهُ مِنَ الْمَلاَئِكَةِ ‏"‏ ‏.‏

Bize İbnü’l-Müsennâ ve İbn Beşşâr anlattılar; [dediler ki:] Bize Abdurrahman -İbn Mehdî’yi kastediyorlar- Süfyân’dan anlattı. (H) Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe de anlattı; [dedi ki:] Bize Yahyâ b. Âdem, Ammâr b. Rüzayk’tan anlattı; her ikisi de Mansûr’dan; Cerîr’in isnadı ile [yukarıdaki hadisin] benzerini [naklettiler]. Ancak Süfyân’ın hadisinde: “Kendisine cinlerden bir karin (eşlikçi) ve meleklerden bir karin vekil kılınmıştır.” [ifadesi yer almaktadır].

2815. Hadis

حَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو صَخْرٍ، عَنِ ابْنِ، قُسَيْطٍ حَدَّثَهُ أَنَّ عُرْوَةَ حَدَّثَهُ أَنَّ عَائِشَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَتْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ مِنْ عِنْدِهَا لَيْلاً ‏.‏ قَالَتْ فَغِرْتُ عَلَيْهِ فَجَاءَ فَرَأَى مَا أَصْنَعُ فَقَالَ ‏"‏ مَا لَكِ يَا عَائِشَةُ أَغِرْتِ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ وَمَا لِي لاَ يَغَارُ مِثْلِي عَلَى مِثْلِكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَقَدْ جَاءَكِ شَيْطَانُكِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَوَمَعِيَ شَيْطَانٌ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَمَعَ كُلِّ إِنْسَانٍ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ وَمَعَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ وَلَكِنْ رَبِّي أَعَانَنِي عَلَيْهِ حَتَّى أَسْلَمَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Hârûn b. Saîd el-Eylî anlattı; [dedi ki:] Bize İbn Vehb anlattı; [dedi ki:] Ebû Sahr bana İbn Kusayt’tan haber verdi; o ona Urve’nin anlattığını, Urve de ona Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in eşi Âişe’nin şunu anlattığını nakletti: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gece yanından dışarı çıktı. [Âişe] dedi ki: “Onu kıskandım. [Geri] gelince ne yaptığımı [nasıl davrandığımı] gördü de: ‘Nen var ey Âişe, kıskandın mı?’ buyurdu. Ben de: ‘Benim gibi biri, senin gibi birini nasıl kıskanmaz?’ dedim. Bunun üzerine Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Sana şeytanın mı geldi?’ buyurdu. [Âişe]: ‘Ey Allah’ın Resulü! Benimle beraber şeytan mı var?’ dedi. [Peygamber]: ‘Evet.’ buyurdu. [Âişe]: ‘Her insanla beraber [var mıdır]?’ dedi. [Peygamber]: ‘Evet.’ buyurdu. [Âişe]: ‘Sizinle de mi ey Allah’ın Resulü?’ dedi. [Peygamber]: ‘Evet, ancak Rabbim ona karşı bana yardım etti de o Müslüman oldu.’ buyurdu.”

2816_3. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، - يَعْنِي ابْنَ زَيْدٍ - عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ مَا مِنْ أَحَدٍ يُدْخِلُهُ عَمَلُهُ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏ فَقِيلَ وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِي رَبِّي بِرَحْمَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Hammâd —yani İbn Zeyd—, Eyyûb'dan; o, Muhammed'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hiç kimseyi ameli cennete sokmaz." Denildi ki: 'Sen de mi [böylesin] ey Allah'ın Resulü?' Buyurdu ki: "Ben de; meğerki Rabbim beni bir rahmet ile kuşatıp bürümüş (yetegammedenî) ola."

