Sâffât Suresi 145. Ayet

Arabic Uthmani · Diyanet İşleri

145. Ayet

فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ

Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.

Diğer Türkçe mealler

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken onu ıssız bir yere çıkardık ve o, hastaydı da.

Besim Atalay (1965)

Hemen bir kıra bıraktık onu, o hasta idi !

Cemal Külünkoğlu

Derken biz onu baygın ve bitkin bir halde ıssız bir sahile çıkardık.

Cemil Said (1924)

145,146. Biz ânı çıplak bir sâhile atdık, hasta idi. Etrâfında gölge virmesi içün bir kabak ağacı yetişdirdik.

Diyanet Vakfı

Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.

Edip Yüksel

Onu çöl gibi bir sahile attık, yorgun ve bitkin...

Elmalılı Hamdi Yazır

Hemen biz onu alana attık hasta idi

Elmalılı (Sadeleştirilmiş)

Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.

Emrah Demiryent

Nihâyet biz (balığa emrederek) onu hasta (ve bitkin) bir hâlde, (ağaçsız, ıssız) bir yere attı (rdı) k.

Abdullah-Ahmet Akgül

Sonunda bitkin bir durumdayken onu çıplak bir yere (sahile) attık.

Erhan Aktaş

Sonunda, onu bitkin bir halde ıssız bir yere attık.

Eski Anadolu Türkçesi

pes bıraķduķ anı yazıya ol śayru-y-iken.

Hasan Basri Çantay

İşte biz onu, kendisi de hasta olarak, açık bir yere (çıkarıb) bırakdık.

Hayrat Neşriyat

Bunun üzerine kendisi hasta bir hâlde iken onu (ağaçsız bir) alana attık.

İhsan Aktaş

Bunun üzerine biz onu hemen o (kısacık bir an balığın ağzında) hâlsiz bir vaziyette iken sahile attık. (*)

İlyas Yorulmaz

Biz onu bitkin bir durumda boş bir sahile attık.

İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu

İşte Biz onu hasta olarak çorak bir yere bıraktık.

İsmail Hakkı İzmirli

Artık biz, o gün onu hasta bir halde gölgesiz bir yere bıraktık.

İsmail Yakıt

Nihayet onu hâlsiz [sekîm] bir hâlde ıssız sahile attık.

Kadri Çelik

Sonunda o hasta bir durumdayken onu çıplak bir yere (sahile) attık.

Abdullah Parlıyan

Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti biz de O'nu hasta bir halde, gölgesiz boş bir yere bıraktık.

Kuran Yolu

Sağlığı bozulmuş olarak onun ıssız bir kıyıya bırakılmasını sağladık;

Mahmut Kısa

Nihâyet Yunus tövbe edince, onu hasta ve bitkin bir hâlde, bitki örtüsü olmayan ıssız bir sahile attık.

Mahmut Özdemir

Derken bitkin halde onu Boş Alan’a çıkarıp attık.

Mehmet Çakır

Onu gayet bitkin bir şekilde sahile attık.

Mehmet Çoban

Yunus’u verdiği sözden dolayı af ettik! Balık onu hasta bir halde ağaçsız boş bir yere bıraktı!

Mehmet Okuyan

Hâlsiz bir vaziyette onu kıyıya çıkarmıştık.

Mehmet Türk

Sonunda Biz, onu rahatsız bir durumdayken ıssız bir yere çıkarttık.

Muhammed Esed

ama biz o’nu manevî çöküntü/iç huzursuzluğu içinde ıssız bir kıyıya çıkarttık,

Mustafa Çavdar

Derken biz onu baygın ve bitkin bir halde ıssız bir sahile attık. 37/139...147, 54/48.50

Ahmet Tekin

Biz onu hasta, halsiz bir halde, bir açık alana çıkardık.

Mustafa İslamoğlu

Sonunda Biz onu bitkin bir halde ıssız ve çorak bir kıyıya çıkarttık;

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık O'nu kendisi hasta olduğu halde bir açık yere atıverdik.

Orhan Kuntman

Fakat biz onu, bitkin bir halde iken, sahile atıverdik.

Osman Fırat

Onu hasta bir halde çıplak bir yere attık.

Şaban Piriş

Ama biz onu bitkin (hasta) olduğu halde bir yere çıkardık.

Satıraltı Meal (1534)

Pes anı balıḳ ḳarnından çıḳarup ṣaḥrāya bıraḳdı ol ṣayru‐y‐iken.

Suat Yıldırım

Derken Biz onu ağaçsız çıplak bir sahile attık, o bitkin bir halde idi.

Süleyman Ateş

(Ama balığın karnında bizi andı, tesbih etti, biz de) Onu hasta bir halde ağaçsız, çıplak bir yere attık.

Süleyman Tevfik (1927)

Onı (balığın karnından çıkarub) sâhile atdık. Hasta idi.

Süleymaniye Vakfı

Sonra onu açık bir alana attık; hastaydı.

Ahmet Varol

Biz de onu, hasta bir halde çıplak boş bir alana attık.

Ümit Şimşek

Sonra onu hasta halde boş bir araziye attık.

Yaşar Nuri Öztürk

Bir süre sonra onu, çıplak araziye attık. Hastalanmıştı.

Ali Bulaç

Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.

Ali Fikri Yavuz

Hemen onu sahile attık, hasta idi.

Bahaeddin Sağlam

Fakat Biz onu, hasta olarak boş bir yere attık.

Bayraktar Bayraklı

Onu bitkin bir halde açık araziye attık.