1416. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عِيسَى، عَنْ زَكَرِيَّا، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَاصِمٍ، عَنْ عَلِيٍّ، - رضى الله عنه - قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَهْلَ الْقُرْآنِ أَوْتِرُوا فَإِنَّ اللَّهَ وِتْرٌ يُحِبُّ الْوِتْرَ " .
Bize İbrâhîm b. Mûsâ anlattı; bize Îsâ haber verdi; Zekeriyyâ’dan, Ebû İshâk’tan, Âsım’dan, Ali’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey Kur’ân ehli! Vitir [namazını] kılın; çünkü Allah tektir [vitrun], teki [vitri] sever.”
1417. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ الأَبَّارُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمَعْنَاهُ زَادَ فَقَالَ أَعْرَابِيٌّ مَا تَقُولُ فَقَالَ " لَيْسَ لَكَ وَلاَ لأَصْحَابِكَ " .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ebû Hafs el-Abbâr anlattı; el-A’meş’ten, Amr b. Murre’den, Ebû Ubeyde’den, Abdullah’tan [İbn Mes’ûd’dan radıyallahu anh], Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den aynı manada [hadisi] nakletti ve şu ilaveyi yaptı: Bir bedevî [A’râbî]: “Ne diyorsun [bu emir bizim için mi]?” diye sordu. [Efendimiz]: “Bu [emir], ne senin ne de senin arkadaşların içindir [bilakis Kur’ân ehli içindir]” buyurdu.
1418. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، - الْمَعْنَى - قَالاَ حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَاشِدٍ الزَّوْفِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُرَّةَ الزَّوْفِيِّ، عَنْ خَارِجَةَ بْنِ حُذَافَةَ، - قَالَ أَبُو الْوَلِيدِ الْعَدَوِيُّ - قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ قَدْ أَمَدَّكُمْ بِصَلاَةٍ وَهِيَ خَيْرٌ لَكُمْ مِنْ حُمْرِ النَّعَمِ وَهِيَ الْوِتْرُ فَجَعَلَهَا لَكُمْ فِيمَا بَيْنَ الْعِشَاءِ إِلَى طُلُوعِ الْفَجْرِ " .
Bize Ebû’l-Velîd et-Tayâlisî ve Kuteybe b. Saîd anlattılar -[hadis] manaca aynıdır-; dediler ki: Bize el-Leys anlattı; Yezîd b. Ebî Habîb’den, Abdullah b. Râşid ez-Zevfî’den, Abdullah b. Ebî Murre ez-Zevfî’den, Hârice b. Huzâfe’den -Ebû’l-Velîd, onun el-Adavî olduğunu söyledi- nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah Azze ve Celle size bir namaz ile yardım etti [ihsan etti] ki o sizin için kızıl develerden [humri’n-neam] daha hayırlıdır; o da Vitir’dir. Onu sizin için yatsı namazı ile fecrin doğuşu [sabah namazı vakti] arasındaki vaktin içine kılmıştır.”
1419. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ الطَّالْقَانِيُّ، حَدَّثَنَا الْفَضْلُ بْنُ مُوسَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْعَتَكِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " الْوِتْرُ حَقٌّ فَمَنْ لَمْ يُوتِرْ فَلَيْسَ مِنَّا الْوِتْرُ حَقٌّ فَمَنْ لَمْ يُوتِرْ فَلَيْسَ مِنَّا الْوِتْرُ حَقٌّ فَمَنْ لَمْ يُوتِرْ فَلَيْسَ مِنَّا ".
Bize İbnü’l-Müsennâ anlattı; bize Ebû İshâk et-Tâlkânî anlattı; bize el-Fazl b. Mûsâ anlattı; Ubeydullah b. Abdüllah el-Atekî’den, Abdullah b. Bureyde’den, babasından [Bureyde b. el-Husayb’dan radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: “Vitir haktır [bir görevdir]; kim vitir kılmazsa bizden değildir. Vitir haktır; kim vitir kılmazsa bizden değildir. Vitir haktır; kim vitir kılmazsa bizden değildir.”
1420. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَحْيَى بْنِ حَبَّانَ، عَنِ ابْنِ مُحَيْرِيزٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ بَنِي كِنَانَةَ يُدْعَى الْمُخْدَجِيَّ سَمِعَ رَجُلاً، بِالشَّامِ يُدْعَى أَبَا مُحَمَّدٍ يَقُولُ إِنَّ الْوِتْرَ وَاجِبٌ . قَالَ الْمُخْدَجِيُّ فَرُحْتُ إِلَى عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ فَأَخْبَرْتُهُ فَقَالَ عُبَادَةُ كَذَبَ أَبُو مُحَمَّدٍ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " خَمْسُ صَلَوَاتٍ كَتَبَهُنَّ اللَّهُ عَلَى الْعِبَادِ فَمَنْ جَاءَ بِهِنَّ لَمْ يُضَيِّعْ مِنْهُنَّ شَيْئًا اسْتِخْفَافًا بِحَقِّهِنَّ كَانَ لَهُ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدٌ أَنْ يُدْخِلَهُ الْجَنَّةَ وَمَنْ لَمْ يَأْتِ بِهِنَّ فَلَيْسَ لَهُ عِنْدَ اللَّهِ عَهْدٌ إِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ وَإِنْ شَاءَ أَدْخَلَهُ الْجَنَّةَ " .
Bize el-Ka’nebî anlattı; Mâlik’ten, Yahyâ b. Saîd’den, Muhammed b. Yahyâ b. Habbân’dan, İbn Muhayrîz’den nakledildiğine göre, Benî Kinâne’den el-Muhdecî diye çağrılan bir adam, Şam’da Ebû Muhammed denilen bir adamın “Vitir vâcipdir” dediğini işitmiştir. el-Muhdecî der ki: “Bunun üzerine Ubâde b. es-Sâmit’e [radıyallahu anh] gidip durumu ona haber verdim.” Ubâde şöyle dedi: “Ebû Muhammed yanlış söylemiş; ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken işittim: ‘Beş vakit namaz vardır ki Allah onları kullarına farz kılmıştır [ketebahünne]. Kim onların hakkını hafif görerek içlerinden hiçbir şeyi zayi etmeden onları yerine getirirse, Allah katında onu cennete sokacağına dair bir ahdi [sözü] olur. Kim de onları yerine getirmezse onun için Allah katında bir ahid yoktur; dilerse ona azap eder, dilerse onu cennete sokar.’”
1421. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا هَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَقِيقٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَهْلِ الْبَادِيَةِ سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم عَنْ صَلاَةِ اللَّيْلِ فَقَالَ بِأُصْبُعَيْهِ هَكَذَا مَثْنَى مَثْنَى وَالْوِتْرُ رَكْعَةٌ مِنْ آخِرِ اللَّيْلِ .
Bize Muhammed b. Kesîr anlattı; bize Hemmâm haber verdi; Katâde’den, Abdullah b. Şakîk’ten, İbn Ömer’den [radıyallahu anhümâ] nakledildiğine göre, bâdiyeli (çöl ehli) bir adam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gece namazını sordu. [Efendimiz] parmaklarıyla şöyle işaret ederek: “[Gece namazı] ikişer ikişerdir [mesnâ mesnâ]; vitir ise gecenin sonundaki bir rekâttır” buyurdu.
1422. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ الْمُبَارَكِ، حَدَّثَنِي قُرَيْشُ بْنُ حَيَّانَ الْعِجْلِيُّ، حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ وَائِلٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَزِيدَ اللَّيْثِيِّ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْوِتْرُ حَقٌّ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يُوتِرَ بِخَمْسٍ فَلْيَفْعَلْ وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يُوتِرَ بِثَلاَثٍ فَلْيَفْعَلْ وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يُوتِرَ بِوَاحِدَةٍ فَلْيَفْعَلْ " .
Bize Abdurrahmân b. el-Mübârek anlattı; Kureyş b. Hayyân el-İclî bana anlattı; bize Bekr b. Vâil anlattı; ez-Zührî’den, Atâ b. Yezîd el-Leysî’den, Ebû Eyyûb el-Ensârî’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Vitir, her Müslüman üzerine [yerine getirilmesi gereken] bir haktır. Kim beş [rekât] ile vitir kılmak isterse öyle yapsın; kim üç [rekât] ile vitir kılmak isterse öyle yapsın; kim de bir [rekât] ile vitir kılmak isterse öyle yapsın.”
1423. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو حَفْصٍ الأَبَّارُ، ح وَحَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَنَسٍ، - وَهَذَا لَفْظُهُ - عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ طَلْحَةَ، وَزُبَيْدٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُوتِرُ بِـ { سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الأَعْلَى } وَ { قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا } وَاللَّهُ الْوَاحِدُ الصَّمَدُ .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ebû Hafs el-Abbâr anlattı. (H.) Bize İbrâhîm b. Mûsâ da anlattı; bize Muhammed b. Enes haber verdi -bu lafız onundur-; el-A’meş’ten, Talha ve Zubeyd’den, Saîd b. Abdurrahmân b. Ebzâ’dan, babasından, Übey b. Ka’b’dan [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vitirde [sırasıyla] “Sebbihi’sme rabbike’l-A’lâ”, “Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn” ve “Kul huvallâhu ehad...” sûrelerini okurdu.
1424. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي شُعَيْبٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، حَدَّثَنَا خُصَيْفٌ، عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ جُرَيْجٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ أُمَّ الْمُؤْمِنِينَ بِأَىِّ شَىْءٍ كَانَ يُوتِرُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ مَعْنَاهُ قَالَ وَفِي الثَّالِثَةِ بِـ { قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ } وَالْمُعَوِّذَتَيْنِ .
Bize Ahmed b. Ebî Şuayb anlattı; bize Muhammed b. Seleme anlattı; bize Husayf anlattı; Abdülaziz b. Cüreyc’den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Mü’minlerin annesi Âişe’ye [radıyallahu anhâ], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in vitirde hangi [sûreleri] okuduğunu sordum. [Âişe, önceki hadisteki] manayı zikretti ve şöyle dedi: “Üçüncü [rekât]’ta ‘Kul huvallâhu ehad’ ile Muavvizeteyn’i (el-Felak ve en-Nâs sûrelerini) okurdu.”
1425. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ جَوَّاسٍ الْحَنَفِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِي الْحَوْرَاءِ، قَالَ قَالَ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ رضى الله عنهما عَلَّمَنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَلِمَاتٍ أَقُولُهُنَّ فِي الْوِتْرِ قَالَ ابْنُ جَوَّاسٍ فِي قُنُوتِ الْوِتْرِ " اللَّهُمَّ اهْدِنِي فِيمَنْ هَدَيْتَ وَعَافِنِي فِيمَنْ عَافَيْتَ وَتَوَلَّنِي فِيمَنْ تَوَلَّيْتَ وَبَارِكْ لِي فِيمَا أَعْطَيْتَ وَقِنِي شَرَّ مَا قَضَيْتَ إِنَّكَ تَقْضِي وَلاَ يُقْضَى عَلَيْكَ وَإِنَّهُ لاَ يَذِلُّ مَنْ وَالَيْتَ وَلاَ يَعِزُّ مَنْ عَادَيْتَ تَبَارَكْتَ رَبَّنَا وَتَعَالَيْتَ " .
Bize Kuteybe b. Saîd ve Ahmed b. Cevvâs el-Hanefî anlattılar; dediler ki: Bize Ebû’l-Ahvas anlattı; Ebû İshâk’tan, Bureyd b. Ebî Meryem’den, Ebû’l-Havrâ’dan nakledildiğine göre el-Hasan b. Ali [radıyallahu anhümâ] şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana vitirde söyleyeceğim birtakım kelimeler öğretti -İbn Cevvâs “vitir kunutunda” dedi-: “Allah’ım! Hidayet verdiklerinle beraber beni de hidayete erdir. Afiyet verdiklerinle beraber bana da afiyet ver. Dost edindiklerinle beraber beni de dost edin [velâyetine al]. Bana verdiklerini hakkımda mübarek eyle. Hükmettiğin [takdir ettiğin] şeylerin şerrinden beni koru. Şüphesiz Sen hükmedersin, Sana karşı hükmedilemez. Sen kimi dost edinirsen o asla zelil olmaz; kimi de düşman edinirsen o asla aziz [üstün] olamaz. Rabbimiz! Sen mübareksin ve Yücesin.”
1426. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، بِإِسْنَادِهِ وَمَعْنَاهُ قَالَ فِي آخِرِهِ قَالَ هَذَا يَقُولُ فِي الْوِتْرِ فِي الْقُنُوتِ وَلَمْ يَذْكُرْ أَقُولُهُنَّ فِي الْوِتْرِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ أَبُو الْحَوْرَاءِ رَبِيعَةُ بْنُ شَيْبَانَ .
Bize Abdullah b. Muhammed en-Nufeylî anlattı; bize Züheyr anlattı; bize Ebû İshâk aynı isnad ve aynı mana ile anlattı; hadisin sonunda şöyle dedi: “[Râvi] bunun vitirdeki kunutta söyleneceğini söyledi; lakin ‘Onları vitirde söylerdim’ demedi.” Ebû Dâvûd: “Ebû’l-Havrâ’, Rebîa b. Şeybân’dır” dedi.
