16. Ayet
اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ
O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ
O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
Sidreyi, o sırada neler bürümüş, kaplamıştı, neler.
Sedir ağacını neler kaplamış neler!
O zaman sedir ağacını bütün heybetiyle öyle bir bürümüştü ki.
13,16. Diğer bir nüzûlünde Sidretü’l Müntehâ yanında [1] cennet-i me’vânın bulundığı mahalde gördi. O ağaç gölge altında kalmışdı.
Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.
O dem ki o Sidreyi bürüyen bürüyordu
Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.
(Allah’ın emriyle) Sidre’yi bürüyen bürümüştü.
(O esnada) Sidre’yi örtüp kaplamakta olanın (orayı) kuşattığı zamandı.
O zaman kaplayan şey, Sidre'yi¹ kaplıyordu.
ol vaķt kim örter sidre aġacın ol kim örter.
O (gördüğü) zaman Sidreyi bürüyordu onu bürümekde olan.
O zaman Sidre'yi bürümekte olan, bürüyordu.
O an ki, Sidre’yi bürüyen şey (karanlık) bürüyordu. *
O son ağacı kuşatan kuşatmıştı.
O Aşılmaz Sınır’ı neler kaplamıştı, neler!
Sidre/yi neler kaplamıştı! - Neler [¹²].
O vakit sidre’yi kaplayan kaplıyordu.
Sidre'yi örten örtmekte iken.
O gördüğü zaman, Sidre'yi bürüyordu, bürümekte olan.
O an sidreyi bürüyen bürümüştü.
O an ki, Sidre’yi bürüyen bürüyor ve ilâhî nurlarla aydınlanan bu yer, kelimelerin ifâde etmekten âciz kaldığı muhteşem güzelliklere sahne oluyordu.
Hani, bürüyen şey Sidre’yi bürüyor.
&1613;O gün Sedir’e öyle şeyler üşüşüyordu ki,
O zaman da yeryüzüne inerken bütün yükseklikleri, bütün ufku kaplamıştı.
Hani o [sidre]’yi (sedir ağacını) neler kaplıyordu neler! [*]
(O esnada Allah’ın nuru,) Sidre’yi kuşattı.
meçhul bir parlaklığın çevresini sarıp kuşattığı sidre ağacının başında. ¹¹
O zaman sedir ağacını bütün heybetiyle öyle bir bürümüştü ki.
Hani Sidre'yi, Allah'ın nuru ve melekler kaplamıştı.
kaplayan o şey[⁴⁷⁸⁰] sidreyi çepeçevre kuşattığında…
O vakit ki, Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
O zaman Sidre'yi neler kaplıyordu neler?
O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.
Sidre'yi bürüyen bürüyordu.
Ol sidreyi örter ‘ibādet iden melā’ikelerden örtecek nesne.
O dem ki Sidre'yi bir feyiz sarıyor, sardıkça sarıyordu. . .
Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.
O Sidre Allâh'ın nûrı veyâ bî-had ve hesâb meleklerle kaplanmışdır.
O gün o Sidre’yi neler kaplamıştı, neler!
O zaman (o gördüğünde) Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.
O vakit Sidre'yi kaplayan kapladı.
O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre'yi kuşatıp saran,
Sidreyi örten örtmekte iken,
O dem ki, Sidre'yi bürüyen bürüyordu, (çepçevre meleklerle kaplanmıştı)...
O Sidre’yi acayip birşeyin örtüverdiği an,(*)
11,12,13,14,15,16,17,18. Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me'vâ cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.