4503. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، قَالَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ إِسْحَاقَ، فَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرِ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَمِعْتُ زِيَادَ بْنَ ضُمَيْرَةَ الضَّمْرِيَّ، ح وَحَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ بَيَانٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الْهَمْدَانِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جَعْفَرٍ، أَنَّهُ سَمِعَ زِيَادَ بْنَ سَعْدِ بْنِ ضُمَيْرَةَ السُّلَمِيَّ، - وَهَذَا حَدِيثُ وَهْبٍ وَهُوَ أَتَمُّ - يُحَدِّثُ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ عَنْ أَبِيهِ - قَالَ مُوسَى - وَجَدِّهِ وَكَانَا شَهِدَا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُنَيْنًا - ثُمَّ رَجَعْنَا إِلَى حَدِيثِ وَهْبٍ - أَنَّ مُحَلِّمَ بْنَ جَثَّامَةَ اللَّيْثِيَّ قَتَلَ رَجُلاً مِنْ أَشْجَعَ فِي الإِسْلاَمِ وَذَلِكَ أَوَّلُ غِيَرٍ قَضَى بِهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَكَلَّمَ عُيَيْنَةُ فِي قَتْلِ الأَشْجَعِيِّ لأَنَّهُ مِنْ غَطَفَانَ وَتَكَلَّمَ الأَقْرَعُ بْنُ حَابِسٍ دُونَ مُحَلِّمٍ لأَنَّهُ مِنْ خِنْدِفَ فَارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ وَكَثُرَتِ الْخُصُومَةُ وَاللَّغَطُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا عُيَيْنَةُ أَلاَ تَقْبَلُ الْغِيَرَ " . فَقَالَ عُيَيْنَةُ لاَ وَاللَّهِ حَتَّى أُدْخِلَ عَلَى نِسَائِهِ مِنَ الْحَرْبِ وَالْحَزَنِ مَا أَدْخَلَ عَلَى نِسَائِي . قَالَ ثُمَّ ارْتَفَعَتِ الأَصْوَاتُ وَكَثُرَتِ الْخُصُومَةُ وَاللَّغَطُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا عُيَيْنَةُ أَلاَ تَقْبَلُ الْغِيَرَ " . فَقَالَ عُيَيْنَةُ مِثْلَ ذَلِكَ أَيْضًا إِلَى أَنْ قَامَ رَجُلٌ مِنْ بَنِي لَيْثٍ يُقَالُ لَهُ مُكَيْتِلٌ عَلَيْهِ شِكَّةٌ وَفِي يَدِهِ دَرَقَةٌ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي لَمْ أَجِدْ لِمَا فَعَلَ هَذَا فِي غُرَّةِ الإِسْلاَمِ مَثَلاً إِلاَّ غَنَمًا وَرَدَتْ فَرُمِيَ أَوَّلُهَا فَنَفَرَ آخِرُهَا اسْنُنِ الْيَوْمَ وَغَيِّرْ غَدًا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " خَمْسُونَ فِي فَوْرِنَا هَذَا وَخَمْسُونَ إِذَا رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ " . وَذَلِكَ فِي بَعْضِ أَسْفَارِهِ وَمُحَلِّمٌ رَجُلٌ طَوِيلٌ آدَمُ وَهُوَ فِي طَرَفِ النَّاسِ فَلَمْ يَزَالُوا حَتَّى تَخَلَّصَ فَجَلَسَ بَيْنَ يَدَىْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَيْنَاهُ تَدْمَعَانِ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي قَدْ فَعَلْتُ الَّذِي بَلَغَكَ وَإِنِّي أَتُوبُ إِلَى اللَّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى فَاسْتَغْفِرِ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لِي يَا رَسُولَ اللَّهِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَقَتَلْتَهُ بِسِلاَحِكَ فِي غُرَّةِ الإِسْلاَمِ اللَّهُمَّ لاَ تَغْفِرْ لِمُحَلِّمٍ " . بِصَوْتٍ عَالٍ زَادَ أَبُو سَلَمَةَ فَقَامَ وَإِنَّهُ لَيَتَلَقَّى دُمُوعَهُ بِطَرَفِ رِدَائِهِ قَالَ ابْنُ إِسْحَاقَ فَزَعَمَ قَوْمُهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم اسْتَغْفَرَ لَهُ بَعْدَ ذَلِكَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ الْغِيَرُ الدِّيَةُ .