Tefsir Kitabı

El-Buhari · Sahih-i Buhari (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

4727. Hadis

حَدَّثَنِي قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ دِينَارٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ قُلْتُ لاِبْنِ عَبَّاسٍ إِنَّ نَوْفًا الْبَكَالِيَّ يَزْعُمُ أَنَّ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ لَيْسَ بِمُوسَى الْخَضِرِ‏.‏ فَقَالَ كَذَبَ عَدُوُّ اللَّهِ حَدَّثَنَا أُبَىُّ بْنُ كَعْبٍ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏"‏ قَامَ مُوسَى خَطِيبًا فِي بَنِي إِسْرَائِيلَ فَقِيلَ لَهُ أَىُّ النَّاسِ أَعْلَمُ قَالَ أَنَا، فَعَتَبَ اللَّهُ عَلَيْهِ، إِذْ لَمْ يَرُدَّ الْعِلْمَ إِلَيْهِ، وَأَوْحَى إِلَيْهِ بَلَى عَبْدٌ مِنْ عِبَادِي بِمَجْمَعِ الْبَحْرَيْنِ، هُوَ أَعْلَمُ مِنْكَ قَالَ أَىْ رَبِّ كَيْفَ السَّبِيلُ إِلَيْهِ قَالَ تَأْخُذُ حُوتًا فِي مِكْتَلٍ فَحَيْثُمَا فَقَدْتَ الْحُوتَ فَاتَّبِعْهُ قَالَ فَخَرَجَ مُوسَى، وَمَعَهُ فَتَاهُ يُوشَعُ بْنُ نُونٍ، وَمَعَهُمَا الْحُوتُ حَتَّى انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ، فَنَزَلاَ عِنْدَهَا قَالَ فَوَضَعَ مُوسَى رَأْسَهُ فَنَامَ ـ قَالَ سُفْيَانُ وَفِي حَدِيثِ غَيْرِ عَمْرٍو قَالَ ـ وَفِي أَصْلِ الصَّخْرَةِ عَيْنٌ يُقَالُ لَهَا الْحَيَاةُ لاَ يُصِيبُ مِنْ مَائِهَا شَىْءٌ إِلاَّ حَيِيَ، فَأَصَابَ الْحُوتَ مِنْ مَاءِ تِلْكَ الْعَيْنِ، قَالَ فَتَحَرَّكَ، وَانْسَلَّ مِنَ الْمِكْتَلِ، فَدَخَلَ الْبَحْرَ فَلَمَّا اسْتَيْقَظَ مُوسَى ‏{‏قَالَ لِفَتَاهُ آتِنَا غَدَاءَنَا‏}‏ الآيَةَ قَالَ وَلَمْ يَجِدِ النَّصَبَ حَتَّى جَاوَزَ مَا أُمِرَ بِهِ، قَالَ لَهُ فَتَاهُ يُوشَعُ بْنُ نُونٍ ‏{‏أَرَأَيْتَ إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ فَإِنِّي نَسِيتُ الْحُوتَ‏}‏ الآيَةَ قَالَ فَرَجَعَا يَقُصَّانِ فِي آثَارِهِمَا، فَوَجَدَا فِي الْبَحْرِ كَالطَّاقِ مَمَرَّ الْحُوتِ، فَكَانَ لِفَتَاهُ عَجَبًا، وَلِلْحُوتِ سَرَبًا قَالَ فَلَمَّا انْتَهَيَا إِلَى الصَّخْرَةِ، إِذْ هُمَا بِرَجُلٍ مُسَجًّى بِثَوْبٍ، فَسَلَّمَ عَلَيْهِ مُوسَى قَالَ وَأَنَّى بِأَرْضِكَ السَّلاَمُ فَقَالَ أَنَا مُوسَى‏.‏ قَالَ مُوسَى بَنِي إِسْرَائِيلَ قَالَ نَعَمْ هَلْ أَتَّبِعُكَ عَلَى أَنْ تُعَلِّمَنِي مِمَّا عُلِّمْتَ رَشَدًا‏.‏ قَالَ لَهُ الْخَضِرُ يَا مُوسَى إِنَّكَ عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَكَهُ اللَّهُ لاَ أَعْلَمُهُ، وَأَنَا عَلَى عِلْمٍ مِنْ عِلْمِ اللَّهِ عَلَّمَنِيهِ اللَّهُ لاَ تَعْلَمُهُ‏.‏ قَالَ بَلْ أَتَّبِعُكَ‏.