2508. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، حَدَّثَنَا قَتَادَةُ، عَنْ أَنَسٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ وَلَقَدْ رَهَنَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم دِرْعَهُ بِشَعِيرٍ، وَمَشَيْتُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِخُبْزِ شَعِيرٍ وَإِهَالَةٍ سَنِخَةٍ، وَلَقَدْ سَمِعْتُهُ يَقُولُ " مَا أَصْبَحَ لآلِ مُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم إِلاَّ صَاعٌ، وَلاَ أَمْسَى ". وَإِنَّهُمْ لَتِسْعَةُ أَبْيَاتٍ.
Müslim b. İbrâhîm bize tahdis etti, [o] dedi ki: Hişâm bize tahdis etti, [o] dedi ki: Katâde bize tahdis etti. [O] Enes radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, bir miktar arpa karşılığında zırhını rehin vermişti. Bir keresinde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e arpa ekmeği ve tadı bozulmuş (seniha) bir miktar iç yağı götürmüştüm. Onun şöyle dediğini işittim: ‘Muhammed ailesinin yanında ne sabah ne de akşam [yenecek] bir sa’ [yiyecekten] fazlası bulunmadı.’ Halbuki onlar dokuz ev halkıydı.”
2509. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ تَذَاكَرْنَا عِنْدَ إِبْرَاهِيمَ الرَّهْنَ، وَالْقَبِيلَ فِي السَّلَفِ، فَقَالَ إِبْرَاهِيمُ حَدَّثَنَا الأَسْوَدُ عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اشْتَرَى مِنْ يَهُودِيٍّ طَعَامًا إِلَى أَجَلٍ وَرَهَنَهُ دِرْعَهُ.
Müsedded bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdülvâhid bize tahdis etti, [o] dedi ki: el-A’meş bize tahdis etti. [O] şöyle dedi: İbrâhîm’in yanında veresiye (selef) alışverişte rehin vermeyi ve kefil (kabîl) bulunmasını müzakere ettik. İbrâhîm şöyle dedi: el-Esved bize, Âişe radıyallâhu anhâ’dan [naklederek] tahdis etti ki; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir Yahudi’den belirli bir süreye kadar yiyecek satın aldı ve karşılığında zırhını ona rehin verdi.
2510. Hadis
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ عَمْرٌو سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ لِكَعْبِ بْنِ الأَشْرَفِ فَإِنَّهُ آذَى اللَّهَ وَرَسُولَهُ صلى الله عليه وسلم ". فَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ مَسْلَمَةَ أَنَا. فَأَتَاهُ فَقَالَ أَرَدْنَا أَنْ تُسْلِفَنَا وَسْقًا أَوْ وَسْقَيْنِ. فَقَالَ ارْهَنُونِي نِسَاءَكُمْ. قَالُوا كَيْفَ نَرْهَنُكَ نِسَاءَنَا، وَأَنْتَ أَجْمَلُ الْعَرَبِ قَالَ فَارْهَنُونِي أَبْنَاءَكُمْ. قَالُوا كَيْفَ نَرْهَنُ أَبْنَاءَنَا فَيُسَبُّ أَحَدُهُمْ، فَيُقَالُ رُهِنَ بِوَسْقٍ أَوْ وَسْقَيْنِ هَذَا عَارٌ عَلَيْنَا وَلَكِنَّا نَرْهَنُكَ اللأْمَةَ ـ قَالَ سُفْيَانُ يَعْنِي السِّلاَحَ ـ فَوَعَدَهُ أَنْ يَأْتِيَهُ فَقَتَلُوهُ، ثُمَّ أَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ.
Alî b. Abdullah bize tahdis etti, [o] dedi ki: Süfyân bize tahdis etti. [O] şöyle dedi: Amr, Câbir b. Abdullah radıyallâhu anhumâ’yı [şöyle] derken işitmiş: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah’a ve Resûlüne eziyet eden Ka’b b. el-Eşref’in [hakkından gelmeye] kim var?” buyurdu. Muhammed b. Mesleme: “Ben [varım]!” dedi. Yanına gidip: “Bize bir veya iki vesak ödünç (selef) vermeni istiyoruz” dedi. [Ka’b]: “Kadınlarınızı bana rehin verin” dedi. [Muhammed b. Mesleme ve arkadaşları]: “Sen Arapların en yakışıklısısın; kadınlarımızı sana nasıl rehin veririz?” dediler. [Ka’b]: “O halde oğullarınızı bana rehin verin” dedi. “Oğullarımızı nasıl rehin verelim? [Yarın bir gün] onlardan birine sövülür ve: ‘Bir veya iki vesak karşılığında rehin verildi!’ denilir. Bu bizim için bir ardır (utançtır). Lakin biz sana le'meyi rehin verelim” dediler. —Süfyân bununla silahı (silâh) kastettiklerini söyledi.— Ona [silahları getirmek üzere] söz verdiler ve sonra [gelip] onu öldürdüler. Ardından Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip durumu haber verdiler.
2511. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنْ عَامِرٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ " الرَّهْنُ يُرْكَبُ بِنَفَقَتِهِ، وَيُشْرَبُ لَبَنُ الدَّرِّ إِذَا كَانَ مَرْهُونًا ".
Ebû Nuaym bize tahdis etti, [o] dedi ki: Zekeriyyâ bize tahdis etti. [O] Âmir’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek şöyle] dedi: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyururdu: “Rehin [bırakılan hayvana], masrafı (nefaka) karşılığında binilir. Rehin bırakıldığında, sütü olan [hayvanın] sütü de [yine masrafı karşılığında] içilir.”
