26. Şuarâ Suresi

Arabic Uthmani · Diyanet İşleri

1. Ayet

طٰسٓمٓۜ

Tâ Sîn Mîm.[395]

2. Ayet

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ

Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.

3. Ayet

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ

Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin!

4. Ayet

اِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ

Biz dilesek, onlara gökten bir mucize indiririz de, ona boyun eğmek zorunda kalırlar.

5. Ayet

وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنَ الرَّحْمٰنِ مُحْدَثٍ اِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِض۪ينَ

Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.

6. Ayet

فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

Onlar (Allah’ın âyetlerini) yalanladılar, fakat alay edegeldikleri şeylerin haberleri başlarına gelecek.

7. Ayet

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الْاَرْضِ كَمْ اَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ

Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her türden nice güzel ve yararlı bitkiler bitirdik.

8. Ayet

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Şüphesiz bunlarda (Allah’ın varlığına) bir delil vardır, ama onların çoğu inanmamaktadırlar.

9. Ayet

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Şüphesiz senin Rabbin, elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

10. Ayet

وَاِذْ نَادٰى رَبُّكَ مُوسٰٓى اَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۙ

10,11. Hani Rabbin, Mûsâ’ya; “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti.

11. Ayet

قَوْمَ فِرْعَوْنَۜ اَلَا يَتَّقُونَ

10,11. Hani Rabbin, Mûsâ’ya; “Zalimler topluluğuna, Firavun’un kavmine git! Başlarına geleceklerden hâlâ korkmuyorlar mı?” diye seslenmişti.

12. Ayet

قَالَ رَبِّ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِۜ

Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.”

13. Ayet

وَيَض۪يقُ صَدْر۪ي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَان۪ي فَاَرْسِلْ اِلٰى هٰرُونَ

“Göğsüm daralır. Akıcı konuşamam. Onun için, Hârûn’a da peygamberlik ver (ve onu bana yardımcı yap).”[396]

14. Ayet

وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُونِۚ

“Bir de onlara karşı ben suçlu durumundayım. Bu yüzden onların beni öldürmelerinden korkarım.”

15. Ayet

قَالَ كَلَّاۚ فَاذْهَبَا بِاٰيَاتِنَٓا اِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ

Allah dedi ki, “Hayır, korkma! Mucizelerimizle gidin. Çünkü biz sizinle beraberiz, (her şeyi) işitmekteyiz.”

16. Ayet

فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

“Firavun’a gidin ve deyin: “Şüphesiz biz âlemlerin Rabbinin elçisiyiz”,

17. Ayet

اَنْ اَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ

“İsrailoğullarını bizimle beraber gönder.”

18. Ayet

قَالَ اَلَمْ نُرَبِّكَ ف۪ينَا وَل۪يدًا وَلَبِثْتَ ف۪ينَا مِنْ عُمُرِكَ سِن۪ينَ

Firavun, şöyle dedi: “Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp aramızda büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirdin.”

19. Ayet

وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّت۪ي فَعَلْتَ وَاَنْتَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ

“(Böyle iken) sen o yaptığın işi yaptın (adam öldürdün). Sen nankörlerdensin.”

20. Ayet

قَالَ فَعَلْتُهَٓا اِذًا وَاَنَا۬ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۜ

Mûsâ, şöyle dedi: “Ben onu, o vakit kendimi kaybetmiş bir hâlde iken (istemeyerek) yaptım.”

21. Ayet

فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ ل۪ي رَبّ۪ي حُكْمًا وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ

“Sizden korktuğum için de hemen aranızdan kaçtım. Derken, Rabbim bana hüküm ve hikmet bahşetti de beni peygamberlerden kıldı.”[397]

22. Ayet

وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۜ

“Senin başıma kaktığın bu nimet (gerçekte) İsrailoğullarını köleleştirmen(in neticesi)dir.”[398]

23. Ayet

قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ

Firavun, “Âlemlerin Rabbi de nedir?” dedi.

24. Ayet

قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ

Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.”

25. Ayet

قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُٓ اَلَا تَسْتَمِعُونَ

Firavun, etrafındakilere (alaycı bir ifade ile) “dinlemez misiniz?” dedi.

26. Ayet

قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ

Mûsâ, “O, sizin de Rabbiniz, geçmiş atalarınızın da Rabbidir” dedi.

27. Ayet

قَالَ اِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذ۪ٓي اُرْسِلَ اِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

Firavun, “Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir” dedi.

28. Ayet

قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu, böyledir” dedi.

29. Ayet

قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ اِلٰهًا غَيْر۪ي لَاَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُون۪ينَ

Firavun, “Eğer benden başka bir ilâh edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim.”

30. Ayet

قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُب۪ينٍ

Mûsâ, “Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?” dedi.

31. Ayet

قَالَ فَأْتِ بِه۪ٓ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ

Firavun, “Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu,” dedi.

32. Ayet

فَاَلْقٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُب۪ينٌۚ

Bunun üzerine Mûsâ, asasını attı, bir de ne görsünler, asa açıkça kocaman bir yılan olmuş.

