7. Ayet
وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ
5,6,7. (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ
5,6,7. (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.
Ve o, en yüce tanyerindeydi.
En yüce ufuktadır
6-7. (O,) etkileyici ve tam donanımlı (bir melekti) ki; (peygamber) en yüksek ufukta bulunuyorken (vahyetmek üzere) olanca haşmetiyle kendini (ona) gösterdi.
7,8. O ufk-u a’lâda idi, sonra indi ve hevâda mu’allakda durdı.
5, 6, 7. Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.
En yüksek ufukta.
Ve o en yüksek ufukta idi
O, en yüksek ufukta idi.
5-6-7-8-9. Ona (bu Kur’ân’ı, emrimiz üzere, maddî ve manevi) müthiş kuvvetlere sahip, üstün yaratılışlı olan (vazifeli meleğimiz Cebrâîl) öğretti. (Cebrâîl, gökle yerin birleştiği) ufkun en yüksek noktasında (bulunuyorken,) doğruldu (ve resûlümüz Muhammed’e, kendisini aslî sûreti ile gösterdi). Sonra (Cebrâîl, resûlümüz Muhammed’e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
(Ki o sırada) En yüksek ufuktaydı. (Maneviyat boyutunun en yüce irtibat makamındaydı.)
O, yüksek bir ufuktaydı.
ol yir gök ķıranıñda-y-iken yücerek.
O, en yüksek ufukda idi.
Ve o, (bu mi'râcında) en yüksek ufukta idi.
5,6, 7. Ona (o vahyi, gönderdiğimiz Kur’an’ı arkadaşınız olan Muhammed’e) çok güçlü, muhteşem görünümlü biri (vahiy meleği) öğretti. Ve o (vahiy meleği Mekke’ye göre) en yüksek ufukta iken (Hira dağında bulunan Muhammed’e) doğruldu. *
O ufkun en yüksek yerinden,
gök bitiminin yücereğinde.
5, 7. Ona pek kuvvetli, pek heybetli [⁴] biri [⁵] öğretti de göğün en yüksek bir kenarında olduğu halde doğruldu [⁶].
O, en yüksek ufukta iken
O, en yüksek bir ufuktaydı.
Ufkun en uç noktasında görünerek
5-7. Onu, çok güçlü, üstün niteliklerle donatılmış biri (Cebrâil) öğretti. O, ufkun en yüce noktasındayken asıl şekliyle göründü.
Gökle yerin birleştiği ufkun en yüce noktasında, 600 kanadıyla kendisini göstermişti.
O, Yüce Ufuklar’dadır.
6,7. Yetenekli, boy gösterdi // taa uzak ufuklarda,
Ufkun en yüksek tepesindeydi. Varlığıyla bütün ufku kaplamıştı.
5,6,7. Çünkü o (Kur’an’ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
6,7. (Ki o) üstün bir akıl sahibidir. ¹(Cebrail Muhammed’e) gerçek şekliyle tüm ufku kaplamış bir şekilde² göründü.³
ufkun en uç noktasında ⁴ görünerek,
Bu sırada o, ufkun en yüksek noktasında idi. 17/1
O, en yüksek ufukta idi.
Bu sırada o, en yüksek ufku kaplamıştı.
Ve o, en yüksek bir sema kıyısında idi.
5,6,7. Çünkü ona Kur'an’ı (Allah katında itibarlı) müthiş kuvvet sahibi (Cebrail, Rabbinin izniyle) öğretti. O (Cebrail a.s.) en yüksek ufukta iken doğruldu. (Gerçek hüviyetiyle beliriverdi)
Ve O yüksek ufukta iken,
O, en yüksek ufukta idi.
Muḥammed resūlu’llāh gökde mi‘rācda‐y‐iken.
5, 6, 7. Onu kendisine pek güçlü ve kuvvetli, o üstün akıl ve kemal sahibi olan (melek Cebrail) öğretti. [81, 19-21]Melek kendi aslî sûretine girip doğruldu. İşte o zaman kendisi en yüce ufukta idi.
Kendisi yüksek ufukta iken.
O ufk-u a'lâda idi.
(O zaman) Muhammed, (Mekke’ye göre) en yüksek ufukta (Hira Dağında)[*] idi.
O, en yüksek ufuktaydı.
O zaman ufkun en yukarısında idi.
En yüksek ufuktadır o.
O, en yüksek bir ufuktaydı.
Ve o (Cebrâil) yüksek ufukta idi.
O, en yüce ufukta idi. (Maddi âlemin, maddiyatın dışında idi.)
5,6,7,8,9,10. Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.[590]