1007. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، قَالَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي الضُّحَى، عَنْ مَسْرُوقٍ، قَالَ كُنَّا عِنْدَ عَبْدِ اللَّهِ فَقَالَ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم لَمَّا رَأَى مِنَ النَّاسِ إِدْبَارًا قَالَ " اللَّهُمَّ سَبْعٌ كَسَبْعِ يُوسُفَ ". فَأَخَذَتْهُمْ سَنَةٌ حَصَّتْ كُلَّ شَىْءٍ حَتَّى أَكَلُوا الْجُلُودَ وَالْمَيْتَةَ وَالْجِيَفَ، وَيَنْظُرَ أَحَدُهُمْ إِلَى السَّمَاءِ فَيَرَى الدُّخَانَ مِنَ الْجُوعِ، فَأَتَاهُ أَبُو سُفْيَانَ فَقَالَ يَا مُحَمَّدُ إِنَّكَ تَأْمُرُ بِطَاعَةِ اللَّهِ وَبِصِلَةِ الرَّحِمِ وَإِنَّ قَوْمَكَ قَدْ هَلَكُوا، فَادْعُ اللَّهَ لَهُمْ قَالَ اللَّهُ تَعَالَى {فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ} إِلَى قَوْلِهِ {عَائِدُونَ * يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى} فَالْبَطْشَةُ يَوْمَ بَدْرٍ، وَقَدْ مَضَتِ الدُّخَانُ وَالْبَطْشَةُ وَاللِّزَامُ وَآيَةُ الرُّومِ.
Osman b. Ebî Şeybe bize tahdis etti, dedi ki: Cerîr bize tahdis etti; Mansûr’dan, o Ebû’d-Duhâ’dan, o Mesrûk’tan [naklen] dedi ki: Abdullah [b. Mesud]’un yanındaydık. Şöyle dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, insanlarda [hakka karşı] bir idbâr (yüz çevirme) gördüğünde: “Allah’ım! Yusuf’un [zamanındaki] yedi [yıl] gibi yedi [yıl kıtlık ver]” dedi. Bunun üzerine onları her şeyi silip süpüren bir sene (kıtlık yılı) yakaladı; hatta deri, leş ve cife yiyecek hale geldiler. Onlardan biri gökyüzüne baktığında açlıktan dolayı [etrafı] duman gibi görürdü. Ebû Süfyân [Nebi’ye] geldi ve: “Ey Muhammed! Şüphesiz sen Allah’a itaati ve akrabalık bağını gözetmeyi emrediyorsun. Kavmin ise helak oldu. Onlar için Allah’a dua et” dedi. Allah Teâlâ şöyle buyurur: { فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ } “O halde göğün, apaçık bir duman getireceği günü gözetle!” [Duhân, 10] ayetinden { عَائِدُونَ * يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى } “...Siz ise yine [eski halinize] dönecek olanlarsınız. En büyük şiddetle yakalayacağımız gün...” [Duhân, 15-16] ayetine kadar. “Şiddetli yakalayış” (batşa) Bedir günü [gerçekleşmiş]dir. Duhân (duman), batşa (şiddetli yakalayış), lizâm (ayrılmaz ceza) ve Rûm ayeti [mucizesi] geçip gitmiştir.