99. Ayet
وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ
“Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.”
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ
“Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.”
Bizi, ancak o mücrimler saptırdı.
Bizi ancak günahlılar sapıttı
“Bizi yoldan çıkaran, o suçlulardan başkası değildi.”
98-102. "Sizi rabbu’l ’âlemîn ile bir ’ayarda ’add itdiğimiz vakit bizi ancak mücrimler dalâlete sevk idiyorlar idi. Bize şefa’at idecek hiç bir kimse hiç bir dost şefîk yokdur. Kâşki bir def’a daha dünyâya ’avdet idebilse idik mü’min olur idik" diyecekler.
Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.
"Bizi saptıranlar suçlulardı."
Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı
"Ve bizi hep o günahkarlar saptırdı."
Bizi o suçlulardan (insan ve cin şeytanlarından) başkası saptırmadı.
(Oysa) "Bizi mücrim olanlardan (isyankâr ve utanmaz günahkârlardan) başka saptıran olmadı."
“Ve bizi hep o mucrimler¹ saptırdı.”
“daħı azdurmadı bizi illā yazuķlular.”
«Bizi o mücrimlerden başkası sapdırmadı».
“Bizi ancak günahkârlar dalâlete düşürdü.”
Ve bizi (sizin gibi) suçlulardan başkası (doğru yoldan) saptırmadı.
“Bizi yalnızca günahkârca davranan mücrimler saptırdı.”
Bizi saptıranlar da o suçlulardan başkası değildir.
97, 99. Tanrı/ya ant olsun ki bizler bir sapıklık içindeydik. Sizi âlemlerin Rabbiyle beraber tutuyorduk. Bizi ancak günahkârlar saptırmışlardı»;
“Bizi günahkârlardan [mucrimûn] başkası saptırmadı.”
“Bizi suçlu günahkârlardan başka saptıran da olmadı.”
Yine de bizi yoldan çıkaranlar, o günahlara gömülüp giden elebaşılarımız oldu.
Bizi ancak o günaha batmış olanlar saptırdı.
İşte bizi yoldan çıkaranlar, şu günahkâr cin ve insanlardan başkası değildir.
“Bizi Günah (Suç) İşleyenler’den başkası saptırmadı”.
99,100,101. Bizi şu suçlular baştan çıkardı… // Şimdi bizi kayırıp kollayacak biri yok m'ola!… // Bir can dostu da mı yok…
"Bizi saptıran, cehenneme sürükleyen bunlardır. Biz bunları dünyada önderlerimiz biliyorduk! Bizi doğru, adil bir yola sokacaklarına inanıyorduk! Onların dünyada söyledikleri sözler bize iyi ve hoş geliyordu. Onlar bizi şeytani akıllarıyla kandırdılar. Yalan sözleriyle aldattılar. Dünyayı bize süslediler. Dünyada iyi yaşamanın ancak kendilerine tâbi olmakla mümkün olacağını söyleyip, süslü yalanlarına bizi inandırdılar. Allah’a inananları horladılar, küçümsediler. Gerçekten bunlar suçlulardan başkası değilmiş."
Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.
“Bizi bu günâhkârlardan başkası saptırmadı.”
yine de [sizi tanrılaştırarak] yoldan çıkmamıza günah (önderlerimiz) sebep oldu! ⁴⁶
Aslında bizi saptıran şu günahkâr (önderlerimizdi). 34/31...34
“Bizi, kesinlikle, İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsiler, suçlular, günahkârlar hak yoldan uzaklaştırıp başımıza buyruk hale getirerek, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihimize imkân sağladılar.”
ne ki bizi saptıran, yalnızca günahı hayat tarzı haline getiren şu kimselerdi;[³²²⁸]
«Ve bizi ancak o mücrimler sapıtmış oldular.»
"Bizi, o günahkârlardan, (Şeytanın uydusu haline gelmiş elebaşlarımızdan) başkaları, doğru yoldan saptırmadı."
Ve bizi ancak mücrimler/ suçlular saptırdı.
Bizi hep o günahkarlar şaşırtmıştı.
Daḫı bizi azdurmadı illā yaman kişiler.
96, 97, 98, 99, 100, 101, 102. Orada putlarıyla çekişirken şöyle derler “Vallahi de, tallahi de biz besbelli bir sapıklık içinde imişiz! ”“Çünkü biz sizi Rabbülâlemin ile bir tutuyorduk. Ama bizi saptıranlar da, o mücrimler oldu. “Şimdi artık ne şefaatçimiz var bizim, ne candan bir dostumuz! ” “Ah! Ne olurdu, imkân olsa da dünyaya bir dönsek ve müminlerden olsaydık! ” [36, 56; 40, 47; 7, 53; 38, 64]
Ama bizi saptıran o suçlulardır.
"Bizi ancak İblîs ve onun gibi mücrimler idlâl itdiler."
Bizi yoldan çıkaranlar, şu günahkârlardan başkası değildir.
Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı.
“Fakat bizi o mücrimler saptırdı.
"Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi."
'Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı.'
Bizi ancak (kendilerine uyduğumuz bizden önceki) mücrimler sapıttı.
“O azgınlardan başka hiç kimse bizi saptırmadı.”
96,97,98,99,100,101,102. Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: “Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır. Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”