Diğer Türkçe mealler
Abdulbaki Gölpınarlı
Musa, kızgın bir halde acıklanarak kavmine dönünce dedi ki: Benden sonra ne de kötü bir iş işlediniz, Rabbinizin vaadettiği müddet bitmeden acele mi ettiniz? Ve levihleri atıp kardeşinin saçından, sakalından tutarak kendisine doğru çekmeye başladı. Harun, anam oğlu dedi, bu kavim, gerçekten de aciz bıraktı beni, az kaldı ki öldürüyorlardı da, onun için bana bu harekette bulunup düşmanları sevindirme ve beni zulmeden kavimle beraber tutma.
Besim Atalay (1965)
Musa ulusuna döndükte, kızarak, acınarak dedi ki: «Ben gidince, ne kötü işaretler etmişsiniz siz, Tanrınızın emrini ivmek mi istediniz?», levhaları bıraktı, yakaladı kardeşinin başından, kendisinden yana sürükledi, Harun dedi: «Ey kardeşim, ulus beni zayıf gördü, öldüreyazmışlardı, düşmanımı güldürme, beni zalimlerle bir tutmayasın!»
Cemal Külünkoğlu
Musa kavmine döndüğünde, pek kızgın ve üzgün olarak şöyle dedi: “Benim arkamdan ne kötü işler yapmışsınız. Rabbinizin (azap) emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?” (Elindeki) Tevrat levhalarını bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) “Annem oğlu, bu topluluk beni güçsüz gördüler ve neredeyse beni öldüreceklerdi. Bari sen, düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte değerlendirme!” dedi.
Cemil Said (1924)
Mûsâ gazab ve esef ile kavmi nezdine ’avdet iylediği zamân "Benim gaybûbetimde ne kadar fenâ iş yapdınız. Allâh’ın intikâmını mı istiyorsunuz?" didi. Tevrat levhalarını atdı ve birâderini başından tutub kendine çekdi. O da didi ki: "Ey vâlidemin oğlı! Kavim benden her kuvveti aldı. Az kaldı beni öldürecek idi, beni tecziye iderek düşmanlarımı memnûn itme beni de zâlim kavmin meyânına koyma!"
Diyanet Vakfı
Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: «Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?» dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun'un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): «Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!» dedi.
Edip Yüksel
Musa, kızgın ve hayal kırıklığına uğramış olarak halkına döndüğü zaman, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrine dayanamadınız mı," dedi, levhaları yere attı, kardeşinin başını tutup kendine doğru çekti. (Kardeşi): "Anamın oğlu, dedi, bu halk benim zayıflığımdan yararlandı, nerdeyse beni öldüreceklerdi. Üzerime vararak düşmanı güldürme, beni bu zalim halkla bir tutma."
Elmalılı Hamdi Yazır
Vaktâki Musâ kavmine gadabnâk, esefnâk, olarak döndü, bana arkamdan ne fena halef oldunuz? Rabbınızın emrini ivdiniz mi? dedi ve elvahı bırakıverib kardeşini başından tuttu, kendine doğru çekiyordu, Anam oğlu, dedi: inan olsun bu kavm beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı, sen de benimle düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavm ile beraber tutma
Elmalılı (Sadeleştirilmiş)
Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?" Elindeki levhaları bıraktı ve kardeşi Harun'u başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Harun, "Ey anamın oğlu!" dedi, "inan ki, bu kavim beni güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutma."
Emrah Demiryent
Mûsâ, (Tûr dağında iken, Allah tarafından kendisine kavminin bir buzağı heykelini ilâh edindikleri bildirilmesi üzerine) kızgın ve üzgün olarak kavmine döndüğünde, (kavmine hitaben,) “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini ne çabuk terk ettiniz?” dedi. (Derken Mûsâ elindeki) levhaları bıraktı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi,) “Ey anam oğlu” dedi, “Gerçekten (öğüt vermemle olsun, uyarmamla olsun ne kadar gayret gösterdiysem de son gücüme kadar engel olmaya çalıştığım hâlde onlara mâni olamadım) bu kavim beni hırpaladı ve az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni bu zâlimler topluluğu ile bir tutma.”