1427. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عَمْرٍو الْفَزَارِيِّ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ فِي آخِرِ وِتْرِهِ " اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِرِضَاكَ مِنْ سَخَطِكَ وَبِمُعَافَاتِكَ مِنْ عُقُوبَتِكَ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْكَ لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْكَ أَنْتَ كَمَا أَثْنَيْتَ عَلَى نَفْسِكَ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ هِشَامٌ أَقْدَمُ شَيْخٍ لِحَمَّادٍ وَبَلَغَنِي عَنْ يَحْيَى بْنِ مَعِينٍ أَنَّهُ قَالَ لَمْ يَرْوِ عَنْهُ غَيْرُ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَى عِيسَى بْنُ يُونُسَ عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي عَرُوبَةَ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى عَنْ أَبِيهِ عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَنَتَ - يَعْنِي فِي الْوِتْرِ - قَبْلَ الرُّكُوعِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَى عِيسَى بْنُ يُونُسَ هَذَا الْحَدِيثَ أَيْضًا عَنْ فِطْرِ بْنِ خَلِيفَةَ عَنْ زُبَيْدٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى عَنْ أَبِيهِ عَنْ أُبَىٍّ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ وَرُوِيَ عَنْ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ عَنْ مِسْعَرٍ عَنْ زُبَيْدٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى عَنْ أَبِيهِ عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَنَتَ فِي الْوِتْرِ قَبْلَ الرُّكُوعِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ حَدِيثُ سَعِيدٍ عَنْ قَتَادَةَ رَوَاهُ يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ عَنْ سَعِيدٍ عَنْ قَتَادَةَ عَنْ عَزْرَةَ عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم لَمْ يَذْكُرِ الْقُنُوتَ وَلاَ ذَكَرَ أُبَيًّا وَكَذَلِكَ رَوَاهُ عَبْدُ الأَعْلَى وَمُحَمَّدُ بْنُ بِشْرٍ الْعَبْدِيُّ وَسَمَاعُهُ بِالْكُوفَةِ مَعَ عِيسَى بْنِ يُونُسَ وَلَمْ يَذْكُرُوا الْقُنُوتَ وَقَدْ رَوَاهُ أَيْضًا هِشَامٌ الدَّسْتَوَائِيُّ وَشُعْبَةُ عَنْ قَتَادَةَ وَلَمْ يَذْكُرَا الْقُنُوتَ وَحَدِيثُ زُبَيْدٍ رَوَاهُ سُلَيْمَانُ الأَعْمَشُ وَشُعْبَةُ وَعَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ وَجَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ كُلُّهُمْ عَنْ زُبَيْدٍ لَمْ يَذْكُرْ أَحَدٌ مِنْهُمُ الْقُنُوتَ إِلاَّ مَا رُوِيَ عَنْ حَفْصِ بْنِ غِيَاثٍ عَنْ مِسْعَرٍ عَنْ زُبَيْدٍ فَإِنَّهُ قَالَ فِي حَدِيثِهِ إِنَّهُ قَنَتَ قَبْلَ الرُّكُوعِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَلَيْسَ هُوَ بِالْمَشْهُورِ مِنْ حَدِيثِ حَفْصٍ نَخَافُ أَنْ يَكُونَ عَنْ حَفْصٍ عَنْ غَيْرِ مِسْعَرٍ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَيُرْوَى أَنَّ أُبَيًّا كَانَ يَقْنُتُ فِي النِّصْفِ مِنْ شَهْرِ رَمَضَانَ .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Hammâd anlattı; Hişâm b. Amr el-Fezârî’den, Abdurrahmân b. el-Hâris b. Hişâm’dan, Ali b. Ebî Tâlib’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vitrinin sonunda şöyle derdi: “Allah’ım! Senin gazabından rızana, cezandan affına sığınırım. Senden yine Sana sığınırım. Seni [layıkıyla] övmeye güç yetiremem; Sen Kendini övdüğün gibisin.” Ebû Dâvûd dedi ki: Hişâm, Hammâd’ın en eski hocasıdır. Yahyâ b. Maîn’den bana ulaştığına göre o: “Ondan Hammâd b. Seleme’den başkası rivayette bulunmamıştır” demiştir. Ebû Dâvûd [ayrıca] dedi ki: Îsâ b. Yûnus; Saîd b. Ebî Arûbe’den, Katâde’den, Saîd b. Abdurrahmân b. Ebzâ’dan, babasından, Übey b. Ka’b’dan [radıyallahu anh] naklettiğine göre, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vitirde rükûdan önce kunut yapmıştır. Ebû Dâvûd dedi ki: Îsâ b. Yûnus bu hadisi ayrıca Fıtr b. Halîfe’den, Zubeyd’den, Saîd b. Abdurrahmân b. Ebzâ’dan, babasından, Übey’den, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den de benzer şekilde rivayet etmiştir. Hafs b. Gıyâs’tan; o Mis’ar’dan, o Zubeyd’den, o Saîd b. Abdurrahmân b. Ebzâ’dan, o babasından, o da Übey b. Ka’b’dan şu rivayet edilmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vitirde rükûdan önce kunut yapmıştır. Ebû Dâvûd [sözlerine şöyle devam etti]: Saîd’in Katâde’den olan hadisini; Yezîd b. Zurey’ Saîd’den, o Katâde’den, o Azre’den, o Saîd b. Abdurrahmân b. Ebzâ’dan, o babasından, o da Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etmiş lakin kunutu zikretmediği gibi Übey’i de zikretmemiştir. Abdülala ile Muhammed b. Bişr el-Abdi de aynı şekilde rivayet etmişlerdir. Onların Kûfe’de Îsâ b. Yûnus ile olan işitme [semâ] rivayetlerinde kunut zikredilmemiştir. Yine bu hadisi Hişâm ed-Destevâî ile Şu’be de Katâde’den rivayet etmişler ve kunutu zikretmemişlerdir. Zubeyd’in hadisini Süleymân el-A’meş, Şu’be, Abdülmelik b. Ebî Süleymân ve Cerîr b. Hâzim de rivayet etmişlerdir; onların hepsi Zubeyd’den nakletmişler lakin Hafs b. Gıyâs’ın Mis’ar’dan, onun da Zubeyd’den rivayet ettiği ve hadisinde “rükûdan önce kunut yapardı” ifadesinin geçtiği rivayet hariç, içlerinden hiçbiri kunutu zikretmemiştir. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu rivayet, Hafs’ın hadisleri arasında meşhur değildir; biz Hafs’ın bunu Mis’ar’dan başkasından rivayet etmiş olmasından korkarız [şüphe ederiz]. Ebû Dâvûd [son olarak]: “Übey’in Ramazan ayının yarısında kunut yaptığı rivayet edilir” dedi.
1428. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ بَعْضِ، أَصْحَابِهِ أَنَّ أُبَىَّ بْنَ كَعْبٍ، أَمَّهُمْ - يَعْنِي فِي رَمَضَانَ - وَكَانَ يَقْنُتُ فِي النِّصْفِ الآخِرِ مِنْ رَمَضَانَ .
Bize Ahmed b. Muhammed b. Hanbel anlattı; bize Muhammed b. Bekr anlattı; bize Hişâm haber verdi; Muhammed’den, arkadaşlarından bazısının [naklettiğine göre]; Übey b. Ka’b [radıyallahu anh] -yani Ramazan’da- onlara kıldırmış ve Ramazan’ın son yarısında kunut yapmıştır.
1429. Hadis
حَدَّثَنَا شُجَاعُ بْنُ مَخْلَدٍ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، أَخْبَرَنَا يُونُسُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ، أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، جَمَعَ النَّاسَ عَلَى أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ فَكَانَ يُصَلِّي لَهُمْ عِشْرِينَ لَيْلَةً وَلاَ يَقْنُتُ بِهِمْ إِلاَّ فِي النِّصْفِ الْبَاقِي فَإِذَا كَانَتِ الْعَشْرُ الأَوَاخِرُ تَخَلَّفَ فَصَلَّى فِي بَيْتِهِ فَكَانُوا يَقُولُونَ أَبَقَ أُبَىٌّ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهَذَا يَدُلُّ عَلَى أَنَّ الَّذِي ذُكِرَ فِي الْقُنُوتِ لَيْسَ بِشَىْءٍ وَهَذَانِ الْحَدِيثَانِ يَدُلاَّنِ عَلَى ضَعْفِ حَدِيثِ أُبَىٍّ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَنَتَ فِي الْوِتْرِ .
Bize Şücâ’ b. Mahled anlattı; bize Hüşeym anlattı; bize Yûnus b. Ubeyd haber verdi; el-Hasan’dan [el-Basrî’den] nakledildiğine göre; Ömer b. el-Hattâb [radıyallahu anh] insanları Übey b. Ka’b’ın [idaresinde] toplamıştır. [Übey] onlara yirmi gece [imamlık yapıp] namaz kıldırmış ve [Ramazan’ın] kalan yarısı hariç onlara kunut yaptırmamıştır. Son on [gece] gelince ise [mescide gelmeyip] geri kalmış ve evinde namaz kılmıştır. Bunun üzerine [insanlar]: “Übey kaçtı!” [abeka] diyorlardı. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu [rivayet], kunut hakkında zikredilen şeylerin pek bir aslı olmadığına [pek önemli olmadığına] delalet eder. Bu iki hadis, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in vitirde kunut yaptığına dair Übey hadisinin zayıf olduğuna delalet etmektedir.
1430. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عُبَيْدَةَ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ طَلْحَةَ الأَيَامِيِّ، عَنْ ذَرٍّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَلَّمَ فِي الْوِتْرِ قَالَ " سُبْحَانَ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ " .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Muhammed b. Ebî Ubeyde anlattı; bize babam anlattı; el-A’meş’ten, Talha el-Eyâmî’den, Zer’den, Saîd b. Abdurrahmân b. Ebzâ’dan, babasından, Übey b. Ka’b’dan [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vitirde selam verdiği zaman: “Sübhâne’l-Meliki’l-Kuddûs” (Bütün noksanlıklardan münezzeh, mülkün sahibi ve mukaddes olan Allah’ı tesbih ederim) derdi.
1431. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَوْفٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي غَسَّانَ، مُحَمَّدِ بْنِ مُطَرِّفٍ الْمَدَنِيِّ عَنْ زَيْدِ بْنِ أَسْلَمَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ نَامَ عَنْ وِتْرِهِ أَوْ نَسِيَهُ فَلْيُصَلِّهِ إِذَا ذَكَرَهُ " .
Bize Muhammed b. Avf anlattı; bize Osmân b. Saîd’den anlattı; Ebû Gassân Muhammed b. Mutarrif el-Medenî’den, Zeyd b. Eslem’den, Atâ b. Yesâr’dan, Ebû Saîd’den [el-Hudrî’den radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim vitir [namazını kılmadan] uyuyakalır veya onu unutursa, hatırladığı zaman onu kılsın.”
1432. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا أَبَانُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، - مِنْ أَزْدِ شَنُوءَةَ - عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ أَوْصَانِي خَلِيلِي صلى الله عليه وسلم بِثَلاَثٍ لاَ أَدَعُهُنَّ فِي سَفَرٍ وَلاَ حَضَرٍ رَكْعَتَىِ الضُّحَى وَصَوْمِ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ مِنَ الشَّهْرِ وَأَنْ لاَ أَنَامَ إِلاَّ عَلَى وِتْرٍ .
Bize İbnü’l-Müsennâ anlattı; bize Ebû Dâvûd anlattı; bize Ebân b. Yezîd anlattı; Katâde’den, Ezd-i Şenûe’den olan Ebû Saîd’den, Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: “Dostum [Resûlullah] sallallâhu aleyhi ve sellem bana üç şeyi; seferde olsun hazarda olsun [ikamet halindeyken] asla bırakmamamı vasiyet etti: Kuşluk namazının iki rekâtı, her aydan üç gün oruç tutmak ve vitir namazını kılmadan uyumamaktır.”
1433. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ نَجْدَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، عَنْ صَفْوَانَ بْنِ عَمْرٍو، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ السَّكُونِيِّ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، قَالَ " أَوْصَانِي خَلِيلِي صلى الله عليه وسلم بِثَلاَثٍ لاَ أَدَعُهُنَّ لِشَىْءٍ أَوْصَانِي بِصِيَامِ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ مِنْ كُلِّ شَهْرٍ وَلاَ أَنَامُ إِلاَّ عَلَى وِتْرٍ وَبِسُبْحَةِ الضُّحَى فِي الْحَضَرِ وَالسَّفَرِ .
Bize Abdülvehhâb b. Necde anlattı; bize Ebû’l-Yemân anlattı; Safvân b. Amr’dan, Ebû İdrîs es-Sekûnî’den, Cubeyr b. Nufeyr’den, Ebû’d-Derdâ’dan [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: “Dostum [Resûlullah] sallallâhu aleyhi ve sellem hiçbir şey mukabilinde bırakmamam üzere bana üç şeyi vasiyet etti: Bana [her aydan] üç gün oruç tutmamı, vitir kılmadan uyumamamı, hem hazarda hem de seferde kuşluk namazını [subhatü’d-duhâ] kılmamı vasiyet etti.”
1434. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ بْنِ أَبِي خَلَفٍ، حَدَّثَنَا أَبُو زَكَرِيَّا، يَحْيَى بْنُ إِسْحَاقَ السَّيْلَحِينِيُّ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي قَتَادَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ لأَبِي بَكْرٍ " مَتَى تُوتِرُ " قَالَ أُوتِرُ مِنْ أَوَّلِ اللَّيْلِ . وَقَالَ لِعُمَرَ " مَتَى تُوتِرُ " . قَالَ آخِرَ اللَّيْلِ . فَقَالَ لأَبِي بَكْرٍ " أَخَذَ هَذَا بِالْحَزْمِ " . وَقَالَ لِعُمَرَ " أَخَذَ هَذَا بِالْقُوَّةِ " .
Bize Muhammed b. Ahmed b. Ebî Halef anlattı; bize Ebû Zekeriyyâ Yahyâ b. İshâk es-Seylahînî anlattı; bize Hammâd b. Seleme anlattı; Sâbit’ten, Abdullah b. Rabâh’tan, Ebû Katâde’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir’e [radıyallahu anh]: “Vitri ne zaman kılıyorsun?” diye sordu. [Ebû Bekir]: “Gecenin başında kılıyorum” dedi. Ömer’e [radıyallahu anh] de: “Vitri ne zaman kılıyorsun?” diye sordu. [Ömer]: “Gecenin sonunda” dedi. Bunun üzerine [Efendimiz] Ebû Bekir için: “Bu, ihtiyatı [hazm] elden bırakmadı” buyurdu. Ömer için de: “Bu da kuvvetli olanı [kuvve] tercih etti” buyurdu.
1435. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ قُلْتُ لِعَائِشَةَ مَتَى كَانَ يُوتِرُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ كُلَّ ذَلِكَ قَدْ فَعَلَ أَوْتَرَ أَوَّلَ اللَّيْلِ وَوَسَطَهُ وَآخِرَهُ وَلَكِنِ انْتَهَى وِتْرُهُ حِينَ مَاتَ إِلَى السَّحَرِ .
Bize Ahmed b. Yûnus anlattı; bize Ebû Bekir b. Ayyaş anlattı; el-A’meş’ten, Müslim’den, Mesrûk’tan nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Âişe’ye [radıyallahu anhâ]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ne zaman vitir kılardı?” diye sordum. Şöyle dedi: “O bunların hepsini yaptı; gecenin başında da, ortasında da, sonunda da vitir kıldı. Lakin vefat ettiği sırada vitri sahur vaktine [seher] kadar uzanmıştı [o vakitte kılıyordu].”
1436. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ مَعْرُوفٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي زَائِدَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " بَادِرُوا الصُّبْحَ بِالْوِتْرِ " .
Bize Hârûn b. Ma’rûf anlattı; bize İbn Ebî Zâide anlattı; dedi ki: Ubeydullah b. Ömer bana anlattı; Nâfi’den, İbn Ömer’den [radıyallahu anhümâ] nakledildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sabah [Subh namazı] vaktinden önce acele ederek vitri kılın.”
1437. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي قَيْسٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنْ وِتْرِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَتْ رُبَّمَا أَوْتَرَ أَوَّلَ اللَّيْلِ وَرُبَّمَا أَوْتَرَ مِنْ آخِرِهِ . قُلْتُ كَيْفَ كَانَتْ قِرَاءَتُهُ أَكَانَ يُسِرُّ بِالْقِرَاءَةِ أَمْ يَجْهَرُ قَالَتْ كُلَّ ذَلِكَ كَانَ يَفْعَلُ رُبَّمَا أَسَرَّ وَرُبَّمَا جَهَرَ وَرُبَّمَا اغْتَسَلَ فَنَامَ وَرُبَّمَا تَوَضَّأَ فَنَامَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَقَالَ غَيْرُ قُتَيْبَةَ تَعْنِي فِي الْجَنَابَةِ .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize el-Leys b. Sa’d anlattı; Muâviye b. Sâlih’ten, Abdullah b. Ebî Kays’tan nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Âişe’ye [radıyallahu anhâ], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in vitri hakkında sordum. Şöyle dedi: “Bazen gecenin başında, bazen de sonunda vitir kılardı.” [Abdullah der ki:] “Okuyuşu nasıldı; gizli [sessiz] mi okurdu yoksa açıktan [sesli] mi?” diye sordum. Şöyle cevap verdi: “O bunların hepsini yapardı; bazen gizli, bazen de açıktan okurdu. Bazen [cenabetlik durumunda] gusledip öyle uyur, bazen de [vakit dar olunca] abdest alıp öyle uyurdu.” Ebû Dâvûd dedi ki: Kuteybe dışındakiler [bu son ifadenin] cenabetlik durumunda olduğunu söylediler.
1438. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اجْعَلُوا آخِرَ صَلاَتِكُمْ بِاللَّيْلِ وِتْرًا " .
Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; bize Yahyâ, Ubeydullah’tan anlattı; Nâfi’ bana anlattı; İbn Ömer’den [radıyallahu anhümâ] nakledildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Geceleyin kıldığınız namazların sonuncusunu vitir yapın.”