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Hammâd anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. İshâk anlattı; bana Muhammed b. Cafer b. ez-Zübeyr anlattı; dedi ki: Ziyâd b. Dumeyre ed-Damrî'yi işittim. (H) Ve bize Vehb b. Beyân ve Ahmed b. Saîd el-Hemedânî anlattı. Dediler ki: Bize İbn Vehb anlattı; bana Abdurrahman b. Ebi'z-Zinâd haber verdi; Abdurrahman b. el-Hâris'ten, (o) Muhammed b. Cafer'den; o da Ziyâd b. Sa'd b. Dumeyre es-Sülemî'yi Urve b. Zübeyr'e, babasından -Mûsâ "dedesinden" dedi- naklen anlatırken işitmiş. -Babası ve dedesi Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile birlikte Huneyn'e katılmışlardı.- (Ravi dedi ki:) Sonra Vehb'in hadisine (metnine) döndük -ki bu daha tamdır-: Muhallim b. Cessâme el-Leysî, İslam'da Eşca' kabilesinden bir adamı öldürdü. Bu, Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) hüküm verdiği ilk diyet (giyer) davasıydı. Uyeyne, Eşca'lı maktul hakkında -o Gatafanlı olduğu için- konuştu (kısas istedi). Akra' b. Hâbis de Muhallim'i savunarak konuştu -çünkü o Hındif'tendi-. Sesler yükseldi, çekişme ve gürültü çoğaldı. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Ey Uyeyne! Diyeti kabul etmiyor musun?" buyurdu. Uyeyne: "Hayır vallahi! Benim kadınlarıma giren savaş ve hüzün onun kadınlarına da girmedikçe (kabul etmem)" dedi. (Ravi) dedi ki: Sonra sesler (yine) yükseldi, çekişme ve gürültü çoğaldı. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Ey Uyeyne! Diyeti kabul etmiyor musun?" buyurdu. Uyeyne yine benzerini söyledi. Nihayet Benî Leys'ten Mükeytil denilen bir adam kalktı; üzerinde silahı, elinde kalkanı vardı. Dedi ki: "Ey Allah'ın Resûlü! İslam'ın başında (henüz yeni iken) bu adamın yaptığının bir benzerini (örneğini) bulamıyorum; meğer ki suya gelen koyunlar olsun; ilkine (taş) atılınca sonuncusu ürküp kaçar. Bugün (bu işi) bir yoluna koy (cezada kolaylık göster), yarın (gerekirse) değiştirirsin." Bunun üzerine Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Şu seferimizde (hemen) elli (deve), Medine'ye döndüğümüzde de elli (deve ödenir)" buyurdu. Bu olay (Peygamber'in) seferlerinden birindeydi. Muhallim uzun boylu, esmer bir adamdı; insanların en ucunda (kenarında) duruyordu. (İnsanlar) yol açtılar, nihayet (Muhallim) kurtulup Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) önüne oturdu. Gözlerinden yaşlar akıyordu. "Ey Allah'ın Resûlü! Sana ulaşan o işi ben yaptım. Allah'a (tebâreke ve teâlâ) tövbe ediyorum. Benim için Allah'tan (azze ve celle) mağfiret dile ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüksek bir sesle: "Onu İslam'ın başında (henüz yeni iken) silahınla mı öldürdün? Allah'ım, Muhallim'i affetme!" buyurdu. Ebû Seleme (rivayetinde) ekledi: (Muhallim) kalktı, gözyaşlarını ridasının ucuyla siliyordu. İbn İshâk dedi ki: Kavmi, Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) bundan sonra onun için istiğfar ettiğini iddia ettiler. Ebû Dâvûd dedi ki: Nadr b. Şümeyl, "El-Giyer, diyettir" dedi.