2816_4. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عَدِيٍّ، عَنِ ابْنِ عَوْنٍ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي، هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَيْسَ أَحَدٌ مِنْكُمْ يُنْجِيهِ عَمَلُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِيَ اللَّهُ مِنْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَرَحْمَةٍ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ ابْنُ عَوْنٍ بِيَدِهِ هَكَذَا وَأَشَارَ عَلَى رَأْسِهِ ‏"‏ وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِيَ اللَّهُ مِنْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَرَحْمَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize İbn Ebî Adî, İbn Avn'dan; o, Muhammed'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Sizden hiç kimseyi ameli kurtarmaz,' buyurdu. 'Sen de mi [böylesin] ey Allah'ın Resulü?' dediler. Buyurdu ki: 'Ben de; meğerki Allah kendi katından bir bağışlanma ve rahmet ile beni kuşatıp bürümüş ola.'" İbn Avn eliyle şöyle yaptı ve başını işaret ederek [şöyle dedi]: "Ben de; meğerki Allah kendi katından bir bağışlanma ve rahmet ile beni kuşatıp bürümüş ola."

2816_5. Hadis

حَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُهَيْلٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَيْسَ أَحَدٌ يُنْجِيهِ عَمَلُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَدَارَكَنِيَ اللَّهُ مِنْهُ بِرَحْمَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana Züheyr b. Harb anlattı; bize Cerîr, Süheyl'den; o, babasından; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Hiç kimseyi ameli kurtarmaz." 'Sen de mi [böylesin] ey Allah'ın Resulü?' dediler. Buyurdu ki: "Ben de; meğerki Allah kendi katından bir rahmet ile bana yetişip/ulaşıp (yetedârekenî) beni kurtarmış ola."

2816_6. Hadis

وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَبَّادٍ، يَحْيَى بْنُ عَبَّادٍ حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ، مَوْلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ لَنْ يُدْخِلَ أَحَدًا مِنْكُمْ عَمَلُهُ الْجَنَّةَ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِيَ اللَّهُ مِنْهُ بِفَضْلٍ وَرَحْمَةٍ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hâtim anlattı; bize Ebû Abbâd Yahyâ b. Abbâd anlattı; bize İbrâhim b. Sa'd anlattı; bize İbn Şihâb, Abdurrahmân b. Avf'ın azatlısı (mevlâ) Ebû Ubeyd'den; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Sizden hiç kimseyi ameli cennete sokmaz." 'Sen de mi [böylesin] ey Allah'ın Resulü?' dediler. Buyurdu ki: "Ben de; meğerki Allah kendi katından bir lütuf (fazl) ve rahmet ile beni kuşatıp bürümüş ola."

2816_7. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ قَارِبُوا وَسَدِّدُوا وَاعْلَمُوا أَنَّهُ لَنْ يَنْجُوَ أَحَدٌ مِنْكُمْ بِعَمَلِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَلاَ أَنْتَ قَالَ ‏"‏ وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِيَ اللَّهُ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. Nümeyr anlattı; bize babam anlattı; bize el-A'meş, Ebû Sâlih'ten; o da Ebû Hüreyre'den [naklederek] anlattı. Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İftrat ve tefritten kaçınıp orta yolu tutun (kâribû) ve doğru olanı yapmaya gayret edin (seddidû). Şunu bilin ki, sizden hiçbir kimse ameliyle asla kurtulamaz." 'Ey Allah'ın Resulü! Sen de mi?' dediler. Buyurdu ki: "Ben de; meğerki Allah kendi katından bir rahmet ve lütuf (fazl) ile beni kuşatıp bürümüş ola."

2817_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ ‏.‏

Bize İbn Nümeyr anlattı; bize babam anlattı; bize el-A'meş, Ebû Süfyân'dan; o da Câbir'den; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek hadisin] benzerini anlattı.

2817_2. Hadis

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، بِالإِسْنَادَيْنِ جَمِيعًا كَرِوَايَةِ ابْنِ نُمَيْرٍ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrâhim anlattı; bize Cerîr, el-A'meş'ten; her iki isnadla birlikte İbn Nümeyr'in rivayeti gibi anlattı.