1439. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا مُلاَزِمُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بَدْرٍ، عَنْ قَيْسِ بْنِ طَلْقٍ، قَالَ زَارَنَا طَلْقُ بْنُ عَلِيٍّ فِي يَوْمٍ مِنْ رَمَضَانَ وَأَمْسَى عِنْدَنَا وَأَفْطَرَ ثُمَّ قَامَ بِنَا تِلْكَ اللَّيْلَةَ وَأَوْتَرَ بِنَا ثُمَّ انْحَدَرَ إِلَى مَسْجِدِهِ فَصَلَّى بِأَصْحَابِهِ حَتَّى إِذَا بَقِيَ الْوِتْرُ قَدَّمَ رَجُلاً فَقَالَ أَوْتِرْ بِأَصْحَابِكَ فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ وِتْرَانِ فِي لَيْلَةٍ " .
Bize Müsedded anlattı; bize Mülâzim b. Amr anlattı; bize Abdullah b. Bedr anlattı; Kays b. Talk’tan nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Talk b. Ali [radıyallahu anh] Ramazan ayından bir günde bizi ziyaret etti, akşama kadar yanımızda kaldı ve iftar etti. Sonra o gece bize [imam olup namaz] kıldırdı ve vitri de kıldırdı. Sonra kendi mescidine döndü ve orada arkadaşlarına [cemaate] namaz kıldırdı; vitir kalınca [cemaatten] bir adamı öne geçirdi ve: “Arkadaşlarına vitri kıldır, zira ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i: ‘Bir gecede iki vitir olmaz’ buyururken işittim” dedi.
1440. Hadis
حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أُمَيَّةَ، حَدَّثَنَا مُعَاذٌ، - يَعْنِي ابْنَ هِشَامٍ - حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ وَاللَّهِ لأُقَرِّبَنَّ بِكُمْ صَلاَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَكَانَ أَبُو هُرَيْرَةَ يَقْنُتُ فِي الرَّكْعَةِ الآخِرَةِ مِنْ صَلاَةِ الظُّهْرِ وَصَلاَةِ الْعِشَاءِ الآخِرَةِ وَصَلاَةِ الصُّبْحِ فَيَدْعُو لِلْمُؤْمِنِينَ وَيَلْعَنُ الْكَافِرِينَ .
Bize Dâvûd b. Ümeyye anlattı; bize Muâz -yani İbn Hişâm- anlattı; babam bana anlattı; Yahyâ b. Ebî Kesîr’den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Seleme b. Abdurrahmân bana anlattı; bize Ebû Hüreyre [radıyallahu anh] anlattı ve şöyle dedi: “Vallahi size Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in namazını bizzat göstereceğim [kıldıracağım].” [Râvi] dedi ki: “Bunun üzerine Ebû Hüreyre öğle, yatsı ve sabah namazlarının son rekâtında kunut yapar; müminler için dua eder, kâfirlere de lanet ederdi.”
1441. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، وَمُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَحَفْصُ بْنُ عُمَرَ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنِي أَبِي قَالُوا، كُلُّهُمْ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْبَرَاءِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقْنُتُ فِي صَلاَةِ الصُّبْحِ زَادَ ابْنُ مُعَاذٍ وَصَلاَةِ الْمَغْرِبِ .
Bize Ebu'l-Velid, Müslim b. İbrahim ve Hafs b. Ömer anlattı; [yine] bize İbn Muaz anlattı; bana babam anlattı; [bu ravilerin] hepsi dediler ki: Bize Şu'be anlattı; Amr b. Mürre'den; İbn Ebi Leylâ'dan; Berâ'dan: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem sabah namazında kunut yapardı.” İbn Muaz şunu ekledi: “Ve akşam namazında.”
1442. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، حَدَّثَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَنَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي صَلاَةِ الْعَتَمَةِ شَهْرًا يَقُولُ فِي قُنُوتِهِ " اللَّهُمَّ نَجِّ الْوَلِيدَ بْنَ الْوَلِيدِ اللَّهُمَّ نَجِّ سَلَمَةَ بْنَ هِشَامٍ اللَّهُمَّ نَجِّ الْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اللَّهُمَّ اشْدُدْ وَطْأَتَكَ عَلَى مُضَرَ اللَّهُمَّ اجْعَلْهَا عَلَيْهِمْ سِنِينَ كَسِنِي يُوسُفَ " . قَالَ أَبُو هُرَيْرَةَ وَأَصْبَحَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ذَاتَ يَوْمٍ فَلَمْ يَدْعُ لَهُمْ فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " وَمَا تَرَاهُمْ قَدْ قَدِمُوا " .
Bize Abdurrahman b. İbrahim anlattı; bize Velid anlattı; bize Evzâî anlattı; bana Yahya b. Ebi Kesîr anlattı; bana Ebu Seleme b. Abdurrahman anlattı; Ebu Hureyre'den; dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem yatsı namazında bir ay boyunca kunut yaptı; kunutunda şöyle diyordu: ‘Allah’ım! Velid b. Velid'i kurtar. Allah’ım! Seleme b. Hişam'ı kurtar. Allah’ım! Müminlerden zayıf düşürülenleri kurtar. Allah’ım! Mudar [kabilesi] üzerindeki baskını şiddetlendir. Allah’ım! Onlara Yusuf'un yılları gibi [kıtlık] yılları ver.’” Ebu Hureyre dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün sabahladığında onlara dua etmedi. Bunu ona söyledim. Şöyle buyurdu: ‘Onların geldiğini görmüyor musun?’”
1443. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاوِيَةَ الْجُمَحِيُّ، حَدَّثَنَا ثَابِتُ بْنُ يَزِيدَ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ خَبَّابٍ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَنَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم شَهْرًا مُتَتَابِعًا فِي الظُّهْرِ وَالْعَصْرِ وَالْمَغْرِبِ وَالْعِشَاءِ وَصَلاَةِ الصُّبْحِ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ إِذَا قَالَ " سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ " . مِنَ الرَّكْعَةِ الآخِرَةِ يَدْعُو عَلَى أَحْيَاءٍ مِنْ بَنِي سُلَيْمٍ عَلَى رِعْلٍ وَذَكْوَانَ وَعُصَيَّةَ وَيُؤَمِّنُ مَنْ خَلْفَهُ .
Bize Abdullah b. Muaviye el-Cumahî anlattı; bize Sabit b. Yezid anlattı; Hilal b. Habbab'dan; İkrime'den; İbn Abbas'tan; dedi ki: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem peş peşe bir ay boyunca öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazında; her namazın sonunda, son rekatta ‘Semiallahu limen hamideh’ dediği zaman kunut yaptı. Beni Süleym'den bazı kabilelere; Ri'l, Zekvân ve Usayye'ye beddua ediyordu. Arkasındakiler de ‘âmin’ diyordu.”
1444. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُسَدَّدٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّهُ سُئِلَ هَلْ قَنَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي صَلاَةِ الصُّبْحِ فَقَالَ نَعَمْ . فَقِيلَ لَهُ قَبْلَ الرُّكُوعِ أَوْ بَعْدَ الرُّكُوعِ قَالَ بَعْدَ الرُّكُوعِ . قَالَ مُسَدَّدٌ بِيَسِيرٍ .
Bize Süleyman b. Harb ve Müsedded anlattı; dediler ki: Bize Hammad anlattı; Eyyûb'dan; Muhammed'den; Enes b. Mâlik'ten; [nakledildiğine göre] kendisine soruldu: “Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem sabah namazında kunut yaptı mı?” [Enes] dedi ki: “Evet.” Ona: “Rükûdan önce mi yoksa rükûdan sonra mı?” diye soruldu. “Rükûdan sonra” dedi. Müsedded şunu ekledi: “Birazcık [bir süre].”
1445. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَنَتَ شَهْرًا ثُمَّ تَرَكَهُ .
Bize Ebu'l-Velid et-Tayâlisî anlattı; bize Hammad b. Seleme anlattı; Enes b. Sirin'den; Enes b. Mâlik'ten: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir ay kunut yaptı, sonra onu terk etti.”
1446. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا بِشْرُ بْنُ مُفَضَّلٍ، حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ عُبَيْدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ سِيرِينَ، قَالَ حَدَّثَنِي مَنْ، صَلَّى مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم صَلاَةَ الْغَدَاةِ فَلَمَّا رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ الرَّكْعَةِ الثَّانِيَةِ قَامَ هُنَيَّةً .
Bize Müsedded anlattı; bize Bişr b. Mufaddal anlattı; bize Yunus b. Ubeyd anlattı; Muhammed b. Sirin'den; dedi ki: Bana Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ile sabah namazı kılan birisi anlattı: “[Nebi] ikinci rekattan başını kaldırdığı zaman kısa bir süre ayakta durdu.”
1447. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الْبَزَّازُ، حَدَّثَنَا مَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ، - يَعْنِي ابْنَ سَعِيدِ بْنِ أَبِي هِنْدٍ - عَنْ أَبِي النَّضْرِ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، أَنَّهُ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَسْجِدِ حُجْرَةً فَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَخْرُجُ مِنَ اللَّيْلِ فَيُصَلِّي فِيهَا قَالَ فَصَلَّوْا مَعَهُ بِصَلاَتِهِ - يَعْنِي رِجَالاً - وَكَانُوا يَأْتُونَهُ كُلَّ لَيْلَةٍ حَتَّى إِذَا كَانَ لَيْلَةً مِنَ اللَّيَالِي لَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَتَنَحْنَحُوا وَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا بَابَهُ - قَالَ - فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مُغْضَبًا فَقَالَ " يَا أَيُّهَا النَّاسُ مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنْ سَتُكْتَبَ عَلَيْكُمْ فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ " .
Bize Hârûn b. Abdullah el-Bazzâz anlattı; bize Mekkî b. İbrâhîm anlattı; bize Abdullah —yani İbn Saîd b. Ebî Hind— anlattı; Ebû’n-Nadr’dan; Busr b. Saîd’den; Zeyd b. Sâbit’ten [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem mescidde [hasırdan] bir hücre [oda] edindi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem geceleyin [oraya] çıkar ve orada namaz kılardı. [Ravi] dedi ki: [Bazı] adamlar da onun namazıyla [ona uyarak] namaz kıldılar ve her gece ona gelmeye başladılar. Nihayet gecelerden bir gece Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onların yanına çıkmadı. Bunun üzerine [orada olduklarını belli etmek için] öksürdüler, seslerini yükselttiler ve kapısına küçük taşlar attılar. [Râvi] dedi ki: Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem öfkeli bir halde yanlarına çıktı ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Sizin bu yaptığınız [ısrarınız] öyle devam etti ki, nihayet [bu namazın] üzerinize farz yazılacağını zannettim. Dolayısıyla evlerinizde namaz kılın; zira farz namaz müstesna, kişinin kıldığı en hayırlı namaz evinde kıldığıdır.”
1448. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اجْعَلُوا فِي بُيُوتِكُمْ مِنْ صَلاَتِكُمْ وَلاَ تَتَّخِذُوهَا قُبُورًا " .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ, Ubeydullah’tan anlattı; Nâfi’ bize haber verdi; İbn Ömer’den [radıyallahu anhümâ] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Namazlarınızın bir kısmını evlerinizde kılın; oraları [namaz kılınmayan] kabirlere çevirmeyin.”
1449. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ حَدَّثَنِي عُثْمَانُ بْنُ أَبِي سُلَيْمَانَ، عَنْ عَلِيٍّ الأَزْدِيِّ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حُبْشِيٍّ الْخَثْعَمِيِّ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم سُئِلَ أَىُّ الأَعْمَالِ أَفْضَلُ قَالَ " طُولُ الْقِيَامِ " . قِيلَ فَأَىُّ الصَّدَقَةِ أَفْضَلُ قَالَ " جُهْدُ الْمُقِلِّ " . قِيلَ فَأَىُّ الْهِجْرَةِ أَفْضَلُ قَالَ " مَنْ هَجَرَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ " . قِيلَ فَأَىُّ الْجِهَادِ أَفْضَلُ قَالَ " مَنْ جَاهَدَ الْمُشْرِكِينَ بِمَالِهِ وَنَفْسِهِ " . قِيلَ فَأَىُّ الْقَتْلِ أَشْرَفُ قَالَ " مَنْ أُهْرِيقَ دَمُهُ وَعُقِرَ جَوَادُهُ " .
Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; bize Haccâc anlattı; İbn Cüreyc dedi ki: Osmân b. Ebî Süleymân bana anlattı; Ali el-Ezdî’den, Ubeyd b. Umeyr’den, Abdullah b. Hubşî el-Has’amî’den nakledildiğine göre; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Amellerin hangisi daha faziletlidir?” diye soruldu. [Efendimiz:] “Kıyamın [namazda ayakta duruşun] uzun olmasıdır” buyurdu. “Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye soruldu. “[İmkanları kısıtlı olan] fakir kimsenin [imkanlarını] zorlayarak verdiği [sadakadır]” buyurdu. “Hangi hicret daha faziletlidir?” diye soruldu. “Allah’ın kendisine haram kıldığı şeyleri terk edenin [hicretidir]” buyurdu. “Hangi cihad daha faziletlidir?” diye soruldu. “Malıyla ve canıyla müşriklere karşı cihad edenin [cihadıdır]” buyurdu. “Hangi ölüm daha şereflidir?” diye soruldu. “Kanı akıtılan ve atı [altında] vurulan [kimseninki]” buyurdu.
1450. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، حَدَّثَنَا الْقَعْقَاعُ بْنُ حَكِيمٍ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ " رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّى وَأَيْقَظَ امْرَأَتَهُ فَصَلَّتْ فَإِنْ أَبَتْ نَضَحَ فِي وَجْهِهَا الْمَاءَ رَحِمَ اللَّهُ امْرَأَةً قَامَتْ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّتْ وَأَيْقَظَتْ زَوْجَهَا فَإِنْ أَبَى نَضَحَتْ فِي وَجْهِهِ الْمَاءَ " .
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı; bize Yahyâ, İbn Aclân’dan anlattı; el-Ka’kâ’ b. Hakîm bana anlattı; Ebû Sâlih’ten, Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah, geceleyin kalkıp namaz kılan ve hanımını da uyandıran, hanımı [kalkmaktan] kaçınırsa yüzüne [onu uyandırmak için] su serpen adama rahmet etsin. [Yine] Allah, geceleyin kalkıp namaz kılan ve kocasını da uyandıran, kocası [kalkmaktan] kaçınırsa yüzüne su serpen kadına rahmet etsin.”
1451. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ بَزِيعٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُوسَى، عَنْ شَيْبَانَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الأَقْمَرِ، عَنِ الأَغَرِّ أَبِي مُسْلِمٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، وَأَبِي، هُرَيْرَةَ قَالاَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنِ اسْتَيْقَظَ مِنَ اللَّيْلِ وَأَيْقَظَ امْرَأَتَهُ فَصَلَّيَا رَكْعَتَيْنِ جَمِيعًا كُتِبَا مِنَ الذَّاكِرِينَ اللَّهَ كَثِيرًا وَالذَّاكِرَاتِ " .
Bize Muhammed b. Hâtim b. Bezî’ anlattı; bize Ubeydullah b. Mûsâ anlattı; Şeybân’dan, el-A’meş’ten, Ali b. el-Akmer’den, el-Agar Ebû Müslim’den; Ebû Saîd el-Hudrî ve Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anhümâ] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim geceleyin uyanır ve hanımını da uyandırıp beraberce iki rekât namaz kılarlarsa, [her ikisi de] Allah’ı çokça zikreden erkekler ve zikreden kadınlar [zâkirîn ve zâkirât] arasına yazılırlar.”
1452. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَيْدَةَ، عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عُثْمَانَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ " .
Bize Hafs b. Ömer anlattı; bize Şu’be, Alkame b. Mersed’den anlattı; Sa’d b. Ubeyde’den, Ebû Abdurrahman’dan, Osman’dan [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.”
1453. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، عَنْ زَبَّانَ بْنِ فَائِدٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ مُعَاذٍ الْجُهَنِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ قَرَأَ الْقُرْآنَ وَعَمِلَ بِمَا فِيهِ أُلْبِسَ وَالِدَاهُ تَاجًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ ضَوْؤُهُ أَحْسَنُ مِنْ ضَوْءِ الشَّمْسِ فِي بُيُوتِ الدُّنْيَا لَوْ كَانَتْ فِيكُمْ فَمَا ظَنُّكُمْ بِالَّذِي عَمِلَ بِهَذَا " .