2512. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، أَخْبَرَنَا زَكَرِيَّاءُ، عَنِ الشَّعْبِيِّ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم. " الرَّهْنُ يُرْكَبُ بِنَفَقَتِهِ إِذَا كَانَ مَرْهُونًا، وَلَبَنُ الدَّرِّ يُشْرَبُ بِنَفَقَتِهِ إِذَا كَانَ مَرْهُونًا، وَعَلَى الَّذِي يَرْكَبُ وَيَشْرَبُ النَّفَقَةُ ".
Muhammed b. Mukâtil bize tahdis etti, [o] dedi ki: Abdullah bize haber verdi, [o] dedi ki: Zekeriyyâ bize haber verdi. [O] eş-Şa’bî’den; [o da] Ebû Hüreyre radıyallâhu anh’dan [naklederek] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Rehin [bırakılan hayvana], rehin kaldığı sürece masrafı (nefaka) karşılığında binilir. Sütü olan [hayvanın] sütü de rehin kaldığı sürece masrafı karşılığında içilir. Binecek ve içecek olan kimse üzerine o [hayvanın] masrafı (nefaka) aittir.”
2513. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتِ اشْتَرَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ يَهُودِيٍّ طَعَامًا وَرَهَنَهُ دِرْعَهُ.
Kuteybe bize tahdis etti, [o] dedi ki: Cerîr bize tahdis etti. [O] el-A’meş’ten; [o] İbrâhîm’den; [o] el-Esved’den; [o da] Âişe radıyallâhu anhâ’dan [naklederek] şöyle dedi: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem; bir Yahudi’den yiyecek satın aldı ve zırhını ona rehin verdi.”
2514. Hadis
حَدَّثَنَا خَلاَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا نَافِعُ بْنُ عُمَرَ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ كَتَبْتُ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فَكَتَبَ إِلَىَّ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَضَى أَنَّ الْيَمِينَ عَلَى الْمُدَّعَى عَلَيْهِ.
Hallâd b. Yahyâ bize tahdis etti, [o] dedi ki: Nâfi’ b. Ömer bize tahdis etti. [O] İbn Ebî Müleyke’den [nakletti]. [İbn Ebî Müleyke] şöyle dedi: İbn Abbâs’a [mektup] yazdım; o da bana, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem’in: “Yemin, davalıya (müddeâ aleyh) aittir” şeklinde hükmettiğini yazdı.
2515. Hadis
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ ـ رضى الله عنه مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ، يَسْتَحِقُّ بِهَا مَالاً وَهْوَ فِيهَا فَاجِرٌ، لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ، فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَصْدِيقَ ذَلِكَ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً} فَقَرَأَ إِلَى {عَذَابٌ أَلِيمٌ}.ثُمَّ إِنَّ الأَشْعَثَ بْنَ قَيْسٍ خَرَجَ إِلَيْنَا فَقَالَ مَا يُحَدِّثُكُمْ أَبُو عَبْدِ الرَّحْمَنِ قَالَ فَحَدَّثْنَاهُ قَالَ فَقَالَ صَدَقَ لَفِيَّ وَاللَّهِ أُنْزِلَتْ، كَانَتْ بَيْنِي وَبَيْنَ رَجُلٍ خُصُومَةٌ فِي بِئْرٍ فَاخْتَصَمْنَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " شَاهِدُكَ أَوْ يَمِينُهُ ". قُلْتُ إِنَّهُ إِذًا يَحْلِفُ وَلاَ يُبَالِي. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينٍ يَسْتَحِقُّ بِهَا مَالاً هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ، لَقِيَ اللَّهَ وَهْوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ". فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَصْدِيقَ ذَلِكَ، ثُمَّ اقْتَرَأَ هَذِهِ الآيَةَ {إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً} إِلَى {وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ}.
Kuteybe b. Saîd bize tahdis etti, [o] dedi ki: Cerîr bize tahdis etti. [O] Mansûr’dan; [o] Ebû Vâil’den [nakletti]. Abdullah [b. Mes’ûd] radıyallâhu anh şöyle dedi: “Kim, bir malı haksız yere elde etmek için yalan yere (fâcir) yemin ederse; Allah’ın huzuruna çıktığında O’nu kendisine gazap etmiş olarak bulur. Allah, bunu tasdik etmek üzere: { إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلاً } ‘Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedel karşılığında satanlar...’ ayetini ‘elem verici bir azap’ [ifadesine] kadar (Âl-i İmrân, 77) indirdi.” Sonra el-Eş’as b. Kays yanımıza çıktı ve: “Ebû Abdurrahmân (İbn Mes’ûd) size ne tahdis etti?” diye sordu. Biz de [bu hadisi] ona anlattık. Bunun üzerine [Eş’as]: “Doğru söylemiş; vallahi bu ayet benim hakkımda nazil oldu. Benimle bir adam arasında bir kuyu hakkında husumet vardı, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzurunda davalaştık. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Ya şahidini [getirirsin] ya da o [karşı taraf] yemin eder’ buyurdu. Ben: ‘O zaman hemen [yalan yere] yemin eder ve buna hiç aldırmaz’ dedim. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Kim, bir malı haksız yere elde etmek için yalan yere yemin ederse; Allah’ın huzuruna çıktığında O’nu kendisine gazap etmiş olarak bulur’ buyurdu. Allah bunu tasdik etmek üzere o ayeti indirdi.” Sonra [Eş’as] şu ayeti okudu: “Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedel karşılığında satanlar... [onlar için elem verici bir azap vardır.]”