Abdullah-Ahmet Akgül
Musa oldukça kızgın ve üzgün olarak kavmine döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz (ne çirkin işler çevirdiniz)? Rabbinizin (azap) emrini çabuklaştıracak (sapkınlık ve taşkınlıklara yöneldiniz), öyle mi?" dedi. (Allah’ın emirleri yazılı) Levhaları bıraktı ve kardeşini başından (saçından) tutup kendisine doğru çekmeye başlayınca (Harun ona:) "Ey anamın oğlu, (fırsatçı ve fesatçı bir topluluk olan) bu kavim beni zayıf buldular (hırpalayıp çaresiz bıraktılar) ve neredeyse beni öldürmeye kalkıştılar. Bari sen düşmanları sevindirip bana güldürecek (ve kuru gürültüyle onların diline düşürecek) bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla beraber kılma (onlarla bir tutma!)" diye (yalvardı).
Erhan Aktaş
Musa, halkına döndüğünde, öfke ve üzüntü içinde onlara: “Benim yokluğumda ne kötü işler yapmışsınız! Rabb'inizin emrini¹ çabuklaştırdınız mı?” dedi. Levhaları bırakıp, kardeşinin başını tutup kendine çekti. “Ey annemin oğlu! Gerçekten bu halk beni zayıf buldu, neredeyse beni öldüreceklerdi; sen de düşmanları benimle sevindirme, beni bu zalim kimselerle bir tutma.” dedi.
Eski Anadolu Türkçesi
daħı ol vaķt kim döndi mūsā ķavmına ķaķıyıcı ķaķıyıcı eyitti “yavuz yirüme durduñuz benüm [84b] benden śoñra! ivdüñüz mi çalabuñuz buyrıgına” daħı bıraķdı elvāḥı daħı duttı ķarındaşı başın darŧar-ıdı anı gendü dapa. eyitti ya'nį hārūn “iy añam oġlı! bayıķ ķavmum ża'if śaydılar beni daħı yaķın oldılar kim depeleyeler beni. pes sevindürme baña düşmānları daħı eyleme beni ķavm-ıla kim žālimlerdur”
Hasan Basri Çantay
Musa, kavmine öfkeli, kederli döndüğü zaman dedi ki: «Size bırakdığım şu makaamımda arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyib) acele etdiniz ha»? (Tevrat) levhaları (nı) bırakıverib kardeşinin başından tutdu, onu kendine doğru çekiyordu. (Harun) «Anam oğlu», dedi, bu kavm (bu adamlar) beni cidden zaîf gördüler (hırpaladılar). Az kaldı ki beni öldüreceklerdi. Sen de bana düşmanları sevindirecek hareketde bulunma böyle. Beni zâlimler gürûhiyle beraber, tutma».
Hayrat Neşriyat
Böylece Mûsâ (Tûr dağından, onların yaptıklarından dolayı) kızgın ve üzgün olarak kavmine dönünce: “Bana ardımdan ne kötü halef oldunuz! Rabbinizin emrine(sabretmeden) acele mi ettiniz?” dedi. (Tevrât) levhaları(nı yere) bıraktı ve kardeşinin başından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi de:) “(Ey) anamın oğlu! Doğrusu (bu) kavim beni hırpaladı ve nerede ise beni öldürüyorlardı! Artık düşmanları bana güldürme ve beni (bu) zâlimler gürûhuyla berâber tutma!” dedi.
İhsan Aktaş
Ve (Böylece) Musa (Tûr dağından, onların yaptıklarından dolayı) kızgın ve üzgün olarak kavmine dönünce: ’’Bana ardımdan ne kötü halef oldunuz! Rabbinizin emrine (sabretmeden) acele mi ettiniz?” dedi. (Tevrât) levhaları (nı yere) bıraktı ve kardeşinin başından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi de:) “(Ey) anamın oğlu! Doğrusu (bu) halk beni cidden zayıf gördü ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim halkla beraber tutma!» dedi.*
İlyas Yorulmaz
Musa öfkeli ve üzgün bir durumda kavmine döndüğünde, “Benim arkamdan ne kadar kötü bir iş yaptınız” diyerek levhaları atmış ve kardeşinin başını kendine çekip yakalamıştı. Kardeşi (Harun) “Ey anamın oğlu! Bu topluluk beni dinlemeyerek yönetimde beni güçsüz bıraktılar, neredeyse beni öldüreceklerdi. Beni düşmanlara karşı rezil etme ve beni haksızlık yapan bu toplulukla bir tutma” dedi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
Musa ulusuna dönünce kızgın, üzgün olarak dedi ki: "benden sonra benim yerime geçince ne kötü işler yapmışsınız. Allah’ın buyruğu çarçabuk gelsin mi istediniz?" Musa levhaları yere attı. Kardeşini de saçından tutup kendine doğru sürükledi. Harun dedi: "Ey anam oğlu! Gerçekten bu kimseler beni küçümsediler, öldüre yazdılar. Şimdi sende böyle yapıp da düşmanları sevindirme. Beni kıyıcılar takımıyla bir tutma."
