Humusun Farz Kılınması Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

3131. Hadis

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عُفَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ وَزَعَمَ عُرْوَةُ أَنَّ مَرْوَانَ بْنَ الْحَكَمِ، وَمِسْوَرَ بْنَ مَخْرَمَةَ، أَخْبَرَاهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ حِينَ جَاءَهُ وَفْدُ هَوَازِنَ مُسْلِمِينَ، فَسَأَلُوهُ أَنْ يَرُدَّ إِلَيْهِمْ أَمْوَالَهُمْ وَسَبْيَهُمْ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ أَحَبُّ الْحَدِيثِ إِلَىَّ أَصْدَقُهُ، فَاخْتَارُوا إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ إِمَّا السَّبْىَ وَإِمَّا الْمَالَ، وَقَدْ كُنْتُ اسْتَأْنَيْتُ بِهِمْ ‏"‏‏.‏ وَقَدْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْتَظَرَ آخِرَهُمْ بِضْعَ عَشْرَةَ لَيْلَةً، حِينَ قَفَلَ مِنَ الطَّائِفِ، فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم غَيْرُ رَادٍّ إِلَيْهِمْ إِلاَّ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ‏.‏ قَالُوا فَإِنَّا نَخْتَارُ سَبْيَنَا، فَقَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي الْمُسْلِمِينَ فَأَثْنَى عَلَى اللَّهِ بِمَا هُوَ أَهْلُهُ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّ إِخْوَانَكُمْ هَؤُلاَءِ قَدْ جَاءُونَا تَائِبِينَ، وَإِنِّي قَدْ رَأَيْتُ أَنْ أَرُدَّ إِلَيْهِمْ سَبْيَهُمْ، مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُطَيِّبَ فَلْيَفْعَلْ، وَمَنْ أَحَبَّ مِنْكُمْ أَنْ يَكُونَ عَلَى حَظِّهِ حَتَّى نُعْطِيَهُ إِيَّاهُ مِنْ أَوَّلِ مَا يُفِيءُ اللَّهُ عَلَيْنَا فَلْيَفْعَلْ ‏"‏‏.‏ فَقَالَ النَّاسُ قَدْ طَيَّبْنَا ذَلِكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ لَهُمْ‏.‏ فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّا لاَ نَدْرِي مَنْ أَذِنَ مِنْكُمْ فِي ذَلِكَ مِمَّنْ لَمْ يَأْذَنْ، فَارْجِعُوا حَتَّى يَرْفَعَ إِلَيْنَا عُرَفَاؤُكُمْ أَمْرَكُمْ ‏"‏ فَرَجَعَ النَّاسُ، فَكَلَّمَهُمْ عُرَفَاؤُهُمْ، ثُمَّ رَجَعُوا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرُوهُ أَنَّهُمْ قَدْ طَيَّبُوا فَأَذِنُوا‏.‏ فَهَذَا الَّذِي بَلَغَنَا عَنْ سَبْىِ هَوَازِنَ‏.‏

Bize Saîd b. Ufeyr tahdis etti. Bana el-Leys tahdis etti. Bana Ukıyl, İbn Şihâb’dan tahdis etti; dedi ki: Urve’nin naklettiğine göre Mervân b. el-Hakem ve Misver b. Mahreme ona şunu haber verdiler: Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—, Havâzin heyeti müslüman olarak yanına gelip de ellerinden alınan mallarının ve esirlerinin iadesini istediklerinde onlara şunları söyledi: 'Benim için sözlerin en sevimlisi, en doğru olanıdır. Şimdi şu iki seçenekten birini tercih edin: Ya esirlerinizi [namusunuzu] ya da mallarınızı geri alacaksınız. Hâlbuki ben (müslüman olup gelirsiniz diye) sizi epey bekletmiştim.' Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— Tâif seferinden döndüğünde onların gelmesi için on küsur gece beklemişti. Havâzinliler, Efendimiz’in ancak bir seçeneği iade edeceğini anlayınca: 'Biz esirlerimizi tercih ediyoruz.' dediler. Bunun üzerine Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem— müslümanların huzurunda ayağa kalktı, Allah’a layıkıyla hamd ü sena ettikten sonra şöyle buyurdu: 'Emdi (bundan sonra); şu (din) kardeşleriniz bize tövbe ederek [müslüman olarak] geldiler. Ben de esirlerini onlara iade etmeyi uygun buldum. İçinizden kim bunu gönül hoşluğuyla [teberruen] yapmak isterse yapsın. Kim de kendi ganimet payına sıkı sıkıya sarılmak isterse —ki Allah’ın bize nasip edeceği ilk fey malından bu hakkını ona tastamam ödeyelim— o da razı olsun (ve esiri geri versin).' İnsanlar hep bir ağızdan: 'Ya Resûlullah! Biz bu durumu onlar için gönül rızasıyla kabul ettik!' dediler. Fakat Resûlullah —sallallâhu aleyhi ve sellem—: 'Biz bu toplu beyan içinden kimin gerçekten izin verdiğini, kimin vermediğini tek tek ayırt edemeyiz. Şimdi yerlerinize dönün de kabile temsilcileriniz [arifleriniz] sizin kararınızı bize ulaştırsın.' buyurdu. Halk geri döndü, temsilcileri onlarla görüştü; nihayet temsilciler Resûlullah’a gelerek hepsinin gönül hoşluğuyla izin verdiğini haber verdiler. Havâzin esirleri hadisesi hakkında bize ulaşan bilgi işte budur.