2816_8. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ وَزَادَ ‏ "‏ وَأَبْشِرُوا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve Ebû Küreyb anlattılar; dediler ki: Bize Ebû Muâviye, el-A'meş'ten; o, Ebû Sâlih'ten; o da Ebû Hüreyre'den; o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklederek hadisin] benzerini anlattı ve şunu ekledi: "...Ve müjdelenip sevinin (ebşirû)."

2817_3. Hadis

حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ لاَ يُدْخِلُ أَحَدًا مِنْكُمْ عَمَلُهُ الْجَنَّةَ وَلاَ يُجِيرُهُ مِنَ النَّارِ وَلاَ أَنَا إِلاَّ بِرَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Seleme b. Şebîb anlattı; bize el-Hasen b. A'yen anlattı; bize Ma'kıl, Ebu'z-Zübeyr'den; o da Câbir'den [naklederek] anlattı. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Sizden (hiç) kimseyi ameli cennete sokmaz ve ateşten (cehennemden) korumaz (yucîruhu); beni de. Meğerki Allah'tan bir rahmet ola."

2818_1. Hadis

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا مُوسَى بْنُ، عُقْبَةَ ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا بَهْزٌ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا مُوسَى، بْنُ عُقْبَةَ قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، يُحَدِّثُ عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا كَانَتْ تَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ سَدِّدُوا وَقَارِبُوا وَأَبْشِرُوا فَإِنَّهُ لَنْ يُدْخِلَ الْجَنَّةَ أَحَدًا عَمَلُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا وَلاَ أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ وَلاَ أَنَا إِلاَّ أَنْ يَتَغَمَّدَنِيَ اللَّهُ مِنْهُ بِرَحْمَةٍ وَاعْلَمُوا أَنَّ أَحَبَّ الْعَمَلِ إِلَى اللَّهِ أَدْوَمُهُ وَإِنْ قَلَّ ‏"‏ ‏.‏

Bize İshâk b. İbrâhim anlattı; bize Abdülazîz b. Muhammed haber verdi; bize Mûsâ b. Ukbe haber verdi. (H) Bana Muhammed b. Hâtim de —ki lafız onundur— anlattı; bize Behz anlattı; bize Vüheyb anlattı; bize Mûsâ b. Ukbe anlattı; dedi ki: Ebû Seleme b. Abdurrahman b. Avf'ı, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in eşi Âişe'den [naklederek] anlatırken işittim. [Âişe] diyordu ki: Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Doğru olanı yapmaya gayret edin (seddidû), ifrat ve tefritten kaçınıp orta yolu tutun (kâribû) ve müjdelenip sevinin (ebşirû). Zira hiç kimseyi ameli cennete sokmaz." 'Sen de mi [böylesin] ey Allah'ın Resulü?' dediler. Buyurdu ki: "Ben de; meğerki Allah kendi katından bir rahmet ile beni kuşatıp bürümüş ola. Ve şunu da bilin ki; Allah'a amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır (edvemuhu)."

2818_2. Hadis

وَحَدَّثَنَاهُ حَسَنٌ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ سَعْدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ، بْنُ الْمُطَّلِبِ عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ وَلَمْ يَذْكُرْ ‏ "‏ وَأَبْشِرُوا ‏"‏ ‏.‏

Bize bu [hadisi] Hasen el-Hulvânî de anlattı; bize Ya'kûb b. İbrâhim b. Sa'd anlattı; bize Abdülazîz b. el-Muttalib, Mûsâ b. Ukbe'den; bu isnad ile anlattı. Ancak "...Ve müjdelenip sevinin (ebşirû)" [ifadesini] zikretmedi.