Bize Ahmed b. Amr b. es-Serh anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; Yahyâ b. Eyyûb bana haber verdi; Zebbân b. Fâid’den, Sehl b. Muâz el-Cühenî’den, babasından [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kim Kur’an’ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet gününde anne ve babasına bir taç giydirilir ki, o tacın ışığı, şayet aranızda olsaydı dünya evlerindeki güneşin ışığından daha güzel olurdu. Kur’an ile amel eden hakkında ne düşünürsünüz? [Onun mükafatı nasıl olur tahayyül edin!]”
1454. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، وَهَمَّامٌ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ زُرَارَةَ بْنِ أَوْفَى، عَنْ سَعْدِ بْنِ هِشَامٍ، عَنْ عَائِشَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَهُوَ مَاهِرٌ بِهِ مَعَ السَّفَرَةِ الْكِرَامِ الْبَرَرَةِ وَالَّذِي يَقْرَؤُهُ وَهُوَ يَشْتَدُّ عَلَيْهِ فَلَهُ أَجْرَانِ " .
Bize Müslim b. İbrâhîm anlattı; bize Hişâm ve Hemmâm, Katâde’den anlattı; Zürâre b. Evfâ’dan, Sa’d b. Hişâm’dan, Âişe’den [radıyallahu anhâ] nakledildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı okuyan ve onda mahir [usta] olan kimse, değerli ve itaatkar elçiler [melekler] ile beraberdir. Onu zorlanarak [kekeler gibi] okuyan kimse için ise iki sevap vardır.”
1455. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ تَعَالَى يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إِلاَّ نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ وَحَفَّتْهُمُ الْمَلاَئِكَةُ وَذَكَرَهُمُ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ " .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Ebû Muâviye, el-A’meş’ten anlattı; Ebû Sâlih’ten, Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir topluluk Allah Teâlâ’nın evlerinden birinde [mescitlerde] toplanıp Allah’ın Kitabı’nı okurlar ve onu kendi aralarında ders yaparlarsa [müzakere ederlerse], üzerlerine sekîne [gönül huzuru] iner, onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır ve Allah onları kendi yanındakiler arasında zikreder.”
1456. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ عُلَىِّ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ الْجُهَنِيِّ، قَالَ خَرَجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَنَحْنُ فِي الصُّفَّةِ فَقَالَ " أَيُّكُمْ يُحِبُّ أَنْ يَغْدُوَ إِلَى بُطْحَانَ أَوِ الْعَقِيقِ فَيَأْخُذَ نَاقَتَيْنِ كَوْمَاوَيْنِ زَهْرَاوَيْنِ بِغَيْرِ إِثْمٍ بِاللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ وَلاَ قَطْعِ رَحِمٍ " . قَالُوا كُلُّنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " فَلأَنْ يَغْدُوَ أَحَدُكُمْ كُلَّ يَوْمٍ إِلَى الْمَسْجِدِ فَيَتَعَلَّمَ آيَتَيْنِ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ خَيْرٌ لَهُ مِنْ نَاقَتَيْنِ وَإِنْ ثَلاَثٌ فَثَلاَثٌ مِثْلُ أَعْدَادِهِنَّ مِنَ الإِبِلِ " .
Bize Süleyman b. Dâvûd el-Mehrî anlattı; bize İbn Vehb anlattı; bize Mûsâ b. Ulî b. Rabâh, babasından anlattı; Ukbe b. Âmir el-Cühenî’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Biz Suffe’de iken Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza çıktı ve: “Hanginiz her gün Buthân’a veya Akîk’e gidip günah işlemeksizin ve akrabalık bağını kesmeksizin [sıla-i rahmi bozmadan] iri hörgüçlü, gösterişli iki dişi deve alıp getirmeyi ister?” diye sordu. “Ey Allah’ın Resulü! Hepimiz isteriz” dediler. Bunun üzerine: “Sizden birinizin her gün mescide gidip Allah Azze ve Celle’nin Kitabı’ndan iki ayet öğrenmesi, onun için iki deveden daha hayırlıdır. [Eğer öğrendiği ayet sayısı] üç ise üç deveden, dört ise dört deveden hayırlıdır. Ayetlerin sayısı arttıkça [öğrenilen bu ayetler], o sayıdaki develerden daha hayırlı olur” buyurdu.
1457. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ أَبِي شُعَيْبٍ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " { الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } أُمُّ الْقُرْآنِ وَأُمُّ الْكِتَابِ وَالسَّبْعُ الْمَثَانِي " .
Bize Ahmed b. Ebî Şuayb el-Harrânî anlattı; bize Îsâ b. Yûnus anlattı; bize İbn Ebî Zi’b, el-Makburî’den anlattı; Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “‘El-Hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn’ [Fâtiha sûresi], Kur’an’ın aslı [ümmü’l-kur’ân], Kitab’ın aslı [ümmü’l-kitâb] ve [namazda] tekrarlanan yedi [es-seb’u’l-mesânî] ayettir.”
1458. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ خُبَيْبِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، قَالَ سَمِعْتُ حَفْصَ بْنَ عَاصِمٍ، يُحَدِّثُ عَنْ أَبِي سَعِيدِ بْنِ الْمُعَلَّى، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم مَرَّ بِهِ وَهُوَ يُصَلِّي فَدَعَاهُ قَالَ فَصَلَّيْتُ ثُمَّ أَتَيْتُهُ قَالَ فَقَالَ " مَا مَنَعَكَ أَنْ تُجِيبَنِي " . قَالَ كُنْتُ أُصَلِّي . قَالَ " أَلَمْ يَقُلِ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ } لأُعَلِّمَنَّكَ أَعْظَمَ سُورَةٍ مِنَ الْقُرْآنِ أَوْ فِي الْقُرْآنِ " . شَكَّ خَالِدٌ " قَبْلَ أَنْ أَخْرُجَ مِنَ الْمَسْجِدِ " . قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَوْلَكَ . قَالَ " { الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ } وَهِيَ السَّبْعُ الْمَثَانِي الَّتِي أُوتِيتُ وَالْقُرْآنُ الْعَظِيمُ " .
Bize Ubeydullah b. Muâz anlattı; bize Hâlid anlattı; bize Şu’be, Hubeyb b. Abdurrahman’dan anlattı; Hafs b. Âsım’ın, Ebû Saîd b. el-Muallâ’dan naklettiğini işittim ki o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kılmakta olan [Ebû Saîd’in] yanından geçti ve onu çağırdı. [Ebû Saîd] dedi ki: Namazımı kıldım, sonra onun yanına geldim. [Nebi:] “Beni çağırdığımda sana cevap vermekten alıkoyan nedir?” diye sordu. O: “Namaz kılıyordum” dedi. [Nebi:] “Allah Azze ve Celle; ‘Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah’a ve Resulü’ne icabet edin’ [Enfâl, 24] buyurmadı mı?” dedi ve ekledi: “Mescidden çıkmadan önce sana Kur’an’daki en büyük sûreyi öğreteceğim.” —Hâlid [ravi] (öğretmeden önce çıkacağı konusunda) şüphe etti— Ben de: “Ey Allah’ın Resulü! [Öğreteceğinize dair olan] sözünüz [aklımda]!” dedim. Bunun üzerine: “O, ‘El-Hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn’dir; o bana verilen tekrarlanan yedi [ayet] [es-seb’u’l-mesânî] ve yüce Kur’an’dır” buyurdu.
1459. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ مُسْلِمٍ الْبَطِينِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ أُوتِيَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي الطُّوَلِ وَأُوتِيَ مُوسَى عَلَيْهِ السَّلاَمُ سِتًّا فَلَمَّا أَلْقَى الأَلْوَاحَ رُفِعَتْ ثِنْتَانِ وَبَقِيَ أَرْبَعٌ .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Cerîr, el-A’meş’ten anlattı; Müslim el-Batîn’den, Saîd b. Cübeyr’den, İbn Abbas’tan [radıyallahu anhümâ] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e tekrarlanan yedi [es-seb’u’l-mesânî] ayet olarak uzun sûrelerden [et-tival] yedi tanesi verildi. Mûsâ [aleyhisselam]’a ise altı tanesi verildi. [Mûsâ] levhaları [yere] atınca ikisi [göğe] kaldırıldı ve [geriye] dört tanesi kaldı.”
1460. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ إِيَاسٍ، عَنْ أَبِي السَّلِيلِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَبَاحٍ الأَنْصَارِيِّ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَبَا الْمُنْذِرِ أَىُّ آيَةٍ مَعَكَ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ أَعْظَمُ " . قَالَ قُلْتُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ . قَالَ " أَبَا الْمُنْذِرِ أَىُّ آيَةٍ مَعَكَ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ أَعْظَمُ " . قَالَ قُلْتُ { اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ } قَالَ فَضَرَبَ فِي صَدْرِي وَقَالَ " لِيَهْنِ لَكَ يَا أَبَا الْمُنْذِرِ الْعِلْمُ " .
Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı; bize Abdü’l-A’lâ anlattı; bize Saîd b. İyâs, Ebû’s-Selîl’den anlattı; Abdullah b. Rabâh el-Ensârî’den, Übey b. Ka’b’dan [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey Ebu’l-Münzir! Allah’ın Kitabı’ndan ezberinde olan hangi ayet en büyüktür?” [Übey] dedi ki: “Allah ve Resulü daha iyi bilir” dedim. [Nebi tekrar:] “Ey Ebu’l-Münzir! Allah’ın Kitabı’ndan ezberinde olan hangi ayet en büyüktür?” diye sordu. [Ben de:] “Allahû lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûm’dur [Âyetü’l-kürsî (Bakara, 255)]” dedim. Bunun üzerine [Resûlullah] göğsüme vurdu ve: “İlim sana mübarek olsun ey Ebu’l-Münzir!” buyurdu.
1461. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، أَنَّ رَجُلاً، سَمِعَ رَجُلاً، يَقْرَأُ { قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ } يُرَدِّدُهَا فَلَمَّا أَصْبَحَ جَاءَ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ وَكَانَ الرَّجُلُ يَتَقَالُّهَا فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لَتَعْدِلُ ثُلُثَ الْقُرْآنِ " .
Bize el-Ka’nebî, Mâlik’ten anlattı; Abdurrahman b. Abdullah b. Abdurrahman’den, babasından, Ebû Saîd el-Hudrî’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre bir adam bir başkasının ‘Kul hüvallâhü ehad’ sûresini [İhlâs sûresini] okuduğunu ve onu tekrar edip durduğunu işitti. Sabah olunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip bu durumu ona anlattı. (Sanki adam bu sûrenin okunmasını azımsıyor gibiydi.) Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, o sûre Kur’an’ın üçte birine denktir” buyurdu.
1462. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مُعَاوِيَةُ، عَنِ الْعَلاَءِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنِ الْقَاسِمِ، مَوْلَى مُعَاوِيَةَ عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ كُنْتُ أَقُودُ بِرَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَاقَتَهُ فِي السَّفَرِ فَقَالَ لِي " يَا عُقْبَةُ أَلاَ أُعَلِّمُكَ خَيْرَ سُورَتَيْنِ قُرِئَتَا " . فَعَلَّمَنِي { قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ } وَ { قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ } قَالَ فَلَمْ يَرَنِي سُرِرْتُ بِهِمَا جِدًّا فَلَمَّا نَزَلَ لِصَلاَةِ الصُّبْحِ صَلَّى بِهِمَا صَلاَةَ الصُّبْحِ لِلنَّاسِ فَلَمَّا فَرَغَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنَ الصَّلاَةِ الْتَفَتَ إِلَىَّ فَقَالَ " يَا عُقْبَةُ كَيْفَ رَأَيْتَ " .
Bize Ahmed b. Amr b. es-Serh anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; Muâviye bana haber verdi; el-Alâ b. el-Hâris’ten, Muâviye’nin azatlısı el-Kâsım’dan, Ukbe b. Âmir’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Yolculukta Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in devesini yedeğimde götürüyordum. Bana: “Ey Ukbe! Sana [Kur’an’da] okunan sûrelerin en hayırlısı olan iki sûreyi öğreteyim mi?” buyurdu ve bana ‘Kul eûzü bi-rabbi’l-felak’ ile ‘Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs’ sûrelerini öğretti. Benim bu iki sûreye pek fazla sevinmediğimi gördü. Sabah [namazı için] konaklayınca insanlara bu iki sûre ile sabah namazını kıldırdı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazı bitirince bana döndü ve: “Ey Ukbe! [Bu iki sûreyi] nasıl gördün?” buyurdu.
1463. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أَسِيرُ، مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بَيْنَ الْجُحْفَةِ وَالأَبْوَاءِ إِذْ غَشِيَتْنَا رِيحٌ وَظُلْمَةٌ شَدِيدَةٌ فَجَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَتَعَوَّذُ بِـ { أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ } وَ { أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ } وَيَقُولُ " يَا عُقْبَةُ تَعَوَّذْ بِهِمَا فَمَا تَعَوَّذَ مُتَعَوِّذٌ بِمِثْلِهِمَا " . قَالَ وَسَمِعْتُهُ يَؤُمُّنَا بِهِمَا فِي الصَّلاَةِ .
Bize Abdullah b. Muhammed en-Nüfeylî anlattı; bize Muhammed b. Seleme, Muhammed b. İshâk’tan anlattı; Saîd b. Ebî Saîd el-Makburî’den, babasından, Ukbe b. Âmir’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber Cuhfe ve Ebvâ arasında yol alırken bizi [birden] şiddetli bir rüzgar ve karanlık kapladı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ‘Kul eûzü bi-rabbi’l-felak’ ve ‘Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs’ sûreleri ile [Allah’a] sığınmaya başladı ve: “Ey Ukbe! Bu [iki sûre] ile Allah’a sığın! Zira Allah’a sığınan hiçbir kimse bunlar gibisiyle sığınmamıştır” buyurdu. [Ukbe] dedi ki: Resûlullah’ın namazda bize imamlık yaparken bu [iki sûre]yi okuduğunu işittim.
1464. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، حَدَّثَنِي عَاصِمُ بْنُ بَهْدَلَةَ، عَنْ زِرٍّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُقَالُ لِصَاحِبِ الْقُرْآنِ اقْرَأْ وَارْتَقِ وَرَتِّلْ كَمَا كُنْتَ تُرَتِّلُ فِي الدُّنْيَا فَإِنَّ مَنْزِلَكَ عِنْدَ آخِرِ آيَةٍ تَقْرَؤُهَا " .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ, Süfyân’dan anlattı; Âsım b. Behdeler bana anlattı; Zirr’den, Abdullah b. Amr’dan [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an halkına [Kur’an’ı okuyup yaşayan kimseye kıyamet günü] şöyle denilir: ‘Oku ve yüksel! Dünyada tertîl ile [tane tane] okuduğun gibi oku! Zira senin [cennetteki] makamın, okuyacağın son ayetin yanındadır.’”
1465. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ قَتَادَةَ، قَالَ سَأَلْتُ أَنَسًا عَنْ قِرَاءَةِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم فَقَالَ كَانَ يَمُدُّ مَدًّا .
Bize Müslim b. İbrâhîm anlattı; bize Cerîr, Katâde’den anlattı; dedi ki: Enes’e [radıyallahu anh] Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in [Kur’an] okuyuşunu sordum. O: “[Harfleri] medler yaparak [uzatarak] okurdu” cevabını verdi.