‏ قَالَ فَإِنِ اتَّبَعْتَنِي فَلاَ تَسْأَلْنِي عَنْ شَىْءٍ حَتَّى أُحْدِثَ لَكَ مِنْهُ ذِكْرًا، فَانْطَلَقَا يَمْشِيَانِ عَلَى السَّاحِلِ فَمَرَّتْ بِهِمَا سَفِينَةٌ فَعُرِفَ الْخَضِرُ فَحَمَلُوهُمْ فِي سَفِينَتِهِمْ بِغَيْرِ نَوْلٍ ـ يَقُولُ بِغَيْرِ أَجْرٍ ـ فَرَكِبَا السَّفِينَةَ قَالَ وَوَقَعَ عُصْفُورٌ عَلَى حَرْفِ السَّفِينَةِ، فَغَمَسَ مِنْقَارَهُ الْبَحْرَ فَقَالَ الْخَضِرُ لِمُوسَى مَا عِلْمُكَ وَعِلْمِي وَعِلْمُ الْخَلاَئِقِ فِي عِلْمِ اللَّهِ إِلاَّ مِقْدَارُ مَا غَمَسَ هَذَا الْعُصْفُورُ مِنْقَارَهُ قَالَ فَلَمْ يَفْجَأْ مُوسَى، إِذْ عَمَدَ الْخَضِرُ إِلَى قَدُومٍ فَخَرَقَ السَّفِينَةَ، فَقَالَ لَهُ مُوسَى قَوْمٌ حَمَلُونَا بِغَيْرِ نَوْلٍ، عَمَدْتَ إِلَى سَفِينَتِهِمْ فَخَرَقْتَهَا ‏{‏لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا لَقَدْ جِئْتَ‏}‏ الآيَةَ فَانْطَلَقَا إِذَا هُمَا بِغُلاَمٍ يَلْعَبُ مَعَ الْغِلْمَانِ، فَأَخَذَ الْخَضِرُ بِرَأْسِهِ فَقَطَعَهُ‏.‏ قَالَ لَهُ مُوسَى ‏{‏أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا * قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ‏}‏ فَقَالَ بِيَدِهِ هَكَذَا فَأَقَامَهُ، فَقَالَ لَهُ مُوسَى إِنَّا دَخَلْنَا هَذِهِ الْقَرْيَةَ، فَلَمْ يُضَيِّفُونَا وَلَمْ يُطْعِمُونَا، لَوْ شِئْتَ لاَتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا‏.‏ قَالَ هَذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَدِدْنَا أَنَّ مُوسَى صَبَرَ حَتَّى يُقَصَّ عَلَيْنَا مِنْ أَمْرِهِمَا ‏"‏‏.‏ قَالَ وَكَانَ ابْنُ عَبَّاسٍ يَقْرَأُ وَكَانَ أَمَامَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ صَالِحَةٍ غَصْبًا، وَأَمَّا الْغُلاَمُ فَكَانَ كَافِرًا‏.‏

Bana Kuteybe bin Saîd tahdis etti, [şöyle] dedi: Bana Süfyan bin Uyeyne tahdis etti, o Amr bin Dinar'dan, o da Saîd bin Cübeyr'den [naklen] (şöyle) dedi: İbn Abbas'a: “Nevf el-Bekâlî, İsrailoğulları'nın Musa'sının Hızır'ın yanındaki Musa olmadığını iddia ediyor” dedim. [İbn Abbas]: “Allah'ın düşmanı yalan söylemiş! Bize Ubey bin Ka'b, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den [naklen] tahdis etti; (Nebi) şöyle buyurdu: «Musa, İsrailoğulları arasında bir konuşma (hutbe) yaptı. Ona: 'İnsanların en âlimi kimdir?' diye soruldu. (Musa): 'Benim' dedi. Bilgiyi Allah'a havale etmediği için Allah ona sitem etti ve ona: 'Hayır, iki denizin birleştiği yerde kullarımdan bir kulu var ki, o senden daha âlimdir' diye vahyetti. (Musa): 'Ey Rabbim! Ona (ulaşacak) yol nasıldır?' dedi. (Allah): 'Bir sepete bir balık al; balığı nerede kaybedersen onun peşinden git' buyurdu.» Musa ve beraberindeki genci Yûşa bin Nûn, yanlarında balık olduğu halde yola çıktılar. Nihayet bir kayanın yanına vardıklarında oraya indiler. Musa başını koyup uyudu. Süfyan dedi ki: «Amr'dan başkasının hadisinde şöyle geçer: Kayanın dibinde 'Hayat' denilen bir kaynak vardır; o kaynaktan kime [veya neye] bir damla su değerse [o şey] canlanır. İşte o kaynaktan balığa [bir miktar] su değdi.» Balık kımıldadı, sepetten sıyrılıp denize girdi. Musa uyandığında gencine: «Kahvaltımızı getir» (Kehf, 62) dedi. [Musa], kendisine emredilen o yeri geçinceye kadar yorgunluk hissetmemişti. Genci Yûşa bin Nûn ona: «Gördün mü? Kayanın yanına sığındığımızda ben balığı [orada] unutmuşum» (Kehf, 63) dedi. Hemen izlerini takip ederek geri döndüler. Balığın denizde [geçerken açtığı] yol, kemer gibi [bir iz] idi. Bu [durum] gencine şaşırtıcı gelmişti, balık için ise [bu gidiş] bir akıp gitme (serabâ) idi. Kayanın yanına vardıklarında örtüsüne bürünmüş bir adamla karşılaştılar. Musa ona selam verdi. [Hızır]: “Senin memleketinde selam ne gezer? Sen kimsin?” dedi. [Musa]: “Ben Musa'yım” dedi. [Hızır]: “İsrailoğulları'nın Musa'sı mı?” dedi. [Musa]: “Evet. Sana öğretilen o doğru bilgiden (rüşden) bana da öğretmen için seni takip edebilir miyim?” dedi. Hızır ona: “Ey Musa! Şüphesiz senin, Allah'ın sana öğrettiği ve benim bilmediğim bir bilgin var; benim de Allah'ın bana öğrettiği ve senin bilmediğin bir bilgim var” dedi. (Musa): “Hayır, seni takip edeceğim” dedi. (Hızır): “Öyleyse eğer beni takip edeceksen, ben sana kendim anlatıncaya kadar hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın” dedi. Sahil boyunca yürümeye başladılar. Yanlarından bir gemi geçti. Hızır'ı tanıdılar ve onları gemilerine ücretsiz aldılar. Gemiye bindiklerinde bir serçe gelip geminin kenarına kondu ve gagasını denize daldırdı. Hızır Musa'ya: “Senin bilgin, benim bilgim ve [bütün] mahlukatın bilgisi, Allah'ın bilgisi yanında ancak şu serçenin gagasını [denize] daldırdığı miktar kadardır” dedi. Nihayet Hızır ansızın bir kesere yönelip gemiyi deldi. Musa ona: “Şu topluluk bizi ücretsiz bindirdiler; sen ise içindekileri boğmak için bilerek gemilerini deldin! (Kehf, 71)” dedi. Yola devam ettiler ve nihayet çocuklarla oynayan bir çocukla karşılaştılar. Hızır çocuğun başını [eliyle] tutup kopardı. Musa ona: “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz (tertemiz) birini mi öldürdün? Gerçekten sen [münker] çok kötü bir iş yaptın. (Hızır): 'Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin dememiş miydim?' dedi” (Kehf, 74-75). Nihayet “bir köy halkına varıp onlardan yemek iştiler. Fakat köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. [Orada] yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler.” (Kehf, 77). [Hızır] eliyle şöyle yaparak onu düzeltti. Musa ona: “Gerçekten biz bu köye girdik; bizi ne misafir ettiler ne de doyurdular. İsteseydin bunun karşılığında bir ücret alabilirdin” dedi. (Hızır): “İşte bu, benimle senin aranın ayrılmasıdır. Sana, üzerinde sabredemediğin şeylerin içyüzünü (tevilini) haber vereceğim” (Kehf, 78) dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Keşke Musa biraz daha sabretseydi de Allah her ikisinin başına gelenleri bize anlatsaydı!» buyurdu. İbn Abbas [Kehf 79'u] şöyle okurdu: ‘...Ve önlerinde her sağlam gemiyi zorla alan bir kral vardı.’ [Kehf 80'deki] çocuğa gelince; o bir kâfirdi.”