4555. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سَعِيدٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، فِي الدِّيَةِ الْمُغَلَّظَةِ فَذَكَرَ مِثْلَهُ سَوَاءً . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ أَبُو عُبَيْدٍ وَعَنْ غَيْرِ وَاحِدٍ إِذَا دَخَلَتِ النَّاقَةُ فِي السَّنَةِ الرَّابِعَةِ فَهُوَ حِقٌّ وَالأُنْثَى حِقَّةٌ لأَنَّهُ يَسْتَحِقُّ أَنْ يُحْمَلَ عَلَيْهِ وَيُرْكَبَ فَإِذَا دَخَلَ فِي الْخَامِسَةِ فَهُوَ جَذَعٌ وَجَذَعَةٌ فَإِذَا دَخَلَ فِي السَّادِسَةِ وَأَلْقَى ثَنِيَّتَهُ فَهُوَ ثَنِيٌّ وَثَنِيَّةٌ فَإِذَا دَخَلَ فِي السَّابِعَةِ فَهُوَ رَبَاعٌ وَرَبَاعِيَةٌ فَإِذَا دَخَلَ فِي الثَّامِنَةِ وَأَلْقَى السِّنَّ الَّذِي بَعْدَ الرَّبَاعِيَةِ فَهُوَ سَدِيسٌ وَسَدَسٌ فَإِذَا دَخَلَ فِي التَّاسِعَةِ وَفَطَرَ نَابُهُ وَطَلَعَ فَهُوَ بَازِلٌ فَإِذَا دَخَلَ فِي الْعَاشِرَةِ فَهُوَ مُخْلِفٌ ثُمَّ لَيْسَ لَهُ اسْمٌ وَلَكِنْ يُقَالُ بَازِلُ عَامٍ وَبَازِلُ عَامَيْنِ وَمُخْلِفُ عَامٍ وَمُخْلِفُ عَامَيْنِ إِلَى مَا زَادَ . وَقَالَ النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ بِنْتُ مَخَاضٍ لِسَنَةٍ وَبِنْتُ لَبُونٍ لِسَنَتَيْنِ وَحِقَّةٌ لِثَلاَثٍ وَجَذَعَةٌ لأَرْبَعٍ وَالثَّنِيُّ لِخَمْسٍ وَرَبَاعٌ لِسِتٍّ وَسَدِيسٌ لِسَبْعٍ وَبَازِلٌ لِثَمَانٍ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ أَبُو حَاتِمٍ وَالأَصْمَعِيُّ وَالْجَذُوعَةُ وَقْتٌ وَلَيْسَ بِسِنٍّ . قَالَ أَبُو حَاتِمٍ قَالَ بَعْضُهُمْ فَإِذَا أَلْقَى رَبَاعِيَتَهُ فَهُوَ رَبَاعٌ وَإِذَا أَلْقَى ثَنِيَّتَهُ فَهُوَ ثَنِيٌّ وَقَالَ أَبُو عُبَيْدٍ إِذَا أُلْقِحَتْ فَهِيَ خَلِفَةٌ فَلاَ تَزَالُ خَلِفَةً إِلَى عَشْرَةِ أَشْهُرٍ فَإِذَا بَلَغَتْ عَشْرَةَ أَشْهُرٍ فَهِيَ عُشَرَاءُ . قَالَ أَبُو حَاتِمٍ إِذَا أَلْقَى ثَنِيَّتَهُ فَهُوَ ثَنِيٌّ وَإِذَا أَلْقَى رَبَاعِيَتَهُ فَهُوَ رَبَاعٌ .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Muhammed b. Abdullah anlattı; bize Said anlattı; Katâde'den, (o) Said b. el-Müseyyeb'den, (o) Zeyd b. Sâbit'ten muğallaza (ağırlaştırılmış) diyet hakkında (öncekinin) benzerini aynen nakletti. Ebû Dâvûd dedi ki: Ebû Ubeyd dedi ki -ve bu (bilgi) birden çok kişiden (gelmiştir)-: Dişi deve dördüncü senesine girdiğinde o hıkk, dişi ise hıkka'dır. Çünkü o (artık) üzerine yük yüklenmeye ve binilmeye hak kazanmıştır. Beşinci senesine girerse o ceze', dişi ise ceze'a'dır. Altıncı senesine girip seniyyesini (ön dişini) düşürdüğünde o senî, dişi ise seniyye'dir. Yedinci senesine girerse o rubâ', dişi ise rubâiye'dir. Sekizinci senesine girip rubâiye dişinden sonraki dişini düşürdüğünde o sedîs veya sedes'tir. Dokuzuncu senesine girip nâbı (köpek dişi) yarılıp çıktığında o bâzil'dir. Onuncu senesine girerse o muhlif'tir. Artık (bundan sonra) onun özel bir ismi yoktur; lakin 'bir yıllık bâzil', 'iki yıllık bâzil' veya 'bir yıllık muhlif', 'iki yıllık muhlif' ve fazlası denilir. Nadr b. Şümeyl dedi ki: Binti mehâd bir yıllık; binti lebûn iki yıllık; hıkka üç yıllık; ceze'a dört yıllık; senî beş yıllık; rubâ' altı yıllık; sedîs yedi yıllık ve bâzil sekiz yıllıktır. Ebû Dâvûd dedi ki: Ebû Hâtim ve Asmaî dediler ki: Cezûa (ceze'alık) bir vakittir, bir diş (yaşı) değildir. Ebû Hâtim dedi ki: Bazıları şöyle dediler: Rubâiye dişini düşürdüğünde o rubâ'; seniyye dişini düşürdüğünde o senî'dir. Ebû Ubeyd dedi ki: (Deve) döllendiği zaman halife'dir; on aya kadar halife (olarak anılmaya) devam eder. On aya ulaşınca uşerâ olur. Ebû Hâtim dedi ki: Seniyye dişini düşürdüğünde o senî; rubâiye dişini düşürdüğünde o rubâ'dır.