1466. Hadis
حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ مَوْهَبٍ الرَّمْلِيُّ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ يَعْلَى بْنِ مَمْلَكٍ، أَنَّهُ سَأَلَ أُمَّ سَلَمَةَ عَنْ قِرَاءَةِ، رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَصَلاَتِهِ فَقَالَتْ وَمَا لَكُمْ وَصَلاَتَهُ كَانَ يُصَلِّي وَيَنَامُ قَدْرَ مَا صَلَّى ثُمَّ يُصَلِّي قَدْرَ مَا نَامَ ثُمَّ يَنَامُ قَدْرَ مَا صَلَّى حَتَّى يُصْبِحَ وَنَعَتَتْ قِرَاءَتَهُ فَإِذَا هِيَ تَنْعَتُ قِرَاءَتَهُ حَرْفًا حَرْفًا .
Bize Yezîd b. Hâlid b. Mevheb er-Remlî anlattı; bize el-Leys, İbn Ebî Müleyke’den anlattı; Ya’lâ b. Memlek’ten nakledildiğine göre o, Ümmü Seleme’ye [radıyallahu anhâ] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in [Kur’an] okuyuşunu ve namazını sordu. [Ümmü Seleme] şöyle dedi: “Onun namazından size ne? [Onun namazı anlatılamayacak kadar mükemmeldi.] O, kıldığı namaz kadar uyur, sonra uyuduğu kadar namaz kılar, sonra [yine] kıldığı namaz kadar uyur ve sabah olurdu.” Sonra [Ümmü Seleme] onun okuyuşunu tarif etti; [tarifine göre] onun okuyuşu, harf harf [her harfi belli eden, tane tane] bir okuyuştu.
1467. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ وَهُوَ عَلَى نَاقَةٍ يَقْرَأُ بِسُورَةِ الْفَتْحِ وَهُوَ يُرَجِّعُ .
Bize Hafs b. Ömer anlattı; bize Şu’be, Muâviye b. Kurre’den anlattı; Abdullah b. Mugaffel’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i Mekke’nin fethi günü devesinin üzerinde Fetih sûresini okurken gördüm. [Okurken sesleri/harfleri] tekrarlıyordu [tercî’ yapıyordu].”
1468. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ طَلْحَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْسَجَةَ، عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " زَيِّنُوا الْقُرْآنَ بِأَصْوَاتِكُمْ " .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Cerîr, el-A’meş’ten anlattı; Talha’dan, Abdurrahman b. Avsece’den, Berâ b. Âzib’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı seslerinizle süsleyin.”
1469. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَيَزِيدُ بْنُ خَالِدِ بْنِ مَوْهَبٍ الرَّمْلِيُّ، بِمَعْنَاهُ أَنَّ اللَّيْثَ، حَدَّثَهُمْ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَهِيكٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، - وَقَالَ يَزِيدُ عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، - عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، وَقَالَ، قُتَيْبَةُ هُوَ فِي كِتَابِي عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، - قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَتَغَنَّ بِالْقُرْآنِ " .
Bize Ebû’l-Velîd et-Tayâlisî, Kuteybe b. Saîd ve Yezîd b. Hâlid b. Mevheb er-Remlî anlattı; Leys onlara Abdullah b. Ebî Müleyke’den, Ubeydullah b. Ebî Nehîk’ten, Sa’d b. Ebî Vakkas’tan [radıyallahu anh] (Yezîd ise İbn Ebî Müleyke’den, Saîd b. Ebî Saîd’den; Kuteybe ise kendi kitabında Saîd b. Ebî Saîd’den olduğunu söylemiştir) nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı [hoş bir seda ile] tegannî ederek [güzel sesle/makamla] okumayan bizden değildir.”
1470. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي نَهِيكٍ، عَنْ سَعْدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِثْلَهُ .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne, Amr’dan, İbn Ebî Müleyke’den, Ubeydullah b. Ebî Nehîk’ten, Sa’d’dan [radıyallahu anh] naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yukarıdakinin [1469. hadisin] bir benzerini buyurmuştur: “Kur’an’ı [hoş bir seda ile] tegannî ederek [güzel sesle/makamla] okumayan bizden değildir.”
1471. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى بْنُ حَمَّادٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْجَبَّارِ بْنُ الْوَرْدِ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبِي مُلَيْكَةَ، يَقُولُ قَالَ عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي يَزِيدَ مَرَّ بِنَا أَبُو لُبَابَةَ فَاتَّبَعْنَاهُ حَتَّى دَخَلَ بَيْتَهُ فَدَخَلْنَا عَلَيْهِ فَإِذَا رَجُلٌ رَثُّ الْبَيْتِ رَثُّ الْهَيْئَةِ فَسَمِعْتُهُ يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَتَغَنَّ بِالْقُرْآنِ " . قَالَ فَقُلْتُ لاِبْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ يَا أَبَا مُحَمَّدٍ أَرَأَيْتَ إِذَا لَمْ يَكُنْ حَسَنَ الصَّوْتِ قَالَ يُحَسِّنُهُ مَا اسْتَطَاعَ .
Bize Abdü’l-A’lâ b. Hammâd anlattı; bize Abdü’l-Cebbâr b. el-Verd anlattı; dedi ki: İbn Ebî Müleyke’nin şöyle dediğini işittim: Ubeydullah b. Ebî Yezîd dedi ki: Ebû Lübâbe yanımızdan geçti; evine girene kadar onu takip ettik. Yanına girdik; [onun] evi de kılık kıyafeti de oldukça eskiydi. Onun şöyle dediğini işittim: ‘Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Kur’an’ı [hoş bir seda ile] tegannî ederek [güzel sesle/makamla] okumayan bizden değildir.”’ [Ubeydullah dedi ki:] “Bunun üzerine İbn Ebî Müleyke’ye: ‘Ey Ebû Muhammed! Peki ya [kişinin] sesi güzel olmazsa [nasıl güzel okuyabilir]?’ diye sordum. O: ‘Gücü yettiği kadar [sesini güzelleştirmeye çalışır]’ cevabını verdi.”
1472. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، قَالَ قَالَ وَكِيعٌ وَابْنُ عُيَيْنَةَ يَعْنِي يَسْتَغْنِي بِهِ .
Bize Muhammed b. Süleyman el-Enbârî anlattı; dedi ki: Vekî’ ve İbn Uyeyne şöyle demişlerdir: “Yani [hadisteki ‘yetegannâ’ kelimesiyle] onunla [Kur’an ile] yetinmeyi [yestagnî] kastetmişlerdir.”
1473. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ مَالِكٍ، وَحَيْوَةُ، عَنِ ابْنِ الْهَادِ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَا أَذِنَ اللَّهُ لِشَىْءٍ مَا أَذِنَ لِنَبِيٍّ حَسَنِ الصَّوْتِ يَتَغَنَّى بِالْقُرْآنِ يَجْهَرُ بِهِ " .
Bize Süleyman b. Davud el-Mehrî anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana Ömer b. Mâlik ve Hayve, İbnü’l-Hâd’dan, Muhammed b. İbrâhîm b. el-Hâris’ten, Ebû Seleme b. Abdurrahman’dan, Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anh] naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah, sesi güzel olan bir peygamberin Kur’an’ı yüksek sesle tegannî ederek [güzel sesle/makamla] okumasına kulak verdiği [onu dinlediği] kadar hiçbir şeye kulak vermemiştir [onu dinlememiştir].”
1474. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ عِيسَى بْنِ فَائِدٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ عُبَادَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا مِنِ امْرِئٍ يَقْرَأُ الْقُرْآنَ يَنْسَاهُ إِلاَّ لَقِيَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَجْذَمَ " .
Bize Muhammed b. el-Alâ anlattı; bize İbn İdrîs, Yezîd b. Ebî Ziyâd’dan haber verdi; İysa b. Fâid’den, Sa’d b. Ubâde’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Kur’an’ı okuyup [ezberleyip] de sonra onu unutan hiçbir kimse yoktur ki, kıyamet gününde Allah Azze ve Celle’nin huzuruna eli kesik [veya cüzzamlı/perişan] [eczem] olarak çıkmasın.”
1475. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَبْدٍ الْقَارِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ، يَقُولُ سَمِعْتُ هِشَامَ بْنَ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ، يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ عَلَى غَيْرِ مَا أَقْرَؤُهَا وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَقْرَأَنِيهَا فَكِدْتُ أَنْ أَعْجَلَ عَلَيْهِ ثُمَّ أَمْهَلْتُهُ حَتَّى انْصَرَفَ ثُمَّ لَبَّبْتُهُ بِرِدَائِهِ فَجِئْتُ بِهِ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي سَمِعْتُ هَذَا يَقْرَأُ سُورَةَ الْفُرْقَانِ عَلَى غَيْرِ مَا أَقْرَأْتَنِيهَا . فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " اقْرَأْ " . فَقَرَأَ الْقِرَاءَةَ الَّتِي سَمِعْتُهُ يَقْرَأُ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " هَكَذَا أُنْزِلَتْ " . ثُمَّ قَالَ لِي " اقْرَأْ " . فَقَرَأْتُ فَقَالَ " هَكَذَا أُنْزِلَتْ " . ثُمَّ قَالَ " إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَاقْرَءُوا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُ " .
Bize el-Ka’nebî, Mâlik’ten anlattı; İbn Şihâb’dan, Urve b. ez-Zübeyr’den, Abdurrahman b. Abdü’l-Kârî’den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Ömer b. el-Hattâb’ın [radıyallahu anh] şöyle dediğini işittim: Hişâm b. Hakîm b. Hizâm’ı Furkân sûresini benim okuduğumdan farklı bir şekilde okurken işittim. Halbuki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu bana [bizzat] okutup öğretmişti. Neredeyse [namazda iken] üzerine atılacaktım, fakat namazını bitirene kadar ona mühlet verdim. Sonra hırkasından tutup onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e getirdim ve: “Ey Allah’ın Resulü! Ben bu adamın Furkân sûresini senin bana okuttuğundan farklı bir şekilde okuduğunu işittim” dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Oku!” buyurdu. O [Hişâm] da benim işittiğim şekilde okudu. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bu [sûre] böyle indirildi” buyurdu. Sonra bana: “Sen de oku!” buyurdu. Ben de okudum. [Nebi:] “Bu [sûre] böyle indirildi” buyurdu ve ekledi: “Şüphesiz bu Kur’an yedi harf [seb’atu ahruf] üzere indirilmiştir. O halde ondan [size] kolay gelini okuyun.”
1476. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، قَالَ قَالَ الزُّهْرِيُّ إِنَّمَا هَذِهِ الأَحْرُفُ فِي الأَمْرِ الْوَاحِدِ لَيْسَ تَخْتَلِفُ فِي حَلاَلٍ وَلاَ حَرَامٍ .
Bize Muhammed b. Yahyâ b. Fâris anlattı; bize Abdürrezzâk anlattı; bize Ma’mer haber verdi; dedi ki: Zührî şöyle demiştir: “Bu [yedi] harf ancak aynı mana üzerindedir; helal ve haram [hükümleri] hususunda birbirlerinden farklılık arz etmezler.”
1477. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ الطَّيَالِسِيُّ، حَدَّثَنَا هَمَّامُ بْنُ يَحْيَى، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمُرَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ الْخُزَاعِيِّ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " يَا أُبَىُّ إِنِّي أُقْرِئْتُ الْقُرْآنَ فَقِيلَ لِي عَلَى حَرْفٍ أَوْ حَرْفَيْنِ فَقَالَ الْمَلَكُ الَّذِي مَعِي قُلْ عَلَى حَرْفَيْنِ . قُلْتُ عَلَى حَرْفَيْنِ . فَقِيلَ لِي عَلَى حَرْفَيْنِ أَوْ ثَلاَثَةٍ . فَقَالَ الْمَلَكُ الَّذِي مَعِي قُلْ عَلَى ثَلاَثَةٍ . قُلْتُ عَلَى ثَلاَثَةٍ . حَتَّى بَلَغَ سَبْعَةَ أَحْرُفٍ ثُمَّ قَالَ لَيْسَ مِنْهَا إِلاَّ شَافٍ كَافٍ إِنْ قُلْتَ سَمِيعًا عَلِيمًا عَزِيزًا حَكِيمًا مَا لَمْ تَخْتِمْ آيَةَ عَذَابٍ بِرَحْمَةٍ أَوْ آيَةَ رَحْمَةٍ بِعَذَابٍ " .
Bize Ebû’l-Velîd et-Tayâlisî anlattı; bize Hemmâm b. Yahyâ, Katâde’den anlattı; Yahyâ b. Ya’mer’den, Süleyman b. Surad el-Huzâî’den, Übey b. Ka’b’dan [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Ey Übey! Bana Kur’an okutuldu ve bana: ‘Bir harf mi yoksa iki harf üzere mi [olsun]?’ denildi. Yanımdaki melek [Cebrail]: ‘İki harf üzere [olsun] de’ dedi. Ben de: ‘İki harf üzere [olsun]’ dedim. Sonra bana: ‘İki harf mi yoksa üç harf üzere mi [olsun]?’ denildi. Yanımdaki melek: ‘Üç harf üzere [olsun] de’ dedi. Ben de: ‘Üç harf üzere [olsun]’ dedim. [Böylece] bu sayı yedi harf [seb’atu ahruf] oluncaya kadar devam etti. Sonra [Nebi] şöyle buyurdu: ‘Azap ayetini rahmetle, rahmet ayetini de azapla bitirmedikçe; [mesela] “Semiîan Alîmâ” yerine “Azîzen Hakîmâ” demende bir sakınca yoktur; [zira] bunların [yedi harfin] her biri şifa verici ve yeterlidir.’”
1478. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ مُجَاهِدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ عِنْدَ أَضَاةِ بَنِي غِفَارٍ فَأَتَاهُ جِبْرِيلُ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ يَأْمُرُكَ أَنْ تُقْرِئَ أُمَّتَكَ عَلَى حَرْفٍ . قَالَ " أَسْأَلُ اللَّهَ مُعَافَاتَهُ وَمَغْفِرَتَهُ إِنَّ أُمَّتِي لاَ تُطِيقُ ذَلِكَ " . ثُمَّ أَتَاهُ ثَانِيَةً فَذَكَرَ نَحْوَ هَذَا حَتَّى بَلَغَ سَبْعَةَ أَحْرُفٍ قَالَ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكَ أَنْ تُقْرِئَ أُمَّتَكَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ فَأَيُّمَا حَرْفٍ قَرَءُوا عَلَيْهِ فَقَدْ أَصَابُوا .
Bize İbnü’l-Müsennâ anlattı; bize Muhammed b. Ca’fer anlattı; bize Şu’be, Hakem’den anlattı; Mücâhid’den, İbn Ebî Leylâ’dan, Übey b. Ka’b’dan [radıyallahu anh] nakledildiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Benî Gıfâr [kabilesinin] birikintisi [adât] yanındaydı. Cebrail aleyhisselam O’na gelip: “Allah Azze ve Celle sana, ümmetine Kur’an’ı bir harf üzere okutmanı emrediyor” dedi. [Nebi]: “Allah’tan [ümmetimin] selametini ve bağışlanmasını dilerim; şüphesiz ümmetimin buna gücü yetmez” buyurdu. Sonra [Cebrail] ikinci kez geldi ve bunun bir benzerini [tekrarlayarak] yedi harf oluncaya kadar [devam etti]. [Sonunda Cebrail:] “Şüphesiz Allah sana, ümmetine Kur’an’ı yedi harf [seb’atu ahruf] üzere okutmanı emrediyor. [Ümmetin] hangi harf üzere okurlarsa okusunlar, [doğruyu] isabet etmiş olurlar” buyurdu.
1479. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ ذَرٍّ، عَنْ يُسَيْعٍ الْحَضْرَمِيِّ، عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ { قَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ } " .
Bize Hafs b. Ömer anlattı; bize Şu’be, Mansûr’dan anlattı; Zerr’den, Yüseya’ el-Hadramî’den, Nu’mân b. Beşîr’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Dua, ibadetin kendisidir.” [Sonra Nebi şu ayeti okudu:] “Rabbiniz; ‘Bana dua edin, size icabet edeyim’ [Mü’min, 60] buyurdu.”
