4991. Hadis
أَخْبَرَنَا مُحَمَّدُ بْنُ قُدَامَةَ، عَنْ جَرِيرٍ، عَنْ أَبِي فَرْوَةَ، عَنْ أَبِي زُرْعَةَ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَأَبِي، ذَرٍّ قَالاَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَجْلِسُ بَيْنَ ظَهْرَانَىْ أَصْحَابِهِ فَيَجِيءُ الْغَرِيبُ فَلاَ يَدْرِي أَيُّهُمْ هُوَ حَتَّى يَسْأَلَ فَطَلَبْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ نَجْعَلَ لَهُ مَجْلِسًا يَعْرِفُهُ الْغَرِيبُ إِذَا أَتَاهُ فَبَنَيْنَا لَهُ دُكَّانًا مِنْ طِينٍ كَانَ يَجْلِسُ عَلَيْهِ وَإِنَّا لَجُلُوسٌ وَرَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي مَجْلِسِهِ إِذْ أَقْبَلَ رَجُلٌ أَحْسَنُ النَّاسِ وَجْهًا وَأَطْيَبُ النَّاسِ رِيحًا كَأَنَّ ثِيَابَهُ لَمْ يَمَسَّهَا دَنَسٌ حَتَّى سَلَّمَ فِي طَرَفِ الْبِسَاطِ فَقَالَ السَّلاَمُ عَلَيْكَ يَا مُحَمَّدُ . فَرَدَّ عَلَيْهِ السَّلاَمَ قَالَ أَدْنُو يَا مُحَمَّدُ قَالَ " ادْنُهْ " . فَمَا زَالَ يَقُولُ أَدْنُو مِرَارًا وَيَقُولُ لَهُ " ادْنُ " . حَتَّى وَضَعَ يَدَهُ عَلَى رُكْبَتَىْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي مَا الإِسْلاَمُ قَالَ " الإِسْلاَمُ أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ وَلاَ تُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَتُقِيمَ الصَّلاَةَ وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ وَتَحُجَّ الْبَيْتَ وَتَصُومَ رَمَضَانَ " . قَالَ إِذَا فَعَلْتُ ذَلِكَ فَقَدْ أَسْلَمْتُ قَالَ " نَعَمْ " . قَالَ صَدَقْتَ . فَلَمَّا سَمِعْنَا قَوْلَ الرَّجُلِ صَدَقْتَ أَنْكَرْنَاهُ قَالَ يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي مَا الإِيمَانُ قَالَ " الإِيمَانُ بِاللَّهِ وَمَلاَئِكَتِهِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَتُؤْمِنُ بِالْقَدَرِ " . قَالَ فَإِذَا فَعَلْتُ ذَلِكَ فَقَدْ آمَنْتُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " نَعَمْ " . قَالَ صَدَقْتَ . قَالَ يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي مَا الإِحْسَانُ قَالَ " أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاكَ " . قَالَ صَدَقْتَ . قَالَ يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي مَتَى السَّاعَةُ قَالَ فَنَكَسَ فَلَمْ يُجِبْهُ شَيْئًا ثُمَّ أَعَادَ فَلَمْ يُجِبْهُ شَيْئًا ثُمَّ أَعَادَ فَلَمْ يُجِبْهُ شَيْئًا وَرَفَعَ رَأْسَهُ فَقَالَ " مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنَ السَّائِلِ وَلَكِنْ لَهَا عَلاَمَاتٌ تُعْرَفُ بِهَا إِذَا رَأَيْتَ الرِّعَاءَ الْبُهُمَ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ وَرَأَيْتَ الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ مُلُوكَ الأَرْضِ وَرَأَيْتَ الْمَرْأَةَ تَلِدُ رَبَّهَا خَمْسٌ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ اللَّهُ { إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ } إِلَى قَوْلِهِ { إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ } " . ثُمَّ قَالَ " لاَ وَالَّذِي بَعَثَ مُحَمَّدًا بِالْحَقِّ هُدًى وَبَشِيرًا مَا كُنْتُ بِأَعْلَمَ بِهِ مِنْ رَجُلٍ مِنْكُمْ وَإِنَّهُ لَجِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلاَمُ نَزَلَ فِي صُورَةِ دِحْيَةَ الْكَلْبِيِّ " .