İsmail Hakkı İzmirli
Vaktaki Musa öfkeli, pek kederli bir halde döndü, onlara: «— Benden sonra [¹] bana ne kötü halef oldunuz! Rabbinizin emrini tâcil mi ettiniz? [²]» dedi. Öfkesinden Elvah/ı attı, kardeşinin başından tutup kendine çekti [³], Kardeşi: «— Anam oğlu! Bu kavim beni âciz buldular, beni öldüreceklerdi, bana böyle yapmakla düşmanları sevindirme, beni zalim kavim ile beraber tutma» dedi.
İsmail Yakıt
Musa, kavmine kızgın ve üzgün bir hâlde dönünce, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin (azap) emrini acele mi istiyorsunuz?” (dedi). Levhaları attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) “Ey anamın oğlu! Bu insanlar beni hırpalayıp zayıf düşürdü; az kalsın beni öldürüyorlardı. Böyle davranarak beni küçük düşürme ve beni zalimler topluluğu [kavm] ile bir tutma!”⁵² dedi.
Kadri Çelik
Musa, kavmine, kızgın ve üzgün olarak dönünce, “Benim arkamdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrinin (azabının) çabucak gelmesini mi istiyorsunuz?” dedi. Levhaları attı ve kardeşinin başından tutup onu kendine doğru çekti. Harun, “Ey annem oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!” dedi.
Abdullah Parlıyan
Ve Musa kavmine döndüğünde, öfke ve üzüntü içinde onlara: “Benim yokluğumda, ne kötü bir yol tutmuşsunuz böyle” dedi. “Rabbinizin buyruğunun acele gelmesini mi istediniz?” dedi. Ve Allah'ın emir ve hükümleri yazılı olan Tevrat levhalarını elinden bırakarak, kardeşi Harun'un başından yakalayıp kendine doğru çekti. Harun: “Ey anamın oğlu!” diye sızlandı. “Bu kavim, beni cidden güçsüz görüp hırpaladılar, neredeyse beni öldüreceklerdi. Bunun için benim acımla düşmanlarımı sevindirme ve beni yaratılış gayesi dışında yaşamak isteyen bu toplumla bir tutma!”
Kuran Yolu
Mûsâ kızgın ve üzgün olarak kavmine dönünce, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?” dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. Hârûn, “Ey anam oğlu! Senin bu kavmin beni cidden zayıf gördüler; neredeyse beni öldüreceklerdi! Sen de şimdi düşmanları bana güldürme ve beni zalim kavimle bir tutma!” dedi.
Mahmut Kısa
Derken, Mûsâ kavmine dönünce, öfkeli ve üzgün bir hâlde, “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabb’inizin emri gelinceye kadar bekleyemediniz mi?” diye çıkıştı. Sonra bu öfkeyle, üzerinde ayetler yazılı olan levhaları bir kenara, yere attı ve yerine vekil bırakmış olduğu kardeşini saçından tutup sarsmaya başladı. Kardeşi Hârûn, “Ey anacığımın oğlu!” dedi, ve “Bu insanlar beni güçsüz gördüler ve az kalsın canıma kıyacaklardı. Ne olur, düşmanları bana güldürme ve beni bu zâlim insanlarla bir tutma!” diye olup bitenleri bir bir anlattı.
Mahmut Özdemir
Musa çok kızgın ve üzgün olarak kavmine döndüğünde: “Benden sonra ardımdan ne kötü olmuşsunuz! Rabbinizin emrine mi acele ettiniz?” dedi. Levhalar’ı bıraktı. Kardeşinin başını kendisine çekerek tuttu. (Harun): “Ey anamın oğlu! O Kavim, beni zayıf düşürmek istedi. Beni neredeyse öldürüyorlardı. Bana Düşmanlar’ı sevindirme! Beni Zâlim Kavim’le bir tutma!” dedi.
