2953_2. Hadis
أَخْبَرَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَعْدٍ، أَنْبَأَنَا عَمْرُو بْنُ أَبِي قَيْسٍ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ حُبَيْشٍ، عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ جَالِسٌ فِي الْمَسْجِدِ فَقَالَ الْقَوْمُ هَذَا عَدِيُّ بْنُ حَاتِمٍ . وَجِئْتُ بِغَيْرِ أَمَانٍ وَلاَ كِتَابٍ فَلَمَّا دَفَعْتُ إِلَيْهِ أَخَذَ بِيَدِي وَقَدْ كَانَ قَالَ قَبْلَ ذَلِكَ إِنِّي لأَرْجُو أَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ يَدَهُ فِي يَدِي قَالَ فَقَامَ بِي فَلَقِيَتْهُ امْرَأَةٌ وَصَبِيٌّ مَعَهَا . فَقَالاَ إِنَّ لَنَا إِلَيْكَ حَاجَةً فَقَامَ مَعَهُمَا حَتَّى قَضَى حَاجَتَهُمَا ثُمَّ أَخَذَ بِيَدِي حَتَّى أَتَى بِي دَارَهُ فَأَلْقَتْ لَهُ الْوَلِيدَةُ وِسَادَةً فَجَلَسَ عَلَيْهَا وَجَلَسْتُ بَيْنَ يَدَيْهِ فَحَمِدَ اللَّهَ وَأَثْنَى عَلَيْهِ ثُمَّ قَالَ " مَا يُفِرُّكَ أَنْ تَقُولَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ فَهَلْ تَعْلَمُ مِنْ إِلَهٍ سِوَى اللَّهِ " . قَالَ قُلْتُ لاَ . قَالَ ثُمَّ تَكَلَّمَ سَاعَةً ثُمَّ قَالَ " إِنَّمَا تَفِرُّ أَنْ تَقُولَ اللَّهُ أَكْبَرُ وَتَعْلَمُ أَنَّ شَيْئًا أَكْبَرُ مِنَ اللَّهِ " . قَالَ قُلْتُ لاَ قَالَ " فَإِنَّ الْيَهُودَ مَغْضُوبٌ عَلَيْهِمْ وَإِنَّ النَّصَارَى ضُلاَّلٌ " . قَالَ قُلْتُ فَإِنِّي جِئْتُ مُسْلِمًا . قَالَ فَرَأَيْتُ وَجْهَهُ تَبَسَّطَ فَرَحًا قَالَ ثُمَّ أَمَرَ بِي فَأُنْزِلْتُ عِنْدَ رَجُلٍ مِنَ الأَنْصَارِ جَعَلْتُ أَغْشَاهُ آتِيهِ طَرَفَىِ النَّهَارِ قَالَ فَبَيْنَا أَنَا عِنْدَهُ عَشِيَّةً إِذْ جَاءَهُ قَوْمٌ فِي ثِيَابٍ مِنَ الصُّوفِ مِنْ هَذِهِ النِّمَارِ قَالَ فَصَلَّى وَقَامَ فَحَثَّ عَلَيْهِمْ ثُمَّ قَالَ " وَلَوْ صَاعٌ وَلَوْ بِنِصْفِ صَاعٍ وَلَوْ بِقَبْضَةٍ وَلَوْ بِبَعْضِ قَبْضَةٍ يَقِي أَحَدُكُمْ وَجْهَهُ حَرَّ جَهَنَّمَ أَوِ النَّارِ وَلَوْ بِتَمْرَةٍ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَإِنَّ أَحَدَكُمْ لاَقِي اللَّهَ وَقَائِلٌ لَهُ مَا أَقُولُ لَكُمْ أَلَمْ أَجْعَلْ لَكَ سَمْعًا وَبَصَرًا فَيَقُولُ بَلَى . فَيَقُولُ أَلَمْ أَجْعَلْ لَكَ مَالاً وَوَلَدًا فَيَقُولُ بَلَى . فَيَقُولُ أَيْنَ مَا قَدَّمْتَ لِنَفْسِكَ فَيَنْظُرُ قُدَّامَهُ وَبَعْدَهُ وَعَنْ يَمِينِهِ وَعَنْ شِمَالِهِ ثُمَّ لاَ يَجِدُ شَيْئًا يَقِي بِهِ وَجْهَهُ حَرَّ جَهَنَّمَ لِيَقِ أَحَدُكُمْ وَجْهَهُ النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ فَإِنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ فَإِنِّي لاَ أَخَافُ عَلَيْكُمُ الْفَاقَةَ فَإِنَّ اللَّهَ نَاصِرُكُمْ وَمُعْطِيكُمْ حَتَّى تَسِيرَ الظَّعِينَةُ فِيمَا بَيْنَ يَثْرِبَ وَالْحِيرَةِ أَكْثَرُ مَا تَخَافُ عَلَى مَطِيَّتِهَا السَّرَقَ " . قَالَ فَجَعَلْتُ أَقُولُ فِي نَفْسِي فَأَيْنَ لُصُوصُ طَيِّئٍ . قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ لاَ نَعْرِفُهُ إِلاَّ مِنْ حَدِيثِ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ . وَرَوَى شُعْبَةُ عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ عَنْ عَبَّادِ بْنِ حُبَيْشٍ عَنْ عَدِيِّ بْنِ حَاتِمٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم الْحَدِيثَ بِطُولِهِ .
