10. Ayet
فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ
Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ
Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.
Derken kuluna vahyetti, ne vahyettiyse.
İmdi Allah vahiy eyledi kuluna, vahiy ettiği nesneyi
Böylece (Cebrail) vahyedeceğini (Allah'ın) kuluna vahyetti.
Allâh’ın ’abdine vahy idilecek şeyi vahy iyledi.
10, 11. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
Ve sonra kuluna ne bildirilecekse onu vahyetti.
Verdi kuluna verdiği vahyi
(Allah), kuluna verdiği vahyi verdi.
(Allah,) kuluna (Resûlü Muhammed’e) vahyedeceğini, böylece (Cebrâîl vasıtası ile) vahyetti.
Böylece O (Allah) kuluna vahyettiğini (Kur’an ayetlerini) vahyetmiş (O da size aynen aktarmıştı.)
Kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti.
pes vaḥy eyledi ķulına yaña cebreyil muḥammed'e mi'rac gicesi, anı kim vaḥy eyledi.
(Allahın) kuluna vahy etdiği neyse onu vahyetdi.
İşte (Allah) kuluna vahyettiğini, vahyetti.
8,9,10. Sonra (o vahiy meleği ona) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. Böylece iki zira’ (arşın) mesafesi kadar, hatta daha da yakın oldu. İşte (Allah vahiy meleği aracılığıyla kendi) kuluna (kulunun zihnine, bilincine ve belleğine) vahyettiğini böylece iletmiş oldu. *
Sonra kuluna Allah’dan gelen vahy edilmesi gerekenleri (vahiy meleği) vahy etti.
Derken Allah’ın kendi gönlüne bildirdiklerini, kulunun gönlüne bildirdi.
Allah/ın vahiy ettiğini kuluna vahiy etti [⁸].
Böylece (Allah) kuluna vahyedeceğini vahyetti.
Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.
Böylece Allah, kuluna vahyedilmesini uygun gördüğü şeyleri vahyetmiş oldu.
Böylece Allah, kuluna vahyini iletti.
Böylece Cebrail, Allah’ın kuluna bildirmesini istediği şeyleri bildirmişti. Bu o kadar açık bir gerçekti ki:
Vahyettiğini kuluna vahyetti.
Sonra resule verdi, vereceği bilgileri.
Elçimize neyi vahyettiysek, o da kulumuza onu vahyetti. Arkadaşınız dikkatle dinledi. Vahyedilenlerin hepsi hafızasına yazıldı.
(Böylece Cebrail, Allah’ın) kendisine vahyettiğini kuluna (Peygamber’e) vahyetmişti.
10,11. O anda (Cebrail, Allah’ın) kuluna gönderdiği her vahyi vahyetti. Gözünün gördüğünü de gönlü yalanlamadı.
Böylece [Allah], vahyedilmesini uygun gördüğü her şeyi ⁶ kuluna vahyetmiş oldu.
İşte o anda kuluna vahyettiğini böylece iletmiş oldu. 72/28
Allahın kendisine tevdî ettiği vahiy emanetini, Allah'ı ilâh tanıyan, candan müslüman olarak Allah'a bağlanan, saygılı kulu Muhammed'e vahiy yoluyla iletti.
İşte (Cebrail, Allah’ın) kulu (Muhammed’e) vahyettiği şeyi, böylece iletmiş oldu.
Hemen (Allah Teâlâ'nın) kuluna vahyettiğini vahyetti.
(Allah'ın) Kuluna (Muhammed’e) vahyettiği neyse onu vahyetti!
Kuluna, (Cebrail) vahyettiğini vahyetti.
O anda (Allah'ın) kuluna vahyettiğini iletti.
Pes vaḥy itdi Allāh ḳulına vaḥy idecegini.
O da kuluna vahyetmek istediği her şeyi vahyetti.
Kuluna, vahyettiğini vahyetti.
O, Allâh'ın kulı Muhammed'e Allâh'ın vahyini bildirdi.
Allah’ın kendine vahyettiğini, Allah’ın kuluna (Muhammed’e) vahyetti.
Derken (Allah'ın) kuluna vahyettiğini vahyetti.
Vahyedilecek şeyi Allah'ın kuluna vahyetti.
Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini.
Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.
(Cebrâil) vahy etti Allah'ın kuluna vahy ettiğini!...
Kulu (Muhammed’e) vahyettiğini vahyetti.
5,6,7,8,9,10. Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.[590]