Mehmet Çakır
Musa dönüp de halkın durumunu görünce çok öfkelendi: &1600; " Benim arkamdan kötü işler çevirmişsiniz!. Rabb'inizin işini hızlandırmak mı istediniz!?" Elindeki formaları yere fırlattı, kardeşinin saçlarından tutup tutup sürüklüyordu. Bunun üzerine Harûn: &1600; " A kardeşim! Bu millet beni çok hırpaladı, neredeyse beni öldürüyorlardı. El âleme karşı beni, bir de sen rezil etme. Beni bu kepaze heriflerle bir tutma. " deyince
Mehmet Çoban
Musa, kızgın, üzgün bir halde kavmine dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi. Ayetlerin yazılı olduğu levhalarını yere attı. Kardeşi Harun’un başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. Harun: "Ey anamın oğlu! Bu kavim beni zayıf örüp neredeyse beni öldürecekti. Sen de beni böyle hesaba çekerek düşmanlarımızı bana güldürme! Beni bu zalim kavimle beraber tutma!" dedi.
Mehmet Okuyan
Musa, öfkeli ve üzgün bir hâlde kavmine dönünce, [*] “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeden) acele ettiniz, öyle mi?” deyip (Tevrat) levhaları(nı yere) bırakmış ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başlamıştı. Harun “Ey annemin oğlu! [*] Bu toplum beni cidden zayıf gördü (bana baskı yaptılar), neredeyse beni öldüreceklerdi. Sen de (onları sevindirircesine) düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim toplumla bir tutma!” demişti. [*]
Mehmet Türk
Mûsa, toplumuna öfkeli ve üzüntülü¹ olarak döndüğünde (onlara): “Siz, benim arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emirlerini ne de çabuk terk ettiniz?”² dedi. Elindeki levhaları bırakıp kardeşi Hârûn’u başından tutarak kendisine doğru çekmeye başladı.³ Hârûn: “Ey anamın oğlu! Bu toplum, beni güçsüz buldu ve neredeyse beni öldüreceklerdi. Sen de (böyle yaparak) düşmanları bana güldürme ve beni bu zâlim toplumla da bir tutma.” dedi.
Muhammed Esed
Ve Musa, halkına döndüğünde, öfke ve üzüntü içinde onlara, “Benim yokluğumda ne kötü bir yol tutmuşsunuz böyle!” dedi, “Rabbinizin buyruğunu bir kenara attınız, öyle mi?” ¹¹⁶ Ve [Kanun] levhalarını yere attı, kardeşinin başından yakalayıp kendine doğru çekti. Harun: “Ey anamın oğlu” diye sızlandı, “halk beni güçsüz gördü ¹¹⁷ ve neredeyse öldüreceklerdi beni: bunun için benim acımla düşmanlarımı sevindirme ve beni zalimler topluluğuyla bir tutma!”
Mustafa Çavdar
Musa kavmine öfkeli ve üzgün bir halde dönünce: – Benim ardımdan ne kötü işler yaptınız böyle! Rabbinizin emrini çiğnemede bu kadar mı acele ettiniz? Dedi. Kızgınlıkla levhaları yere attı ve kardeşinin yakasından tutarak kendisine doğru çekti. Harun: – Ey anamın oğlu, toplum beni etkisiz hale getirdi, az kalsın beni öldürüyorlardı. Şimdi beni düşmanlar karşısında küçük düşürüp onları halimize güldürme ve beni bu zalimlerle bir tutma! Dedi. 7/156
Ahmet Tekin
Mûsâ öfkeli ve üzüntülü bir halde kavmine döndüğünde: “Ben gittikten sonra bana ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin planının, programının gerçekleşmesini beklememeniz, bu aceleniz niye?" dedi. Elindeki kutsal kitap sayfaları olan levhaları yere attı. Kardeşi Hârûn'un başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Hârûn: “Ey anamın oğlu, inan ki, bu kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme. Beni de, bu, isyanda inkârda ısrar eden zâlim kavimle bir tutma" dedi.
