9. Ayet
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ
(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ
(Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.
İki yay kadar kaldı araları, yahut daha da yakın.
Sonra da yaklaştırılan iki yay gibi oldu, daha da yakın
Öyle ki, (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay mesafesi kadar, hatta daha da yakın oldu.
(Muhammed’e) iki kavs kadar ve hattâ daha yakın geldi.
8, 9. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.
«kabe kavseyni ev edna» oldu da
Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar, yahut daha az kaldı.
5-6-7-8-9. Ona (bu Kur’ân’ı, emrimiz üzere, maddî ve manevi) müthiş kuvvetlere sahip, üstün yaratılışlı olan (vazifeli meleğimiz Cebrâîl) öğretti. (Cebrâîl, gökle yerin birleştiği) ufkun en yüksek noktasında (bulunuyorken,) doğruldu (ve resûlümüz Muhammed’e, kendisini aslî sûreti ile gösterdi). Sonra (Cebrâîl, resûlümüz Muhammed’e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
Öyle ki "Gabe Kavseyn" iki yay (parçasının) çakışması veya daha yakın (vaziyette aralarında iletişim ‘bilgi teması’) başladı.
Böylece iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.
pes oldı iki ya ķadar yā yaķınıraķ.
(Bu suretle o, peygamberlere) iki yay kadar, yahud daha yakın oldu da,
8,9. Sonra (çok perdeler geçerek Rabbine) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki, kab-ı kavseyn (iki yay) kadar veya daha da yakın oldu!
8,9,10. Sonra (o vahiy meleği ona) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. Böylece iki zira’ (arşın) mesafesi kadar, hatta daha da yakın oldu. İşte (Allah vahiy meleği aracılığıyla kendi) kuluna (kulunun zihnine, bilincine ve belleğine) vahyettiğini böylece iletmiş oldu. *
(Elçiye) İki yay uzaklığı kadar, hatta daha da yakınlaştı.
Araları iki yay kadar, daha bile az kalmıştı.
Araları iki yay [⁷] kadar veya daha az kaldı,
Öyle ki, (aralarında) iki yay aralığı, hatta daha az kaldı.⁴
Nitekim (ikisi arasında uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha da yakınlaştı.
aralarında iki yay mesafesi kalıncaya kadar, hatta daha da yakınına kadar.
Öyle ki, iki yay kadar hatta daha yakın oldu.
Öyle ki, aralarındaki mesafe iki yay kadar, hattâ daha da yakın olmuştu.
Araları iki yay kadar veya çok daha yakın idi.
8,9. derken yaklaştı ve inişe geçti, // iki ok atımı mesafesinde idi hattâ daha da yakındı.
O’na iki yay ucunun arası kadar yakınlaştı veya daha da yakındı.
İki yay arası kadar, hatta [*]daha da yakın olmuştu.
8,9. Sonra (yanına) geldi ve (ona) yayın iki ucu kadar ¹hattâ daha da fazla yaklaştı.²
aralarında iki yay mesafesi kalıncaya kadar, hatta daha da yakınına. ⁵
Öyle ki aralarındaki mesafe üst üste gerilen iki yay mesafesi kadar hatta bundan daha yakın idi. 2/97, 26/192.197
İlâhî planın gerçekleşmesi için, Allah'ın Rasulü Muhammed'le söz ve işbirliği yapan Cibril, eşit iki makamda olandan biri veya (bazı konularda) bir ast rütbeli elçisidir.
Öyle ki, iki yay aralığı, hatta daha az bir mesafe kaldı:[⁴⁷⁷⁵]
Derken iki yay kadar veya daha yakın oluverdi.
(Peygamberle arası) İki yay kadar, hatta daha yakın oldu da,
(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar yahut daha az kaldı.
Araları iki yay kadar veya daha yakın idi.
iki yay ḳadarınca, yā andan yaḳınraḳ.
8, 9. Sonra yaklaştı ve iyice sarktı. Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı.
(Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.
Onunla rasûlün arası iki yay kadar veyâ daha yakın idi.
(Muhammed ile) İki yayın tek kirişi gibi oldular; hatta daha da yakınlaştılar.
Böylece (aradaki mesafe) iki yay boyu veya daha yakın oldu.
İki yay kadar oldu,(3) hattâ daha da yakın.
İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.
Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.
(Böylece Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahud daha az oldu.
İki yay kadar veya daha yakın oldu.
5,6,7,8,9,10. Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.[590]