Vitir Kitabı

Ebu Davud · Sünen-i Ebu Davud (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

1538. Hadis

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مُقَاتِلٍ، خَالُ الْقَعْنَبِيِّ وَمُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى - الْمَعْنَى وَاحِدٌ - قَالُوا حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الْمَوَالِ، حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ الْمُنْكَدِرِ، أَنَّهُ سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُعَلِّمُنَا الاِسْتِخَارَةَ كَمَا يُعَلِّمُنَا السُّورَةَ مِنَ الْقُرْآنِ يَقُولُ لَنَا ‏"‏ إِذَا هَمَّ أَحَدُكُمْ بِالأَمْرِ فَلْيَرْكَعْ رَكْعَتَيْنِ مِنْ غَيْرِ الْفَرِيضَةِ وَلْيَقُلِ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلاَ أَقْدِرُ وَتَعْلَمُ وَلاَ أَعْلَمُ وَأَنْتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الأَمْرَ - يُسَمِّيهِ بِعَيْنِهِ الَّذِي يُرِيدُ - خَيْرٌ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَمَعَادِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي فَاقْدُرْهُ لِي وَيَسِّرْهُ لِي وَبَارِكْ لِي فِيهِ اللَّهُمَّ وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُهُ شَرًّا لِي مِثْلَ الأَوَّلِ فَاصْرِفْنِي عَنْهُ وَاصْرِفْهُ عَنِّي وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ رَضِّنِي بِهِ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ فِي عَاجِلِ أَمْرِي وَآجِلِهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ ابْنُ مَسْلَمَةَ وَابْنُ عِيسَى عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ عَنْ جَابِرٍ ‏.‏

Bize Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî, Ka'nebî’nin dayısı Abdurrahman b. Mukatil ve Muhammed b. Îsâ anlattılar —mana birdir—; dediler ki: Bize Abdurrahman b. Ebî'l-Meval anlattı; bana Muhammed b. el-Münkedir, Câbir b. Abdullah’tan [radıyallahu anh] işittiğine göre (Câbir) şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize, Kur’an’dan bir sureyi öğrettiği gibi (tüm işlerde) istihare etmeyi [hayır olanı dilemeyi] öğretirdi. Bize şöyle derdi: “Sizden biriniz bir işe niyetlendiğinde [azmettiğinde], farz olmayan iki rekât (namaz) kılsın ve şöyle desin: ‘Allahümme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bi-kudretike ve es’elüke min fadlike’l-azîm. Feinneke takdiru velâ akdiru ve ta’lemü velâ a’lemü ve ente allâmü’l-guyûb. Allahümme in künte ta’lemü enne hâze’l-emra —burada yapacağı işin adını söyler— hayrun lî fî dînî ve meâşî ve meâdî ve âkıbeti emrî, fakdürhü lî ve yessirhü lî sümme bârik lî fîh. Allahümme ve in künte ta’lemühü şerran lî —öncekinde olduğu gibi zikreder— fasrifnî anhü vasrifhü annî vakdür liye'l-hayra haysü kâne sümme raddınî bih.’ [Allah’ım! Senin ilminle Senden hayırlısını isterim, kudretinle Senden güç isterim ve Senin büyük lütfundan dilerim. Çünkü Senin gücün yeter, benimki yetmez; Sen bilirsin, ben bilmem. Sen gizli şeyleri en iyi bilensin. Allah’ım! Eğer bu işin —isminden bahsederek— benim dinim, dünyam, ahiretim ve işimin sonucu için hayırlı olduğunu biliyorsan, onu bana takdir et, kolaylaştır ve sonra onda benim için bereket halk eyle. Allah’ım! Eğer bu işin benim için şer olduğunu biliyorsan, beni ondan, onu da benden uzaklaştır. Hayır nerede ise onu bana takdir et ve sonra beni onunla razı eyle.]” Veya (hadisin bazı kısımlarında): “Şu anki ve gelecekteki işim için [fî âcili emrî ve âcilihî]” derdi. İbn Mesleme ve İbn Îsâ, (bu hadisi) Muhammed b. el-Münkedir’den, o da Câbir’den [radıyallahu anh] nakletmişlerdir.