2819_1. Hadis

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَوَانَةَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ، شُعْبَةَ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم صَلَّى حَتَّى انْتَفَخَتْ قَدَمَاهُ فَقِيلَ لَهُ أَتَكَلَّفُ هَذَا وَقَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ فَقَالَ ‏ "‏ أَفَلاَ أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize Ebû Avâne, Ziyâd b. İlâka'dan; o, Muğîre b. Şu'be'den [naklederek] anlattı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ayakları şişinceye kadar namaz kıldı. Kendisine: 'Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde kendine (bunu) mu yüklüyorsun/neden bu kadar zahmet çekiyorsun?' denildi. Bunun üzerine: "Şükreden (şekûr) bir kul olmayayım mı?" buyurdu.

2819_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ، نُمَيْرٍ قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ زِيَادِ بْنِ عِلاَقَةَ، سَمِعَ الْمُغِيرَةَ بْنَ شُعْبَةَ، يَقُولُ قَامَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم حَتَّى وَرِمَتْ قَدَمَاهُ قَالُوا قَدْ غَفَرَ اللَّهُ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ أَفَلاَ أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe ve İbn Nümeyr anlattılar; dediler ki: Bize Süfyân, Ziyâd b. İlâka'dan anlattı. O, Muğîre b. Şu'be'yi şöyle derken işitti: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ayakları şişinceye/kabarıncaya (verimet) kadar [namaza] durdu. Dediler ki: 'Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladı.' Buyurdu ki: "Şükreden bir kul olmayayım mı?"

2820. Hadis

حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ، وَهَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي أَبُو صَخْرٍ، عَنِ ابْنِ قُسَيْطٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا صَلَّى قَامَ حَتَّى تَفَطَّرَ رِجْلاَهُ قَالَتْ عَائِشَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَتَصْنَعُ هَذَا وَقَدْ غُفِرَ لَكَ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ فَقَالَ ‏ "‏ يَا عَائِشَةُ أَفَلاَ أَكُونُ عَبْدًا شَكُورًا ‏"‏ ‏.‏

Bize Hârûn b. Ma'rûf ve Hârûn b. Saîd el-Eylî anlattılar; [dediler ki:] Bize İbn Vehb anlattı; [dedi ki:] Ebû Sahr bana haber verdi; İbn Kusayt'tan; Urve b. ez-Zübeyr'den; Âişe'den; [dedi ki:] Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem [gece] namaz kıldığı zaman ayakları yarılıncaya [kadar] ayakta dururdu. Âişe: “Ey Allah'ın Resulü! Senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlanmış olduğu halde bunu [niçin] yapıyorsun?” dedi. [Resulullah]: “Ey Âişe! Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu.

2821_1. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، وَأَبُو مُعَاوِيَةَ ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ نُمَيْرٍ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ شَقِيقٍ، قَالَ كُنَّا جُلُوسًا عِنْدَ بَابِ عَبْدِ اللَّهِ نَنْتَظِرُهُ فَمَرَّ بِنَا يَزِيدُ بْنُ مُعَاوِيَةَ النَّخَعِيُّ فَقُلْنَا أَعْلِمْهُ بِمَكَانِنَا ‏.‏ فَدَخَلَ عَلَيْهِ فَلَمْ يَلْبَثْ أَنْ خَرَجَ عَلَيْنَا عَبْدُ اللَّهِ فَقَالَ إِنِّي أُخْبَرُ بِمَكَانِكُمْ فَمَا يَمْنَعُنِي أَنْ أَخْرُجَ إِلَيْكُمْ إِلاَّ كَرَاهِيَةُ أَنْ أُمِلَّكُمْ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَتَخَوَّلُنَا بِالْمَوْعِظَةِ فِي الأَيَّامِ مَخَافَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı; [dedi ki:] Bize Vekî' ve Ebû Muâviye anlattılar. (H) Bize İbn Numeyr de anlattı; -lafız onundur- [dedi ki:] Bize Ebû Muâviye anlattı; el-A'meş'den; Şakîk'den; [dedi ki:] Biz Abdullâh [b. Mes'ûd]'un kapısının yanında oturmuş onu bekliyorduk. O sırada yanımızdan Yezîd b. Muâviye en-Nehaî geçti. Ona: “Burada olduğumuzu kendisine bildir.” dedik. O da yanına girdi. Çok geçmeden Abdullâh dışarı yanımıza çıktı ve şöyle dedi: “Burada olduğunuz bana haber verildi. Yanınıza çıkmama engel olan tek şey, sizi usandırmaktan çekinmemdir. Zira Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bize bıkkınlık gelmesinden korkarak vaaz hususunda [uygun] günleri ve zamanları gözetirdi.”

