2942. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ أَبِي حَازِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ سَهْلِ بْنِ سَعْد ٍ ـ رضى الله عنه ـ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ يَوْمَ خَيْبَرَ " لأُعْطِيَنَّ الرَّايَةَ رَجُلاً يَفْتَحُ اللَّهُ عَلَى يَدَيْهِ ". فَقَامُوا يَرْجُونَ لِذَلِكَ أَيُّهُمْ يُعْطَى، فَغَدَوْا وَكُلُّهُمْ يَرْجُو أَنْ يُعْطَى فَقَالَ " أَيْنَ عَلِيٌّ ". فَقِيلَ يَشْتَكِي عَيْنَيْهِ، فَأَمَرَ فَدُعِيَ لَهُ، فَبَصَقَ فِي عَيْنَيْهِ، فَبَرَأَ مَكَانَهُ حَتَّى كَأَنَّهُ لَمْ يَكُنْ بِهِ شَىْءٌ فَقَالَ نُقَاتِلُهُمْ حَتَّى يَكُونُوا مِثْلَنَا. فَقَالَ " عَلَى رِسْلِكَ حَتَّى تَنْزِلَ بِسَاحَتِهِمْ، ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ، وَأَخْبِرْهُمْ بِمَا يَجِبُ عَلَيْهِمْ، فَوَاللَّهِ لأَنْ يُهْدَى بِكَ رَجُلٌ وَاحِدٌ خَيْرٌ لَكَ مِنْ حُمْرِ النَّعَمِ ".
Bize Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî tahdis etti. Bize Abdülaziz b. Ebî Hâzim, babasından, o da Sehl b. Sa’d’dan —radıyallâhu anh— [naklederek şunları söyledi]: Hayber günü Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem—’i: "Liva'yı (sancağı) muhakkak Allah'ın elleriyle fetih ihsan edeceği bir adama vereceğim." buyururken işitti. [Bunun üzerine ashab] hangisine verilecek diye umut ederek beklediler. Sabah olduğunda hepsi sancağın kendisine verilmesini umuyordu. [Fakat Nebi]: "Ali nerede?" buyurdu. "Gözlerinden rahatsız." denildi. Emir buyurdu, [Ali] çağırıldı. [Nebi] onun gözlerine tükürdü ve [Ali] üzerindeki rahatsızlıktan hiçbir eser kalmamış gibi anında iyileşti. [Ali]: "Onlarla bizler gibi (müslüman) oluncaya kadar savaşırız." dedi. [Nebi] şöyle buyurdu: "Onların sahalarına ininceye kadar sükûnetini koru. Sonra onları İslam'a davet et ve onlara yerine getirmeleri gereken vecibelerini haber ver. Vallahi, Allah'ın senin vesilenle bir tek kişiye hidayet vermesi, senin için kızıl develerden daha hayırlıdır."