Mustafa İslamoğlu
Ve Musa, halkının yanına döndüğünde, hüzünle karışık bir öfkeyle dedi ki: “Benim ardımdan, bana ne berbat haleflik yapmışsınız öyle! Rabbinizin emrini çiğnemede bu ne acele böyle?” Hemen levhaları attı, kardeşinin başını kavrayıp kendine doğru çekti. (Harun): “Anamın oğlu!” diye yakındı, “Bu topluluk beni etkisiz hâle getirdi, hatta az kalsın canıma kıyıyorlardı! Sakin ol, beni düşmanıma karşı gülünç duruma düşürme ve bu zalimler güruhuyla beni bir tutma!”[¹²⁶³]
Ömer Nasuhi Bilmen
Vaktâ ki, Mûsa kavmine gazaplı, pek kederli bir halde döndü, dedi ki: «Benden sonra bana ne kötü halef oldunuz! Rabbinizin emrini acele mi ediverdiniz?» Ve levhaları bıraktı ve kardeşinin başından tutarak kendisine doğru çekiverdi. (Kardeşi de) Dedi ki: «Ey anamın oğlu! Bu kavim muhakkak ki beni zayıf saydılar ve az kaldı beni öldürüyorlardı. Artık benimle düşmanları sevindirme ve beni zalimler olan kavim ile beraber kılma.»
Orhan Kuntman
(Nitekim Tûr'da, Rabbinden, kavminin sapıtmış olduğu haberini alan) Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndü ve "Benim arkamdan ne kadar kötü işler yapmışsınız. (Rabbiniz yerine buzağı heykeline nasıl taptınız) Rabbinizin emrini çabucak gelmesini (sizi kahretmesini ve gazabını) mı istediniz?" dedi. Tevrat levhalarım bıraktı ve kardeşinin başını tutup, kendine doğru çekmeye başladı. (Bunun üzerine Harun) "Ey anamın oğlu, (çaresiz kaldım) bu kavim beni zayıf gördü, (sözümü dinlemedi) Az kaldı ki beni öldüreceklerdi, sen de böyle bana, düşmanları sevindirecek davranışta bulunma, beni o zalimler topluluğu ile bir tutma " diye sızlandı.
Osman Fırat
Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): "Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni güçsüz gördüler, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zâlim toplumla beraber tutma!"
Şaban Piriş
Musa kavmine kızgın ve üzgün olarak dönünce:-Benim ardımdan ne kötü işler yaptınız. Rabbinizin azabını mı acele istediniz? dedi. Levhaları bırakıp kardeşinin başını tutarak kendisine çekti. Harun:-Ey anamın oğlu, toplum beni güçsüz bıraktı. Zayıf gördü, bana tabi olmadı. Neredeyse beni öldürüyorlardı. Bana düşmanları sevindirecek şekilde davranma, zalim toplumla bir tutma! dedi.
Satıraltı Meal (1534)
Ḳaçan kim ḳayıtdı Mūsā ḳavmine ḳaḳıyup ḳayġu‐y‐ıla eyitdi: Ne yaman işişledüñüz benden ṣoñra didi. Tizletdüñüz mi Tañrı Ta‘ālānuñ buyruġını? Daḫı bıraḳdı elvāḥı, dutdı ḳarındaşınuñ başını, çekdi kendüye. Hārūn eyitdi:İy anam oġlı, ḳavm beni ża‘īf gördiler ve yaḳın oldı ki beni öldürelerdi. Pesdüşmanları baña güldürme, daḫı beni ḳılma ẓālimlerden, ya‘nī anlar bileṣayma beni didi.
Suat Yıldırım
Mûsâ pek öfkeli ve üzgün olarak halkına dönünce: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini çarçabuk terk mi ettiniz! ” dedi ve. . . levhaları yere bırakıverdi. Kardeşini başından tutup, kendisine doğru çekmeye başladı. Harun ise ona: “Ey annemin oğlu! ” dedi: “İnan ki bu millet beni fena halde hırpaladı, nerdeyse beni linç edip öldüreceklerdi. Ne olur, düşmanlarımı üstüme güldürme, beni bu zalim milletle bir tutma! ” {KM, Çıkış 32, 1-5}
Süleyman Ateş
Musa, kavmine kızgın ve üzgün bir halde dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız? Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi, levhaları yere attı ve kardeşinin başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): "Anamın oğlu, dedi, bu insanlar beni hırpaladılar, az daha beni öldürüyorlardı. (Ne olur) düşmanları üstüme güldürme, beni bu zalim kavimle beraber tutma!"