1480. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، عَنْ زِيَادِ بْنِ مِخْرَاقٍ، عَنْ أَبِي نُعَامَةَ، عَنِ ابْنٍ لِسَعْدٍ، أَنَّهُ قَالَ سَمِعَنِي أَبِي، وَأَنَا أَقُولُ اللَّهُمَّ، إِنِّي أَسْأَلُكَ الْجَنَّةَ وَنَعِيمَهَا وَبَهْجَتَهَا وَكَذَا وَكَذَا وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ النَّارِ وَسَلاَسِلِهَا وَأَغْلاَلِهَا وَكَذَا وَكَذَا فَقَالَ يَا بُنَىَّ إِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " سَيَكُونُ قَوْمٌ يَعْتَدُونَ فِي الدُّعَاءِ " . فَإِيَّاكَ أَنْ تَكُونَ مِنْهُمْ إِنْ أُعْطِيتَ الْجَنَّةَ أُعْطِيتَهَا وَمَا فِيهَا مِنَ الْخَيْرِ وَإِنْ أُعِذْتَ مِنَ النَّارِ أُعِذْتَ مِنْهَا وَمَا فِيهَا مِنَ الشَّرِّ .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ, Şu’be’den anlattı; Ziyâd b. Mihrâk’tan, Ebû Nuâme’den, Sa’d’ın [b. Ebî Vakkas] bir oğlundan nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Babam [Sa’d], benim şöyle dua ettiğimi işitti: “Allah’ım! Senden cenneti, onun nimetlerini, güzelliğini, şunları ve şunları isterim; cehennemden, onun zincirlerinden, kelepçelerinden, şunlardan ve şunlardan sana sığınırım.” Bunun üzerine [babam] şöyle dedi: “Ey yavrucuğum! Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: ‘Dua ederken sınırı aşan [ya’tedûne] bir topluluk olacaktır.’ O halde onlardan olmaktan sakın! Eğer sana cennet verilirse, onun içindeki [bütün] hayırlar da verilmiş demektir. Eğer cehennemden korunursan, onun içindeki [bütün] şerlerden de korunmuşsun demektir.”
1481. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا حَيْوَةُ، أَخْبَرَنِي أَبُو هَانِئٍ، حُمَيْدُ بْنُ هَانِئٍ أَنَّ أَبَا عَلِيٍّ، عَمْرَو بْنَ مَالِكٍ حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ فَضَالَةَ بْنَ عُبَيْدٍ، صَاحِبَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ سَمِعَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجُلاً يَدْعُو فِي صَلاَتِهِ لَمْ يُمَجِّدِ اللَّهَ تَعَالَى وَلَمْ يُصَلِّ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " عَجِلَ هَذَا " . ثُمَّ دَعَاهُ فَقَالَ لَهُ أَوْ لِغَيْرِهِ " إِذَا صَلَّى أَحَدُكُمْ فَلْيَبْدَأْ بِتَحْمِيدِ رَبِّهِ جَلَّ وَعَزَّ وَالثَّنَاءِ عَلَيْهِ ثُمَّ يُصَلِّي عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ يَدْعُو بَعْدُ بِمَا شَاءَ " .
Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; bize Abdullah b. Yezîd anlattı; bize Hayve anlattı; Ebû Hânî’ Humeyd b. Hânî’ haber verdi; Ebû Alî Amr b. Mâlik ona; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ashabından olan Fedâle b. Ubeyd’in [radıyallahu anh] şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, namazında [namaz sonrası dua ederken] Allah Teâlâ’yı yüceltmeyen [O’na hamdetmeyen] ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e salât getirmeyen bir adamı işitti. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bu adam acele etti” buyurdu. Sonra onu çağırdı ve ona [veya başkasına] şöyle buyurdu: “Sizden biriniz dua edeceği zaman; önce Rabbinin ismini zikrederek [yücelterek] ve O’na hamdederek başlasın; sonra Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e salât getirsin; sonra da dilediği şekilde dua etsin.”
1482. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ شَيْبَانَ، عَنْ أَبِي نَوْفَلٍ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَسْتَحِبُّ الْجَوَامِعَ مِنَ الدُّعَاءِ وَيَدَعُ مَا سِوَى ذَلِكَ .
Bize Hârûn b. Abdullah anlattı; bize Yezîd b. Hârûn anlattı; Esved b. Şeybân’dan, Ebû Nevfel’den, Âişe’den [radıyallahu anhâ] nakledildiğine göre o şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, özlü/içerikli [az sözle çok mana ifade eden / cevâmî’] duaları sever, diğerlerini ise bırakırdı.”
1483. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمُ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي إِنْ شِئْتَ اللَّهُمَّ ارْحَمْنِي إِنْ شِئْتَ لِيَعْزِمِ الْمَسْأَلَةَ فَإِنَّهُ لاَ مُكْرِهَ لَهُ " .
Bize el-Ka’nebî, Mâlik’ten anlattı; Ebû’z-Zinâd’dan, el-A’rec’den, Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz sakın: ‘Allah’ım! Eğer dilersen beni bağışla; Allah’ım! Eğer dilersen bana merhamet et’ demesin. Aksine [isteğini] kesin bir dille istesin [li-ye’zim’il-mes’elete]; zira Allah’ı [istediğini yapmaya] zorlayacak hiçbir güç yoktur.”
1484. Hadis
حَدَّثَنَا الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " يُسْتَجَابُ لأَحَدِكُمْ مَا لَمْ يَعْجَلْ فَيَقُولُ قَدْ دَعَوْتُ فَلَمْ يُسْتَجَبْ لِي " .
Bize el-Ka’nebî, Mâlik’ten anlattı; İbn Şihâb’dan, Ebû Ubeyd’den, Ebû Hüreyre’den [radıyallahu anh] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz acele edip de: ‘Dua ettim de duam kabul edilmedi’ demediği sürece [yaptığı] duaya icabet olunur.”
1485. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَيْمَنَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ يَعْقُوبَ بْنِ إِسْحَاقَ، عَمَّنْ حَدَّثَهُ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ الْقُرَظِيِّ، حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ تَسْتُرُوا الْجُدُرَ مَنْ نَظَرَ فِي كِتَابِ أَخِيهِ بِغَيْرِ إِذْنِهِ فَإِنَّمَا يَنْظُرُ فِي النَّارِ سَلُوا اللَّهَ بِبُطُونِ أَكُفِّكُمْ وَلاَ تَسْأَلُوهُ بِظُهُورِهَا فَإِذَا فَرَغْتُمْ فَامْسَحُوا بِهَا وُجُوهَكُمْ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رُوِيَ هَذَا الْحَدِيثُ مِنْ غَيْرِ وَجْهٍ عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ كَعْبٍ كُلُّهَا وَاهِيَةٌ وَهَذَا الطَّرِيقُ أَمْثَلُهَا وَهُوَ ضَعِيفٌ أَيْضًا .
Bize Abdullah b. Mesleme anlattı; bize Abdü’l-Melik b. Muhammed b. Eymen anlattı; Abdullah b. Ya’kûb b. İshâk’tan, o da kendisine anlatandan, Muhammed b. Ka’b el-Kurazî’den, Abdullah b. Abbâs’tan [radıyallahu anhümâ] nakledildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Duvarları [süslü örtülerle] örtmeyin. Kim [müslüman] kardeşinin kitabına [yazısına] onun izni olmadan bakarsa, ancak ateşe bakmış olur. Allah’tan avuçlarınızın içini [açarak] isteyin, ellerinizin dışıyla [sırtıyla] istemeyin. [Duayı] bitirdiğinizde de ellerinizi yüzlerinize sürün.” Ebû Dâvud dedi ki: “Bu hadis Muhammed b. Ka’b vasıtasıyla çeşitli yollardan rivayet edilmiştir ki, bunların hepsi vâhîdir [çok zayıftır]. Bu yol ise onların arasından en iyisidir, ancak o da yine zayıftır.”
1486. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ الْبَهْرَانِيُّ، قَالَ قَرَأْتُهُ فِي أَصْلِ إِسْمَاعِيلَ - يَعْنِي ابْنَ عَيَّاشٍ - حَدَّثَنِي ضَمْضَمٌ عَنْ شُرَيْحٍ حَدَّثَنَا أَبُو ظَبْيَةَ أَنَّ أَبَا بَحْرِيَّةَ السَّكُونِيَّ حَدَّثَهُ عَنْ مَالِكِ بْنِ يَسَارٍ السَّكُونِيِّ ثُمَّ الْعَوْفِيِّ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا سَأَلْتُمُ اللَّهَ فَاسْأَلُوهُ بِبُطُونِ أَكُفِّكُمْ وَلاَ تَسْأَلُوهُ بِظُهُورِهَا " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ سُلَيْمَانُ بْنُ عَبْدِ الْحَمِيدِ لَهُ عِنْدَنَا صُحْبَةٌ يَعْنِي مَالِكَ بْنَ يَسَارٍ .
Bize Süleyman b. Abdülhamîd el-Behrânî anlattı; dedi ki: Bunu İsmâîl’in —yani İbn Ayyaş— [kitabının] aslından okudum: Bana Damdam, Şureyh’ten anlattı; bize Ebû Zabye anlattı; Ebû Bahriyye es-Sekûnî’nin ona, Mâlik b. Yesâr es-Sekûnî’den —sonra el-Avfî’den— [radıyallahu anh] naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’tan [bir şey] isteyeceğiniz zaman; avuçlarınızın içini [açarak] isteyin, ellerinizin dışıyla [sırtıyla] istemeyin.” Ebû Dâvud dedi ki: “Süleyman b. Abdülhamîd; ‘Onun [Mâlik b. Yesâr’ın] bizim nezdimizde sahabîliği vardır’ demiştir.”
1487. Hadis
حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ، حَدَّثَنَا سَلْمُ بْنُ قُتَيْبَةَ، عَنْ عُمَرَ بْنِ نَبْهَانَ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو هَكَذَا بِبَاطِنِ كَفَّيْهِ وَظَاهِرِهِمَا .
Bize Ukbe b. Mükrem anlattı; bize Selm b. Kuteybe, Ömer b. Nebhân’dan, Katâde’den, Enes b. Mâlik’ten [radıyallahu anh] naklettiğine göre o şöyle demiştir: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i ellerinin hem içini hem de dışını [sırtını] şöyle [açarak] dua ederken gördüm.”
1488. Hadis
حَدَّثَنَا مُؤَمَّلُ بْنُ الْفَضْلِ الْحَرَّانِيُّ، حَدَّثَنَا عِيسَى، - يَعْنِي ابْنَ يُونُسَ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ، - يَعْنِي ابْنَ مَيْمُونٍ صَاحِبَ الأَنْمَاطِ - حَدَّثَنِي أَبُو عُثْمَانَ، عَنْ سَلْمَانَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ رَبَّكُمْ تَبَارَكَ وَتَعَالَى حَيِيٌّ كَرِيمٌ يَسْتَحْيِي مِنْ عَبْدِهِ إِذَا رَفَعَ يَدَيْهِ إِلَيْهِ أَنْ يَرُدَّهُمَا صِفْرًا " .
Bize Müemmel b. el-Fadl el-Harrânî anlattı; bize İysa —yani İbn Yûnus— anlattı; bize Ca’fer —yani Enmât sahibi İbn Meymûn— anlattı; bana Ebû Osmân, Selmân’dan [radıyallahu anh] naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Rabbiniz Tebâreke ve Teâlâ hayâ sahibidir [hayiyyün], kerem sahibidir. Kulu ellerini O’na [dua için] kaldırdığı zaman, onları boş [sifran] olarak geri çevirmekten hayâ eder.”
1489. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، - يَعْنِي ابْنَ خَالِدٍ - حَدَّثَنِي الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْبَدِ بْنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ الْمَسْأَلَةُ أَنْ تَرْفَعَ، يَدَيْكَ حَذْوَ مَنْكِبَيْكَ أَوْ نَحْوَهُمَا وَالاِسْتِغْفَارُ أَنْ تُشِيرَ بِأُصْبُعٍ وَاحِدَةٍ وَالاِبْتِهَالُ أَنْ تَمُدَّ يَدَيْكَ جَمِيعًا .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Vüheyb —yani İbn Hâlid— anlattı; bana el-Abbâs b. Abdullah b. Ma’bed b. el-Abbâs b. Abdülmuttalib, İkrime’den, İbn Abbâs’tan [radıyallahu anhümâ] naklettiğine göre o şöyle demiştir: “Mes’ele [normal dilek/istemek]; ellerini omuzlarının hizasına veya o civara kadar kaldırmandır. İstiğfar; tek bir parmağınla [şehadet parmağınla] işaret etmendir. İbtihâl [can u gönülden/yalvararak yakarmak] ise; her iki elini de [iyice yukarıya doğru] uzatmandır.”
1490. Hadis
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، حَدَّثَنِي عَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْبَدِ بْنِ عَبَّاسٍ، بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ فِيهِ وَالاِبْتِهَالُ هَكَذَا وَرَفَعَ يَدَيْهِ وَجَعَلَ ظُهُورَهُمَا مِمَّا يَلِي وَجْهَهُ .
Bize Amr b. Osmân anlattı; bize Süfyân anlattı; Abbâs b. Abdullah b. Ma’bed b. el-Abbâs bana bu hadisi [1489. hadisi] şöyle rivayet etti: “[O rivayetinde Abbâs:] ‘İbtihâl [can u gönülden/yalvararak yakarmak] ise şöyledir’ dedi ve ellerini [iyice yukarıya doğru] kaldırdı. [Bu esnada] ellerinin dışını [sırtını] yüzüne doğru çevirdi.”
1491. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى بْنِ فَارِسٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ مُحَمَّدٍ، عَنِ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَعْبَدِ بْنِ عَبَّاسٍ، عَنْ أَخِيهِ، إِبْرَاهِيمَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ فَذَكَرَ نَحْوَهُ .
Bize Muhammed b. Yahyâ b. Fâris anlattı; bize İbrâhîm b. Hamza anlattı; bize Abdülaziz b. Muhammed, el-Abbâs b. Abdullah b. Ma’bed b. Abbâs’tan, kardeşi İbrâhîm b. Abdullah’tan, İbn Abbâs’tan [radıyallahu anhümâ] naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir önceki [1489. ve 1490.] hadisin bir benzerini buyurmuştur.
1492. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ حَفْصِ بْنِ هَاشِمِ بْنِ عُتْبَةَ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنِ السَّائِبِ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا دَعَا فَرَفَعَ يَدَيْهِ مَسَحَ وَجْهَهُ بِيَدَيْهِ .
Bize Kuteybe b. Saîd anlattı; bize İbn Lehîa, Hafs b. Hâşim b. Utbe b. Ebî Vakkas’tan, es-Sâib b. Yezîd’den, babasından [radıyallahu anh] naklettiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem dua edip ellerini kaldırdığı zaman, [bitirince] ellerini yüzüne sürerdi.
1493. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ مَالِكِ بْنِ مِغْوَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم سَمِعَ رَجُلاً يَقُولُ اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ أَنِّي أَشْهَدُ أَنَّكَ أَنْتَ اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ الأَحَدُ الصَّمَدُ الَّذِي لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ . فَقَالَ " لَقَدْ سَأَلْتَ اللَّهَ بِالاِسْمِ الَّذِي إِذَا سُئِلَ بِهِ أَعْطَى وَإِذَا دُعِيَ بِهِ أَجَابَ " .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ, Mâlik b. Migvel’den anlattı; bize Abdullah b. Büreyde, babasından [radıyallahu anh] naklettiğine göre: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir adamın şöyle dediğini işitti: “Allah’ım! Ben Senin Allah olduğuna, Senden başka ilah bulunmadığına, [Senin] bir [Ehad] ve Samed [her şey kendisine muhtaç olan, kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan] olduğuna, doğurmadığına, doğurulmadığına ve hiçbir şeyin Sana denk olmadığına şehadet ederek Senden [isteyeceğimi] isterim.” Bunun üzerine [Nebi] şöyle buyurdu: “Şüphesiz sen Allah’tan, O’nun öyle bir ismiyle [İsm-i Azam] istedin ki; o isimle istenildiği zaman verir, o isimle dua edildiği zaman icabet eder.”
