822_4. Hadis
حَدَّثَنَا شَيْبَانُ بْنُ فَرُّوخَ، حَدَّثَنَا مَهْدِيُّ بْنُ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا وَاصِلٌ الأَحْدَبُ، عَنْ أَبِي، وَائِلٍ قَالَ غَدَوْنَا عَلَى عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ يَوْمًا بَعْدَ مَا صَلَّيْنَا الْغَدَاةَ فَسَلَّمْنَا بِالْبَابِ فَأَذِنَ لَنَا - قَالَ - فَمَكَثْنَا بِالْبَابِ هُنَيَّةً - قَالَ - فَخَرَجَتِ الْجَارِيَةُ فَقَالَتْ أَلاَ تَدْخُلُونَ فَدَخَلْنَا فَإِذَا هُوَ جَالِسٌ يُسَبِّحُ فَقَالَ مَا مَنَعَكُمْ أَنْ تَدْخُلُوا وَقَدْ أُذِنَ لَكُمْ فَقُلْنَا لاَ إِلاَّ أَنَّا ظَنَنَّا أَنَّ بَعْضَ أَهْلِ الْبَيْتِ نَائِمٌ . قَالَ ظَنَنْتُمْ بِآلِ ابْنِ أُمِّ عَبْدٍ غَفْلَةً قَالَ ثُمَّ أَقْبَلَ يُسَبِّحُ حَتَّى ظَنَّ أَنَّ الشَّمْسَ قَدْ طَلَعَتْ فَقَالَ يَا جَارِيَةُ انْظُرِي هَلْ طَلَعَتْ قَالَ فَنَظَرَتْ فَإِذَا هِيَ لَمْ تَطْلُعْ فَأَقْبَلَ يُسَبِّحُ حَتَّى إِذَا ظَنَّ أَنَّ الشَّمْسَ قَدْ طَلَعَتْ قَالَ يَا جَارِيَةُ انْظُرِي هَلْ طَلَعَتْ فَنَظَرَتْ فَإِذَا هِيَ قَدْ طَلَعَتْ . فَقَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَقَالَنَا يَوْمَنَا هَذَا - فَقَالَ مَهْدِيٌّ وَأَحْسِبُهُ قَالَ - وَلَمْ يُهْلِكْنَا بِذُنُوبِنَا - قَالَ - فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ قَرَأْتُ الْمُفَصَّلَ الْبَارِحَةَ كُلَّهُ - قَالَ - فَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ هَذًّا كَهَذِّ الشِّعْرِ إِنَّا لَقَدْ سَمِعْنَا الْقَرَائِنَ وَإِنِّي لأَحْفَظُ الْقَرَائِنَ الَّتِي كَانَ يَقْرَؤُهُنَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثَمَانِيَةَ عَشَرَ مِنَ الْمُفَصَّلِ وَسُورَتَيْنِ مِنْ آلِ حم
Bize Şeybân b. Ferrûh anlattı; bize Mehdî b. Meymûn anlattı; bize Vâsıl el-Ahdeb anlattı; Ebû Vâil’den; (bildirdi): Dedi ki: “Bir gün sabah namazını kıldıktan sonra Abdullah b. Mes’ûd’un yanına erkenden gittik. Kapıda selâm verdik, [içeri girmemiz için] bize izin verdi.” [Ebû Vâil] dedi ki: “Kapıda bir süre bekledik. Sonra [cariye] hizmetçi kadın çıkıp: ‘İçeri girmeyecek misiniz?’ dedi. Biz de girdik; gördük ki o [zikirde bulunup] Allah’ı tesbih ederek oturuyor.” [Abdullah]: “Size izin verildiği halde girmenize ne engel oldu?” dedi. Biz de: “Hayır [bir engel yok]; sadece ev halkından bazılarının uykuda olduğunu zannettik.” dedik. [Abdullah]: “İbn Ümmî Abd’in (Abdullah b. Mes'ud) ailesinin gaflet içinde olduğunu mu zannettiniz?” buyurdu. [Ebû Vâil] dedi ki: “Sonra güneşin doğduğunu zannedene kadar tesbihine devam etti ve: ‘Ey kızım! Bak bakalım güneş doğmuş mu?’ dedi. [Hizmetçi kız] baktı, henüz doğmadığını [söyledi]. Sonra güneşin doğduğunu zannedene kadar tesbihe devam etti ve: ‘Ey kızım! [Yine] bak bakalım güneş doğmuş mu?’ dedi. Kız baktı ve güneşin doğduğunu [söyledi].” Bunun üzerine [Abdullah]: “Bugünümüze ulaştıran [bizi bağışlayan] ve Mehdî’nin [rivâyetinde zikrettiği] zannettiğim şu ifadeyle; günâhlarımız sebebiyle bizi helâk etmeyen Allah’a hamdolsun.” dedi. O sırada topluluktan bir adam: “Dün gece mufassal sûrelerin tamamını okudum.” dedi. Abdullah şöyle buyurdu: “Şiir mırıldanır gibi hızlı bir okuyuş ha! Şüphesiz biz sûre eşlerini işittik. Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in [birbirine ekleyerek] okuduğu o sûre eşlerini ezbere biliyorum. [Bunlar] mufassal sûrelerden on sekiz sûre ile Hâ-Mîm [ailesinden] iki sûredir.”