2821_2. Hadis

حَدَّثَنَا أَبُو سَعِيدٍ الأَشَجُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، ح وَحَدَّثَنَا مِنْجَابُ بْنُ الْحَارِثِ التَّمِيمِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ مُسْهِرٍ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَعَلِيُّ بْنُ خَشْرَمٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا عِيسَى، بْنُ يُونُسَ ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، كُلُّهُمْ عَنِ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ ‏.‏ نَحْوَهُ ‏.‏ وَزَادَ مِنْجَابٌ فِي رِوَايَتِهِ عَنِ ابْنِ مُسْهِرٍ قَالَ الأَعْمَشُ وَحَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ مُرَّةَ عَنْ شَقِيقٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ مِثْلَهُ ‏.‏

Bize Ebû Saîd el-Eşecc anlattı; [dedi ki:] Bize İbn İdrîs anlattı. (H) Bize Mincâb b. el-Hâris et-Temîmî de anlattı; [dedi ki:] Bize İbn Müshir anlattı. (H) Bize İshâk b. İbrâhîm ve Ali b. Haşrem de anlattılar; [dediler ki:] Bize Îsâ b. Yûnus haber verdi. (H) Bize İbn Ebî Ömer de anlattı; [dedi ki:] Bize Süfyân anlattı. Hepsi el-A'meş'den; bu isnad ile [yukarıdaki hadisin] benzerini [naklettiler]. Mincâb, İbn Müshir'den olan rivayetinde şunu da ekledi: “el-A'meş şöyle dedi: Bana Amr b. Mürre, Şakîk'den, o da Abdullâh'dan bunun bir benzerini anlattı.”

2821_3. Hadis

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي عُمَرَ، - وَاللَّفْظُ لَهُ - حَدَّثَنَا فُضَيْلُ بْنُ عِيَاضٍ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ شَقِيقٍ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ يُذَكِّرُنَا كُلَّ يَوْمِ خَمِيسٍ فَقَالَ لَهُ رَجُلٌ يَا أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ إِنَّا نُحِبُّ حَدِيثَكَ وَنَشْتَهِيهِ وَلَوَدِدْنَا أَنَّكَ حَدَّثْتَنَا كُلَّ يَوْمٍ ‏.‏ فَقَالَ مَا يَمْنَعُنِي أَنْ أُحَدِّثَكُمْ إِلاَّ كَرَاهِيَةُ أَنْ أُمِلَّكُمْ ‏.‏ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَتَخَوَّلُنَا بِالْمَوْعِظَةِ فِي الأَيَّامِ كَرَاهِيَةَ السَّآمَةِ عَلَيْنَا ‏.‏

Bu hadisi bize İshâk b. İbrâhîm de anlattı; [dedi ki:] Cerîr bize Mansûr'dan haber verdi. (H) Bize İbn Ebî Ömer de anlattı; -lafız onundur- [dedi ki:] Bize Fudayl b. Iyâz, Mansûr'dan anlattı; o da Şakîk Ebû Vâil'den; [dedi ki:] Abdullâh her perşembe günü bize öğüt verirdi. Bir adam ona: “Ey Ebû Abdurrahmân! Biz senin hadisini [anlatmanı] seviyor ve arzuluyoruz. Keşke bize her gün anlatsan!” dedi. [Abdullâh] şöyle dedi: “Sizin yanınıza çıkıp [her gün] anlatmama engel olan tek şey, sizi usandırmaktan çekinmemdir. Zira Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bize bıkkınlık gelmesini istemediği için vaaz hususunda [uygun] günleri gözetirdi.”