1494. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ خَالِدٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ حُبَابٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ مِغْوَلٍ، بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ فِيهِ " لَقَدْ سَأَلْتَ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ بِاسْمِهِ الأَعْظَمِ " .
Bize Abdurrahman b. Hâlid er-Rakkî anlattı; bize Zeyd b. Hubâb anlattı; bize Mâlik b. Migvel bu hadisi [1493. hadisi] şöyle nakletti: “[O rivayetinde Mâlik:] ‘...Şüphesiz sen Allah Azze ve Celle’den O’nun İsm-i Azam’ı [en büyük ismi] ile istedin’ buyurdu.”
1495. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْحَلَبِيُّ، حَدَّثَنَا خَلَفُ بْنُ خَلِيفَةَ، عَنْ حَفْصٍ، - يَعْنِي ابْنَ أَخِي أَنَسٍ - عَنْ أَنَسٍ، أَنَّهُ كَانَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جَالِسًا وَرَجُلٌ يُصَلِّي ثُمَّ دَعَا اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِأَنَّ لَكَ الْحَمْدَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ الْمَنَّانُ بَدِيعُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " لَقَدْ دَعَا اللَّهَ بِاسْمِهِ الْعَظِيمِ الَّذِي إِذَا دُعِيَ بِهِ أَجَابَ وَإِذَا سُئِلَ بِهِ أَعْطَى " .
Bize Abdurrahman b. Ubeydullah el-Halebî anlattı; bize Halef b. Halîfe, Hafs’tan —yani Enes’in kardeşinin oğlu—, Enes’ten [radıyallahu anh] naklettiğine göre: Enes, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraber otururken bir adam namaz kılıyor, sonra da şöyle dua ediyordu: “Allah’ım! Hamd ancak Sana mahsustur, Senden başka ilah yoktur, Senden [isteyeceğimi] isterim. Sen Mennân’sın [bol ihsan sahibisin], göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısısın [Bedî’], ey celal ve ikram sahibi! Ey Hayy! Ey Kayyûm!” Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şüphesiz [bu adam] Allah’a, O’nun öyle bir ismiyle [İsm-i Azam] dua etti ki; o isimle dua edildiği zaman icabet eder, o isimle istenildiği zaman verir.”
1496. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ شَهْرِ بْنِ حَوْشَبٍ، عَنْ أَسْمَاءَ بِنْتِ يَزِيدَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " اسْمُ اللَّهِ الأَعْظَمُ فِي هَاتَيْنِ الآيَتَيْنِ { وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ } وَفَاتِحَةُ سُورَةِ آلِ عِمْرَانَ { الم * اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ } .
Bize Müsedded anlattı; bize İysa b. Yûnus anlattı; bize Ubeydullah b. Ebî Ziyâd, Şehr b. Havşeb’den, Esmâ bint Yezîd’den [radıyallahu anhâ] naklettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah’ın İsm-i Azam’ı [en büyük ismi] şu iki ayettedir: { وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ } “İlahınız tek bir ilahtır. O'ndan başka ilah yoktur. O, Rahmân'dır, Rahîm'dir.” [Bakara 163] ve Âl-i İmrân suresinin başındaki: { الم * اللَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ } “Elif, Lâm, Mîm. Allah, kendisinden başka ilah olmayandır; Hayy'dur, Kayyûm'dur.” [Âl-i İmrân 1-2].”
1497. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ عَطَاءٍ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ سُرِقَتْ مِلْحَفَةٌ لَهَا فَجَعَلَتْ تَدْعُو عَلَى مَنْ سَرَقَهَا فَجَعَلَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ تُسَبِّخِي عَنْهُ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ لاَ تُسَبِّخِي أَىْ لاَ تُخَفِّفِي عَنْهُ .
Bize Osmân b. Ebî Şeybe anlattı; bize Hafs b. Gıyâs, el-A’meş’ten, Habîb b. Ebî Sâbit’ten, Atâ’dan, Âişe’den [radıyallahu anhâ] naklettiğine göre o şöyle demiştir: Âişe’nin bir milhafesi [çarşafı/bürdesi] çalınmıştı. [Âişe de] onu çalan kimseye beddua etmeye başladı. Bunun üzerine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: “[Beddua ederek] onun [günah yükünü/cezasını] hafifletme!” buyurdu. Ebû Dâvud dedi ki: “Lâ tüsebbihî; ‘onunkini hafifletme’ demektir.”
1498. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَالِمِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عُمَرَ، - رضى الله عنه - قَالَ اسْتَأْذَنْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي الْعُمْرَةِ فَأَذِنَ لِي وَقَالَ " لاَ تَنْسَنَا يَا أُخَىَّ مِنْ دُعَائِكَ " . فَقَالَ كَلِمَةً مَا يَسُرُّنِي أَنَّ لِي بِهَا الدُّنْيَا قَالَ شُعْبَةُ ثُمَّ لَقِيتُ عَاصِمًا بَعْدُ بِالْمَدِينَةِ فَحَدَّثَنِيهِ وَقَالَ " أَشْرِكْنَا يَا أُخَىَّ فِي دُعَائِكَ " .
Bize Süleyman b. Harb anlattı; bize Şu’be, Âsım b. Ubeydullah’tan, Sâlim b. Abdullah’tan, babasından, Ömer’den [radıyallahu anh] naklettiğine göre o şöyle demiştir: Umre yapmak için Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’den izin istedim, o da bana izin verdi ve: “Kardeşciğim! [Yaptığın] duanda bizi de unutma” buyurdu. [Nebi] öyle bir söz söyledi ki, karşılığında dünyanın benim olmasını bile beni o kadar sevindirmezdi. Şu’be dedi ki: “Daha sonra Medine’de Âsım’la karşılaştım, bana bu hadisi haber verdi ve [Nebi’nin]: ‘Kardeşciğim! Duana bizi de ortak et’ buyurduğunu nakletti.”
1499. Hadis
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، قَالَ مَرَّ عَلَىَّ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم وَأَنَا أَدْعُو بِأُصْبُعَىَّ فَقَالَ " أَحِّدْ أَحِّدْ " . وَأَشَارَ بِالسَّبَّابَةِ .
Bize Züheyr b. Harb anlattı; bize Ebû Muâviye anlattı; bize el-A’meş, Ebû Sâlih’ten, Sa’d b. Ebî Vakkas’tan [radıyallahu anh] naklettiğine göre o şöyle demiştir: Ben [iki elimdeki] iki parmağımla [birden işaret ederek] dua ederken Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem yanıma uğradı ve: “Teke indir, teke indir [birle]!” buyurdu ve şehadet parmağıyla [işaret ederek gösterdi].
1500. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، أَنَّ سَعِيدَ بْنَ أَبِي هِلاَلٍ، حَدَّثَهُ عَنْ خُزَيْمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ بِنْتِ سَعْدِ بْنِ أَبِي وَقَّاصٍ، عَنْ أَبِيهَا، أَنَّهُ دَخَلَ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى امْرَأَةٍ وَبَيْنَ يَدَيْهَا نَوًى أَوْ حَصًى تُسَبِّحُ بِهِ فَقَالَ " أُخْبِرُكِ بِمَا هُوَ أَيْسَرُ عَلَيْكِ مِنْ هَذَا أَوْ أَفْضَلُ " . فَقَالَ " سُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ فِي السَّمَاءِ وَسُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ فِي الأَرْضِ وَسُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ بَيْنَ ذَلِكَ وَسُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا هُوَ خَالِقٌ وَاللَّهُ أَكْبَرُ مِثْلُ ذَلِكَ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ مِثْلُ ذَلِكَ . وَلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مِثْلُ ذَلِكَ . وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ مِثْلُ ذَلِكَ " .
Bize Ahmed b. Sâlih anlattı; bize Abdullah b. Vehb anlattı; bana Amr haber verdi; Saîd b. Ebî Hilâl’in ona, Huzeyme’den, Sa’d b. Ebî Vakkas’ın kızı Âişe’den, babasından [Sa’d b. Ebî Vakkas] [radıyallahu anh] naklettiğine göre: Sa’d, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte bir kadının yanına girdi. Kadının önünde, kendileriyle tesbih çektiği hurma çekirdekleri veya çakıl taşları vardı. Bunun üzerine [Nebi]: “Sana bundan daha kolay veya daha faziletli olanını haber vereyim mi?” buyurdu ve şöyle dedi: “Göklerde yarattığı şeyler adedince Sübhânallâh; yerde yarattığı şeyler adedince Sübhânallâh; bunlar arasındakiler adedince Sübhânallâh; yaratacağı şeyler adedince Sübhânallâh. Aynı şekilde [bunlar adedince] Allâhu ekber, aynı şekilde elhamdülillâh, aynı şekilde lâ ilâhe illâllâh ve aynı şekilde lâ havle velâ kuvvete illâ billâh [demendir].”
1501. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنْ هَانِئِ بْنِ عُثْمَانَ، عَنْ حُمَيْضَةَ بِنْتِ يَاسِرٍ، عَنْ يُسَيْرَةَ، أَخْبَرَتْهَا أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمَرَهُنَّ أَنْ يُرَاعِينَ بِالتَّكْبِيرِ وَالتَّقْدِيسِ وَالتَّهْلِيلِ وَأَنْ يَعْقِدْنَ بِالأَنَامِلِ فَإِنَّهُنَّ مَسْئُولاَتٌ مُسْتَنْطَقَاتٌ .
Bize Müsedded anlattı; bize Abdullah b. Dâvud, Hâni’ b. Osmân’dan, Humayda bint Yâsir’den, Yuseyra’dan [radıyallahu anhâ] naklettiğine göre [Yuseyra] ona şöyle haber vermiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem onlara [kadınlara]; tekbiri [Allâhu ekber], takdisi [Sübbûhun Kuddûs veya Sübhânallâh] ve tehlili [lâ ilâhe illâllâh] hiç bırakmadan çekmelerini ve bunları parmak boğumlarıyla [sayarak] akdetmelerini emretti. Çünkü o [parmaklar], [kıyamet günü] sorguya çekilecek ve [kendilerinden] konuşmaları istenecektir.
1502. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ، - فِي آخَرِينَ - قَالُوا حَدَّثَنَا عَثَّامٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم - يَعْقِدُ التَّسْبِيحَ قَالَ ابْنُ قُدَامَةَ - بِيَمِينِهِ .
Bize Ubeydullah b. Ömer b. Meysere ve Muhammed b. Kudâme —ve başkaları— anlattı; dediler ki: Bize Assâm, el-A’meş’ten, Atâ b. es-Sâib’den, babasından, Abdullah b. Amr’dan [radıyallahu anh] naklettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i tesbihleri [parmaklarıyla] sayarken [akdederken] gördüm. —İbn Kudâme [rivayetinde]: “Sağ eliyle” [dedi].—
1503. Hadis
حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ أُمَيَّةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، مَوْلَى أَبِي طَلْحَةَ عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ خَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ عِنْدِ جُوَيْرِيَةَ - وَكَانَ اسْمُهَا بَرَّةَ فَحَوَّلَ اسْمَهَا - فَخَرَجَ وَهِيَ فِي مُصَلاَّهَا وَرَجَعَ وَهِيَ فِي مُصَلاَّهَا فَقَالَ " لَمْ تَزَالِي فِي مُصَلاَّكِ هَذَا " . قَالَتْ نَعَمْ . قَالَ " قَدْ قُلْتُ بَعْدَكِ أَرْبَعَ كَلِمَاتٍ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ لَوْ وُزِنَتْ بِمَا قُلْتِ لَوَزَنَتْهُنَّ سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ عَدَدَ خَلْقِهِ وَرِضَا نَفْسِهِ وَزِنَةَ عَرْشِهِ وَمِدَادَ كَلِمَاتِهِ " .
Bize Dâvud b. Ümeyye anlattı; bize Süfyân b. Uyeyne, Muhammed b. Abdurrahman’dan —bu kişi Ebû Talha’nın azatlısıdır—, Kureyb’den, İbn Abbâs’tan [radıyallahu anhümâ] naklettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [hanımı] Cüveyriye’nin [radıyallahu anhâ] yanından çıktı. —Onun ismi Berre idi, Resûlullah ismini [Cüveyriye olarak] değiştirdi—. [Nebi] çıktığında [Cüveyriye] namaz kıldığı yerdeydi [musallâ], geri döndüğünde de hâlâ namaz kıldığı yerdeydi. Bunun üzerine [Nebi]: “Hâlâ bıraktığım gibi namaz kıldığın bu yerde misin?” buyurdu. [Cüveyriye]: “Evet” deyince [Nebi] şöyle buyurdu: “Senin yanından ayrıldıktan sonra dört kelimeyi üçer defa söyledim ki, eğer [bu kelimeler] senin [bu ana kadar] söylediklerinle tartılsalar onlara ağır gelirlerdi: Sübhânallâhi ve bi-hamdihî adede halkıhî ve ridâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî [Yarattıklarının sayısı, kendisinin hoşnutluğu, arşının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkebi adedince Allah’ı hamd ile tesbih ederim].”
1504. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي حَسَّانُ بْنُ عَطِيَّةَ، قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ أَبِي عَائِشَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ أَبُو ذَرٍّ يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَهَبَ أَصْحَابُ الدُّثُورِ بِالأُجُورِ يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ وَلَهُمْ فُضُولُ أَمْوَالٍ يَتَصَدَّقُونَ بِهَا وَلَيْسَ لَنَا مَالٌ نَتَصَدَّقُ بِهِ . فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَا أَبَا ذَرٍّ أَلاَ أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ تُدْرِكُ بِهِنَّ مَنْ سَبَقَكَ وَلاَ يَلْحَقُكَ مَنْ خَلْفَكَ إِلاَّ مَنْ أَخَذَ بِمِثْلِ عَمَلِكَ " . قَالَ بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " تُكَبِّرُ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ دُبُرَ كُلِّ صَلاَةٍ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَتَحْمَدُهُ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَتُسَبِّحُهُ ثَلاَثًا وَثَلاَثِينَ وَتَخْتِمُهَا بِلاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ غُفِرَتْ لَهُ ذُنُوبُهُ وَلَوْ كَانَتْ مِثْلَ زَبَدِ الْبَحْرِ " .
Bize Abdurrahman b. İbrâhîm anlattı; bize el-Velîd b. Müslim anlattı; bize el-Evzâî anlattı; bana Hassân b. Atıyye anlattı; dedi ki: Bana Muhammed b. Ebî Âişe anlattı; dedi ki: Bana Ebû Hüreyre anlattı; dedi ki: Ebû Zer [radıyallahu anh] şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Mal mülk sahipleri [ashâbü’d-dusûr] sevapları alıp götürdüler. [Zira onlar] bizim kıldığımız gibi namaz kılıyorlar, bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyorlar; üstelik kendilerinde bizde bulunmayan fazla mallar var ki onlarla sadaka veriyorlar; bizim ise sadaka verecek malımız yok.” Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Ey Ebû Zer! Sana öyle kelimeler öğreteyim mi ki, onlarla senden öne geçenlere yetişirsin ve senden sonrakiler de senin yaptığının aynısını yapmadıkça sana yetişemezler?” buyurdu. [Ebû Zer]: “Evet [öğret], ey Allah’ın Resulü!” deyince [Nebi] şöyle buyurdu: “Her namazın arkasından otuz üç defa Allah’ı tekbir edersin [Allâhu ekber], otuz üç defa hamd edersin [elhamdülillâh] ve otuz üç defa tesbih edersin [sübhânallâh]. Bunları [yüzüncüsünde]: ‘Lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ [Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur; mülk O’nundur, hamd O’nundur ve O her şeye kadirdir] diyerek bitirirsin. [Bunu yapanın] günahları deniz köpüğü kadar da olsa bağışlanır.”
