3041. Hadis
حَدَّثَنَا الْمَكِّيُّ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، أَخْبَرَنَا يَزِيدُ بْنُ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ قَالَ خَرَجْتُ مِنَ الْمَدِينَةِ ذَاهِبًا نَحْوَ الْغَابَةِ، حَتَّى إِذَا كُنْتُ بِثَنِيَّةِ الْغَابَةِ لَقِيَنِي غُلاَمٌ لِعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ قُلْتُ وَيْحَكَ، مَا بِكَ قَالَ أُخِذَتْ لِقَاحُ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم. قُلْتُ مَنْ أَخَذَهَا قَالَ غَطَفَانُ وَفَزَارَةُ. فَصَرَخْتُ ثَلاَثَ صَرَخَاتٍ أَسْمَعْتُ مَا بَيْنَ لاَبَتَيْهَا يَا صَبَاحَاهْ، يَا صَبَاحَاهْ. ثُمَّ انْدَفَعْتُ حَتَّى أَلْقَاهُمْ وَقَدْ أَخَذُوهَا، فَجَعَلْتُ أَرْمِيهِمْ وَأَقُولُ أَنَا ابْنُ الأَكْوَعِ، وَالْيَوْمُ يَوْمُ الرُّضَّعِ، فَاسْتَنْقَذْتُهَا مِنْهُمْ قَبْلَ أَنْ يَشْرَبُوا، فَأَقْبَلْتُ بِهَا أَسُوقُهَا، فَلَقِيَنِي النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّ الْقَوْمَ عِطَاشٌ، وَإِنِّي أَعْجَلْتُهُمْ أَنْ يَشْرَبُوا سِقْيَهُمْ، فَابْعَثْ فِي إِثْرِهِمْ، فَقَالَ " يَا ابْنَ الأَكْوَعِ، مَلَكْتَ فَأَسْجِحْ. إِنَّ الْقَوْمَ يُقْرَوْنَ فِي قَوْمِهِمْ ".
Bize Mekkî b. İbrâhîm tahdis etti. Bize Yezîd b. Ebû Ubeyd haber verdi. Seleme b. el-Ekva’ —radıyallâhu anh— şöyle tahdis etmiştir: Medine’den çıkmış Gâbe tarafına gidiyordum. Gâbe geçidine varmışken Abdurrahman b. Avf’ın bir kölesiyle karşılaştım. «Vah sana! Neyin var?» dedim. Köle: «Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—’in sağmal develeri kaçırıldı!» dedi. «Onları kim aldı?» diye sordum. «Gatafân ve Fezâre kabileleri!» dedi. Bunun üzerine sesimi Medine’nin iki taşlığı arasındakilere duyuracak kadar yüksek sesle üç defa: «Yâ Sabâhâh! Yâ Sabâhâh! (Ey halkım, yetişin!)» diye bağırdım. Sonra hızla atılıp onlara ulaştım; develeri götürüyorlardı. Onları ok yağmuruna tutmaya başladım; bir yandan da: 'Ben İbnü'l-Ekva'yım! Bugün, alçakların (helak) günüdür!' diyordum. Onlar develerin sütünden içemeden develeri ellerinden kurtardım. Develeri önüme katıp sürerken Nebi —sallallâhu aleyhi ve sellem— ile karşılaştım: «Ya Resûlullah! O topluluk şu an susuzdur; develeri kurtararak onları telaşla kaçırttım, şimdi peşlerine (asker) gönder!» dedim. Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— ise: «Ey İbnü'l-Ekva'! Artık onlara galip geldin (develeri kurtardın), o halde bağışlayıcı davran (peşlerini bırak). Zira o topluluk şu an kendi kavimlerinin yanına varmış, ağırlanmaktadırlar.» buyurdu.