6604. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ مَسْعُودٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ لَقَدْ خَطَبَنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم خُطْبَةً، مَا تَرَكَ فِيهَا شَيْئًا إِلَى قِيَامِ السَّاعَةِ إِلاَّ ذَكَرَهُ، عَلِمَهُ مَنْ عَلِمَهُ، وَجَهِلَهُ مَنْ جَهِلَهُ، إِنْ كُنْتُ لأَرَى الشَّىْءَ قَدْ نَسِيتُ، فَأَعْرِفُ مَا يَعْرِفُ الرَّجُلُ إِذَا غَابَ عَنْهُ فَرَآهُ فَعَرَفَهُ.
Musa b. Mes'ûd bize tahdis etti, Süfyan [es-Sevrî] bize tahdis etti; el-A'meş’ten; Ebu Vâil’den; Huzeyfe radıyallahu anh’dan [naklederek]. Dedi ki: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bize öyle bir hutbe irad etti ki; kıyamet saatine kadar (meydana gelecek) hiçbir şeyi bırakmadan hepsini zikretti. Onu belleyen belledi, (vaktiyle dinlemeyip veya unutup da) cahil kalan da cahil kaldı (bilemedi). Şüphesiz ben, zikredilen o şeylerden unuttuğum birini bir zaman sonra meydana gelirken görünce; tıpkı bir adamın, yanından ayrılan (tanıdığı) birini sonradan görüp tanıması gibi hemen tanırım (hatırlarım)!”