33. Ayet

وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟

Elini koynundan çıkardı, bir de ne görsünler, bakanlara bembeyaz olmuş.[399]

34. Ayet

قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُٓ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَل۪يمٌۙ

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, “Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır” dedi.

35. Ayet

يُر۪يدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِه۪ۗ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

“Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?”

36. Ayet

قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ

Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."

37. Ayet

يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ

“Sana bütün usta sihirbazları getirsinler.”

38. Ayet

فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِم۪يقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍۙ

Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.

39. Ayet

وَق۪يلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَۙ

İnsanlara da “Siz de toplanır mısınız?” denildi.

40. Ayet

لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ

“Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız” (dediler.)

41. Ayet

فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ

Sihirbazlar gelince, Firavun’a, “Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükâfat var mı?” dediler.

42. Ayet

قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ

Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi.

43. Ayet

قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ

Mûsâ onlara, “Hadi ortaya atacağınız şeyi atın” dedi.

44. Ayet

فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ

Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler.

45. Ayet

فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ

Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.

46. Ayet

فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ

Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

47. Ayet

قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

“Âlemlerin Rabbine inandık” dediler.

48. Ayet

رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ

“Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbi’ne.”

49. Ayet

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ

Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi.

50. Ayet

قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ

Sihirbazlar şöyle dediler: “Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz.”

51. Ayet

اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟

“(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”

52. Ayet

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ

Biz Mûsâ’ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz” diye vahyettik.

53. Ayet

فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ

Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

54. Ayet

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ

Dedi ki, “Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur.”

55. Ayet

وَاِنَّهُمْ لَنَا لَغَٓائِظُونَۙ

“Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.”

56. Ayet

وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ

“Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.”

57. Ayet

فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ

57,58. Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

58. Ayet

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ

57,58. Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

59. Ayet

كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَۚ

İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

60. Ayet

فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ

Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.

61. Ayet

فَلَمَّا تَرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ

İki topluluk birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları, “Eyvah yakalandık” dediler.

62. Ayet

قَالَ كَلَّاۚ اِنَّ مَعِيَ رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ

Mûsâ, “Hayır! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir” dedi.

63. Ayet

فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظ۪يمِۚ

Bunun üzerine Mûsâ’ya, “Asan ile denize vur” diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.

64. Ayet

وَاَزْلَفْنَا ثَمَّ الْاٰخَر۪ينَۚ

Ötekileri de oraya yaklaştırdık.

65. Ayet

وَاَنْجَيْنَا مُوسٰى وَمَنْ مَعَهُٓ اَجْمَع۪ينَۚ

Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.

66. Ayet

ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَۜ

Sonra ötekileri suda boğduk.

67. Ayet

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.

68. Ayet

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

Şüphesiz ki senin Rabbin elbette mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.

69. Ayet

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ

Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.

70. Ayet

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ

Hani o, babasına ve kavmine, “Neye tapıyorsunuz?” demişti.

71. Ayet

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ

“Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi.

72. Ayet

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ

İbrahim, dedi ki: “Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?”

73. Ayet

اَوْ يَنْفَعُونَكُمْ اَوْ يَضُرُّونَ

“Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”

74. Ayet

قَالُوا بَلْ وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا كَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ

“Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk” dediler.

75. Ayet

قَالَ اَفَرَاَيْتُمْ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ

75,76. İbrahim, şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?”

76. Ayet

اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ الْاَقْدَمُونَ

75,76. İbrahim, şöyle dedi: “Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?”

77. Ayet

فَاِنَّهُمْ عَدُوٌّ ل۪ٓي اِلَّا رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ

“Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak âlemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur.”

78. Ayet

اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ

“O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”

79. Ayet

وَالَّذ۪ي هُوَ يُطْعِمُن۪ي وَيَسْق۪ينِۙ

“O, bana yediren ve içirendir.”

80. Ayet

وَاِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْف۪ينِۖ

“Hastalandığımda da O bana şifa verir.”

81. Ayet

وَالَّذ۪ي يُم۪يتُن۪ي ثُمَّ يُحْي۪ينِۙ

“O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”

82. Ayet

وَالَّذ۪ٓي اَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي خَط۪ٓيـَٔت۪ي يَوْمَ الدّ۪ينِۜ

“O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”

83. Ayet

رَبِّ هَبْ ل۪ي حُكْمًا وَاَلْحِقْن۪ي بِالصَّالِح۪ينَۙ

“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”

84. Ayet

وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ

“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”

85. Ayet

وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ

“Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.”

86. Ayet

وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ

“Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.”

87. Ayet

وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ

“(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!”

88. Ayet

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ

“O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!”

89. Ayet

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

“Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”

90. Ayet

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ

Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.

91. Ayet

وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ

91,92,93. Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.

92. Ayet

وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ

91,92,93. Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.

93. Ayet

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ

91,92,93. Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.

94. Ayet

فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ

94,95. Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

95. Ayet

وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ

94,95. Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

96. Ayet

قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ

Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:

97. Ayet

تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ

“Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”

98. Ayet

اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ

“Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”

99. Ayet

وَمَٓا اَضَلَّنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ

“Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.”

100. Ayet

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ

“İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.”

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.