Bize Muhammed b. Kudâme haber verdi, Cerir'den, o Ebû Ferve'den, o Ebû Zur'a'dan, o Ebû Hureyre ve Ebû Zerr'den radıyallâhu anhuma. İkisi dediler ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ashabının arasında otururdu. Yabancı biri geldiği zaman, (kim olduğunu) sorana kadar onlardan hangisinin o (Peygamber) olduğunu bilemezdi. Bu yüzden Resûlullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem, yabancı biri geldiğinde onu tanıyabileceği bir oturma yeri yapmayı istedik. Onun için çamurdan bir sedir (dükkan) yaptık, onun üzerine otururdu. Biz oturuyorduk, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de meclisindeydi. Derken insanların yüzü en güzel olanı, kokusu en hoş olanı, sanki elbisesine hiç kir değmemiş gibi bir adam çıkageldi. Halının ucunda selam verdi ve: "Selam sana ey Muhammed!" dedi. (Peygamber) selamını aldı. Adam: "Yaklaşayım mı ey Muhammed?" dedi. O da: "Yaklaş" dedi. Adam defalarca "Yaklaşayım mı?" diyor, o da "Yaklaş" diyordu. Nihayet (adam) elini Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem iki dizinin üzerine koydu. Dedi ki: "Ey Muhammed! Bana İslam'ın ne olduğunu haber ver." Buyurdu ki: "İslam; Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmaman, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Beyt'i haccetmen ve Ramazan orucunu tutmandır." Adam: "Böyle yaparsam Müslüman olmuş olur muyum?" dedi. O da: "Evet" buyurdu. Adam: "Doğru söyledin" dedi. Biz adamın "Doğru söyledin" demesini garipsedik (hoş karşılamadık). (Adam) dedi ki: "Ey Muhammed! Bana imanın ne olduğunu haber ver." Buyurdu ki: "Allah'a, meleklerine, kitabına, peygamberlerine inanman ve kadere iman etmendir." Adam: "Böyle yaparsam iman etmiş olur muyum?" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Evet" buyurdu. Adam: "Doğru söyledin" dedi. (Adam) dedi ki: "Ey Muhammed! Bana ihsanın ne olduğunu haber ver." Buyurdu ki: "Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Zira sen O'nu görmesen de O seni görmektedir." Adam: "Doğru söyledin" dedi. (Adam) dedi ki: "Ey Muhammed! Bana saatin ne zaman olduğunu haber ver." (Ravi) dedi ki: (Peygamber) başını önüne eğdi ve ona hiçbir cevap vermedi. Sonra (adam) tekrar sordu, yine cevap vermedi. Sonra tekrar sordu, yine cevap vermedi. (Sonunda) başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: "Kendisine soru sorulan, sorandan daha bilgili değildir. Fakat onun bilinecek alametleri vardır: Koyun çobanlarını bina yapmada yarışırken gördüğün zaman; yalın ayak, çıplak (yoksulların) yeryüzünün kralları olduğunu gördüğün zaman; ve kadının efendisini doğurduğunu gördüğün zaman. (Bunlar) Allah'tan başka kimsenin bilmediği beş şey (içinde)dir: 'Kıyamet saatinin bilgisi şüphesiz Allah katındadır...' (Lokman, 34) ayetinden, 'Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, her şeyden haberdardır' sözüne kadar." Sonra (Peygamber) şöyle buyurdu: "Muhammed'i hak ile hidayet rehberi ve müjdeci olarak gönderene yemin olsun ki, ben de onu sizden bir adamdan daha fazla tanımadım. O Cebrail'di aleyhisselâm. Dıhye el-Kelbî suretinde inmişti."