Bize Abd b. Humeyd haber verdi, bize Abdurrahman b. Sa'd haber verdi, bize Amr b. Ebî Kays haber verdi, (o) Simâk b. Harb'den, (o) Abbâd b. Hubeyş'ten, (o da) Adiy b. Hâtim'den nakletti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim, Mescid'de oturuyordu. Oradakiler: "Bu Adiy b. Hâtim'dir" dediler. Ben (eman/güvence almadan) ve bir yazı (davet mektubu) olmadan gelmiştim. (Elimi) ona uzatınca elimi tuttu. Bundan önce: "Allah'ın onun elini benim elime koyacağını umuyorum" demişti. Dedi ki: Beni kaldırdı (ayağa kalktı). (Yolda) onu yanında bir çocuğu olan bir kadın karşıladı. Dediler ki: "Senden bir isteğimiz var." Onlarla birlikte (bir kenara) çekildi (kalktı), ihtiyaçlarını görünceye kadar (bekledi). Sonra elimi tuttu ve beni evine götürdü. Hizmetçi kadın ona bir minder attı, o minderin üzerine oturdu, ben de önüne oturdum. Allah'a hamd ve sena etti, sonra şöyle buyurdu: "La ilahe illallah demekten seni kaçıran (alıkoyan) nedir? Allah'tan başka bir ilah biliyor musun?" (Adiy) dedi ki: "Hayır" dedim. (Adiy) dedi ki: Sonra bir süre konuştu, sonra şöyle buyurdu: "Seni, Allahu Ekber demekten kaçıran (alıkoyan) nedir? Allah'tan daha büyük bir şey biliyor musun?" (Adiy) dedi ki: "Hayır" dedim. (Resûlullah) buyurdu ki: "Şüphesiz Yahudiler kendilerine gazap edilenlerdir (mağdûbün aleyhim), Hıristiyanlar ise sapkınlardır (dûllâl)." (Adiy) dedi ki: "Ben Müslüman olarak geldim" dedim. (Adiy) dedi ki: (Bunun üzerine) yüzünün sevinçle parladığını gördüm. Dedi ki: Sonra benim (ağırlanmamı) emretti ve Ensar'dan bir adamın yanına indirildim (misafir edildim). Sabah akşam onun yanına gidip gelmeye başladım. (Adiy) dedi ki: Bir akşam onun yanındayken, yünden (yapılmış) şu çizgili elbiselerden giymiş bir topluluk geldi. (Resûlullah) namaz kıldı ve kalkıp (onlara yardım edilmesi için) teşvikte bulundu. Sonra şöyle buyurdu: "Sizden biriniz, bir sa' (hurma) ile de olsa, yarım sa' ile de olsa, bir avuç ile de olsa, bir avucun bir kısmı ile de olsa yüzünü cehennemin hararetinden veya ateşten korusun. Bir hurma ile de olsa, yarım hurma ile de olsa... Çünkü sizden biriniz Allah'a kavuşacak ve (Allah) ona, benim size söylediğim gibi şöyle diyecek: Ben sana işitecek kulak ve görecek göz vermedim mi? (Kul): Evet, diyecek. (Allah): Ben sana mal ve evlat vermedim mi? diyecek. (Kul): Evet, diyecek. (Allah): Kendin için ne takdim ettin (ne hazırladın)? diyecek. (Kul) önüne, arkasına, sağına ve soluna bakacak ama yüzünü cehennemin hararetinden koruyacak bir şey bulamayacak. Sizden biriniz yarım hurma ile de olsa yüzünü ateşten korusun. Eğer onu da bulamazsa güzel bir sözle (korusun). Ben sizin için fakirlikten korkmuyorum. Allah size yardım edecek ve size (nimetler) verecektir; hatta binek üzerindeki bir kadın (deve sırtındaki yolcu) Yesrib ile Hîre arasında yolculuk yapacak da hırsızlık (korkusu) dışında bineği(nin zarar görmesi) hususunda hiçbir şeyden korkmayacaktır." (Adiy) dedi ki: Kendi kendime; "Peki Tay (kabilesinin) hırsızları (eşkıyaları) nerede olacak?" demeye başladım. Ebû Îsâ dedi ki: Bu hadis hasen gariptir. Bunu sadece Simâk b. Harb'in hadisinden biliyoruz. Şu'be, Simâk b. Harb'den, (o) Abbâd b. Hubeyş'ten, (o) Adiy b. Hâtim'den, (o da) Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu hadisi uzunca rivayet etmiştir.