Süleyman Tevfik (1927)
Mûsâ (Tûr'dan) gadablı ve gamkîm olarak kavminin yanına 'avdet itdikde: "Bana ne çirkin halef oldınız (benden sonra ne fenâ iş yapdınız) Rabbinizin husûsunda benim 'avdetime intizâr itmeyüb neden 'acele itdiniz?" didi ve (sevk-i hiddetle) elindeki elvâhı yere atub ve kardaşının saçlarından tutub çekdi. Hârûn: "Ey vâlidemoğlı! Kavmim (Benî İsrâîl) beni kuvvetsiz ve za'îf gördiler. Az kaldı katl ideceklerdi. Bana düşmanları güldürme ve beni zâlimler zümresinden 'add itme" didi.
Süleymaniye Vakfı
Musa, kızgın ve üzgün olarak halkına dönünce: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler çevirdiniz; Rabbinizin emrini hemen terk ettiniz öyle mi?” demişti. Levhaları attı ve kardeşini saçından tutup kendine doğru çekti. Harun dedi ki “Anamın oğlu! Bu topluluk beni zayıf düşürdü, neredeyse öldürüyorlardı. Düşmanları bana güldürme. Beni yanlışlar içindeki bu(zalim) toplulukla bir tutma.”
Ahmet Varol
Musa öfkeli ve üzgün bir halde kavminin yanına döndüğünde: "Benim arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi [10]. Levhaları yere attı ve kardeşinin kafasından tutup kendine doğru çekti. (Kardeşi Harun): "Ey annemin oğlu! Bu topluluk beni iyice zayıf görüp hırpaladı ve neredeyse beni öldüreceklerdi. Üzerime düşmanları güldürme ve beni zalimler topluluğu ile beraber tutma" dedi.
Ümit Şimşek
Musa kızgın ve üzgün şekilde kavmine dönünce, “Benim arkamdan ne kötü şeyler yapmışsınız!” dedi. “Rabbinizin emrini beklemeyip de acele mi ettiniz?” Levhaları bıraktı, kardeşini başından tutup kendisine çekti. Harun, “Ey anamın oğlu,” dedi. “Bu millet beni zayıf buldu da sözümü dinlemedi. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Bana kızıp da düşmanları sevindirme; beni zalimler güruhuyla bir tutma.”
Yaşar Nuri Öztürk
Mûsa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini bekleyemediniz mi?" Levhaları yere attı, kardeşinin başını tuttu, kendisine doğru çekiyordu. Kardeşi dedi ki: "Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Nerdeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürme. Beni şu zalim toplulukla bir tutma."
Ali Bulaç
Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: 'Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?' dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) 'Annemin oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi), neredeyse beni öldürecektiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)' dedi.
Ali Fikri Yavuz
Mûsa, kavmine öfkeli ve kederli dönünce şöyle dedi: “- Ben ayrıldıktan sonra yerime geçtiniz de ne çirkin iş yaptınız! Rabbinizin emriyle dönüşüme sabretmeyip buzağı mı yaptınız?” Öfkesinden elindeki Tevrat levhalarını yere bıraktı ve kardeşi Harûn'u başından (saç-sakalından) tutup kendine doğru çekmeğe başladı. Harûn şöyle dedi: “- Ey anam oğlu (öz kardeşim), gerçekten bu kavim beni zayıf gördüler. Az kaldı ki beni öldüreceklerdi. Sen de bana düşmanları sevindirecek harekette bulunma böyle. Beni bu zalimler topluluğu ile bir tutma.”
Bahaeddin Sağlam
Musa, kızgın ve üzüntülü olarak kavmine dönünce: “Benden donra ne kötü bir duruma düşmüşsünüz. Rabbinizin azabının çabuk gelmesini mi istediniz?” dedi, levhaları yere attı. Kardeşinin başından tutarak onu kendine çekti. Kardeşi Musa’ya dedi ki: “Ey kardeş, kavmimiz beni etkisiz bıraktılar. Nerde ise beni öldüreceklerdi. Bana düşmanları sevindirecek şekilde davranma, beni bu zalim toplum ile bir sayma.”
Bayraktar Bayraklı
Mûsâ, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: “Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” Levhaları yere atıp, kardeşinin başını tuttu, onu kendisine doğru çekti. Kardeşi dedi ki: “Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Neredeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürtme! Beni şu zâlim topluluk ile bir tutma!”