1505. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْمُسَيَّبِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ وَرَّادٍ، مَوْلَى الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ، كَتَبَ مُعَاوِيَةُ إِلَى الْمُغِيرَةِ بْنِ شُعْبَةَ أَىُّ شَىْءٍ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ إِذَا سَلَّمَ مِنَ الصَّلاَةِ فَأَمْلاَهَا الْمُغِيرَةُ عَلَيْهِ وَكَتَبَ إِلَى مُعَاوِيَةَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ اللَّهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا أَعْطَيْتَ وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ وَلاَ يَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ " .
Bize Müsedded anlattı; dedi ki: Bize Ebû Muâviye, el-A’meş’ten, el-Müseyyeb b. Râfi’den, Mugîre b. Şu’be’nin azatlısı Verrâd’dan, Mugîre b. Şu’be’den [radıyallahu anh] naklettiğine göre: Muâviye, Mugîre b. Şu’be’ye: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazdan selam verince ne söylerdi?” diye [soran bir mektup] yazdı. Bunun üzerine Mugîre de ona [cevabını] yazdırdı ve Muâviye’ye [şu mektubu] yazıp gönderdi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [namazın sonunda] şöyle buyururdu: ‘Lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Allâhümme lâ mânia limâ a’teyte velâ mu’tiye limâ mena’te velâ yenfeu ze’l-ceddi minke’l-ceddü’ [Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur; mülk O’nundur, hamd O’nundur ve O her şeye kadirdir. Allah’ım! Senin verdiğine engel olacak kimse yoktur, Senin engel olduğuna da verecek kimse yoktur. Zengin/makam sahibinin zenginliği/makamı Senin katında ona bir fayda sağlamaz].”
1506. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، قَالَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، عَنِ الْحَجَّاجِ بْنِ أَبِي عُثْمَانَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ الزُّبَيْرِ، عَلَى الْمِنْبَرِ يَقُولُ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا انْصَرَفَ مِنَ الصَّلاَةِ يَقُولُ " لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ أَهْلُ النِّعْمَةِ وَالْفَضْلِ وَالثَّنَاءِ الْحَسَنِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ " .
Bize Muhammed b. İysa anlattı; dedi ki: Bize İbn Uleyye, el-Haccâc b. Ebî Osmân’dan, Ebû’z-Zübeyr’den anlattı; dedi ki: Abdullah b. ez-Zübeyrer’i [radıyallahu anhümâ] minberde şöyle derken işittim: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem namazdan ayrıldığı [selam verdiği] zaman şöyle derdi: “Lâ ilâhe illâllâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Lâ ilâhe illâllâhü muhlîsîne lehü’d-dîne velev kerihe’l-kâfirûn. Ehlü’n-ni’meti ve’l-fadli ve’th-thenâ’i’l-hasen. Lâ ilâhe illâllâhü muhlîsîne lehü’d-dîne velev kerihe’l-kâfirûn” [Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur; mülk O’nundur, hamd O’nundur ve O her şeye kadirdir. Kâfirlerin hoşuna gitmese de dini yalnız O’na has kılarak [deriz ki] Allah’tan başka ilah yoktur. O; nimetin, fazlın [üstünlüğün] ve güzel övgünün sahibidir. Kâfirlerin hoşuna gitmese de dini yalnız O’na has kılarak [deriz ki] Allah’tan başka ilah yoktur].
1507. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، قَالَ كَانَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الزُّبَيْرِ يُهَلِّلُ فِي دُبُرِ كُلِّ صَلاَةٍ فَذَكَرَ نَحْوَ هَذَا الدُّعَاءِ زَادَ فِيهِ " وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللَّهِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ لاَ نَعْبُدُ إِلاَّ إِيَّاهُ لَهُ النِّعْمَةُ " . وَسَاقَ بَقِيَّةَ الْحَدِيثِ .
Bize Muhammed b. Süleyman el-Enbârî anlattı; bize Abde, Hişâm b. Urve’den, Ebû’z-Zübeyr’den naklettiğine göre o şöyle demiştir: Abdullah b. ez-Zübeyr [radıyallahu anhümâ] her namazın arkasından tehlil [lâ ilâhe illâllâh] çeker ve [1506. hadisteki] bu duanın benzerini naklederdi; şu kadar var ki [duasına şunları da] eklemişti: “...velâ havle velâ kuvvete illâ billâh, lâ ilâhe illâllâhü lâ na’büdü illâ iyyâhu lehü’n-ni’metü... [Allah’tan başka güç ve kuvvet sahibi yoktur; Allah’tan başka ilah yoktur; biz ancak O’na ibadet ederiz; nimet O’nundur...]” [Ravi Hişâm b. Urve] hadisin geri kalanını [bir önceki hadis olan 1506. hadisteki gibi] nakletti.
1508. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، وَسُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْعَتَكِيُّ، - وَهَذَا حَدِيثُ مُسَدَّدٍ - قَالاَ حَدَّثَنَا الْمُعْتَمِرُ، قَالَ سَمِعْتُ دَاوُدَ الطُّفَاوِيَّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو مُسْلِمٍ الْبَجَلِيُّ، عَنْ زَيْدِ بْنِ أَرْقَمَ، قَالَ سَمِعْتُ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ وَقَالَ سُلَيْمَانُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ فِي دُبُرِ صَلاَتِهِ " اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ أَنَا شَهِيدٌ أَنَّكَ أَنْتَ الرَّبُّ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ أَنَا شَهِيدٌ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ أَنَا شَهِيدٌ أَنَّ الْعِبَادَ كُلَّهُمْ إِخْوَةٌ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَىْءٍ اجْعَلْنِي مُخْلِصًا لَكَ وَأَهْلِي فِي كُلِّ سَاعَةٍ فِي الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ اسْمَعْ وَاسْتَجِبِ اللَّهُ أَكْبَرُ الأَكْبَرُ اللَّهُمَّ نُورَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ " . قَالَ سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ " رَبَّ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ " . " اللَّهُ أَكْبَرُ الأَكْبَرُ حَسْبِيَ اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ اللَّهُ أَكْبَرُ الأَكْبَرُ " .
Bize Müsedded ve Süleyman b. Dâvud el-Atekî —bu Müsedded'in hadisidir— anlattılar; dediler ki: Bize el-Mu’temir anlattı; dedi ki: Dâvud et-Tufavî’yi [şöyle derken] işittim: Bana Ebû Müslim el-Becelî, Zeyd b. Erkam’dan [radıyallahu anh] naklettiğine göre [Zeyd]: “Allah’ın Nebisi’ni şöyle buyururken işittim” demiştir. Süleyman [kendi rivayetinde ise]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazının arkasından şöyle buyururdu” [dedi]: “Allah’ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Şahitlik ederim ki Sen teksin, ortağın olmayan yegâne Rabsin. Allah’ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Şahitlik ederim ki Muhammed Senin kulun ve Resulündür. Allah’ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Şahitlik ederim ki kulların hepsi kardeştir. Allah’ım! Ey Rabbimiz ve her şeyin Rabbi! Beni ve ailemi dünya ve ahirette her an Sana ihlasla [bağlananlardan] eyle. Ey celal ve ikram sahibi! [Beni] duy ve [duama] icabet et. Allâhu ekberü’l-ekber [Allah en büyüktür, en büyüktür]. Allah’ım! Göklerin ve yerin nuru!” —Süleyman b. Dâvud [kendi rivayetinde]: “Göklerin ve yerin Rabbi!” [dedi]—. “Allâhu ekberü’l-ekber. Hasbiyallâhu ve ni’me’l-vekil [Allah bana yeter, O ne güzel vekildir]. Allâhu ekberü’l-ekber.”
1509. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ، قَالَ حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَمِّهِ الْمَاجِشُونَ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي رَافِعٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَلَّمَ مِنَ الصَّلاَةِ قَالَ " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ وَمَا أَسْرَفْتُ وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّي أَنْتَ الْمُقَدِّمُ وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ أَنْتَ " .
Bize Ubeydullah b. Muâz anlattı; dedi ki: Babam anlattı; bize Abdülaziz b. Ebû Seleme, amcası el-Mâcişûn b. Ebû Seleme’den, Abdurrahman el-A’rec’den, Ubeydullah b. Ebî Râfi’den, Ali b. Ebî Tâlib’den [radıyallahu anh] naklettiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem namazdan selam verdiği zaman şöyle derdi: “Allâhümme’gfir lî mâ kaddemtü vemâ ahhartü vemâ esrartü vemâ a’lentü vemâ esraftü vemâ Ente a’lemü bihî minnî. Ente’l-Mukaddimü ve Ente’l-Muahhiru lâ ilâhe illâ Ente” [Allah’ım! Geçmişte işlediğim, gelecekte işleyeceğim, gizli yaptığım, açık yaptığım, haddi aştığım ve Senin benden daha iyi bildiğin bütün günahlarımı bağışla. Öne alan da Sensin, geriye bırakan da Sensin; Senden başka ilah yoktur].
1510. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ طُلَيْقِ بْنِ قَيْسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدْعُو " رَبِّ أَعِنِّي وَلاَ تُعِنْ عَلَىَّ وَانْصُرْنِي وَلاَ تَنْصُرْ عَلَىَّ وَامْكُرْ لِي وَلاَ تَمْكُرْ عَلَىَّ وَاهْدِنِي وَيَسِّرْ هُدَاىَ إِلَىَّ وَانْصُرْنِي عَلَى مَنْ بَغَى عَلَىَّ اللَّهُمَّ اجْعَلْنِي لَكَ شَاكِرًا لَكَ ذَاكِرًا لَكَ رَاهِبًا لَكَ مِطْوَاعًا إِلَيْكَ مُخْبِتًا أَوْ مُنِيبًا رَبِّ تَقَبَّلْ تَوْبَتِي وَاغْسِلْ حَوْبَتِي وَأَجِبْ دَعْوَتِي وَثَبِّتْ حُجَّتِي وَاهْدِ قَلْبِي وَسَدِّدْ لِسَانِي وَاسْلُلْ سَخِيمَةَ قَلْبِي " .
Bize Muhammed b. Kesîr haber verdi; bize Süfyân, Amr b. Mürre’den, Abdullah b. el-Hâris’ten, Tulayk b. Kays’tan, İbn Abbâs’tan [radıyallahu anhümâ] naklettiğine göre o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi: “Rabbim! Bana yardım et, aleyhime yardım etme; beni zaferli kıl, aleyhime zafer verme; benim lehime plan yap [tuzak kur], aleyhime plan yapma; bana hidayet et ve hidayeti(ne uymayı) bana kolaylaştır; bana zulmedenlere karşı bana yardım et. Allah’ım! Beni Sana çok şükreden, Seni çok zikreden, Senden çok korkan, Sana çok itaat eden, Sana karşı huşû duyan [mühbitan] ve Sana [tevbe ile] yönelen bir kimse eyle. Rabbim! Tevbemi kabul et, günahımı [havbetî] temizle, duama icabet et, delilimi sabit kıl, kalbime hidayet et, dilimi doğrult ve kalbimdeki kin ve nefreti [sahîmete kalbî] söküp çıkar.”
1511. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ سَمِعْتُ عَمْرَو بْنَ مُرَّةَ، بِإِسْنَادِهِ وَمَعْنَاهُ قَالَ " وَيَسِّرِ الْهُدَى إِلَىَّ " . وَلَمْ يَقُلْ " هُدَاىَ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ سَمِعَ سُفْيَانُ مِنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ قَالُوا ثَمَانِيَةَ عَشَرَ حَدِيثًا .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahya, Süfyân’dan naklettiğine göre (Süfyân) şöyle demiştir: Amr b. Mürre’yi aynı isnadla [1510. hadis] ve (lafızları) aynı manada (olmak üzere) işittim. (Ancak Süfyân rivayetinde): “...ve yessiri’l-hüdâ ileyye [hidayeti bana kolaylaştır]” dedi; “hüdâye” [hidayetimi] demedi. Ebû Dâvud dedi ki: “Süfyân, Amr b. Mürre’den [hadis] işitmiştir; (alimler onun ondan) on sekiz hadis [işittiğini] söylemişlerdir.”
1512. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَاصِمٍ الأَحْوَلِ، وَخَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْحَارِثِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا سَلَّمَ قَالَ " اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ " .
Bize Müslim b. İbrâhîm anlattı; bize Şu’be, Âsım el-Ahvel’den ve Hâlid el-Hazzâ’dan, Abdullah b. el-Hâris’ten, Âişe’den [radıyallahu anhâ] naklettiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem [namazın sonunda] selam verince şöyle derdi: “Allâhümme Ente’s-Selâmü ve minke’s-Selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm” [Allah’ım! Selam [esenlik kaynağı] Sensin, selamet de [esenlik de] Sendendir. Ey celal ve ikram sahibi! Sen hayır ve bereketi bol olansın/mübâreksin].
1513. Hadis
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا عِيسَى، عَنِ الأَوْزَاعِيِّ، عَنْ أَبِي عَمَّارٍ، عَنْ أَبِي أَسْمَاءَ، عَنْ ثَوْبَانَ، مَوْلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا أَرَادَ أَنْ يَنْصَرِفَ مِنْ صَلاَتِهِ اسْتَغْفَرَ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ قَالَ " اللَّهُمَّ " . فَذَكَرَ مَعْنَى حَدِيثِ عَائِشَةَ رضى الله عنها .
Bize İbrahim b. Musa anlattı; bize İysa haber verdi; el-Evzâî’den, Ebû Ammâr’dan, Ebû Esmâ’dan, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in azatlısı Sevbân’dan [radıyallahu anh] naklettiğine göre: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem namazından ayrılmak [selam vermek] istediği zaman üç defa istiğfar eder, sonra da: “Allâhümme...” diye başlayan zikri söylerdi. [Ravi el-Evzâî] Âişe’den [radıyallahu anhâ] nakledilen [1512. hadisteki] zikrin manasını zikretti.
1514. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مَخْلَدُ بْنُ يَزِيدَ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ وَاقِدٍ الْعُمَرِيُّ، عَنْ أَبِي نُصَيْرَةَ، عَنْ مَوْلًى، لأَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ عَنْ أَبِي بَكْرٍ الصِّدِّيقِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَا أَصَرَّ مَنِ اسْتَغْفَرَ وَإِنْ عَادَ فِي الْيَوْمِ سَبْعِينَ مَرَّةً " .
Bize en-Nüfeylî anlattı; bize Mahled b. Yezîd anlattı; bize Osmân b. Vâkid el-Ömerî, Ebû Nusayra’dan, Ebû Bekr es-Siddîk’ın bir azatlısından, Ebû Bekr es-Siddîk’tan [radıyallahu anh] naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Günde yetmiş defa [aynı günaha] dönse bile, istiğfar eden kimse [o günahta] ısrar etmiş sayılmaz.”
1515. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، وَمُسَدَّدٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَبِي بُرْدَةَ، عَنِ الأَغَرِّ الْمُزَنِيِّ، - قَالَ مُسَدَّدٌ فِي حَدِيثِهِ وَكَانَتْ لَهُ صُحْبَةٌ - قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّهُ لَيُغَانُ عَلَى قَلْبِي وَإِنِّي لأَسْتَغْفِرُ اللَّهَ فِي كُلِّ يَوْمٍ مِائَةَ مَرَّةٍ " .
Bize Süleyman b. Harb ve Müsedded anlattılar; dediler ki: Bize Hammâd, Sâbit’ten, Ebû Bürde’den, el-Agar el-Müzenî’den —Müsedded rivayetinde “onun sahabiliği vardı” dedi— naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Bazen kalbim (beşeriyet hali olarak) perdelenir [yugânu]. Bu sebeple ben her gün yüz defa Allah’a istiğfar ederim.”